Kendi Kendinin Bilincinde Olmak

'Psikoloji' forumunda Dine tarafından 1 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kendi Kendinin Bilincinde Olmak konusu
    Kendi Kendinin Bilincinde Olmak

    insanın en önemli özelliği kendi eyleminin bilincinde oluşudur.Diğer canlılar sadece eylemde bulunurinsan ise kendi eylemleri üzerinde düşünür.
    Buna ilave olarak her bireyinbebeklik evresinden sonra kendi kendisinin bilincinde olmasıyani kendi varlığını kavraması gibi bir yeteneği vardır.
    Her insanın kendi bilinci olduğuna göreher bireyhiç kimsede olmayan bilince sahip demektir.Bir kişi bir diğeri veya bir çokları ile aynı fikirleri taşıyabilir.Belirli olaylar karşısındaki duygusal tepkileri de benzerlik gösterebilir.Ama bir kişinin kendi bilincinde olma tarzının diğerleri ile ortak olduğunu ileri süremeyiz.Zira benim dış dünyayı algılamamın ve kendim ile çevrem arasındaki ilişkiyi kurmamın bir başkası ile tıpatıp aynı olduğunu ileri sürmem olası değildir.
    Buna rağmen herhangi iki kişinin veya bir kişi ile birçok kişinin kendi bilincine varma eyleminin ortak noktalar içerdiğini ama ayrıntıların farklı olduğunu söyleyebiliriz.Ancak bu kadarı bile her insanın ayrı ve tek birey olması için yeterlidir.
    *
    İnsanların tek tek kendi kendinin bilincine varma gerçeğitoplumun mutlak olarak aynı düşüncenin tek tek bireylerin düşünce toplamı olmasını engeller.Başka bir ifade iletoplum düşüncesitek tek bireylerin düşünce toplamını yansıtan matematiksel bir işlem değildir.
    Ama belli bir evreden sonra tek tek bireylerin düşüncelerinin toplumun tümü tarafından irdelendiğini biliyoruz.Bir kişinin kendiliğinden ve içinden geldiği gibi davranmasıdiğer insanlar tarafından yadırganmasına neden olur.Örneğin yas tutulan bir ortamda birisinin içinden gülme isteği geçse ve bunu gerçekleştirse toplumda nasıl tepki uyanacağını hepimiz biliriz.Bunun gibi kendi bireysel çıkarları doğrultusunda davranan bir kişi başkaları tarafından suçlanacağını bilir.Ya da kendi kendine suçluluk duygusuna kapılır.
    Her iki durum da kendi kendinin bilincinde olmanın toplum tarafından denetlenmesi anlamına gelir.Şu haldeinsanı öteki canlılardan ayıran kendini bilme özelliğihem ahlak kurallarını hem de öteki canlılar için söz konusu olmayan suçluluk duygusunu doğurur.Buna rağmen insanın kendini tek olarak görebilme ve öteki insanlardan ayırabilme yeteneği sosyal bağlar kurmasına engel değildir.Ama bu yetenek bazen doğal olması gereken duygusallık bağlarını aşan aşırı davranışlara neden olur.Felsefenin ele aldığı konuların bir tanesi de budur.
    İnsanın bir zamanlar masumsuç işleme yeteneğinden yoksun ve aldatmacadan habersiz olduğu söylenir.Ayrıca insanıngelecekte yücelmiş bir konuma erişeceğinibilincinin bencillikten arınacağını da söyleyenler vardır.
    Hatta geçmişe veya geleceğe bakmaya gerek te yoktur.Çocukluğun en büyük mutluluğuna gerekçe bilgi eksikliğidir.Bu durumhenüz kendi kendinin bilincinde olmama evresiyle ilgilidir.
    Buna rağmen salt bilimsellik uğruna yaşamın bütün gerçeklerini görmezden gelmemeliyiz.İnsançevresini bilironu denetler.Üstelik bu bilme ve denetleme olgusu kendine özgükendinin ve çevresindeki dünya ile ilişkisinin bilincinde olması şeklindedir.Ayrıca konu bu kadarıyla da sınırlı değildir.En önemlisiinsan ayrıca kendi bireysel varlığının geçici olduğunun da bilincindediryani ölümlü olduğunu bilir.
    *
    İnsanınkendi dışındaki dünyayı bilmesi ve onu denetlemesikendisi ile çevresi arasındaki ilişkinin bilincinde oluşudiğer taraftan ölümlü olduğunu da anlamasıhem kendi geçmişine hem de kendi geleceğine ilgi duymasına neden olur.Böyle bir tanım ilk bakışta biraz anlamsız görünür.
    Ama kendimizi şimdiki zamanda yaşayan ben olarak görmenin yanı sıra en azından kendi atalarımızın devam eden bir ferdi olarak düşünürsek ister istemez geçmişle bağlantı kurmuş oluruz.Mitoloji ve tarih hep geçmişle olan ilgimizi yansıtır.
    Ölümlü olmamızın bilincini taşımamızbizleri ölümümüzden sonra anımsanmamızı sağlayacak olgular üretmeye zorlar.
    En basit hatıra eşyasından başlayarak anıtlara saraylara ve hatta piramitlere kadar genişleyen objeler örneği hep anımsanma isteğinden doğan olgulardır.Hem geçmişe hem de geleceğe yönelik ilgimiz ölümlülük konusunda bizleri rahatlatmaya yarayan davranışlardır.
    Her bir kişinin bilinci kendisine özgü olduğundan ve bu olgu başkaları ile tümüyle paylaşılamadığına göre her insanın kendisini birey olarak algılamasıister istemez onun yalnızlık duymasına neden olur.Burada bahsedilenkalabalıktan uzak kalmainsanlardan ayrı durmak şeklindeki yalnızlık değildir.Kendi varlığının bilincinde olankendisinin diğerlerinden apayrı olduğunu bilen bir insanın toplum içinde olsa bile görünmez bir zırhla çevrelendiğini hissetmesidir.Bugün için etrafımızda birçok dostumuz olabilir.Ama günün birindekoşulların değişmesi sonucu kendimizi
    onların olmadığı bir ortam içinde bulabiliriz.İşin ilginç tarafıbir insankendi bireyselliğinin bilincine ne kadar çok varırsayalnızlığının da o kadar farkında olur.
    Daha eski çağlardahatta o kadar uzak olmayan zamanlarda toplum-birey ilişkisi bugünküne benzemiyordu.Gerçi o dönemlerin insanları içinde oldukları durumu normal kabul ederlerdiama içlerinden birini günümüze getirebilseydik aradaki farkı hemen anlayabilirdi.Nitekim eğitim ve kültürün kendi kendinin bilincinde olmayı arttırdığıbuna bağlı olarak bireyselliğin geliştiği günümüz toplumu gerçekten farklıdır. Artık toplum
    geçmişte olduğu gibi organik bir bünye içinde yer alan elemanların mekanik davranışları gibi değildir.Ayrı ayrı bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu günümüz toplumlarının en belirgin özelliğiiletişim olanaklarının artmasıdır.
    *
    Birçok kişikendi kendinin bilincinde olduğunun tümüyle farkında değildir.Daha doğrusu bilinçlerinin benliklerinin tümünü kapsamadığını bu nedenle de eylemlerinin gizemli güçler tarafından yönetildiğini düşünürler.Öyle kişiler vardır ki bu güçlerin benlik içinde ama bilincin uzanamadığı yerde olduğunu sanırlar.Veya onlara görebenliğinin içindeki gizemli güçlerbilinçlerince ulaşılamaz konumdadır.
    Söz konusu güçlergeçmiş dönemlerde kötü ruh ya da şeytan olarak biliniyordu.Günümüz ruhbilimi ise bu güçleribireyi içten itentümüyle bilemediği veya denetleyemediği güdüler olarak tanımlıyor.İster geçmişteki tanım ister bugünkü tanım gerçeği pek değiştirmiyor.İnsanın kendi kendinin bilincinde olma süreci bireyselliğin oluşumunda bize yabancı olan olguların etkisindedir.
    Bu konuda verilen bir örnekte olduğu gibi insantam bir bilgiye ya da denetime sahip olmadığı bir atın binicisi gibidir.Bazen binici ve at uyumlu biçimde birlikte hareket edebilir.Bazen biniciatı istemediği bir yönde gitmeye zorlayabilir.Bazen de at tarafından sürüklenir.Şu haldekendimizi kendi benliğimizle uyum içinde hissettiğimiz zamanlar olabilir.Kendi kendimizi denetlemeyi çoğunlukla başardığımız da doğrudur.Ama sürüklendiğimiz ve gerçekten yapmak istemediğimiz eylemleri de gerçekleştirdiğimiz olur.
    İnsan eylemlerinin yönetimine etkin olduğu düşünülen güçlerbenliğin dışında algılandıkları zaman ortaya ister istemez soyut objeler çıkar.Ama bilimsel analizimizi sürdürerek insan doğasının toplumsal ve tarihsel güçler tarafından belirlendiğini söylemeliyiz.Başka bir deyimlebu güçler insanı ve onun yaşam biçimini dışarıdan etkiler.Aslında konu burada önemli bir yol ayırımına varıyor.İnsanın kendi içindeki güçler tarafından yönetildiğini varsayarak ruhbilimsel açıklamalara mıdış koşullar tarafından belirlendiğini varsayarak tarihsel ve toplumsal açıklamalara mı kulak vermeliyiz?
     

Bu Sayfayı Paylaş