Kocaeli Gölcük ilçesi

'Kocaeli Tanıtımı' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 2 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Kocaeli Gölcük ilçesi konusu GÖLCÜK

    İzmit Körfezi´nin güney sahilinde yer alan ilçe, İzmit´e 16 km uzaklıktadır. İlçenin gelişiminde, Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Askeri Tersane´nin önemi büyüktür. 17 Ağustos 1999 depreminden ilçe merkezi ve Değirmendere beldesi en çok zarar gören yerlerdir.

    Türkiye Ordusu Deniz Kuvvetlerimizin önemli tesislerinden biri olan Tersanelerin bulunduğu Gölcük aynı zamanda Donanma Komutanlığının da bulunduğu il kapasitesindeki ilçelerden biridir

    Gölcük Deniz Müzesi ile tarihten günümüze izler taşıyan Saraylı ve akçat Köyü bu ilçe sınırlarındadır.Gözlemen tepeden körfezi ve karşı kıyıları seyretmek güneşin doğuşu ve batışını gözlemlemek ayrı bir zevk sınar.Ford Otosan ve Bingo-Hayat Kimya tesisleriyle sanayileşmeye başlayan ilçede dağ, orman,deniz vetabii hayat ile sanayi iç içe şimdilik barış içinde varlıklarını devam ettirmektedir.

    İzmit Körfezi´nin güzey sahilinde yer alan ilçe,İzmit´e 16km. uzaklıktadır. Gölcük Jandarma Komutanlığı Türk denizciliğinin ana üssüdür.17 Ağustos depreminde de büyük yara alan Gölcük ilçesi bu yarayı kısa zamanda atlatmayı bilmiştir ve bugünde gelişmesini sürdürmektedir.


    İLKÇAĞ´ DAN TÜRK DÖNEMİNE KADAR GÖLCÜK

    İzmit Körfezi güney sahillerinin tarihine kısaca bir göz attığımızda görürüz ki, İlkçağ´da Bitinya denilen bölgede bulunan ilçemizin bilinen ilk sakinleri MÖ. XII. asırda Balkanlar üzerinden Ege Göç Kavimleri´yle gelen, Frig boylarından olup genellikle sahillere yerleşmiş olan Bebrikler ve Misler; MÖ. VIII. asır sonlarında Yunanistan´ın Mega-ra kentinden gelerek Başiskele-Seymen bölgesinde Astakos şehrini kurmuş olan Megaralılar, MÖ. VII. asır sonlarında Trakya´dan gelen Bitinler ve MÖ. V. asır ortalarında Perikles tarafından Atina´dan getirilip iskân edilen yeni muhacirlerdir. Anılan bu halklar zamanla karışarak Bitinyen denilen yeni bir ulus meydana getirmişlerdir.

    Bölge MÖ. VIII. asırdan itibaren sırayla Frigle-rin, Lidyalılarm, Perslerin hakimiyeti altına girmiş, yerli halk tarafından kurulan Bitinya Krallığı yönetiminde (MÖ. 378-94) yaşadıktan sonra Roma İmparatorluğu´na bağlanmış, imparatorluğun 395´de ikiya ayrılmasından sonra da Doğu Roma (Bizans) yönetiminde kalmıştır.

    VII-DC. asırlarda defalarca müslüman Arapların hücumlarına maruz kalan bölgemiz, 1075´de Selçukluların4 eline geçtiyse de 1101´de Haçlılar tarafından geri alınmış, bundan sonra Osmanlılar tarafından fethedilene kadar Haçlıların ve Bizans idaresinde yaşamıştır.

    Bölgemiz ile ilgili Bizans arşivlerinin hemen hemen tamamının kaybolmuş olması, Osmanlı fethi öncesindeki durumunun bilinmesini zorlaştırmaktadır. Bu zorluk ancak arkeoloji ve saha araştırmaları ile bazı XV. asır Osmanlı kaynaklarıyla bir noktaya kadar giderilebiliyor.

    XIII. asırda bölgemizde bir çok köy bulunuyordu. Bir Osmanlı tarihinde nakledilen, Yalova´dan İzmit´e kadar tepelerde ağaç bulunmuyormuş, şeklindeki ifade, bölgenin tamamen meskûn olduğunu anlatmaktadır. Benzer bir rivayet hâlâ halk arasında "eskiden İzmit´ten İznik´e kadar kedi damdan dama atlayarak gidermiş" şeklinde dolaşmaktadır.


    OSMANLI DÖNEMİNDE GÖLCÜK

    İzmit Körfezi´nin güney sahilleri, bütün Osmanlı kaynaklarının ittifakla rivayet ettiği üzere, Koca-eli´ne ismini veren Akça Koca´nın yetiştirdiği yiğitlerden Kara Mürsel tarafından 1326 yılında (İ. Hami Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi´nde kaynak belirtmeden 1324 tarihini verir) İzmit´in ilk fethi5 sırasında alınmış ve arazinin büyük kısmı sipahilere timar olarak dağıtılmış6, Ereğli-i Bâlâ ve Ereğli-i Zîr, yani Yukarı ve Aşağı Ereğli köylerinin vergileri Orhan Gazi´nin oğlu Gazi Süleyman Paşa tarafından İznik´deki camiine vakfedilmişti (Ereğli köyleri ile ilgili bir çok vakıf kaydı ve başka belgeler mevcuttur).

    Bölgemizde yaşayan Rumların büyük kısmı, Osmanlı fethinden bir süre evvel kırsal alanları terketmiş, bazıları İzmit´e sur içine, bazıları da İstanbul´a, Trakya ve Ege adalarına göçmüş; belgelerden anlaşıldığına göre sadece Konca (=Gonca) ve Ereğli Rumları köylerim terketmemiştir.

    İlçemizin kadîm köyleri Hisareyn, Kazıklu, Saraylı, Örcün, Değirmenderesi, Hâlîdere, Konca ve Ulaşh´dır.

    Muhdes köyler ise 1856-1860 yılları arasında yurdumuza hicret eden Kırım´lı muhacirler tarafından kurulan Tatar-İhsaniye ve "93 Muhacirleri" denilen 1876/1877 Osmanlı-Rus harbinden sonra Kafkasya´nın Batum, Acara bölgelerinden göç eden Gürcü, Abaza ve Mohti asıllı müslümanlar tarafından kurulmuş olan Ayvazpınarı, Hamidiye, Hasaneyn, îcâdiye, İrşâdiye, Lûtfiye, Ma´mûriye, Mesrûriye, Ni´metiye, Nüzhetiye, Selimiye, Sîretiye, Sofiye (Sofular), Şevketiye, Ümmiye´ [Bu isim bütün Osmanlı belgelerinde ve 1928´de T.C. Dahiliye Vekâleti tarafından yayınlanan eski harflerle basılı Köylerimiz isimli kitapta arzu, istek, ümit, emel, maksat anlamına gelen, "Ümniye" idi dir.
    Önceleri Saraylı köyünün bir mahallesi olan "Damlar/Tamlar" gelişerek 1958 yılında köy statüsünü kazanmış ve Şirinköy adını almıştır.

    Yazlık ise 4.VII.1950´de Yeniköy´den ayrılarak müstakil köy, 31.XII.1998´de de belediye olmuştur.Bölgemizin Türkler tarafından fethinden sonraki bir buçuk asırlık döneme ait bilgilerimiz oldukça eksiktir. Zira en eski Osmanlı kroniklerinin bile Sultan Fatih döneminde yazılmış olması ve bu döneme ait belgelerin maalesef Timur istilâsı sırasında Bursa´da tahrip olması, bizi sağlıklı ve ayrıntılı bilgiden mahrum bırakmaktadır.Osmanlıların İlk devirlerde elde edilen yeni topraklara, özellikle kırsal kesimlere konar-göçer aşiretleri yerleştirmek suretinde bir iskân politikası takip ettikleri ve buraların tahririnin yapıldığı biliniyor.

    Bölgemizdeki iskânların hemen tamamı önceden meskûn olan yerlerde vuku bulmuş, yeni köyler çok sonraları kurulmuştur.

    Bir yörenin demografik, sosyal ve ekonomik tarihi için en önemli kaynak olan tahrir defterlerinden günümüze intikal eden en eski tarihlisi Fatih devrine ait olup, sayfaları eksik bulunduğundan sadece Körfez´in kuzey yakasındaki bazı yerleri içeriyor.

    Kanunî döneminde ve daha sonra yapılan tahrirlere ait defterlerin büyük kısmı mevcut olmakla beraber, ilçemizdeki kadîm köylerin ne zaman kurulduğu, köyü kuranların nereden geldikleri hususundaki soruların cevaplarını bu defterlerde bulamıyoruz.

    Gerçi köylerin isimleri, çoğunlukla köyü kuranların mensup oldukları boy veya cemaatin ismi olduğundan kurucuların kimliklerini, bazen de "Ef-lekanlu nâm-ı diğer Kazıklu" örneğinde olduğu gibi ne zaman kurulduğunu, gösteriyorsa da, diğer soruları cevaplandıramıyor.

    Zikredilen bütün sualleri cevaplayabilmek için onbinlerce belge üzerinde uzun araştırmalar yapmak gerekiyor. Meselâ: En eski tarih olarak Kanunî dönemine ait tahrir defterlerinde kayıtlarını gördüğümüz Değirmendere ve Örcün köylerinin Fatih döneminde mevcut olduğunu, Baba Sultân Zaviyesi ile ilgili bir vesikadan öğreniyoruz (bkz. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Ali Emirî/I. Abdülhamid, No: 14748. Zikreden A. N. Galitekin, Gölcük Örcün Köyü ve Baba Sultân Zaviyesi, s. 125-129).


    GÖLCÜK KAZASI´NIN KURULMASI ve CUMHURİYET DÖNEMİ


    Donanma ve Tersane Komutanlıkları ile kent merkezinin bulunduğu yerler, asırlar boyunca meskûn olmayan, sadece civar köylerin halkı tarafından ziraat alanı olarak kullanılan araziler idi.



    Gölcük´de bir ilçenin kurulma sebebi Tersane ve Donanma´nın burada bulunması olduğundan, Tersane ve Donanmanın tarihçesine kısaca bir göz atacağız.

    Gölcük´te bir tersane kurulması daha II. Meşrutiyet döneminde düşünülmüş ve bazı teşebbüslerde bulunulmuştu. Şöyle ki, önce İngiliz Vickers Armstrong şirketiyle Marmara bölgesi incelenmiş, Gölcük bölgesi tersane yeri olarak uygun görülüp sondajlara başlanmış ve kuyular açılmıştı. Firma tersane için hükümete bazı teklifler sunmuş ve bu proje üzerinde anlaşılarak kontrat yapılmış ise de malî imkânsızlıklar yüzünden uygulanamamıştır.

    Bir müddet sonra başlayan I. Cihan Harbi´nde Alman tarafına kaymamız mukavelenin feshine sebep olmuştur. Bunun üzerine hükümet aynı teklifi Alman firmalarına yapmış, 1916´da Alman Blohm und Voss firması yaptığı teklif kabul edildiği takdirde tersaneyi derhal kuracağını belirtmiştir. Firmanın bu teklifi kabul edilerek anlaşma imzalanmış, lâkin savaşın ağır mesrafları karşısında bu mukavele de kâğıt üzerinde kalmıştır.

    Lozan´da karara bağlanan yeni Boğazlar rejimi, Boğazları savunma vasıtalarından mahrum bıraktığından, İzmir ve İzmit körfezlerinin birer deniz üssü haline getirilmesi icap ettiği gibi, o devrin kudretli vurucu gücü Yavuz gemisi yaralı ve âtıl olduğundan Gölcük´te tamir edilmesi kararı alınmıştı. Fakat tamir için önce bir yüzer havuza ihtiyaç vardı. Havuzun yapılması 9 Mayıs 1925´de Alman Flender şirketine ihale edildi ve inşaat Aralık 1926´da tamamlandı. Bu inşaat ile Gölcük´de Bah-riye´nin fiilen ilk nüvesini kuran şirket ayrıca şu inşaatları da yapmıştır: Büyük Kreyn (Leylek Kreyn); Eski Fabrika Genel Müdürlük binası; Güverte Müdürlüğü binası ve yanındaki barakalar; Eski Vapur İskelesi, yollar ve civarındaki ambarlar; İskele yanında dizel kuvvet santralı; Dizel Santralı yanındaki Su Santralı; İskele yanında, bilahare Yelken Atelyesi olarak kullanılan kantin ve gazino binası; Eski Mayın Fabrikası.

    Havuz, altı pontonun bir araya getirilmesiyle meydana geliyordu. Pontonlar birbirinden ayrıldığı zaman havuz üç ayrı havuz haline gelebiliyor ve bu suretle üç muhribin birden havuzlanması mümkün olduğu gibi havuzun kendi kendini de havuzlaması kabil oluyordu. Fakat pontonlar bir araya getirildiği zaman suları dengeli bir tarzda boşaltmak ve herhangi bir kazaya meydan vermeden Yavuz ile birlikte havuzu kaldırmak oldukça güçtü. Bunun için sırf havuzu kaldırmak amacıyla Almanya´dan 10.000 lira ücretli bir mühendis getirildi. Lâkin bu mühendis Yavuz´u kaldırırken havuzun belini zedeledi ve geminin tamirinin bir hayli gecikmesine sebep oldu. İkinci sefer gemiyi İnşaiye subayı Bnb. Cavit büyük bir maharetle kaldırdı ve Fransızlar Yavuz´u tamire başladılar. 400 Fransız ve 900 Türk işçisi çalıştırılarak Yavuz´un overholu tamamlanmış ve 1930´da tecrübe seyrine çıkmıştır. Yavuz´un overholundan bir kaç milyon lira zarar eden Fransızlar, tesisleri Türk hükümetine devredip ülkeyi terketmiştir.

    Bu arada Alman Gulte Hafnung firması 1929 yılında temelleri atılan Buhar Kuvvet Santralı; Akümlatör Fabrikası ve müştemilâtı; Torpido İmlâ İstasyonu ve Fabrikası; Pompa Dairesi gibi inşaatları bir yılda tamamlayarak Haziran 1930´da teslim etmiştir:

    Gölcük Deniz Fabrikaları 4 Ağustos 1930´da teşekkül etmeğe başladı. Fabrikanın ilk müdürü Gv. Bnb. Emrullah Apak idi. Bu küçük tersanede Haliç Tersanesi´nden gelen tezgâhlar ve personelle Gölcük Yağ Gemisi, Torpido Şalopası ve Atak Mayın Gemisi yapılmış ve denize indirilmişti (1931-1938). İstanbul´dan gelen kalifiye işçilerin çoğu, etraftaki bataklıklardan kaynaklanan sıtma, vs. hastalıklar yüzünden Gölcük´ü terketmiş, fabrikaların işçi ihtiyacı civar köylerden karşılanmıştı. Bu işçilerin iş çıkışında ellerinde fener ve meşalelerle evlerine gidişleri, o günleri görenlerin unutamadıkları hatıralardandır. 1932-1933 yıllarında fabrikalara kalifiye eleman yetiştirmek üzere kurulan Mükellef Çırak Okulu (sonradan orta sanat okulu haline getirilmiştir) yıllarca memleketimize iş ahlâkı yüksek çok değerli sanatkârlar yetiştirmiştir.

    Alman şirketinin inşa ettiği ve daha sonra Fransız şirketini kontrol etmek üzere vazife alan komisyonun çalıştığı barakalar Gölcük Fabrikaları Müdürlüğü haline getirildi. Fransızların terkettiği ahşap binalar subay lojmanı olarak kullanıldı. Alman direktörü için yapılmış olan barakalar Donanma Kumandanı´nın ikametgâhı yapıldı. Çerkeş İsmail Paşa´nın yaptırmış olduğu tepedeki büyük ahşap çiftlik evi ile müştemilâtı da Gölcük Hasta-hanesi oldu.

    Em. Gv. Albay Şerafettin Erdem´in anılarından, Gölcük´ün kuruluş döneminde, bugünkü Astsubay Gazinosu´ndan İkmal Merkezi limanına kadar rıhtım olmadığını, sahilde sadece Rauf Bey´in 3 katlı oteli bulunduğunu, Rauf Bey´in civarda bulunan büyük bir çiftliğin sahibi olduğunu, otelin önce Havuz´u yapacak Alman şirketine otel olarak verildiğini, sonra askerî idareye devredilerek Gölcük Deniz Komutanlığı, daha sonra Liman Emniyet Komutanlığı karargâhı olarak hizmet ettikten sonra 80´li yıllarda yıktırıldığını, Alman uzman ve işçilerinin Rauf Bey Oteli´nin doğusuna doğru sahilde sıralanan tekerlekli küçük evler yaparak bir Alman mahallesi kurduklarını öğreniyoruz. Bu küçük evler önce kızak üzerinde insan gücüyle ana yollara çıkarılmış, sonra traktörle eski Gölcük iskelesinin hemen yanından başlayıp doğuya doğru uzanan -sonradan Teneke Evler Mahallesi denen- yere nakledilmiştir. Bugün Astsubay Gazino-su´ndan Fabrikalara kadar olan bölgedeki ormanlık ve yeşil saha, teneke evlerde oturanların ölmez hatırasıdır (Heyet,Gölcük Tersanesi Komutanlığı Tarihçesi, gayr-i matbu nüsha).

    Gölcük´te Bahriye tarafından yapılan ilk inşaat, Hastahane binası olarak yapılıp sonradan Hükümet Konağı olan binadır.

    Şimdiki Ask. Hst. yapılınca bu bina Maliyeye devredilmiş (1954) ve yıllarca Hükümet Binası olarak kullanıldıktan sonra ihtiyaca cevap veremediğinden, yıktırılıp yerine yeni hükümet konağı yapılmaya başlanmıştır.
     

Bu Sayfayı Paylaş