La Fontaine Masalları ve Hikayeleri

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_inci tarafından 3 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    La Fontaine Masalları ve Hikayeleri konusu
    La Fontaine Masalları ve Hikayeleri- Lafonten Hikayeleri La Fonten Hikayeleri Fabl Hikayeleri

    Oduncu İle Azrail

    Yoksul bir oduncu varmış ormandan odun keser sırtına yüklenip satarmış bir gün gene odunu yüklenmiş gidiyor yol yokuşmuş yaşlı amcanın dizlerinde derman kalmamış odunları yere bırakır der ki:
    nedir benim bu geçtiğim borçlarçocuklar birde bu yıllardır bi rahat nefes alamadım Ey Azrail gelde şu canımı al der demez Araili karşısında bulur azrail der:
    buyur benimi çağırdın oduncu:
    şey şu odunları sırtıma koyarmısın ama sakın canımı alma elbet bir alacaksın zaten der:
    Dertlerden kurtulmak ölüm çare değil insan her çeşit güçlüğe katlanır yeter ki ölüm olmasın.


    Jean de La Fontaine



    Hırsızlar Ve Eşek

    İki hırsız çaldıkları bir eşek yüzünden kavga etmeye başlamışlar. Hırsızlardan biri satalım diyor*muş; öteki ise satmamakta direniyormuş. Sonunda kavgaya tutuşmuşlar Başlamışlar yumruk yumruğa kavga etmeye.
    Onlar sille tokat kavga ededursun bir üçüncü hırsız gelmiş eşeği çekip götürmüş.
    Eşek bazen bir ülkedir. Hırsızlar ise krallar.O kadar savaşırlar uğraş verirler; fakat aldıkları . hiçbir ülke kendilerine kalmaz.Onlar savaşadursun hatta üçü de savaşsın; bir dördüncü hırsız çıkar üçünün de canına okur.
    Yapılacak en güzel şey uzlaşmaktır. İnsanlığa faydalı olan en güzel şey ne ise onu yapmaktır.
    Ne diyelimanlayana.

    Jean de La Fontaine



    Kurtla Kuzu
    Kim daha güçlüyse hep odur haklı; İnanmayan dinlesin bu masalı.
    Kuzunun biri su içiyormuş Pırıl pırıl bir dereden. Aç bir kurt çıkagelmiş yukardan Av peşinde besbelli.
    � Vay demiş öfkeyle; Sen kim oluyorsun da Suyumu bulandırıyorsun benim? Şimdi anlatırım ben sana.
    � Aman efendim demiş kuzu; Kızmayın da bir bakın nerdeyim. Ben nasıl bulandırırım suyunuzu Akıntı benden yana.
    Siz yukardasınız.
    Ben yirmi adım aşağıda.
    � Onu bunu bilmem demiş canavar; Bulandırıyorsun işte o kadar.
    Hem dahası var hımbıl:
    Sen bana küfretmişsin geçen yıl.
    � Nasıl olur Devletlim demiş kuzu; Geçen yıl dünyada yoktum.
    Süt kuzusuyum baksanıza.
    43
    � Sen değilsen kardeşindir ukala.
    � Kardeşim yok ki küfretsin size.
    � Seninkilerden biridir öyleyse; İşiniz gücünüz beni çekiştirmek Çobanlarınız köpeklerinizle birleşerek. Hepsini anlattılar bana.
    Size artık haddinizi bildirmeli
    Deyip kesmiş devletli;
    Kaptığı gibi kuzuyu doğru ormana
    Ve orada
    Görmüş hesabını güzelce;
    Danıştayı yargıtayı hepsi içinde.

    Jean de La Fontaine


    Karga İle Tilki
    Bir dala konmuştu karga cenapları;
    Ağzında bir parça peynir vardı.
    Sayın tilki kokuyu almış olmalı
    Ona nağme yapmaya başladı:
    �-Ooo! Karga cenaplarımerhaba!
    Ne kadar güzelsinizne kadar şirinsiniz!
    Gözüm kör olsun yalanım varsa.
    Tüyleriniz gibiyse sesiniz
    Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.�
    Keyfinden aklı başından gitti bay karganın.
    Göstermek için güzel sesini
    Açınca ağzınıdüşürdü nevalesini.
    Tilki kapıp onu dedi ki: �Efendiciğim
    Size güzel bir ders vereceğim:
    Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir
    Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.�
    Karga şaşkınmahcupbiraz da geç ama
    Yemin etti gayrı faka basmayacağına.

    Jean de La Fontaine


    Öküz Olmak İsteyen Kurbağa
    Bir varmis bir yokmus evvel zaman içinde kalbur saman içinde öküz olmak isteyen bir kurbaga çikmis karsimiza:
    Kurbaga bir öküz görmüs çayirda o kadar hoslanmis ki bayilmis boyuna posuna. Kendisine baksaniz boyu yumurta kadar ama kurbaga bu anlamaz ki ille de öküze benzeyecek. Öküze bakmis kabarmis kabardikça sismis. ikinmis sikinmis gerilmis. Bir görseniz gerginlikten nefes alamayacak hale gelmis. Esine sormus:
    - Nasil hanim öküz kadar oldum mu ?
    Hanimi söyel bir sagdan bakmis birde soldan:
    - Nerdeee ? demis .
    Kurbaga daha bir hirslanmis
    - Al öyleyse demis. Simdi nasilim. Bunu söylemis ya iyice sismis.Hanim gülmüs :
    - Vazgeç bu sevdadan demis.
    Bizimki iyice hiddetlenmis.
    -Sen dur hele bakalim demis.Sismis birdaha biraz daha. Biraz daha sismis. Derken çat diye çatlamis.
    Iste böyle çocuklar dünya böyle sersemlerle dolu: Her bakkal illa han hamam yaptiracak her küçük çobanin usaklari olacak herkes kendinde olmayana böyle hayran hayran bakacak. Ondan sonrada çat diye çatlayacak.

    Jean de La Fontaine


    Tilki İle Leylek
    Tilki hocanın iyiliği tutmuş bir gün
    Hacı leyleği yemeğe buyur etmiş
    - Ama demiş tilki bizde misafir
    Umduğunu değil bulduğunu yer.
    Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş
    Bir çorba çıkarmış topu topu
    O da sulu mu sulu
    Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta.
    Leylek gagasıyla uğraşadursun
    Tilki bitirmiş hepsini bir solukta.
    Leylek . kızmış ama çekmiş sineye.
    Bir zaman sonra
    O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe.
    - Hay hay demiş tilki nasıl gelmem?
    Ben dostlara naz etmesini sevmem.
    Tam saatinde gelmiş.
    Leyleğe türlü diller dökmüş.
    Şu güzel bu güzel
    Hele yemeğin kokusu
    Gel iştahım gel!
    Gerçi tilkilerin iştahı
    Pek nazlı değilmiş ama
    Et kokusu başka şeymiş.
    - Kuşbaşı galiba demiş
    Bayılırmış etin böylesine
    Hele kıvamında pişmişine.
    Derken yemek sofraya gelmiş
    Gelmiş ama nasıl?
    Kokusunu al eti arada bul!
    Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde
    Tam leyleğin gagasına göre
    Tilki burnunu burgu etse nafile.
    Kısmış kuyruğunu evine dönmüş.
    Aç kaldığına mı yansın
    Bir kuşa rezil olduğuna mı?
    El alemi aldatanlar
    Bu masal size:
    Bir gün sizi de sokarlar
    Kurduğunuz kafese .

    LA FONTAINE
    Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu

    İki Katır
    İki katır yürüyormuş yan yana
    Biri yulaf yüklüymüş biri para:
    Köylülerden tuz vergisi toplamışlar
    Koca bir heybe dolusu mangır.
    Para yüklü katırda bir çalım bir çalım
    Başı havalarda
    Boynunda çıngırak şıngır mıngır:
    Zenginim zengin der gibi sağa sola.
    Derken eşkıyalar sökün etmiş;
    Doğru vergi katırının üstüne tabii.
    Yakalamış geminden durdurmuşlar.
    Katır diretmiş savunmaya kalkmış parayı.
    Eşkıyalar da veryansın etmiş sopayı.
    İşte o zaman ağlamış katır
    Ve dert yanmış tanrılara:
    � Ben böyle mi olacaktım demiş Yulaf yüklü katıra
    Fiske bile vurulmasın da Ben dayak yiyeyim ölesiye!
    � Ya kardeş demiş öteki;
    Yüksek işler iyilik getirmez her zaman; Yulaf taşımakla kalsaydın benim gibi Başına bir belâ gelmezdi.

    Jean de La Fontaine

    Kurt İle Köpek
    Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış. Hasta ve çok zayıflamış olan kurt ayakta zor durabiliyormuş. Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş. "Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?" demiş. "Herkes bizi düşman bilse de biz uzaktan akrabayız. Doğrusu sana yardım etmek isterim."
    "Hiç sorma." demiş kurt. "Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım. Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık. Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık."
    "Sen hiç üzülme." demiş köpek. "Ben sana yardım edeceğim. Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel. Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım."
    Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş. Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş.
    Aradan yıllar geçmiş. Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış. Ormanda aylak aylak gezen köpek eski dostu kurtla karşılaşmış. "Hayrola?" demiş kurt. "Çok perişan görünüyorsun."
    Köpek içini çekip; "Yaşlandım artık!" demiş. "Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu."
    Kurt; "biz eski dost değil miyiz?" demiş. "Şimdi yardım etme sırası bende. Hatırlasana benim hayatımı nasıl kurtarmıştın? Hemen bir plan yapmalıyız. Tamam buldum! Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi? Şimdi ben gidip onu kaçıracağım sen de geri götüreceksin. Böylece sahibin seni el üstünde tutacak."
    Bu sözleri söyleyen kurt kaşla göz arasında gidip çocuğu ormana getirmiş. Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler.
    Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin itibarı öyle artmış ki insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar.
    Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış.

    Jean de La Fontaine

    Güvercinle Karınca
    Cok susayan bir güvercin su icmek icin bir dere kıyısına inmiş. Tam egilip icerken bir karıncanın
    suya düştügünü görmuş. Zavallı karınca sudan cıkmak icin cırpınıp duruyormus. Güvercin karıncaya cok acımış. Kıyıdan aldıgı bir çöpu suya bırakmış. Karınca da çöpe tutunarak kıyıya cıkmış. Bu sırada oradan gecen bir avcı güvercini görünce . sevinmiş. Ne güzel bir av." diye düşünmüş. Her şeyden habersiz güvercine silahını cevirip nişan almış.
    Karınca bunu görunce avcının cıplak topuğundan ısırmış. Avcı da acı ile haykırmış. Avcının sesini duyan güvercinde havalanıp ucmuş. Böylelikle karınca da güvercinin yaptığı iyiligin altında kalmamış.

    Köylüyle Yılan
    Bir zamanlar gayet merhametli fakat buna karşılık biraz saf bir köylü varmış.Bir kış günü yolda gezinirken karların üzerinde bir yılan görmüş.Upuzun uzanmış karların üzerinde kımıldıyacak hali kalmamış.Ya öldü ya ölecek.Acımış yılanaalıp evine götürmüş.Ocağı bir güzel yakıp yılanı ocak başındaki bir minderin üzerine koymuş.
    Soğuktan uyuşmuş olan yılan sıcağı görünce yeniden . canlanmış.Canlanmasıyla birlikte başlamış ıslıklar çalarak başını kaldırmaya.Sonra da kıvrım kıvrım kıvrılarak atılmaya hazırlanmış.
    Köylü yılanın kendisini sokmaya hazırlandığını görünce :
    " Vay hain demek benim iyiliğime karşı yapacağın buydu." demiş. Hemen baltasını kaptığı gibi yılanı üç parçaya bölmüş.
    Diyeceğimiz şu ki ; acımakiyilik güzel şeydir ama layık olana acımalı ve onlara yardım etmeli.Nankörlere acımakla ve yardım etmekle başımıza bela alırız.


    Aslanla Fare
    Ormanlar kralı aslan ormanda bir gün avlanmaktan gelmiş yatmış uyuyormuş. Minik bir fare aslanın üzerinde dolaşmaya başlamış.Aslan sinirlenerek uyanıp fareyi yakalayış. Tam öldüreceği sırada fare yalvarmış:
    -Ne olur beni bırak! Gün olur benimda sana bir iyiliğim dokunur demiş.
    Aslan farenin bu sözlerine gülerek:
    -Sen küçük bir faresin . bana ne iyiliğin dokunur ki deyipfareye acımış ve fareyi bırakmış.
    Fare sevinerek oradan uzaklasmış
    Aradan zaman geçmiş Aslan birgün avcıların kurduğu tuzağa yakalanmış.
    Aslan çırpınmış bağırmış ama tuzaktan bir türlü kurtulamamış. Oradan geçmekte olan minik fare aslanın bu durumunu görmüş. Hemen dişleri ile tuzağın iplerini kemirerek kesmiş. Aslanı tuzaktan kurtarmış.
    Fare aslana:
    - Beni küçük diye beğenmiyordun. Bak. senin canını kurtardım demiş.
    Aslan böylece yapılan bir iyiliğin karşılıksız kalmayacağını anlamış.


    Aslan Payı

    Evvel zaman içinde bir gün
    Kısrak keçi ve kız kardeşleri koyun
    Bir aslanla birlik olmuşlar.

    Yaman bir aslanmış bu çevrenin derebeyi.
    Kazançta da kayıpta da ortağız demişler.

    Ertesi gün bir geyik düşmüş nasılsa
    Keçinin kurduğu ağlara.
    Hemen ortaklarına haber salmış keçi.
    Toplanmışlar hemen ve aslan
    Pençeleriyle sayıp ortakları tek tek
    -Dört kişiyiz demiş bu avı paylaşacak.
    Der demez de dörde bölüvermiş geyiği.

    Birinci parçayı kendine ayırmış tabii
    Aslan payı olarak:
    -Bu parça benim demiş biliyorsunuz neden;
    Benim adım aslan da ondan.

    Buna karşı bir diyeceğiniz olamaz sanırım.
    Yasaya göre ikinci parça da benim hakkım.
    Dileyen kitapta yerini bulur:

    En güçlü kimse en haklı odur.
    Üçüncü parça en değerli ortağın olacak
    Ben değilim de kim o en değerli ortak


    Dördüncü parçaya gelince ha bak!
    O parçaya el uzatanın
    Kafasını koparırım inanın!

    Jean de La Fontaine
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Agustosböceği İle Karınca

    Ağustosböceği bütün yaz
    Saz çalmış türkü söylemiş.
    Karakış birden bastırınca
    Şafak atmış zavallıda;
    Bir şey bulamaz olmuş yiyecek:
    Koca ormanda ne bir kurtçuk ne bir sinek.
    Gitmiş komşusu karıncaya:
    — Aman kardeş demiş hâlim fena; Bir şeycikler ver de kışı geçireyim. Yaz gelince öderim
    Hem de faizi maiziyle; Ağustosu geçirmem bile. Ödemezsem böcek demeyin bana. Karınca iyidir hoştur ama Eli sıkıdır: Can verir mal vermez.
    — Sormak ayıp olmasın ama demiş; Bütün yaz ne yaptınız?
    — Ne mi yaptım? demiş ağustosböceği; Gece gündüz türkü söyledim;
    Fena mı ettim sizce?
    — Yoo demiş karınca ne mutlu size; Ama hep türkü söylemek olmaz; Kışın da oynayın biraz.
    29


    KARGA İLE TİLKİ
    Bay karga konmuş bir dala Koca bir peynir ağzında. Tilki kokuyu almış gelmiş:
    — Günaydın Sayın Karga demiş; Bu . ne güzellik böyle: Bakmaya doyamıyorum size.
    Şu tüylere bakın pırıl pırıl;
    Sesiniz bilmiyorum nasıl;
    O da renginiz kadar güzelse
    Ne yalan söyleyeyim
    Bu ormanda güzel yoktur üstünüze.
    Karga bu sözlere bitmiş:
    — Şuna bir gak diyeyim de ses görsün demiş; Gak der demez peynir düşmüş tilki yutmuş.
    — Kara bayım demiş kargaya; Şu sözümü hiç unutma Kaptırdığın peynire değer: Her dalkavuk çıkarı için över Yüzüne güler peynirini yer. Karganın aklı gelmiş başına
    İş işten geçtikten sonra.

    Jean de La Fontaine


    Tavşan İle Kaplımbağa
    Tavşan ikide bir böbürleniyor:
    -Kimse benden hızlı koşamaz diyormuş. Sonunda kaplumbağa dayanamamış:
    -İstersen yarışalım demiş.
    Koşuya başlamışlar. Tavşan epeyce yol aldıktan sonra "Hıh o sırtı kabuklu hayvancık sürüne sürüne kim bilir ne zaman sonra bana yetişir?" diye düşünmüş.
    -Şu ağacın altına biraz uzanıp dinleneyim demiş. Uyuyakalmış.
    Kaplumbağa ağır yürüyüşü ile yürümüş yürümüş hiç dinlenmeden yol almış.
    Tavşan bir ara gözünü açmış. Bir de ne görse beğenirsiniz kaplumbağa neredeyse yarışı bitirmek üzereymiş. Hemen fırlamış rüzgar gibi koşmaya başlamış. Ama ne çare kaplumbağaya yetişememiş.
    Böylece tavşan yarışı kaybetmiş. Aldırış etmemenin cezasını çekmiş. Kaplumbağa ise düzgün adımlarla durmadan yürüdüğü için yarışı kazanmış.

    Jean de La Fontaine


    Horozla İnci
    Horoz çelebi bir gün
    Bir inci çıkarmış çöplükten.
    Hemen kuyumcuya gitmiş:
    - İyi bir şeye benziyor demiş;
    Gel al şunu da
    Bir mısır tanesi ver bana.
    Cahilin birine babası
    Bir kitap bırakmış ölürken
    Eski bir el yazması.
    Hemen gitmiş kitapçıya:
    - Bak demişKapağı meşinden.
    Gel al şunu da
    Bir liracık olsun . ver bana.

    La Fontaine
    Türkçe : Sabahattin Eyuboğlu



    Kurt İle Kuzu
    Kim daha güçlüyse hep odur haklı; İnanmayan dinlesin bu masalı.

    Kuzunun biri su içiyormuş Pırıl pırıl bir dereden. Aç bir kurt çıkagelmiş yukardan Av peşinde besbelli.

    — Vay demiş öfkeyle; Sen kim oluyorsun da Suyumu bulandırıyorsun benim? Şimdi anlatırım ben sana.

    — Aman efendim demiş kuzu; Kızmayın da bir bakın nerdeyim. Ben nasıl bulandırırım suyunuzu Akıntı benden yana.

    Siz yukardasınız.

    Ben yirmi adım aşağıda.

    — Onu bunu bilmem demiş canavar; Bulandırıyorsun işte o kadar.

    Hem dahası var hımbıl:

    Sen bana küfretmişsin geçen yıl.

    — Nasıl olur Devletlim demiş kuzu; Geçen yıl dünyada yoktum.

    Süt kuzusuyum baksanıza.


    — Sen değilsen kardeşindir ukala.

    — Kardeşim yok ki küfretsin size.

    — Seninkilerden biridir öyleyse; İşiniz gücünüz beni çekiştirmek Çobanlarınız köpeklerinizle birleşerek. Hepsini anlattılar bana.

    Size artık haddinizi bildirmeli

    Deyip kesmiş devletli;

    Kaptığı gibi kuzuyu doğru ormana

    Ve orada

    Görmüş hesabını güzelce;

    Danıştayı yargıtayı hepsi içinde.


    Tarla Kuşu İle Yavruları

    Bir tarla kuşu varmış.Buğdaylar yeşerirken kendisine bir yuva yapmış.Her gün birer yumurta yapıp üzerine yatmış.Bir süre sonra yavruları yumurtadan çıkmış.Ama bir türlü uçmayı öğrenememişler.Tarla kuşu bundan dolayı çok üzgünmüş.Yiyecek aramaya giderken yavrularını sık sık uyarırmış. :
    " Aman yavrularım gözünüzü dört açın.Yarın tarla sahibi gelince kulak verip dinleyin.Ne konuştuklarını öğrenin.Biz de ona göre davranalım"
    Tarla kuşu gidince tıpki söylediği gibi tarla sahibi ve oğlu gelmiş.Oğluna dönüp : " Tamam buğdaylar olgunlaşmış.Bugün git komşulara haber ver.Babam ekinleri biçmek için sizleri imeceye çağırıyor de .Yarın erkenden orakları alsın gelsinler." demiş.
    Tarlakuşu yuvasına dönünce yavrularının telaş içinde olduğunu görmüş. " Ne oldu? Çiftçi neler söyledi " diye sormuş. " Komşularına haber verdi.Yarın sabah yardıma gelmelerini söyledi."
    Tarlakuşu : " Öyleyse hiç korkmayın " demiş." Yer değiştirmemiz için daha vakit var .Yarın gene dinleyin bakalım ne konuşacaklar?"
    Ertesi gün tarla kuşu gene yiyecek toplamaya gitmiş.Tarla sahibi gene oğluyla birlikte gelmiş. " Ekinler çok olmuş.Artık bu . halde bekletemeyiz.Gördün mü komşuların bize ettiğini? Git bari akrabalara haber ver yarın sabah erkenden burada olsunlar."
    Yavrular bu defa daha çok korkmuşlar.Anneleri gelince herşeyi anlatmışlar.Tarlakuşu gene aldırmamış." Siz rahatınıza bakın" demiş.Yemlerini yiyip uyumuşlar
    Ertesi gün tarlakuşu gene gün doğmadan yiyecek toplamak için yola çıkmış.Bir süre sonra çiftçi oğlu ile gelmiş.Gelip gidenin olmadığını görünce oğluna dönmüş:
    " Biz hata ettik oğlum " demiş. " Komşuya akrabaya güvenmeyecektikostun akrabanın da en iyisi insanın kendisidir oğlum bunu hiç unutma.Yarın çoluk çocuk orakları alıp işe kendimiz girişelim.Ne zaman biterse bitsin.İşin en iyisi bu." demiş.
    Akşam yuvasına dönen tarlakuşu bu haberi alınca : " Şimdi iş ciddi.Hemen açalım kanatları" demiş.Yavrularını peşine takıp terketmiş yuvasını.
    Hani ne derler insanın dostu da kendisidir düşmanı da. İnsan önce kendine güvenmeli


    Karga İle Tilki
    Bir dala konmuştu karga cenapları;
    Ağzında bir parça peynir vardı.
    Sayın tilki kokuyu almış olmalı
    Ona nağme yapmaya başladı:
    “-Ooo! Karga cenaplarımerhaba!
    Ne kadar güzelsinizne kadar şirinsiniz!
    Gözüm kör olsun yalanım varsa.
    Tüyleriniz gibiyse sesiniz
    Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.”
    Keyfinden aklı başından gitti bay karganın.
    Göstermek için güzel sesini
    Açınca ağzınıdüşürdü nevalesini.
    Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim
    Size güzel bir ders vereceğim:
    Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir
    Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.”
    Karga şaşkınmahcupbiraz da geç ama
    Yemin etti gayrı faka basmayacağına

    Jean de La Fontaine



    Aslan Ile Kartal

    Evvel zaman icinde kalbur saman icinde hindistanin balta girmemis ormanlarinda aslan ve kartal yasarmis.
    Bu aslan ve kartal cok ama cok iyi birer dostlarmis.
    Bir gun gelmis ve aslan ve kartal bir tuzak kurup guzel bir ceylani tuzaga dusurup onu yemek icin planlar kurmuslar.
    Ama hic bir planda kendilerine bir ceylan avi yakalayamamislarbirgun aslan guzel bir plan daha yapmaya karar vermis.
    Kartala demis ki ben bir plan kurdum bu planla kesin bir ceylan yakalariz demis ama kartal orali bile olmamis.Sonrada aslan kartali ikna etmeye calismis ama durum ne yazikki nafile aslanda demis ki en gidiyorum demis karal yine orali bile olmasis.
    Aslan geyik surusune iyice yaklasmis ve kurdugu plani uygulayip geyigi tuzaga dusurmus bunu goren diger geyikler arkaslarini kurtarmaya gitmisler ve tuzaga dusen geyik kurtulup arkadaslari ile birlikte kacmis.


    Tavşanla Kurbağalar
    Bir tavşan yuvasında oturmuş kara kara düşünüyormuş.Zaten zavallının içini kemiren korkudan hiç yüzü gülmezmişüşüncesi bile korku üzerineymiş.Şöyle diyormuş kendi kendine : " Korkak yaratılmış olmak ne büyük mutsuzluk.Bir lokma yemek bile boğazımdan rahat geçmiyor.Her an korku içinde yaşıyorum.Korkudan gözlerim açık uyuyorum.Bu da yaşamak mı sanki?
    Tavşan böyle keder içinde kendi kendine düşünürken bir hışırtı duymuş.Kendini hızlıca atmış dışarı.Koştuğu gibi göl kıyısına gelmiş.Bu sefer kurbağaların ödü kopmuş.Cup cup suya atlamaya başlamışlar.Bunu gören tavşan :
    " Ya demek korkak olan yanlız ben değilmişim.Benden korkanlar da varmış.Hem bir tane bile değil bir sürü kurbağa.Ben neymişim de haberim yokmuş.Kimbilir bu güne kadar ne korkular salmışım . ortalığa ."
    Gerçek budurünyada hiç bir korkak yoktur ki kendinden korkağı bulunmasın.


    Kurt İle Köpeğin Hikayesi
    Kurt İle Köpek

    Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış. Hasta ve çok zayıflamış olan kurt ayakta zor durabiliyormuş. Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş. `Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?` demiş. `Herkes bizi düşman bilse de biz uzaktan akrabayız. Doğrusu sana yardım etmek isterim.`
    `Hiç sorma.` demiş kurt. `Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım. Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık. Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık.`
    `Sen hiç üzülme.` demiş köpek. `Ben sana yardım edeceğim. Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel. Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım.`
    Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş. Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş.
    Aradan yıllar geçmiş. Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış. Ormanda aylak aylak gezen köpek eski dostu kurtla karşılaşmış. `Hayrola?` demiş kurt. `Çok perişan görünüyorsun.` .
    Köpek içini çekip; `Yaşlandım artık!` demiş. `Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu.`
    Kurt; `biz eski dost değil miyiz?` demiş. `Şimdi yardım etme sırası bende. Hatırlasana benim hayatımı nasıl kurtarmıştın? Hemen bir plan yapmalıyız. Tamam buldum! Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi? Şimdi ben gidip onu kaçıracağım sen de geri götüreceksin. . Böylece sahibin seni el üstünde tutacak.`
    Bu sözleri söyleyen kurt kaşla göz arasında gidip çocuğu ormana getirmiş. Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler.
    Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin . itibarı öyle artmış . ki insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar.
    Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış.



    Meşeyle Saz

    Meşe bir gün saza demiş :
    " Doğrusu Tanrı size gadirlik etmiş.
    Minnacık bir serçe konsa üstünüze beliniz bükülüverir.
    Suları ürperten seher yeli baş eğdirir size
    Bir de benim şu dağ gibi gövdeme bak !
    Güneş bile zor giriyor içime fırtına dallarıma oyuncak
    Her esen yel sana bora bana kasırgalar . meltem
    Bari gelip gölgemde yaşasan da üzerine kanat gersem.
    Ama sizin soyunuz nedense gider sulu rüzgarlı yerlerde biter
    Acıyorum sizlere doğa haksızlık etmiş sazlara"
    " İyi yüreklisin " demiş saz meşeye.
    Eksik olma ama bizim için üzülme.
    Benden çok sen kork rüzgardan.
    Ben eğilirim kırılmam
    Doğru bugüne kadar dayanmışsın dimdik durmuş boyun eğmemişsin
    Ama sertin serti var bakarsan bir gün sen de rastlarsın.
    Demeye kalmamış rüzgar patlamış öyle bir karayel ki
    O güne dek kimse rastlamamış böylesine.
    Rüzgarların anası kuzey en azgın oğlunu salmış dünyaya
    Saz eğilmiş meşe dayanmış karayel arttıkça artmış.
    Sonunda birdenbire gelmiş meşenin hakkından
    Göklere değen başını sermiş yere köklerini çıkarmış yedi kat yerden



    LAFONTEN ORMAN MAHKEMESİNDE
    Orman Mahkemesinde’

    Krilov’un masalları ülkemizde `Keçi Bir Gün.` adıyla Tarık Dursun K. tarafından derlenmiş ve yeniden yazılmıştır. Bu kitapta masalların sonunda yine dersler verilir ama bazı masallarda Krilov dersleri kendince yorumlayarak farklı eleştiriler ortaya koyar. Benim çok sevdiğim; `De Gidi Eşek De!` masalında olduğu gibi.
    ***
    EŞEK bülbülün yoluna . çıkmış durdurmuş.
    - Yahu kardeş demiş. Nereye gitsem hep sen! Herkes bülbül diyor da başka bir şey demiyor. Yok en güzel öten senmişsin yok güle şu dünyada âşık olan tek senmişsin. Hele o güle olan aşkın hele o! Öylesine bir aşk ki bu diyorlar. Ne Mecnun’da vardır ne Ferhat’ta . Kerem’de. Doğru mu?
    Bülbül boynunu bükmüş derin bir iç çekmiş.
    - Doğru kardeş demiş. Doğru!
    Eşeği bu kez daha büyük bir şaşkınlık almış mı sana. Kulaklarını eğip dudaklarını sarkıtmış:
    - Valla’i çok şaştım birader demiş. Neden dersen geçende senin o güllerden birini yedim hiçbir şeye benzetemedim. Çünkü ne tadı vardı ne tuzu.
    Ah insanlar arasındabülbülü tanımadıkları yetmiyormuş gibi bir de güle olan tutkusunu bilmeyen nice nice eşekler yok mudur?


    Ürkek Tavşan İle Kurbağalar

    Ormanların en korkak hayvanı tavşanmış. Yaprak kımıldasa hemen saklanacak yer ararmış. Ona bu kadar korkak olmaması gerektiğini söylüyorlarmış ama bu sözde pek işe yaramıyormuş. Kendisinden çok daha küçük hayvanların ormanda korkusuzca gezdiğini gören tavşan korkaklığına daha bir üzülürmüş.
    Bir gün tavşan ormanda gezintiye çıkmış. Tabii buna gezinti denirse. Korka korka saklana saklana yüreği ağzına gelerek yürüyormuş ormanda. Tam gölün kıyısına geldiğinde vwırrrakk wırraaakkk diye bağırarak suya atlayan kurbağalar görmüş. Buna çok şaşırmış. Çünkü kurbağalarda kendisinden korktukları için suya atlıyorlarmış. Tavşan o an anlamış ki ormanda kendisinden daha korkak hayvanlarda var.
    O günden sonra tavşan korkusunu az da olsa yenmeyi başarmış.
     
  3. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Kartal Domuz Kedi
    Kocamış bir meşe ağacının tepesine bir kartal yuva yapmış.Ağacın orta yerindeki kovuğu da bir yaban kedisi yerleşmiş. Dibinde de bir yaban domuzu yaşarmış.Herkes kendi bildiğince yaşayıp gidiyormuş.Fakat yaban kedisi bu düzeni bozmuş.Bir gün Kartala :
    " İkimizin de canı tehlikede " demiş . " Hele yavrularımızınki daha çok tehlikede.
    Kartal : " Hayrola ne var ? Ne oluyor ? " diye sormuş.
    Kedi : " Daha ne olsun " diye karşılık vermiş . " Yaban domuzu durmadan barındığımız ağacın dibini kazıyor.Niyeti ağacı devirip yavrularımızı yemek."
    Kedi böyle deyince kartalı bir korkudur almış.Ne yapacağını düşünmeye başlamış.Kartalın içine kuşku düşüren kedi bu kez de doğruca aşağıya domuzun yanına gitmiş.Kulağına eğilerek fısıltıyla :
    " Aman komşum dikkatli ol! " demiş. " Sakın dışarı çıkayım deme.Kartalın niyeti çok kötü.Bütün gün senin yavrularınında gözü. Dostum olduğun için sana bunu söylüyorum.Sakın kartalın kulağına gitmesin."
    Böylece domuzu da korkuya düşüren kedi bir kenara çekilmiş.Kartal ağaç devrilecekdomuz yavrularını yiyecek diye korkusundan yem aramaya gitmemiş. Domuz da şimdi kartal gelip yavrularımı kapacak diye korkudan yerinden ayrılmamış.Günlerce aç susuz bekleyip durmuşlar.Sonunda kartal da domuz da yavruları ile birlikte açlıktan ölmüşler.
    Kedi de ortaya attığı fitne sayesinde karnını bir güzel doyurmuş.Hem kartalın hem domuzun yavrularını bir güzel yemiş.
    Dünyada belaların en belası en kötüsü fitnedir.Araya fitne girdi mi nice
    dostluklar yıkılır nice felaketler meydana gelir.



    Aslanla Farenin Yaşam Mücadelesi
    Aslanla Fare

    Ormanlar kralı aslan ormanda bir gün avlanmaktan gelmiş yatmış uyuyormuş. Minik bir fare aslanın üzerinde dolaşmaya başlamış.Aslan sinirlenerek uyanıp fareyi yakalayış. Tam öldüreceği sırada fare yalvarmış:
    -Ne olur beni bırak! Gün olur benimda sana bir iyiliğim dokunur demiş.
    Aslan farenin bu sözlerine gülerek:
    -Sen küçük bir faresin bana ne iyiliğin dokunur ki deyipfareye acımış ve fareyi bırakmış.
    Fare sevinerek oradan uzaklasmış
    Aradan zaman geçmiş Aslan birgün avcıların kurduğu tuzağa yakalanmış.
    Aslan çırpınmış bağırmış ama tuzaktan bir türlü kurtulamamış. Oradan geçmekte olan minik fare aslanın bu durumunu görmüş. Hemen dişleri ile tuzağın iplerini kemirerek kesmiş. . Aslanı tuzaktan kurtarmış.
    Fare aslana:

    - Beni küçük diye beğenmiyordun. Bak. senin canını kurtardım demiş.
    Aslan böylece yapılan bir iyiliğin karşılıksız kalmayacağını anlamış.



    İki Boğa İle Kurbaga

    Bir düve ile otlağını kim ele geçirecek diye
    Dövüşüyordu iki boğa
    Ah ediyordu bir kurbağa
    Ahbaplarından biri sordu ona
    Derdiniz ne?
    Görmüyor musun dedi o
    Bu kavganın sonunda
    Kovalanıp sürülecek boğalardan biri
    Elden çıkacak bu çiçekli yerleri
    Bu çayırlıkta hüküm süremeyecek artık
    Ona mesken olacak bizim bataklık
    Suyun dibinde bile çiğneyecek bizi
    Kah birimizi kah ötekimizi
    Sen bu düve hanımın yaptığına bak
    Kabak bizim başımıza patlayacak
    Haklıydı bu kaygısında kurbağa
    Boğalardan biri kaçıp sığınınca gezer oldu
    Saatte yirmi kurbağa ezer oldu
    Ne yazık! Bu her zaman böyledir
    Büyükler tepişir
    Küçükler ezilir.



    Şehir Faresi İle Tarla Faresi
    Çok eskiden tarla faresi ile şehir faresi arkadaş olmuş. İkisi birbirlerini çok severmiş. Aralarında güzel bir dostluk kurulmuş.
    Şehir faresi sık sık tarla faresini ziyaret edermiş.
    Birlikte kırlarda güle oynaya vakit geçirirlermiş. Diledikleri kadar koşar zıplar yuvarlanırlarmış.
    Bir gün şehir faresi arkadaşını yemeğe davet etmiş.
    -Bu akşam bize gel. Sana güzel bir sofra hazırlayayım. Azıcık miden bayram etsin demiş.
    Bu davete tarla faresi çok sevinmiş. Yiyeceği yemeklerin hayalini kurmaya başlamış. Bütün gece rüyasında peynirler tatlılar pastalar görmüş.
    Bu arada şehir faresinin evinde bir telaş bir telaş. Çeşit çeşit yiyecekler pastalar hazırlanmış. Bütün gün koşturup durmuş.
    Akşam tarla faresi kalkıp gelmiş. Bakmış masanın üzeri çeşit çeşit yiyeceklerle dolu. Masada hiçbir şey eksik değilmiş.
    Hemen sofraya oturmuşlar. Ziyafet neşeli başlamış.
    Tarla faresi önce pastadan bir lokma alacakmış. Tam çatalını uzatmış dışarıdan sesler gelmiş.
    Şehir faresi hemen deliğine kaçmış. Ardından da tarla faresi kendini zor atmış deliğe.
    Korkudan kalpleri küt küt atıyormuş.
    Tarla faresi sormuş:
    -Evin kedisi olabilir mi?
    Şehir faresi cevap vermiş: Yeniden sofraya oturmuşlar. Ama artık neşeleri kaçmış tedirgin olmuşlar.
    Tarla faresi bu kez çatalını böreğe uzatmış. Tam lokmayı ağzına atacakmış yine sesler işitmişler.
    Apar topar . ikisi de kendilerini deliğe atmış. Yüzleri korkudan sapsarı olmuş.
    Korkudan tir tir titriyorlarmış.
    Tarla faresi sormuş:
    -Evin hanımı olabilir mi?
    Şehir faresi cevaplamış:
    -Belki odur bilemem.
    Sesler kesilince delikten çıkmışlar.
    Şehir faresi:
    -Kusura bakma. Bazen böyle şeyler oluyor. Haydi yemeğimize devam edelim . demiş.
    Tarla faresi:
    -Bu kadar yeter! Korku içinde yemek istemem demiş. Yarın sen bana gel. Kuru ekmek yeriz belki ama kimse de bizi korkutamaz.


    Çok Başlı Ejderhayla Çok Kuyruklu Ejderha
    Türk padişahının bir elçisi
    Alman imparatoruna gelmiş bir ara
    Tarihlerin yazdığına göre bu elçi
    Kendi padişahını övmüş Almanlara
    -Bizim sultan demiş;
    Çok daha kudretlidir sizin imparatordan
    Almanın biri üstelemiş:
    -Bizimkinin öyle beyleri var ki demiş;
    Her biri bir devletin başıdır
    Her bey ayrı bir odu çıkarır.
    Türk elçisi uyanık adammış
    Lafın altında kalmamış:
    -Evet demiş; duymuşluğum var
    Başlarına buyrukmuş sizin beyler
    Ama bakın bu durum ne getirdi aklıma
    Olmayacak bir şey ama oldu ben gördüm.
    Çitle çevrili bir yerde oturuyordum
    Bir de baktım yüz başlı bir ejderha
    Yüz başını birden
    Geçirmiş çitin deliklerinden.
    Sen gel de korkma
    Kanım donacaktı neredeyse.
    Ama korktuğumla kaldım o başka.
    Ejderhanın başları girdi
    Gövdesi giremedi çitten içeri.
    Bitti derken bu korkulu rüya
    Birde baktım bir başka ejderha;
    Bu seferki tek başlı yüz kuyruklu
    Geldi çitin önünde durdu.
    Ben başladım yine
    Ecel terleri dökmeye.
    Bu ejderhanın tek başı
    Giriverince bir delikten
    Gövdesi kuyrukları muyrukları
    Süzülüp geldi ardından
    Deliği açtıkça açaraktan.
    Anladınız mı ne oluyor
    Bu iki ejderha?
    Biri sizin imparator
    Biri bizim padişah
     

Bu Sayfayı Paylaş