Kurtuluş Savaşında Denizli ve Atatürk'ün Denizli'ye Gelişi

'Denizli Tanıtımı' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 21 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Kurtuluş Savaşında Denizli ve Atatürk'ün Denizli'ye Gelişi konusu Kurtuluş Savaşında Denizli ve Atatürk'ün Denizli'ye Gelişi


    Kurtuluş Savaşında Denizli
    Tarih kitaplarımızda "Mondros Mütarekesi" olarak geçen bu sözde ateşkes anlaşması gerçekte 600 yıllık bir imparatorluğu fiilen sona erdiren acı bir belgeydi. Sömürge imparatorlukları bu belgeyle yetinmediler. Şubat 1919'da Paris'te toplanarak İzmir, Balıkesir ve Aydın'ı Yunanistan'a vermeyi kararlaştırdılar. Bundan böyle tükenmiş imparatorluğun kalbi olan Anadolu dört bir yandan işgale başlanacaktı.

    İzmir’de Nurettin Paşa önderliğinde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti, 22 Mart 1919'da Denizli, Aydın ve Balıkesir’den gelen halk temsilcilerinin katılımıyla bir kongre düzenledi. Denizli Müftü Ahmet Hulusi Efendi başkanlığındaki bu kongreye katılmasıyla Milli Mücadele'ye ilk adımını atmış oluyordu.



    İzmir’in işgalini İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti'nin telgrafından öğrenmiş olan Denizli Mutasarrıfı, bu haberi bir taraftan Konya hattı üzerinden İstanbul’a bildirirken, bir taraftan da belediye başkanına, müftüye ve kentin ileri gelenlerine duyurmuştu. Bunun üzerine Müftü Hulusi Efendi ve diğerleri hemen harekete geçtiler ve belediye binası önünde bir miting yapmayı kararlaştırdılar. Bu amaçla sabah namazından sonra Hulusi Efendi, Ulu Cami’deki (Kayalık Camii) sancağı çıkarttı. Halk bunun altında toplanmış ve tekbir getire getire belediye önüne gelmişti. Bunların arasında Hıristiyan vatandaşlar da bulunmaktaydı. Müftü Efendi burada ateşli bir konuşma yapmış, halkın silaha sarılmasını istemiş ve onları düşmana karşı fiili müdahalede bulunmaya davet etmişti.

    Müftü Efendi'nin sözlerinden bir kısmı şöyledir: "Hemşerilerim, şimdi İzmir’i Yunan askeri işgal etmiştir. Bu işgale muhalefet etmek, düşmanın taarruzuna karşı koymak lazımdır. İşgal edilen memleketler halkınyn silaha sarılması ve savaşması farz-y ayn, uzak memleketler halkı için farz-y kifayedir. Fetva veriyorum, silah ve cephane azlığı veya yokluğu hiçbir zaman mücadeleye engel teşkil etmez. Elinizde hiçbir silahınız olmasa dahi, üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka karşı koyunuz. Biz bir çok ülkelere hükmetmiş fatihlerin torunlarıyız (ve orada bulunan Hıristiyanları göstererek) bunlar da bize emanettir; onlara dokunmayınız. Vatanımızın müdafaa edilemeyeceğini söyleyenler düşman esareti altındadır. Onların emri ve fetvası, din ve akıl bakımında meşru ve geçerli değildir."

    24 Mayıs 1919 Çarşamba günü kuşluk vaktinde Sarayköy'e doğru ilerleyen Yunan birliklerini durdurmak amacıyla, Sarayköy halkı, Heyeti Milliye öncülüğünde toplanmıştı. Müftü Ahmet şükrü Efendi burada coşan halka bir konuşma yapmış ve meydanda coşan halka: "Yurt için, millet için, namus ve fazilet için, kefeni boynumuza taktık, şehitliği göze aldık. Ölmek var dönmek yok. Sonuna kadar çarpışacağımıza and içiyoruz." diye yemin ettirmişti. Daha sonra toplanan gönüllü kuvvetler Menderes köprüsünü ve havalisini korumaya çalışmış, düşmanın ilerlemesini önleyerek Denizli'ye girmesini engellemişti.

    İtilâf Devletleri temsilcilerine protestolar gönderildi, hatta 18 Mayıs’ta yine bu devletlerin temsilcilerine telgrafla, "Yunan askerleri İzmir’i terk etmedikleri takdirde, Denizli halkının İzmir’i korumaya hazır olduğu" bildirildi. İçişleri Bakanlığına da buna benzer bir telgraf çekildi. Bir taraftan bu telgraflar çekilir, bir taraftan mitingler ve toplantılarla halk, Yunanlılara karşı direnişe hazırlanırken, Mutasarrıf Faik Bey, Müftü Hulusi Efendi, topçu Binbaşısı İsmail Hakkı ve öteki vatanseverler, hemen işe koyulmuş ve kysa zamanda Denizli'de Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti ile "Denizli Heyet-i Milliyesini kurarak gönüllü kaydına başlamışlardı. 10 Haziran 1919'da Müftü Hulusi Efendi ve arkadaşları bir beyanname yayınladılar. Bu beyannamede halkın dini, milli duyguları harekete getiren, mertçe ölmenin faziletlerini belirten hükümler vardı. Bunun halk üzerinde etkisi büyük olmuş ve gerekli coşkunluğu yaratmıştı. Ancak, bu yurtseverler karşısında Ystanbul Hükümeti'nin ajanları Hürriyet ve İtilâf Fırkası gibi taraftarlardan oluşan muhalif bir grup vardı; onlar da boş durmuyor, kurtuluş yanlılarının çağrılarına aksi yönde propaganda yapıyorlardy. Onlara göre: "Yunanlılar, girdikleri yerlerde kendilerine karşı gelinmezse kimsenin malına, mülküne, refahına ilişmiyorlardı. Karşı konulduğu takdirde, köylerin ve kentlerin malları eşyayı ve insanları mahvoluyordu. Bu fedakarlığa gerek var mıydı? İtilaf Devletleri'nin yardımı ile ilerleyen koca Yunan ordusuna beş on çete ile karşı durulabilir miydi? Padişah dahi karşı konulmaya taraftar değildi." Bir an geldi ki Müftü Efendi bile, bunların yüzünden, 3 Haziran'da yani Yunan askerlerinin Aydın’a direnişle karşılaşmadan girmelerinden altı gün sonra, Denizli'yi terk ederek Dinar'a çekilmek zorunda kaldı ve mücadelesini buradan sürdürdü. Bununla beraber milli teşkilat gün geç tikçe gelişti ve Yunanlılara karşı koyacak duruma geldi.

    İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden kısa bir süre sonra oluşturulan Kuvai Milliye birlikleri, Büyük Millet Meclisi'nin açıcığı güne kadar geçen on bir aylık süre içinde cepheleri tutmuş, baş gösteren iç ayaklanmaları bastırmış ve Büyük Millet Meclisinin açılmasını ve kurtuluşunu sağlayan koşulları yaratarak iç düzeni korumuşlardır. Büyük Taarruz ile birlikte, Yunanlılar işgal ettikleri yerlerden 4 Eylül 1922'de bozgun halinde kaçtılar. Bu tarih aynı zamanda Buldan ve Güney ilçelerinin kurtuluş günüdür. Yunanlılar Buldan ile beraber Çal'ın bazı köylerine de girmişlerdi. Çivril 18 Ocak 1921'de ilk kez, 1 Nisan 1921'de ikince kez işgale uğramıştı.
     

Bu Sayfayı Paylaş