Kuran'ın Muhafazası ve Yakılma Hadisesi

'Kuran'ı Kerim ve Tefsirleri' forumunda DilzaR tarafından 25 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kuran'ın Muhafazası ve Yakılma Hadisesi konusu Kur'ân-ı Kerim, uluhiyyetten beşeriyete gelen son mektuptur. Allah'tan kullarına son mesajdır, ötelerin en mühim haberidir. Hz. Muhammed (sav)'in en büyük mucizesidir. Kıyâmete kadar gelecek insanların en mühim imtihan unsurudur. Ahirette insanların leh veya aleyhlerine şehâdet edecek olan bir imtihan hüccetidir. Hz. Peygamberden sonrakilere de en mühim bir imtihan hücceti olarak bırakılan ilâhi bir vesikadır. Onda insanların Allah'a karşı ve birbirlerine karşı vazifeleri beyân edilir. Dikkat edilirse insanların görevleri kısaca bunlardan ibârettir. Hz. Peygamberden sonra başka peygamber ve başka kitap da gelmeyeceği için, Allah'ın Rasulü (sav)'den sonra kıyâmete kadar gelecek insan nev'ine bir hidâyet ve imtihan rehberi olmak üzere (Bakara, 185) gönderilmiştir. O halde onun kıyâmete kadar muhafaza edilmesi gereklidir.

    Bütün çağların kitabı olan Kur'ân'ın işte bu mühim misyonunu ifa edebilmesi için, onun nesiller boyu hiç bırakılmadan ellerde dolaşması gereklidir. Bundan dolayı onun muhâfazası Önceki semâvi kitaplar gibi olmamış, ilâhi himâye ve teminat altına alınmıştır. İşte delilleri:

    "O zikri (Kur'ân'ı) Biz indirdik Biz, ve onun koruyucusu da elbette Biz olacağız" (Hicr, 9).

    "O inkârcılar, Kur'ân kendilerine geldiği vakit onu inkâr ettiler. Halbuki O eşi bulunmaz aziz bir kitapdır. Ona ne Önünden ne ardından bâtıl yaklaşamaz. Hikmet sâhibi, çok övülen (Allah) dan indirilmiştir (O)" (Fussilet, 41-42).

    Allah teâlâ Kur'ân'ın muhafazasını elbette kulları eliyle gerçekleştirecektir. Çünkü sebeplerin akışı içerisinde, onun muhatapları insanlardır. Diğer imtihan konularının böyle sebepler silsilesinin akışı içerisinde cereyan ettiği gibi, bu konu da tabii bir şekilde gerçekleşmiştir ve gerçekleşmektedir. Kur'ân'ın muhâfazasına muhâtap ve muvazzaf kullar halkasının en başında da, hiç şüphesiz, Kur'ân kendisine nâzil olan ilk mü'min ve en şerefli kul Hz. Muhammed (as) gelir. Sonra da diğer mü'minler bu görevi üstlenmişlerdir.

    Hz. MUHAMMED (SAV)İN KUR'AN'I MUHAFAZA VE CEM'İ

    Diğer semâvi kitapların vahyedildiği gibi (Nisâ, 163-164) , Kur'ân-ı Kerim de peygamberimiz Muhammed (as)a vahiy suretiyle indirilip öğretilmiştir (Nahl, 43-44).

    Kıyamete kadar gelecek insanlara bir imtihan vesikası olarak kalması gerektiği i-çin, diğer kitaplar gibi bırakılmamış, bizzat Hz. Peygamber (sav) tarafından onun korunması için bir seri tedbirler alınmıştır:

    Hz. Peygamber'e bir âyet veya sure nâzil olunca, hemen vahiy kâtiplerinden gerekli kimseleri çağırır, onlar da ellerinde yazı malzemeleriyle gelirler ve onlara, inen âyetlerin hangi surenin neresine yazılacağını söyleyerek bizzat yazdırırdı (1).

    Hz. Peygamber (sav), kâtibe yazdığını okumasını söyler, bir eksiklik çıkarsa onu düzelttirirdi. Böylece kayd ve zabt altına alınan yeni vahyi Hz. Muhammed (sav), erkeklerin önünde okuduktan sonra, kadın dinleyiciler karşısında da tekrar okurdu (2).

    Ashab inen âyetleri büyük bir dini vecd içerisinde dinler, şevk ile ezberler, onu namazlarında okurlardı. Zâten Kur'ân okumanın bizzat kendisi çok feyizli bir ibâdettir (3).

    Ashâbın ve ondan sonra gelen ilk nesillerin, darb-ı mesel olacak kadar parlak hâfıza ve zekâları, Arapların o zamanda genellikle ümmi bir millet oluşları yüzünden kültürlerinde daha ziyâde hâfızaya dayanmaları, basit hayatlarıyla hâfızalarının berrak kalışı, Allah ve Rasulünü sâdık bir sevgiyle sevmeleri, Allah'ın kitâbını titizlikle ezberleyip muhâfaza etmelerine vesile olduğu gibi, Kur'ân'ın belâğatının her ifâdenin üstünde oluşu, onun ilim ve amele birlikte teşviki, Kitâb ve Sünnetin dinde işgal ettiği önemli mevki, âyetlerin ve sûrelerin tedricen olaylar ve sorularla irtibatlı olarak nazil olmasıyla, onların Kur'-ân ve sünneti yaşayarak öğrenmeleri, Rasulullah (sav) in örnek bir yaşayışla onların arasında bulunması, onun talim ve terbiyedeki irşâd siyâseti ve bunlara ilâveten Kur'ân'ın i'câzıyla söz ustalarına tahaddisinin (meydan okuma) cevapsız kalması, onların Kur'ân'ı titizlikle ezberleyip muhâfaza etmelerinin âmillerinden olmuştur (4).

    Bundan dolayı Kur'ân-ı Kerim Medine'ye hicretten önce bile yazılı haldeydi. Nitekim Hz. Ömer'in, müslüman olmadan önce kız kardeşinin yanında bulunan Tâhâ suresini okuduğunu İbn Hişâm haber vermektedir (5).

    Kur'ân-ı Kerim zâten kendisi, kendisini kitap olarak adlandırmaktadır. (Bakara, 2; Tur, 2; Sâd, 29). Yazı olmadan kitâp olur mu? "Ona (Kur'ân'a) tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası el süremez" (Vâkı'a, 79).

    Halbuki Tevrat korunamamış, çıkan yangınlarda yanmış, ortadan kaybolmuştur. Hz. Musa'dan yedi yüz yıl sonra Azrâ adında birisi Tevrat'ı şifâhi nakle dayanarak yazmıştır. İncil de Hz. İsâ zamanında yazılmamıştı. Ondan çok sonra havâriler hâtırlarında kalanları naklettiler, onların nakillerine dayanılarak inciller yazıldı. Bundan dolayı onlar yazarlarının adlarıyla adlandırılmıştır (6) ,

    Kur'ân'ın muhâfazası hususunda yine ilâhi te'yidi gösteren bir vak'a da her sene Ramazan ayında Cebrâil (as) 'in huzurunda o zamana kadar vahyedilmiş olan bütün Kur'ân'ı Hz. Peygamber (sav)'in okumasıdır. Bunda ashab da bulunur, herkes, ezberlerini karşılaştırır ve sağlamlaştırırdı. Hz. Peygamberin vefâtından önceki Ramazan ayında, Cebrâil (as) ona, Kur'ân'ı iki def'a okutturdu (7). Bu son mukâbeleye arza-i ahire denir ki vahiy kâtibi Zeyd bin Sâbit de bu arzada hazır bulunmuştu.

    Rasulullah (sav) nâzil olan âyetleri hemen ezberlemek için gayret ve telâşa kapılır, Cebrâil (as) okurken o içinden tekrar ederdi.
    Kur'ân'ın muhâfazasını te'minât altına alan ilâhi te'yid burada da Rasulullah Efendimizin imdâdına yetişti.

    "(Ey Muhammed), onu tekrarlamak için (henüz Cebrâil, sana vahyi bitirmeden) dilini depretme. Onu (senin kalbine) toplamak ve (sana) okutmak bize âittir. Sana Kur'ân'ı okuduğumuz zaman okunuşunu tâkip et. Sonra onu açıklamak da bize düşer (Kıyâme, 16-19). Bu âyet, Kur'ân'ın tenzil, cem ve tanzimini de Allah'ın üzerine aldığını gösterir (8). "Sana (Kur'ân'ı) okutacağız da sen (onu) unutmayacaksın" (A'lâ, 6). Kur'ân'ın muhafazası tedbirlerinden yine bir tedbir olmak üzere Hz. Peygamber (sav), ilk zamanlar, Kur'ân'la karışmaması için, Kendisinden Kur'ân'dan başka bir şey yazılmasını yasaklamıştı (9). A. Jeffery gibi bazı müsteşrik ve misyonlerler, delilsiz ve çelişik olarak, Kur'ân'ın asr-ı saâdette yazılı olmadığını ileri sürüyorlarsa da (10) T. Nöldeke ve Fr. Schwally, Kur'ân'ın Hz. Peygamber zamanında yazıyla tesbit edildiğini itiraf ederler ve "Hz. Muhammed metinlerin kaydilmesine büyük ölçüde önem verirdi" derler (11). A. Jeffery ise neşrettiği Kitâbu'l—Mesâhif s. 5 deki iddiasından az sonra Hz. Peygamber zamanında Hz. Ali, Ubey bin Ka'b, Huzeyfe, Abdullah bin Mes'ud, Ebu Mûse'l-Eş'ari, Abdullah bin Zübeyr, Ebu Zeyd ve Muâz bin Cebel gibi ashabın yazılı mushaflarını zikreder. Hz. Ali "Cem' ettiği mushafını bir deveye yükledi, sahâbeye getirdi" der (12). Önceki iddia ile bu şahsi mushaflar ve Hz. Osman'ın resmi mushafı ortaya koyduktan sonra, şahsi mushafları yaktırması olayı çelişki olmaz mı? Yazılı değildiyse, Hz. Osman neyi toplayıp yaktırdı? (13).
    O halde hiç şüpheye mahal bırakmaz şekilde Hz. Peygamber tarafından yazdırılan Kur'ân, hem hâfıza ve hem yazı ile, çifte metotla asr-ı saâdette tesbit, zabt ve muhafaza edilmiştir (14). İşte bu mânâda Kur'ân'ı ilk cem' eden Hz. Peygamber (sav)'dir.

    Rasulullah (sav) zamanında bizzat kendisi tarafından büyük bir itina ile kayd ve hıfz edilen ve ettirilen Kur'ân-ı Kerim, onun sağlığında iki kapak arasında toplanıp bir kitap hâline getirilmemişti. Çünkü o hayatta olduğu müddetçe vahiy devam ediyordu. Hz. Peygamber (sav) son vahiyden sâdece 9 gün sonra âhirete irtihâl etmiştir (15).

    Hz. Peygamber, nâzil olan âyetleri okuyor, onlarla va'z ediyor, onların ferâiz ve ahkâmını öğretiyordu. Ashâb da onları ezberliyor, yazıyor ve öğreniyorlardı. Bu durum şimdilik Kur'ân'ı bir kitap hâlinde toplamaktan onları müstağni kılıyordu (16). Adetâ yazılı fişler hâlinde bekliyordu.

    HZ. EBU BEKİR'İN KUR'AN'I MUHAFAZA VE CEM'İ

    Hicri 11. senede Müseylemetü'l-Kezzâb'a karşı yapılan Yemâme muhârebesinde 70 kadar kurra sahâbi şehid düşmüştü. Onlar içerisinde ashâbın dört meşhur kâri ve hâfızından birisi olan Ebu Huzeyfe'nin mevlâsı Sâlim de vardı. Bu durum Hz. Ömer'i endişeye şevketti. O, halife Hz. Ebu Bekir Sıddık (ra) 'a baş vurarak, daha sonra vuku bulacak savaşlarda da eğer böyle şehidler verilecek olursa Kur'ân ehlinin kalmama tehlikesinin baş göstereceğini, bu sebeple Kur'ân'ın bir kitap hâlinde toplanması için emir vermesini taleb etti. Hz. Ebu Bekir'in önceleri Hz. Peygamber (sav)'in yapmadığı bir işe teşebbüs etmekten kaçındığını görüyoruz. Hz. Ömer'in ısrarları üzerine, Zeyd bin Sâbit'i çağırdı ve ona mes'eleyi açtı. Zeyd önce tereddüt etmişse de sonra durumun önemini kavrayarak, Kur'ân'ı, bu emir ve yetki üzerine ashâbda bulunan o zamanın yazı malzemeleri, deri, tahta, hurma dalı, kürek kemikleri ve enli yassı taşlar gibi üzerinde Kur'ân yazılı sahifelerden ve Kur'ân'ı ezberleyen kimselerin hâfızalarından yazdı, derleyip topladı ve bir araya getirdi. Mescidde bu iş için halka ilan da bulunulmuş ve Hz. Ömer de kendisine yardımcı olmuştu. Zeyd (ra), Kur'ân âyetlerini sâdece yazılı olarak bulmakla yetinmiyor; fazlaca bir ihtiyat için, kendisi de hâfız olduğu halde, hıfzındakiyle karşılaştırıyordu. Böylece Zeyd bin Sâbit, her sûrenin âyetleri kendi içinde sıralı olarak Kur'ân'ı bir kitap hâlinde bir araya topladı. Sûreler bugünkü tertipde değildi. Onları nüsha hâlinde bir araya topladı. Bir iple bağlanarak ona mushaf adı verildi. Bu ilk cem' olunan mushaf vefatına kadar halife Hz. Ebu Bekir'in yanında kaldı. O'nun vefâtından sonra Hz. Ömer'in nezdinde muhâfaza edildi. Hz. Ömer'in vefatından sonra kızı Hz. Hafsa'ya emânet edildi. Çünkü Hz. Ömer vefat etmeden önce yeni halife daha belli olmamıştır (17). Bu Kur'ân'ı koruma tedbirleri de Cenâb-ı Allah'ın te'minâtının bir gereği olarak, Hulefâi râşidi’ne verdiği ilham ve va'dine vefasının bir tecellisidir (18) Hz. Ebu Bekir'in Kur'ân-ı Kerim'i böyle iki kapak arasında toplaması da ashâbın icmâı ile olmuştur.
     

Bu Sayfayı Paylaş