keloğlan ile sincap

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 11 Temmuz 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    keloğlan ile sincap konusu Keloğlan ile anası, yoksulluk içinde yaşıyorlarmış. Zavallı keloğlan hergün ormana gider, küçük sepetiyle mantar toplayıp dönermiş. Bütün yiyecekleri bu mantarlarmış. Keloğlan, bir gün yine mantar toplamak için sepetini almış. Doğruca ormana gitmiş. Bir ağacın dalında, uslu uslu oturan bir sincap görmüş. Sincap, kafası ayna gibi parlayan bu çocuktan korkmamış. Hemen ağaçtan inmiş, keloğlanın yanına gelmiş. Keloğlan üzüntülü üzüntülü kendine bakan sincaba acımış. Onu eline alarak okşamış. Buna çok sevinen sincap, keloğlana, buralarda ne aradığını sormuş. Keloğlanda mantar toplamaya geldiğini söylemiş. Sincap üzüntüyle:
    - Keloğlan demiş, mantar toplamakla nasıl geçiniyorsun?
    Keloğlanın gözleri yaşarmış.
    - Yoksulluk, demiş, başka ne yapabilirim ki. Bir anacığım var. Ona bakmaya mecburum.
    Sincap:
    - Sen, iyi bir çocuksun. Bana çok iyi davrandın. Ben de sana bir iyilik yapmak istiyorum, demiş
    Keloğlan, pek inanmamış ama yinede sormuş:
    - Sen, bana nasıl yardım edebilirsin ki?
    Sincap:
    - Kolay, demiş. Haydi düş peşime!
    Keloğlan ile sincap bir derenin kıyısına gelmişler ama su derin olduğu için sincap, karşıya geçememiş. Keloğlan, sincabı sırtına alarak dereden geçirmiş.Saatlerce dağ, taş, dere tepe gitmişler. Çok derin, çok korkunç bir uçurumun kenarına varmışlar.
    Sincap:
    - Keloğlan, demiş, ben buradan öteye gidemem, Sen, bu uçurumu geçeceksin. Karşına tehlikeli kayalıklar çıkacak. O kayalıklara tırmanacaksın. Orada bir keklik sürüsü göreceksin. Kekliklerin kraliçesi sana üç soru soracak. Soruların hepsini bilirsen, büyük bir servetin sahibi olacaksın. Haydi sana kolay gelsin!
    Keloğlan sincaba teşekkür ederek vedalaşmış ve hemen yola koyulmuş. Tehlikeli bir yolculuktan sonra keklik sürüsünü bulmuş. Kraliçe keklik, tüm keklikler adına, misafirini karşılamış. Keloğlana ilk soruyu sormuş:
    - şu kiraz ağacında kaç kiraz var?
    Keloğlanın başı kelmiş, ama içi zeka doluymuş. Cevap vermiş:
    - Senin tüylerinin sayısı kadar.
    - Benim tüylerim kaç tane?
    - say da bak, kraliçem, demiş keloğlan.
    Kraliçe keklik
    - Aferin keloğlan, demiş. Şimdi ikinci soruyu soruyorum.
    - Sor bakalım.
    - Yeryüzünün ortası neresidir?
    Keloğlan, gülümsemiş:
    - Bulunduğunuz yer kraliçem.
    - Nerden biliyorsun?
    - İnanmazsan, ölç, demiş keloğlan.
    Kraliçe keklik:
    - Bunada pekala, demiş. Son sorusunu sormuş:
    - Elimdeki iki cevizden hangisi daha ağır?
    Keloğlan cevizleri almış suya bırakmış. Sonra cevabını vermiş:
    - Daha ağır olan ceviz, suya daha fazla batandır...
    Kraliçe keklik, bütün sorulara doğru cevap veren keloğlana iki torba altın vermiş. Buna çok sevinen keloğlan, kraliçe kekliğe sevgilerini ve teşekkürlerini sunup anasının yanına dönmüş. Altınları gören anası çok duygulanmış. Oğlunu gözlerinden defalarca öpmüş.
    Keloğlan ise sincabı asla unutmamış. O da sincaba bir iyilik yapmak istemiş. Gidip sincabı bulmuş ve:
    - Bana büyük iyilik yaptın. Bende sana bir iyilik yapmak istiyorum. Bir derdin var mı? Demiş.
    Sincap yaşlı gözlerle:
    - Ben aslında bir padişah kızıydım, fakat düşmanımız olan biri bana büyü yapınca sincap oldum, karşılığını vermiş. Keloğlan:
    - vah, vah! Bunun bir çaresi yok mu? Diye sormuş.
    - var, var da çok zor.
    - Söyle sen ben elimden geleni yapacağım.
    Sincap:
    - Öyleyse Kaf Dağına gideceksin. Orada büyük ve karanlık bir mağara var. O mağaranın içinde zümrüt suyu var. Zümrüt syundan bana getirebilirsen ne mutlu sana! Ancak o sudan içebilirsem yeniden insan olacağım.
    Keloğlan, "tamam, hemen yola çıkıyorum." Demiş. Sincap, keloğlanı uyarmış:
    - Aman, çok dikkatli ol. Çünkü mağaranın ağzında bekçi yılanlar var, içinde ise bir ejderha var.
    Kılıcını eline alan keloğlan yola düşmüş. Uzun bir yolculuktan sonra Kaf Dağına varmış. Mağarayı bulmuş. Bekçi yılanları, bir planla mağaranın kapısından uzaklaştırmış. Bu kez " içerdeki ejderhayı nasıl etkisiz hale getirebilirim? " Diye düşünmeye başlamış. O bunları düşünürken, ejderha, yavaş yavaş mağaranın kapısına yaklaşmış. Çünkü, bekçi yılanların uzaktan gelen seslerini duymuş. Mağaradan çıkan ejderha, seslerin geldiği tarafa yönelmiş. Bunu fırsat bilen keloğlan, gizlice mağaraya girmiş. Şişesine zümrüt suyundan doldurmuş ve hızlıca mağaradan uzaklaşmış. Sincabı bulmuş. Zümrüt suyunu vermiş. Suyu içen sincap, yeniden güzeller güzeli bir kız oluvermiş. Birlikte saraya gitmişler. Padişah, çok memnun olmuş ve keloğlana bir deve yükü altın ve çeşitli hediyeler vermiş, köyüne yolcu etmiş.
    Keloğlan ile anası, o günden sonra varlık içinde yaşamışlar.
     

Bu Sayfayı Paylaş