Kur'an surelerindeki hassalar

'Kuran'ı Kerim ve Tefsirleri' forumunda DilzaR tarafından 18 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kur'an surelerindeki hassalar konusu KUR’ÂN SÛRELERİNDEKİ HASSALAR

    Aziz ve muhterem kardeşim,

    Bu terazi ve mizandan istifade etmenin yoluna bak. Nasıl vücudumuzun her türlü marazlardan salim olması için dikkat gösteririz ki; kilomuz fazla ise atmaya, tansiyonumuz yüksek veya düşük ise düzeltmeye çalışırız. Kanımızda her ne gibi noksanlıklar varsa onların telâfisine gayret ederiz ve etmek de mecburiyetindeyiz. Şayet ihmal edersek günün birinde umulmadık felâketlerle karşılaşacağımız muhakkaktır. Sıhhatli olmak için böyle kaidelere uymak mecburiyetindeyiz. Dinimiz de böyledir.
    Bu mizana göre kendini tart! Ne gibi kusurlar görüyorsun onları birer birer terke çalış. İyiliklerini peyderpey arttırmaya gayret eyle ki dinin de sıhhat gibi dürüst olsun.
    Şimdi sana Kur’ân-ı Azîmüşşan’daki sûrelerin hassasından bir nebze bahsedeceğiz. Kur’ân-ı Kerîm’in hassaları sayılmakla bitmez, geçmiş büyüklerimizden naklolunan hassaları biz de size izah etmeye çalışacağız.
    Kur’ân-ı Azîmüşşan’dan her gün bir hizip veya daha ziyadesini hatm-i şerif niyetiyle okuyanın, bilûtfullahî Teàlâ, bütün hassalara nail olacağına asla şüphe yoktur.
    1. Sûre-i Fâtiha’yı her kim, vird edinip devam ederse, Cenâb-ı Hak onu dünya ve âhiret cümle maksudlarına nail buyuracağı gibi bütün afatlardan da hıfzeder. Herhangi bir hastaya, yazıp suyunu içirseler Allah Teàlâ’nın izni ile şifa bulur. İmam Ali ve İmam Gazâlî’nin Fâtiha-i Şerif hakkında çok medh ü senaları vardır.
    Sabah namazından sonra otuz kere, öğle namazından sonra yirmi beş kere, ikindiden sonra yirmi kere, akşam namazından sonra on beş ve yatsı namazından sonra ise on kere okumak suretiyle -ki, hepsi yüz eder- büyük lûtuflara nail olunur. Malûmdur ki, Fatiha sûresi şifadır. Böyle yüz kere okununca şifa üstüne şifa olur. Bunu yapanlar hem maksatlarına erişmiş ve hem de Hakk’ın hıfz u himayesine girmiş olurlar. Gaflet etmemeni tavsiye ederim!
    2. Sûre-i Bakara’yı her kim, devam ederek okursa, Allah Teàlâ o kulunu sihirbazların sihrinden korur ve kula sihir asla tesir etmez.
    3. Sûre-i Âl-i İmran’ı her kim, üç defa okursa, imkân bulamadığı, ödemek istediği halde sahibiyle irtibat kuramadığı kul borcundan kurtulur ve ummadığı yerden mallar gelir.
    4. Sûre-i Nisâ’yı. erkek ve kadın, her kim okursa Hak Teàlâ aralarını ıslah eyler ve onlar da güzel geçinirler.
    5. Sûre-i Mâide’yi kırk defa okuyan kimselere Cenâb-ı Allah çok rızık, mal ve makam ihsan eder.
    6. Sûre-i En’am’ı kırk bir defa okuyan kimselerin muğlâk, karmaşık işleri lâyıkıyla çözülür ve düşman şerrinden muhafaza olunur.
    7. Sûre-i A’raf’a devam eden, âhiret azabından emin olur.
    8. Sûre-i Enfâl’i yedi defa kıraat eden, zindandan halâs olur ve şerlerden emin olur.
    9. Sûre-i Tevbe’yi on yedi kere okuyan, her ne hacet dilerse Hak Teàlâ kabul buyurur, fena kimselerden ve hırsızların şerrinden emin eder.
    10. Sûre-i Yûnus’u her kim yirmi bir kere okursa, Hak Teàlâ onun düşmanına fırsat vermeyip şerrinden emin eder.
    11. Sûre-i Hûd’u her kim üç kere okursa hacetleri meydana gelir ve kendisi de denize batmaktan emin olur. Vapur yolcularına tavsiye olunur.
    12. Sûre-i Yûsuf’u her kim okursa, hasretine kavuşur ve herkesin gözüne şirin gözükür.
    13. Sûre-i Ra’d’ı her kim okursa, çocukları cin ve perilerin şerrinden muhafaza olunur. Gece ağlayan çocuklar için tavsiye edilir.
    14. Sûre-i İbrahim’i her kim yedi defa okursa, Hak Teàlâ, düşmanına fırsat vermez. Ayrıca ana ve babasının rızasını kazandırır.
    15. Sûre-i Hucûrât’ı üç kere okuyan kimselerin alışverişini Hak Teàlâ bereketlendirir. Ticaret sahiplerine tavsiye olunur.
    16. Sûre-i Nahl’i her kim yüz kere okursa, düşmanına galip olup bütün maksatlarına erişir.
    17. Sûre-i Esra’yı yedi kere okuyan, gammaz, hasûd kimselerin şerlerinden emin olur. Ve yazıp suyunu küçük çocuklara içirseler, çocukların dilleri fasih olur. Konuşamayanlara ve kekemelere tavsiye olunur.
    18. Sûre-i Tâhâ’yı her kim yirmibir kere kız evlâdı üzerine okusa bilûtfullahi Teàlâ bahtı açılıp sâlih ere nasip olur. Kardeşim,
    Bunları yazmak suretiyle, gayemiz olan, Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın sayısız nimetlerinden, lûtuflarından bazılarını sizlere açıklamış olmak vazifesini ifa ediyoruz. Diğer sûreler de buna benzer binlerce fezâili cami olduğundan, ihlâs ile Kur’ân-ı Azîmüşşan’ı okumaya devam ettiğin müddetçe Cenâb-ı Hakk’ın sayısız lûtuflarına mazhar olursun. Sakın sen başka okuyanlara bakıp da onları örnek alma! Okunan kitap Allah’ın Kitabı’dır, onu Allah için okuyanlar ecir alırlar, para için okuyanlar ise para alırlar!
    Sonra Kur’ân’ı, başkaları beğensin diye çeşitli kılıklara sokmaya kalkma. Sâde ve lâhn-i Arabî ile okunan Kur’ân, makbul-i ilâhî olur. Gerek Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın tilâvetinde ve gerekse tarikatların gösterdikleri zikir ve tesbihlerde en çok dikkat edilecek şey ihlâs ile olmasıdır. Tarikat hiçbir zaman levhiyyattan ibaret değildir. Her birisinin gayesi Allah Teàlâ’nın nzasına ermektir. Verilen dersler -ister az, ister çok olsun - hep Hakk’a ulaşmaya vesiledir. Bu devirde tarikate girenlerin çoğu bu gayeden uzak olarak, hemen dünyalıklarının temini gayesindedirler ki, buna da tarikat demek abestir. Meselâ, talebelerin sınıf geçmeleri, tüccarların işlerinin rast gitmesi için hemen “Şeyh efendinin bir duasını almak kâfidir” diyerek koşanların gayeleri hep boşunadır. Tarikatler çocuk oyuncağı değildir. Verilen sözü tutmak pek mühimdir.
    Bu dersler bir emanettir. Onu alıp da yapmamak kadar gaflet olmaz. Veya bir zaman yapıp da sonra bırakmak da pek acı bir haldir. Çünkü, emanete riâyet lâzımdır, denmiştir. Söz de, ahid de bir emanettir.
    Halkın gücünün yetmeyeceği pek ağır dersler vermek de doğru olmaz zannederim. Herkese, gücünün yeteceği kadar ders vermek daha âlâdır. Onun için muhtelif tarikatlerde, muhtelif şeyh efendiler derslerini zamana göre tertip etmektedirler. Ufak bir çocuğa kuvvetli yemekler nasıl zarar verirse, mübte-dî bir dervişe de birdenbire yüksek dersler vermek böyle olsa gerektir. Bu hususta en güzel mizan, bu kitapta yazılan kötü ahlâkları bırakabilmek ve yerine güzel huylar kazanabilmektir.
    Geçenlerde altmış yaşını aşkın bir efendi geldi. Sekiz senedenberi Medine-i Münevvere’de oturduğu halde halinden şikâyet etti:
    “—Burada oturmak bana hiç fayda etmiyor, çünkü sabrım yok. Her gördüğüm kusur ve kabahata karşı feryad ve figan ederek herkesle kavga ediyorum. Halbuki kendi halim de onlardan daha iyi değil. Fakat çare yok... Onun için artık evden çıkmamaya karar verdim...”
    Evet Rasûlüllah’m beldesine oturmak büyük bir şereftir. Fakat herkesle iyi geçinmek de ayn bir nimettir. Buna hüsn-i zan derler ki, bu olmadan insan rahat ve huzur bulamaz. Onun için demişler ki: “Senin düşmanın senin nefsindir, başka düşman arama!”
    Nefsini bu yazılan kötü huylardan kurtarabilir-sen ne mutlu sana! Herkes de böyle... Sen, kendini kurtaramadığın kötü hallerini gözönüne getir. Bak, başkasında kusur bulabilir misin?
    Bir derviş, şeyhini levh-i mahfuzda cehennemlik olarak görmüş, fakat bunu şeyhine söylemeye bir türlü cesaret edememiş. Nihayet bir gün fırsat bulup da anlattığı zaman şeyhi ona demiş ki:
    “—Evlâdım, ben onu tâ kırk senedenberi görmekteyim. Benim vazifem beni yaradana, Hâlık’ıma kulluktur. Hâlık’ın vazifesine, hükmüne karışmaya hakkımız yoktur”.
    Bunun üzerine derviş efendi o gün levh-i mahfuzdaki yazının silinip yerine, “ehl-i cennettir” diye yazıldığını görünce kusurunu anlamış ve tevbekâr olmuştur.
    Bizim de vazifemiz, başkalarının hatâ ve kusurlarını görerek onlan ta’yib etmek değil, bilâkis hatâ ve kusurlarını örtmek ve kendi hatâlarımızı görerek onların ıslahına gayret etmektir.
    [FONT=Arial, Helvetica]NEFSİN TERBİYESİ[/FONT]
    [FONT=Arial, Helvetica]Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A)[/FONT]
     

Bu Sayfayı Paylaş