Müslüman olma sebepleri

'Dini Sorular ve Cevaplar' forumunda _Mr.PaNiK_ tarafından 17 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Müslüman olma sebepleri konusu Sual: Bir gayrimüslim, hangi sebeplerle Müslüman olur?
    CEVAP
    Bir kâfir, şu üç sebeple, Allah’ın lütfu, kendi araştırması ve birinin duasını almakla Müslüman olur.

    1- Allah’ın lütfu ile:
    Allahü teâlâ, bir kimsenin hidayetini, yani Müslüman olmasını dilemişse, o kimse, severek Müslüman olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslam’a açar.) [Enam 125]

    (Allah, dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini dalalette bırakır.) [İbrahim 4]

    2- Kendi araştırması ile:
    Bu yolla Müslüman olmuş çok kimse vardır. Hakkı, doğruyu bulmak gayreti ile, bütün dinleri inceler. İslamiyet’in güzelliğine hayran olup Müslüman olur. Allahü teâlâ, İslamiyet’i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğini vaat buyurmuştur. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.) [Ankebut 69]

    (Allah, kendine kavuşmak isteyenlere, kavuşturan yolu gösterir.) [Şura 13]

    Doğru yolu aramayıp, nefslerine uyarak iman etmeyenleri, azıp can yakanları, Cehennemde sonsuz olarak yakacağını haber veriyor. İslamiyet’i işitmeyen çok kimse vardır ki, akl-ı selimleri olduğu için, bozulmuş, uydurulmuş dinlerin adamlarına aldanmamışlar, astronomide ve fen bilgilerinde ve bilhassa tıb ilminde gördükleri nizamlı olayların birbirlerine bağlantılarını düşünerek, yaratılışın sırlarını, bu hesaplı düzenin gerçeğini anlamak istemişlerdir. Fransız Kaptan Kusto bunlardan birisidir.

    Allahü teâlânın, Ankebut suresinde vaat ettiği üzere, bunları iman etmeye sebep olan rehberlere, kitaplara kavuşturacağı, Ruhul-beyan tefsirinde de yazılıdır. Böyle mesut kimse anlar ki, her şeyi yaratan, bir Allah vardır. O, her şeyi görür, bilir, işitir. Her şeye gücü yeter. Gücü, kuvveti sonsuzdur. Her şeyi, zamanı gelince yok etmektedir. İnsanları tekrar dirilteceğini, hesaba çekeceğini, iman etmiş olanlara Cennette sonsuz nimetler vereceğini, imanı olmayanları, kâfirleri Cehennemde sonsuz yakacağını bildiriyor. Onun emirlerine uymaktan başka kurtuluş yolu yoktur.

    3- Birisinin duasına kavuşmakla:
    Birisinin duası ile Müslüman olmuş çok kimse vardır. Hazret-i Ömer bunlardan biridir. Hazret-i Hamza, imana gelince, Müslümanlar çok kuvvetlendi. Bu iş, kâfirlere güç geldi. Ebu Cehil, (Onu öldürmekten başka çare yok) dedi. Bunu yapana, çok miktarda deve ve altın vereceğini bildirdi. Ömer yerinden fırladı. (Bu işi, benden başkası yapamaz) dedi. Ömer’i alkışladılar. Ömer, kılıcını çekip önce kardeşinin evine gitti. Eniştesi Said ile kardeşi Fatıma, yeni gelen Taha suresini okuyorlardı. Ömer içeri girip bu hali görünce, eniştesini ve kardeşini dövmeye başladı. Fatıma,”Ya Ömer, başımızı kessen dönmeyiz” dedi. Ömer, ellerindeki kağıdı alıp Taha suresini okumaya başladı. Kur‘an-ı kerimin fesahati, belagatı ve manaları kalbini çok yumuşattı. (Hakikaten, ne kadar doğru) dedi. Bunu işiten Habbab, gizlendiği yerden çıkıp, Müjde ya Ömer, Resulullah, (Ya Rabbi, bu dini, Ebu Cehil ile veya Ömer ile kuvvetlendir) diye dua etmişti. Bu saadet sana nasip oldu dedi. Hazret-i Ömer hemen gidip Müslüman oldu. (Tirmizi)
     
  2. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Bugün müslüman olmak

    --------------------------------------------------------------------------------

    İman etmenin kor ateşi ele almak olduğu, İslam’ın garip, Müslümanların ise gariban olduğu bir zamanda Müslüman olmak…
    Müslüman olmanın adeta mazlum, mahrum ve mustazaf olmakla eşdeğer olduğu bir zamanda Müslüman olmak…
    İslam’ı yaşamanın maddi anlamda hiçbir avantaj sağlamadığı bir zamanda Müslüman olmak…
    İslam libasını giymekle birlikte, işinden aşından, okulundan, hak ve hukukundan alıkonulmanın an meselesi olduğu bir zamanda Müslüman olmak…
    Gerçek manada İslam’ı yaşamanın, fişlenmek, kara listelere alınmak, terörist ilan edilmek, sabıkalı olmak ve suçlu damgası yemek için yeterli sebep teşkil ettiği bir zamanda Müslüman olmak…
    Yalanlanmanın, alay edilmenin, hakarete uğramanın, dahası sürgünün, hicranın, boykot, işkence ve esaretin tabii sonuçlar olarak görülebileceği bir zaman ve zeminde Müslüman olmak…
    Ama cesur ve fedakâr Müslüman olmak.
    Aşku şevk ile kor ateşi avuçlayan, iman davasını kuşanma ve İslam’ı yaşama adına karşılaşılabilecek tüm çile ve sıkıntılara “merhaba”, Allah için olduktan sonra “ser seran ser çavan(başım gözüm üstüne)” diyebilen fedakâr Müslümanlardan olmak.
    Ve “Onlar ki, insanlar kendilerine; ‘ (düşmanınız olan) insanlar size zarar vermek için toplandılar. Artık kendiniz için korkun!’ dediklerinde, bu onların imanlarını artırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.’”(Al-i İmran-173) diyen kahraman mü’minlerden olmak.
    Ve “Onlar ki, bir musibetle karşılaştıklarında, ‘inna lillahi we inna ileyhi raciûn.’ (Biz Allah’tan geldik ve tekrar O’na döneceğiz.)” (Bakara 156) diyen gözü pek yiğitlerden olmak.
    İmanından, islami şahsiyetinden, zerre miktarınca taviz vermeyen, nebevi çizgiden bir milim dahi sapmayan, düşmanı sevindiren, dostları üzen hiçbir adım atmayan istikrarlı Müslüman olmak.

    Bugün Müslüman olmak…
    Bin bir şeytanın meydanlarda at koşturduğu bir zamanda Müslüman olmak…
    İslam’a ve Müslümanlara karşı her gün yeni bir senaryonun düzenlendiği, her gün yeni bir planın yapıldığı, her gün yeni bir paktın kurulduğu, yeni bir oluşumun start aldığı ve her gün yeni bir silahın üretildiği bir zamanda Müslüman olmak… İnsanların sindirildiği, fikirlerin dondurulduğu, düşüncenin yasaklandığı bir zamanda Müslüman olmak…
    İçtimai hayatın ifsada uğradığı, insanların bencilleştirildiği, egoizmin sınır tanımadığı bir zamanda Müslüman olmak…
    Güçlünün tamamen haklı olduğu, topu ve tüfeği olan için her şeyin meşru olduğu bir zamanda Müslüman olmak…
    Kurdun koyunlara çoban kılındığı, yarasalar yararına güneşin yasaklandığı, tilkilerin bayram ettiği bir zamanda Müslüman olmak…
    Ama dosdoğru Müslüman olmak.
    “Festeqim kema umirte” (Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.) (Hud-112) Emr-i
    İlahisini hayat düsturu edinerek, dosdoğru inanan ve inandığını dosdoğru yaşayan Müslüman olmak.
    Daima hakka istinad eden, haktan taviz vermeyen ve hakkı haykırmadan geri kalmayan dirayetli Müslüman olmak.
    Eğilmeden, bükülmeden, sağa sola sapmadan, başı dik, alnı ak bir şekilde hedefe ve huzura doğru ilerleyen iradeli, ilkeli Müslüman olmak.

    Bugün Müslüman olmak…
    Kapitalizmin hüküm ferma olduğu, ortalığı kasıp kavurduğu bir zamanda Müslüman olmak…Geçim endişesinin sistematik olarak halklara empoze edildiği, insanların maddi sıkıntılarla boğuşturulduğu, Kitlelerin maddi endişe veya arzularına köle edildiği ve bu noktadan sömürüldüğü bir zamanda Müslüman olmak…
    İnsanın bir kazancına karşın on harcama kaleminin çıkarıldığı, suni ve gereksiz harcamaların kalem kalem artığı, insanların önce aklen, fikren, ilmen, daha sonra maddi açıdan yoksulluğa sürüklendiği bir zamanda Müslüman olmak…
    Peygamberin tavsiye ettiği ticaretin bozulduğu, ticari ahlakın ifsada uğradığı, ticaret adı altında bin bir hile hırsızlık ve yolsuzluğun yapıldığı bir zamanda Müslüman olmak…
    Ekmeğin aslanın ağzında, dahası midesinde olduğu, dolayısıyla helal kazanca imkân ve yol kalmadığı, helal kazancın geçim için kâfi gelmediği, kişinin ister istemez haram dairesine kayacağı anlayışının iğne iğne aşılanmaya çalışıldığı bir zamanda Müslüman olmak…
    Ama şuurlu Müslüman olmak.
    Kapitalizmin kuşatmasına kapılmadan, tuzağına düşmeden, kendi öz anlayışı ile kendi yağında kavrulan bilinçli, şartlı, prensipli Müslüman olmak.

    Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
    Allah, hepimizin muîni olsun!.
     

Bu Sayfayı Paylaş