Lokman Hekim Efsanesi

'Masallar-Hikayeler-Destanlar' forumunda Dine tarafından 18 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Lokman Hekim Efsanesi konusu



    [​IMG]

    Lokman Hekim Efsanesi

    Yöre: Adana

    Adana ve çevresinde yüzyıllardır yaygın olarak Lokman Hekim efsaneleri anlatılmaktadır. Bunlardan bir tanesi şöyledir:

    Lokman Hekim inanışa göre bütün hekimlerin piri üstâdıdır. Her çiçeğin her otun özelliklerini tanıyan Lokman ilaç yapar derilere devâ bulunmuş. Bütün dünyayı dolaşmış. Çukurova'ya gelince ovanın bereket ve güzelliğine hayran olarak Misis'e yerleşmiş. Çevredeki bütün hastaları iyileştirmiş. Anık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar ölümsüz hayatın peşine düşmüşler. Kendileri için ölümsüzlük ilacını yapmasını istemişler.

    Lokman Hekim Çukurova'yı adım adım dolaşmış bütün bitkileri incelemiş. Bir gece dolaşmaktan yorgun düşmüş ve ulu bir çınarın altında uyuyakalmış. Bir ara bir ses duymuş:

    "Ey Lokman artık araman bitsin ben ölümsüz hayatın devâsıyım. Bundan böyle insanlara ve hayvanlara ölüm yok".

    Lokman Hekim sesin geldiği bitkiye doğru yürüyüp koparmış. Bu arada Tanrı Cebrail'e: "Yetiş Cebrail Lokman ölümsüzlüğe çare bulursa bu insanların hâli ne olur?" demiş.

    Bunun üzerine Cebrail pir-i fani kılığında Misis Havraniye tarafına bir gelmiş. Misis Köprüsü'nün üstünde Lokman Hekimle karşılaşmış. Cebrail: "Selamün aleyküm." dedikten sonra. Lokman'ın elindeki kitaba bakmak istemiş. Kitabı alıp coşkuyla akan Ceyhan Nehri'ne atmış. Kitabın ardından Lokman da suya atlamış; ama bulamamış. Yaz gelip sular çekilince ırmak boyunda aramaya devam etmiş. Sonunda kitabın sadece bir yaprağını arpa tarlasında bulmuş. Bugünkü tıp biliminin o günkü yapraktan geliştiğine inanılır. Yörede hâlâ efsanenin izlerine rastlanılmaktadır. Kitabın bulunduğu arpa tarlasının toprağı kutsal sayılır. Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze sararak çocuğun karnına koyarlar. [1]

    Bu hikâyenin farklı bir varyantı da şöyledir:

    Lokman Hekim bütün doktorların üstadıdır. Söylentilere göre bütün otların çiçeklerin dilinden anlayan Lokman Hekim bu bitkilerden türlü ilaçlar yaparmış. Her çiçek her ot dile gelir Lokman’a hangi hastalığı iyi edeceğini söylermiş.

    Bütün dünyayı dolaşan Lokman Hekim Çukurova’nın bereketli topraklarında her şeyin yetiştiğini görünce Misis şehrine yerleşmiş. Her derde deva olan Lokman Hekim çevresindeki hastaları iyi etmiş. Hastalıksız sapa sağlam yaşamaya başlayan insanlar Lokman’a gelerek ölümsüzlüğe de bir çare bulmasını istemişler. Lokman Hekim de ölümsüzlüğe çare olacak bitkiyi bulmak için Çukurova’yı adım adım dolaşmaya başlamış.

    Bir çınarın altında uyurken bir ses duymuş. “Lokman bunca zamandır araman-taraman bitsin ben ölümün ilacıyım. Bundan böyle insanlara da hayvanlara da ölüm yok”demiş. Kendisine seslenen otun yanı başına koşan Lokman Hekim ilacın nasıl yapılacağını da öğrenmiş bir deftere yazmış. Otu da kopararak Misis'e doğru yola koyulmuş...

    Misis’e varırken Ceyhan nehri üzerindeki Misis Köprüsü'nde duraksamış. Defteri de elindeymiş. Defterine yazdıklarına bakarak ilacı yapmaya koyulmuş. Tam yapıp bitireceği sırada aniden esen rüzgar defteri de otu da uçurarak suya düşürmüş. Efsane bu ya; Lokman Hekim de bu yüzden ölüme çare olacak ilacı bir daha bulamamış. Otlar da o tarihten sonra kendisine yüz çevirmişler. Bir daha onunla hiç konuşmamışlar. [2]
    İkinci bir Lokman Hekim hikayesi de şöyledir:

    Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Birgün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine:

    "Senin hastalığının çaresi yok öleceksin." demiş.

    Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip yörüklerden yoğurt süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış.

    Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yörük kadını bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş sonra da zehrini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş.

    Ağrıları iyice azan adam:

    "Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım." diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş. Lokman Hekim'e gidip: "Sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim." demiş.

    Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım sütü yılana içirip nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı; ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim." diye cevap vermiş.

    O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması halk tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır (*) [1]
    Dipnotlar
    (*) Kaynak Kişiler: Mehmet Topaktaş (öğretim üyesi) Ergün Değirmencioğlu (Pazarlamacı) Hakkı Yılmaz (makine bakımcısı) Ali Güler (çalışmıyor
     

Bu Sayfayı Paylaş