Konya Çetnevir Nasıl Yapılır

'Konya Tanıtımı' forumunda SeLeN tarafından 23 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Konya Çetnevir Nasıl Yapılır konusu Çetnevir Nedir - Çetnevir Nasıl Yapılır - Konya Dügün Gelenekleri - Çetnevir Eğlencelerinde Oyun Çıkarma Örnekleri


    [​IMG]

    Çetnevir, kabuklu yemişlerin kırılarak yenilmesi veya kuru yemiş yemek gibi anlamlara geliyor. Düğünlerde gençlerin bu tür kuru yemiş ve mevsimsel meyveler yiyerek arkadaşlar arasında çalgı ve çengi ile eğlenmelerine çetnevir deniyor. Hatta bir Türk deyimi de vardır bunun hakkında; “kırarım kırarım fındık fıstık kırarım / yoktur benim kimselere zararım” diye…

    Konya’mızın köy kasaba ve şehir merkezlerinde çok az bir değişiklikle yapılan ve genelde benzerlikler gösteren bir yaren, gençler arasında sevgi ve yardım örgütleşmesi gibi bir güzel anane ve gelenektir.

    Bunu önce kırsal kesimden yani dağ köylerinden ele alalım bizim Konya’mızın dağ köylerinde genelde bu tür düğün eğlenceleri genç erkek arkadaşlar arsında bir haftayı aşkın süren düğün boyunca üç defa yapılır. Çünkü bizim köylerde ve kasabalarda bu tür düğünler genelde ayni özellikler ile devam eder şimdi belki biraz kısaltılmış olsa da yine kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı eğlenmesi ile tam 8 gün sürer.

    Birinci gün hemen düğünün başlamış olduğunu gösteren aile arası bir akşam 2-3 saat sürüveren ve adına bilhassa bizim yörede eşek düğünü tabir edilen eğlence ile, 2. gün ise nişan adı altında kadınların ve erkelerin ayrı ayrı eğlenerek karşılıklı birer hediye ile kız evine ve oğlan evine gidilmesi ve kız ile oğlana yüz ük takılması, 3. gün ise dua adı altında oğlan evinde yenen akşam yemeğinden sonra dualar okunup kadınların da kız evine giderek eğlenmeleri ilk bölümü oluşturur. 4. gün yöreye has yemekliklerin hazırlanmasında kızların ve komşuların imece usulü ile evlerinden getirdikleri yemeklik kabakların doğranması vardır. 5. gün yine kadınların gündüz def çalıp kaşıklar ile oynayarak eğlencesi sonrası kabakların yenmesi ve bu eğlencenin gece de devam etmesi… Aynı gece erkelerin de oğlan evi tarafından gençlere verilen bir yemekle misafir edilmesi vardır ki buna müşavere de denir.

    O yemeğe oğlan evi tarafından bazı gençler özel olarak çağrılırlar ki; oğlan evine gelin çıkmadan bir gün evvel samahta -bizim köylerde sabahına gelin gelecek geceye samah gecesi denir- toplanılarak gelecek misafirlere bakma ve ağırlama görevi tek tek dağıtılır. İşte o gece oğlan babası tarafından verilen yemekten sonra gençlerin çalıp oynayıp eğlenmesi de bir nevi çetnevirdir.

    Köylerde 6. gün samah gecesidir ve dışarı köylerden şehirlerden kasabalardan gelen misafirler önce oğlan evine getirilip hoş beşten ve bir bardak şerbet ile ağırlandıktan sonra… Köyün gençlerine paylaştırılıp, istirahatları sağlanıp, sonra samah gecesine getirilip düğün gecesi istedikleri saate kadar çalgılar eşliğinde eğlendikten sonra… Tekrar o gençlerin misafirlerini evlerine götürüp yatırıp sabah da düğün evine pilav yemek için getirilmeleri de ayrı bir eğlencedir. Bu da bir çetnevir niteliği taşır, çünkü evine misafir götüren gençler onların bütün yeme içme her türlü istirahatını temin ile memurdur. Tabi oğlan evinde bu eğlenceler olurken kız evinde de ‘kızlar giyinmesi’ adı altında eğlence, kına yakma adı altında eğlence, bir de ‘ak don giyme’ diye adlandırılan sadece gelin olanların (kızlar ak don şalvar giymez bu usuldendir) özel olarak dikilmiş olan şalvarlarını diğer giysileri ve takıları ile süsleyip eğlenmeleri vardır.

    Oğlan evinin her eğlenceyi kız evine giderek beraber yürütmesi de ayrı bir özelliktir. 7. gün artık gelin çıkma denen gündür… Eskiden bu gelin alma işi, gelin hanımın hep eyerlenmiş ata binmesi ile olurken şimdi bu gelenekler unutulmaya başladı. Ne yazık ki köylerde de artık gelinler taksilere bindiriliyor. Gelin eve getirilirken çalgılar önde yürür… Gelin at üzerindeyken düşmemesi için bir yanında kaynata bir yanında amca veya dayı vardır. Ve çeyiz eşyası yüklü hayvanlar arkasında oğlan evine getirilir. Türk Bayrağı en yüksek bir sırığa takılarak, bayrakçı denilen delikanlı tarafından daima yüksekte taşınır. Gelin attan iner ve kaynana elinde hazır tuttuğu bir testiyi gelinin önünde yere vurup kırar ve nazarı, kem gözlerin zararını kırdığını söyler. Gelin hanımın attan inmesi sırasında evin yüksek bir yerinde duran sağdıç ile damat ellerinde bulunan, daha evvel içerisine üzüm leblebi ve madeni para bulundurulan bir sahandan bozuk paraları gelinin başına atarlar. Yine kaynana veya damadın ablası tarafından gelinin eline bir top tereyağı verilip giriş kapısının üzerine sürmesi önerilir. Bu da ‘gelinin dilinin o geldiği evde yağ gibi olmasının sebebidir’ denir. Nihayet bayrakçı kayınpedere yaklaşır, başından ya şapkasını ya da bir emanetini alıp kaçar. Kayın peder onun peşinden giderek onu yüklü bir bahşişle taltifler. O verdiği bahşiş damadın arkadaşlarının o akşamki son eğlencede yiyecekleri şeyleri köy bakkalından almaları içindir. Damadın da güvey katımından sonra onlara uzatacağı gerdek evinden yemek arığı ile sağdıcın evinde hazırlanan yemekler birleşir. Gençler yerler, eğlenirler; çalıp oynarlar. Bunada çetnevir denilebilir. Artık 8. gün yüz açımıdır, burası sadece kadınların gülüp, oynayıp, eğlendiği gündür ve bir köy düğünü böylece sona erer.

    Gelelim şehirdeki yani Konya’daki çetnevir anane ve geleneklerine.

    Köylerde ara kesme diye adlandırılan şehirde ise kız ve erkek tarafının aralarında anlaşma yaptıkları çeyizlerin tertibi vardır. Köyde ‘asbap görme’ diye şehirde ise ‘düğün alışverişi’ diye adlandırılan elbise, takı ve beyaz eşyalar alındıktan sonra, genelde çok ağır olan beyaz eşya ve mobilyanın haricindeki görümlük eşyalar –elbise, halı, altın gibi- kız evine gönderilir. Bunlara komşu kadınların ve akrabaların bakması, incelemesi, ne kadar çeyizi olduğunu görmesi adettendir. Bu arada oğlan babasından takıların ve yapılan çeyizlerin listesi de bir yazılı kâğıda dökülerek baba ve damada imzalatılmıştır. Buna da ‘mihir senedi imzalatmak’ denir. Bu bir mahalle muhtarı veya noterce de tasdik ettirilir, Anadolu’da bunlar çok önemli şeylerdir. Bazen bu husus yüzünden araların açılması veson anda düğünden caymaların bile vuku bulduğu görülmüştür. Ve kız evinin yaptığı çeyizler de birleştirilerek oğlan babası veya damadın bir akrabası tarafından kız evine gönderilir. Kız evinin yakınları olan kadınların birleşmesi ile çeyiz çakma dedikleri bir merasim için genelde eşyanın konulduğu bir araçla oğlan evine gelinir.

    Damadın evine gelince en kıymetli eşya gelin hanımın sandığıdır. Bunun üzerine gelenlerden bir kadın veya bir kız oturur ve der ki: “Sandık kalkmıyor ey oğlan babası.” O da bir bahşiş verip sandığı indirir. Akşama kadar gelin hanım da yanlarında olduğu halde gelinin geleceği evin gerdek odasını düzene koyarlar, damat ve babası tarafından verilen bir yemek güle oynaya yendikten sonra bu sefer kendi imkânları ile veya yine damat tarafının bulduğu bir araçla evlerine giderler. Bu gelen eşyaların içinde gelinin sandığı kadar kıymetli olan bir eşya veya bir tepsi vardır ki işte o da çetnevir tepsisidir. Bu tepsi kız ailesi tarafından ya evlerinde düzenlenir ya da bir kuru yemişçi dükkânında özel olarak yaptırılır. İçersinde her kuru yemişten numunelik birer cam tabak içersinde tepsiye dizilir. Mevsime has birer de muz ve diğer meyve türlerinden konur. Yine içersine kıymetli sigaralardan üç beş paket konur ve içeriyi gösteren bir jelâtin kâğıt ile süslenip gayet kibarca taşınarak gerdek odasının başköşesine yerleştirilir. Bu eşyalardan hiç birisine el sürmeyen oğlan tarafı işte o çetnevir tepsisinin içersindeki yemişleri çoğaltır. Oğlan tarafının kendi tayin ettiği bir günde damat arkadaşlarını toplar. Eğer maddi durumu müsaitse bir salon tutarak, yok değilse mevsime göre mahallesinde, evinin civarında bir sokağı ışıklandırıp etrafını çadır gibi bir şeyle çevirir. Çalgı çengi eşliğinde arkadaşları gecenin geç saatlerine kadar burada eğlenirler. Her mahalleli de buna itiraz etmez. Ama bazıları vardır ki bunun cılkını çıkarır, bir evde ve ya salonda toplanıp içkili ve müzikli eğlenceler de tertip edenler vardır. Bu da ayrı bir çetnevir usulüdür ama genelde kırsal kesimin gençleri bu tür şerliğe davetiye çıkaran içkili ve kötü hareketlerden kaçınıp diğer anam babam usulü ile yörenin gelenek ve göreneklerine uygun çalgılı ve Konya kaşık oyunlarının yapıldığı eğlenceyi tercih ederler.

    Geleneksel Konya düğünlerinin aşamalarından biri de “Çetnevir” eğlenceleridir. Bu eğlenceleri “Samah” ya da “Zaman”la karıştırmamak gerekir.

    Bir anlamda Avrupalı’ların bekarlığa veda partilerine benzetebiliriz çetnevir eğlencelerini. Bu eğlencelere geçmeden önce çetnevirin nasıl hazırlandığını, özelliklerini kısaca anlatıverelim.

    Kızevi, kuruyemiş, meyva ve çeşitli yiyeceklerle büyük bir tepsiye hazırladığı çetneviri süsler ve oğlan evine gönderir. Oğlanevi bu çetnevire “Gölle” denilen haşlanmış buğdayı da ekleyerek; hafta sonu damat, yakınları, arkadaşları oğlan evinde toplanarak eğlenceler eşliğinde çetneviri yerler. Göllenin içine saklanan veya genellikle sağdıca önceden verilen alyans yüzük; sağdıç tarafından damadın parmağına takılır, çetnevir eğlencelerinde konuklara; “Yeme içme serbest, cebe koyma yok” denilerek şaka yapılır. Bazen şaka olsun diye konukların ceplerininin arandığı, konukların ceplerine gizliden küllük, yemiş kabukları, konulduğu da olur.

    Gelelim şimdi çetnevir eğlencelerine. Bu eğlenceler için çalgıcılar tutulabilir ya da kaset dinlenerek eğlenilir. Oyunlar oynanır, hep bir ağızdan türküler, şarkılar söylenir. İşte bu eğlencelerin içine arasıra komik oyunlar da serpiştirilir. Yazımızın ana konusu işte bu komik ve eğlenceli oyunlardır. Halk arasında bu geleneğe “oyun çıkarma” denir.

    - Çetnevir Eğlencelerinde Oyun Çıkarma Örnekleri

    * Birinci örnek: Oyun çıkaran kişi konuklardan birini karşısına alır. İki tencere getirilir. Tencerenin birinin tabanı gizlice sıvanmıştır. Tabanı isli tencere karşıdaki kişiye verilir. Oyun çıkarıcı: “Ben ne yaparsam, sen de aynısını yapacaksın” der. Tencereler alınıp isli tabanı karşıya gelecek şekilde tutulur. Oyun çıkarıcı ellerini tencere tabanına sürer sonra ellerini yüzüne gözüne sürer. Karşıdaki kişi de aynı hareketleri yapar, ama yüzünün gözünün islendiğinden haberi yoktur. Oyun, karşıdaki kişinin yüzü gözü iyice isleninceye kadar sürer. En son yüzü gözü islenen kişiye ayna tutularak isli yüzü gösterilir.

    * İkinci örnek: Oyun çıkarıcı bir bardağa su doldurup, konuklara tek tek sorar: “Bardağın üstünde ne var, altında ne var?” Her konuk yanıtını oyun çıkarıcının kulağına fısıldar. Bilenler ayrılır, bilmeyenlere komik cezalar verilir. Sorunun doğru yanıtı: “Üstü bismillah, altı elhamdülillah”tır.

    * Üçüncü örnek : Oyun çıkarıcı herkesi namazda secde edercesine ve gözlerini kapattırarak başlarını yere koydurur. “Ben seslenmeden gözünüzü açmayın. Herkes aramızda kaz var diye bağırsın” der. Herkes gözü kapalı olarak başını yere koyar ve bağırmaya başlar. Bazıları gözlerini açarak doğrulur ama bağırmayı sürdürürler. Gözlerini açmayanlar ise bağırarak uzun süre öylece kalırlar. Dolayısıyla kaz yerine konularak eğlenilirler.

    * Dördüncü örnek: Oyun çıkarıcı, konuklar arasından bir gönüllü çağırır. Kendisi üfürükçü kılığına girer. Başının üstüne içi su dolu bir tas bağlar. Başın üzeri tas görünmeyecek şekilde örtülür.Gönüllü, hasta rolü oynar ve “Ağrım tuttu” diyerek kıvranmaya başlar. “Şuraya yat da seni okutalım” diyerek, hasta rolü oynayan gönüllüyü sırt üstü yere yatırırlar. Üfürükçü rolünü üstlenen kişi gelir, okur ve üfler. Tam ayağa kalkıp gideceğinde başını eğerek tastaki suyu, yerde yatanın üzerine boşaltır. Yerde yatan sırılsıklam ıslanmış; ne olduğunu anlamaya çalışırken, konuklar makaraları koyuverirler.

    Bu komik oyun örnekleri sayılmayacak kadar çoktur ve her yeni çetnevir eğlencesinde yeni yeni oyunlar çıkarılmaktadır. Ancak günümüzün apartman yaşamı böyle eğlencelere, patırtı kütürtüye ne ölçüde uygun olur? Bu tartışılabilir. Ama apartman yaşamı pek çok geleneğimizi silip süpürüyor. Bu da bir gerçek. Ve o metal sesler çıkaran klavyeler falan böyle eğlencelerde, düğünlerde tangır tungur ettikçe ne müziğin eski tadı kalıyor, ne de eğlencelerin.

    Siz siz olun bu gerçekleri sakın gözardı etmeyin, olur mu? Aksi halde çok şeyleri daha unutup, kaybedeceğiz haberiniz olsun?

    Mehmet K. Gündoğdu

     

Bu Sayfayı Paylaş