Kreş zamani geldi çatti

'Çocuk Sağlığı ve Bakımı' forumunda =FiRaRi tarafından 28 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kreş zamani geldi çatti konusu

    KREŞ ZAMANI GELDİ ÇATTI

    İçimizde o minik kalbin atmaya başladığını öğrendiğimizde, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Onun için nefes alacak, onun için beslenecek, onun için uyuyacak, planlarımızı, randevularımızı hep ona göre yapacağızdır artık. Hayatımızdaki her şey değişecek, yaşam tarzımız, vücudumuz, ruhumuz hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık.

    Yeni yaşama sebebimiz dünyaya gözlerini açtığında, onun kokusu ve yumuşak teninden öyle bir sarhoş oluruz ki, hormonlarımızın da etkisiyle ondan başkasını düşünemez ve görmez oluruz birkaç ay boyunca. Sonra mı? Evet sonra, takvimin farkına varırız, birkaç hafta sonra minik yaşam kaynağımızı evde bırakıp, işe gitmek ve artık kendi isteklerimizi bırakıp, onun geleceği için çalışmaya başlamamız gerekecektir. Çocuğa kim bakacak, eğer yakınlarımızda oturan ve sağlığı yerinde bir annemiz varsa ne ala, ama yoksa, ya yoksa. Bakıcı mı , kreş mi diye düşüne düşüne, en kötü karar kararsızlıktan iyidir diye bir karara varırız. Tamam bir bakıcı bulunacak, dört bir yana haber salıp bir tane buluruz. Tanışıp, süzüm süzüm süzüp, gelinlik kız alıyormuşçasına araştırıp soruşturup başlayacağı günü tatlıya bağlarız.

    Sayılı gün çabuk geçer, bebişimizi bir süre kötü cadı üvey anne muamelesi yapıp, gözaltında tutacağımız bakıcıya emanet edip, ruhumuzu evde bırakıp, çıplak bedenimizle işe gideriz. Yüzümüze yalancı gülümsememizi takınmışızdır, size döndüm edasıyla, gözümüz saatte, ellerimizin biri işte diğeri telefonda, ruhumuzsa hep evde... Akşamı zor edip, doğru eve koşarız, yavrumuzu sıkıca kucaklayıp tüm günün vicdan azabıyla, ne yaptı bu kötü kadın sana hee, kötü bir şey yapmadı dimi, dercesine gözlerinin içine bakıp bir ipucu ararız. Gülüyor, mutlu galiba oohh J neyse günü iyi geçmiş. Günler haftaları, haftalar ayları kovalar, miniğimiz diş çıkarır, emekler, yürür, konuşur derken, iki doğumgününden sonra akşam eve geldiğimizde bulduğumuz çocuk bizimki değildir sanki, hırçın, aksi, mutsuz, huzursuz olmuştur. Geçer diye bekleyip, ne isterse yapmaya başlarız bir süre, geçmez ama. Bakıcısını hırpalayıp,parka gitmeye ikna edemeyince de tırmıklayıp , balkona kapattığını öğrendiğimizde aklımız başımıza gelmiştir. Kreşe gitme zamanıdır artık yumurcağın, ama hangisine...

    Araştırıp bir tane bulup, ürkerek içeri gireriz, her erinden, her kişisinden şüphe ederek, dedektif edasıyla gezeriz binayı. Aman ne güzel, her şey normal ve zararsız gözüküyor, oldu bu iş deyip, kaydını yaptırırız. Evde okul sözünü kullanmaya başlarız sıkça, okula övgüler, methiyeler düzeriz. Onun da artık okul zamanının geldiğini anlatıp, tedirgin ve ağlamaklı yüzündeki endişenin yok olması için uğraşlar veririz. Bakıcı ile vedalaşıp, sabahına giyinip kuşanıp, okul yolunu tutarız. Kapıya geldiğimizde, öğretmenimiz tüm şirinliğiyle kapıda belirip, ellerini uzatmıştır, miniğimizi içeri almak için. Kaşarı çatık çocuğun ,dudakları büzülmüştür, donnkk, jetonu düşen çocuk, size var gücü ile sarılmıştır. Ahtapot gibi sıkıca yapışmıştır bedeninize, etinden et koparılmış gibi ağlamaktadır. 5-10 dakika uğraşılıp, ikna edilemeyen çocuğumuzu, zar zor öğretmenin kucağına aktarıp, oradan hızla uzaklaşırız yaşlı gözlerimizi gizlemeye çalışırken. İşe gelip, yine gözümüzü saate, kulağımızı telefona yönlendirerek, iki saat kadar geçirip, telefona sarılırız. Nasıl yavrum, alıştı mı? Sorun olmadığını öğrenip, rahatlarız. Bir, iki, üç derken 6 hafta sonra, sabahları okula güle oynaya giden bir çocuğumuz olmuştur. Bunu da atlattık çok şükür dersiniz. Buraya kadar her şey normal, her evde yaşananlar aşağı yukarı böyledir. Sorun ne mi?

    Üç yaşında bir çocuk kreşe niye verilir: a) Bakıcıdan memnun değilsinizdir, yenisi yerine daha kalabalık olduğundan daha güvenilir olacağını düşündüğünüz için, b) Arkadaşları olsun, gelişsin, bir şeyler öğrensin, sosyalleşsin, kişiliğini oluştursun diye... Vardır elbet her ebeveynin bir nedeni bu konuda. Bir süre sonra, çocuğun sınıfındaki herkesin aynı amaçla orada olmadığını görürüz. Biz her günün sonunda, yavrumuzun, öğrendiği şarkılarla masallarla, bilgilerle ve minik elleri ile yaptığı yarım yamalak etkinliklerle duyduğumuz gurur ve huzurla yatağımıza girerken, bazı ebeveynler aman bugünü de atlattık deyip, kreşi çocuğu sabah bırakıp, akşam aldıkları bir bakımevi gibi görmektedirler. Baktırılacak anneannenin yada bakıcının yerine koymuşlardır kreşi, o gün yavrusuna bakacak birini buldularsa, oh okula gitmesin bugün deyip, evde kalitesiz zaman geçirmeye mahkum ederler. Şaşkınlıkla karşılarsınız bu durumu, aylık programlarda yazılı olan malzemeleri getirmediklerinden, sınıfta o etkinlik yapılamaz, kendi çocukları bir şey öğrenemediği gibi diğerlerinin de öğrenmesine engel olmaktadırlar, oysa siz gün be gün takip edip, iğneden ipliğe, ne yazılı ise hazır edip beklersiniz, çantasına koymak için. Bu nasıl bir anlayıştır diye düşünüp düşünüp, işin içinden çıkamazsınız. Çocuk sorumluluk alsın, hafta sonları biz ebeveynlerle geçireceği kaliteli zamana katkısı olsun ve biraz daha gelişsin diye verilen ödevleri yaptırmazlar, sabahtan akşama TV karşısında boş vakit geçirmiş çocuklarını ,eli boş okula yollarlar hafta başında, parasını verip, baktırtıyorlar ya, yetmez mi diye anlayışıyla.

    Oysaki biz, yavrumuzun minicik beyninin aldığı her bilgi kırıntısıyla gururlanır ve günden güne gelişen zekası ile övünüp, mutlu oluruz. Artık sürekli öğrenen ve kendi başına yetebilen bir birey olmuştur o, her günün her anın ayrı bir değeri vardır onun için. Kimileri, bu kadar küçük çocuk sayıları öğrenmese, kağıtlardan şekiller yapmasa, grup çalışmasına katılmasa ne olur ki, nasılsa büyüyünce öğrenir diye düşünür, bizim gibiler, çocuklarını bilgiye aç birer minik bilimadamı, belki birer sanatçı , birer minik dahi olarak görüp öğretilenleri aldığını ve kullandığını gördükçe dahasını dahasını vermek için paralanırız. O küçücük bedenlerdeki, her yeri, her şeyi araştırmaya meraklı beyinler, nasıl görmezden gelinir ki, nasıl boş boş TV karşısında, kadın günlerinde geçirtilir değerli zamanları, bencillik değil midir bu? Öğrenme hevesini köreltip, bakılacak bir bitki, muamelesi, nasıl yapılır, oya gibi işlenecek beyinlerine.

    Çocuklarımızın mutlaka okul öncesi eğitim almalarını ve toplum içinde bulunarak kendi kişiliklerini özgürce oluşturmalarını sağlamalıyız. Hiç imkanımız yoksa bile bunun için, en azından araştırıp okullarda yaşıtları neler öğreniyor, hangi aktiviteleri yapıyor tespit edip, evimizde birlikte uygulamalıyız. Onu sinema, tiyatro, müze gibi kültürel faaliyetlere götürmeliyiz. Günlerini kaliteli geçirmesi için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Onlara zaman ayırmalıyız. Sağlıklı nesiller emek vermeden yetiştirilemezler.


     
    1 kişi bunu beğendi.

Bu Sayfayı Paylaş