Kimse Dünyaya Mağrur Olmasın

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda Dine tarafından 29 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kimse Dünyaya Mağrur Olmasın konusu
    Kimse Dünyaya Mağrur Olmasın



    islami makaleler - osman ünlü yazıları



    Bu dünyâ, âhiretin tarlasıdır. Burada tohumlarını ekmeyip yiyenler, böylece bir tohumdan kat kat meyve kazanmaktan mahrûm kalanlar, ne kadar tâlihsizdirler. Kardeşin kardeşten kaçacağı, ananın evlâdını tanımayacağı o gün için, hazırlık yapılmıyor. Böyle kimseler, dünyâda da, âhirette de zarardadırlar. Hadîs-i şerîfte; (Mes’ûd o kimsedir ki, dünyâ onu terk etmezden önce, o dünyâyı terk etmiştir) buyuruluyor.

    Aklı başında olan, bu dünyâyı fırsat bilir. Bu kısa zamânda, Allahü teâlânın beğendiği işleri yaparak âhiret için tohum eker ve kat kat fazla meyve toplamaya çalışır. Cenâb-ı Hak, bu kısa zamânda yapılacak, hayırlı işlere ve ibâdetlere sonsuz ni’metler ihsân edecektir.

    İnsanın üç hâli vardır. Dünyâ, kabir ve âhiret hâlleri. İnsan, Allahü teâlâya imân edip ibâdet ederse, dünyâda işlerini kolaylaştırır, kabirde ona acır ve âhirette de günâhlarını affeder.

    Îmân ile küfür birbirlerine zıt olduğu gibi, âhiret de, dünyânın zıddıdır. Dünyâ ve âhiret bir araya getirilemez. Âhireti kazanmak için, dünyâyı yani harâmları terk etmek lâzımdır. Peygamber efendimiz; (Dünyâ, geçilecek bir köprü gibidir. Bu köprüyü tâmîr etmekle uğraşmayın. Hemen geçip gidin!) buyuruyor.

    Hazret-i Alî buyuruyor ki:
    “Dünyâ ile âhiret, doğu ile batı gibidir. Birine yaklaşan, diğerinden uzaklaşır.”

    Din büyükleri, dünyâyı terk etmek, iki türlüdür buyuruyorlar. Birisi, bütün harâm olan şeyler ile berâber, mubâhları da yanî günâh olmayan lezzetlerin çoğunu da bırakıp, yaşamak için zarûrî olan miktârını kullanmaktır. Eshâb-ı kirâmın ve din büyüklerinin çoğu, böyle idi. İkincisi, dünyâda harâm ve şüpheli şeylerden kaçıp mubâhları kullanmaktır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
    “Dünyânın geçici lezzetlerine aldanmamalıdır. Ölümü hâtırlamalı, âhiretin dehşet ve şiddetini göz önüne getirmelidir. Kısacası, yüzümüzü dünyâdan âhirete çevirmelidir. Dünyâ işleri ile zarûret miktârı uğraşmalı, başka zamanlarda, hep âhireti kazandıracak işleri yapmalıdır. Sözün özü, gönül Allah’tan gayrisine tutulmaktan kurtulmalı, beden ve organları da, İslâmiyyete uymakla süslemelidir.”

    Abdullah Hafâkî hazretleri karşılaştıkları bir hâdiseyi şöyle anlatır:
    “Biz kavmimizden bir cemâat ile Hadrâmut’a gidiyorduk. Gece ay ışığında giderken ay battı. Biz korkulu bir dereye ulaştık ve orada konakladık. Orada bir kimse ile karşılaştık. O şahıs bizi bir kabrin başına götürdü. O kabrin başındaki taşta; [Benim adım Şeddâd bin Âd. İrem Bağları ve imâd yani binâlar, saraylar sâhibiydim. Bin sene yaşadım. Bin şehir kurdum. Bin kız ve hizmetçiyle yaşadım. Bin kantar altına sâhip oldum. Binlerce askerim vardı. Şarkın ve garbın saltanâtına sâhib oldum. Ne dünyâ bana kaldı, ne de ben dünyâda bâkî kaldım. Benden sonra kimse dünyâya mağrûr olmasın] yazılı idi.”

    Netice olarak insan, dünyâda bâkî değildir. Dünyâ zevklerine daldıkça, dertler, üzüntüler, güçlükler artar. Bu sebeple ilim öğrenmeli ve faydalı işler yapmalıdır. Ahlâkı bozan, şehveti harekete getiren şeylerden sakınmalıdır. İyi huylu olmak için ve iyi ahlâkını muhâfaza edebilmek için, sâlih kimselerle, iyi huylularla arkadaşlık etmelidir. İnsanın ahlâkı, arkadaşının huyu gibi olur. İyi huyların faydalarını, harâmların zararlarını ve Cehennemdeki azâbları, hep hâtırlamalıdır. Mâl, mevki arkasında koşanlardan hiçbiri murâdına kavuşamamıştır. Mâlı, mevkiyi hayır için arayan ve hayır işlerde kullanan, rahata, huzûra kavuşmuştur. Mal, mevki gâye olmamalı, hayra vâsıta olmalıdır. Mal, mevki, bir deryâya benzer. Çok kimse, bu denizde boğulmuştur. Allahü teâlâdan korkmak ise, bu deryânın gemisidir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
    (Dünyâda, kalıcı değil, yolcu gibi yaşamalı! Öleceğini hiç unutmamalı!)


    Osman Ünlü
     

Bu Sayfayı Paylaş