Keloğlan'ın Değirmeni

'Tiyatro ve Skeçler' forumunda Fatma tarafından 2 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Keloğlan'ın Değirmeni konusu KELOĞLAN'IN DEĞİRMENİ

    Kişiler
    İki anlatıcı (bir kız, bir erkek) - Keloğlan
    Ana - Değirmenci - Genç İki kadın - Beş adam - Üç keçi - İki inek - Bir eşek

    1. Perde
    (Arka plânda bir köy evi ve çevresini gösteren bir resim. Köy evi kapısı ve penceresi açılacak şekilde mukavvadan yapılabilir. Ağaca bağlı bir eşek vardır. Ağaç kartondan yapılabilir. Keloğlan'ın anası pencereden bakar. Keloğlan önündeki dolu çuvalın ağzını bağlar ve diğer iki çuvalın üzerine oturur. Gün doğmadığını belirtmek için ışık biraz karartılır.)
    (Ana eski bir elbise giymiştir. Başında eski bir tülbent vardır. Keloğlan'ın üstünde eski bir yelek, kuşak, şalvar ve ayağında çarık vardır. Eşek bir maske ve kuyrukla belirtilebilir. Anlatıcılar normal giyimlidir.)
    Anlatıcı— Bir varmış, bir yokmuş :Evvel zaman içinde
    Kalbur saman içinde
    Pire berber iken
    Deve tellâl iken
    Ben dedemin beşiğini
    Tıngır mıngır sallar iken
    Yeşilin en güzel renk
    Çocukların akıllı olduğu bir köyde
    Çok zeki, çok kurnaz
    Bir çocuk yaşarmış.
    Kafasında bir tek tel saç yokmuş.
    Bu yüzden ona Keloğlan derlermiş.
    Keloğlan anasıyla birlikte
    Küçük bir köy evinde yaşarmış.


    (Anlatıcılar sahneden çekilir.)
    (Keloğlan ayağa kalkar. Bir yandan .türkü söylemeye başlar, bir yandan da eşeğin yanına doğru yürür.) "Ben bir garip Keloğlanım..."
    (Anası pencereden seslenir.)
    Ana (bağırarak)—A benim kel oğlum, keleş oğlum!
    Neredeyse gün doğacak.
    Elini biraz çabuk tutsanaa!...
    Keloğlan— Can anam, canım anam! Şu azığımı hazırla da çıkıvereyim yola.
    Ana— Ne azığı Cıbır oğlan:!
    Alacağın bir kuru ekmek değil mi? .
    Keloğlan— Oooy... Canım anam!
    Aşsız ekmeği nidem ki?
    (Keloğlan çuvalın ikisini Karakaçan'ın sırtına yükler.
    Karakaçan sendeler. Bağırmaya başlar.)
    Eşek (Acı acı bağırır.)— Aii... Aiiü...
    Keloğlan (gülerek)— Canım sen de iki çuval için mi acızlanırsın?
    Bak birini de ben yükleneceğim sırtıma.
    Koyulacağız değirmen yollarına.
    Ehh... Bir günlük yol ama...
    Yata kalka varırız nasıl olsa.
    (Keloğlan çuvalı sırtına almaya çalışır. Kaldıramaz.Arka üstü düşer. Bu sırada kapıdan anası çıkar. Elinde bir çıkın vardır.)
    Ana— A benim beceriksiz oğlum!
    Dur da ben kaldırayım çuvalı sırtına.
    (Ana çuvalı kaldırır, Keloğlan sırtına alır, iki büklüm olur.)
    Keloğlan— Hay benim tatlı anam!
    Beceriksiz dersin bana.
    Çuval da pek ağırmış ama.
    Ana— Al şu azığını da
    Var git sağlıcakla.
    Gün kavuşmadan gel haa...
    (Keloğlan bir eliyle eşeğin yularından tutar. Sırtında çuval düşerler yollara. Keloğlan bir türkü tutturur ve perde kapanır.

    2. Perde
    (Fonda bir değirmen resmi yer alır. Köylü kılığında baş adam, iki kadın, bir de değirmenci vardır. Değirmencinin üstü başı un olmuştur. Sıra sıra çuvallar dizilidir. Köylüler çuvalların üzerinde oturur. Keloğlan eşeğiyle bitkin bir hâlde gelir, terini koluyla siler.)
    Keloğlan— Amanii! Karakaçan, sen de görüyon mu benim gördüğümü? (Keloğlan kafasına birkaç defa vurur.) Vay başıma gelenler! Buradan değil akşama, yarın sabaha zor çıkarız. Anam meraklanmasa bari.
    (Keloğlan.Karakaçan'/n sırtından çuvalları indirir. Bir köşeye koyar. Eşeğin boynuna bir yem torbası bağlar. Başını okşar. Köylülerin yanına gelir. Çuvalın üstüne oturur.)
    Keloğlan— Selâmünaleyküm!
    Köylüler (Hep bir ağızdan)— Aleykümselam!
    Keloğlan— Anlaşılan burada çok bekleyeceğiz.
    Eh ne edecen?
    1. Kadın— Hangi köydensin oğul?
    Keloğlan— Şu karşı tepenin ardından... Keltepe Köyü'nden...
    1. Kadın— Nasıl, bu yıl hasat eyi miydi bari?
    Keloğlan— Ehh... Şükür Allah'a.
    Giden yılki gibi değil ama...
    2. Kadın— Kar yağdı, belki...
    1. Kadın—Allah rızkımızı kesmedi ya!
    1. Adam (yüksek sesle)— Daha ne kadar bekleyeceğiz de hele?
    2. Adam (biraz sinirli)— Değirmenin- sesini işitiyoruz, ununu gördüğümüz yok.
    Değirmenci (sinirli sinirli)— Hakkına razı olucan gardaşım, sıranı bekle.
    3. Adam—Sen de ağırdan alıyon emme.
    (Tam bu sırada sırtında çuvalla köylü bir genç gelir. Elindeki çuvalı en ön sıraya bırakır.)
    Genç— Amcaal... Babam selâm söyledi. Şu çuvalları alıver. İşim biraz acele. . Değirmenci—Getir bakalım evlât.
    Köylüler (Hep bir ağızdan homurdanırlar.)— Hasbinallah! En son geldi, en öne geçiyo ya... Bu ne biçim iş! Allah, Allah! (Keloğlan ayağa kalkar. Gence doğru döner.)
    Keloğlan (bağırarak)— Heyy... Delikanlı! Sen de herkes gibi sıraya girsene.
    Genç (Sinirli sinirli bağırır.)— Sana n'oluyo ya!
    Bura benim amcamın değirmeni.
    Değirmenci (çıkışarak)— Sen de kim oluyon? O benim yeğenim. Sıraya girmesine ne gerek var?
    Genç— öyle ya! Haddini bilecen de konuşacan.
    (Keloğlan sinirlenir. "Ben size yapacağımı bilirim." Der gibi başını sallar ve çuvalın üstüne oturur. Genç, amcasıyla konuşur. Bu sırada Keloğlan, cebinden bir aba iğnesi çıkarır. O görmeden gencin çuvalına batırır.)
    Keloğlan (gülerek)— Şimdi ne edeceksiniz bakalım? (Değirmenci çuvala doğru eğilir. Tam eline alır. Buğdaylar çuvalın içinden akmaya başlar.)
    Değirmenci— Bunu sen yaptın değil mi Keloğlan? Kendini çok akıllı sanıyon zahir!
    Keloğlan— Hıhh... Şu kel kafam ne kadar parlıyor görüyon mu? Ha işte aklım da o kadar fazla çalışıyor?
    Değirmenci— Aklın var anladık da malın var mı?
    Keloğlan—Uç keçim, iki ineğim, bir eşeğim, bir de tarlam var.
    Değirmenci— Benim de bir şu değirmenim var.
    Var mısın benimle palavra atma yarışına?
    Buradakiler de şahit olsun.
    Sen kazanırsan değirmenim senin olsun.
    Ama ben kazanırsam her şeyini alırım haa!
    Keloğlan (endişeli)— N'apalım, olan oldu bir kere. (Kendinden emin) Tamam varım. (Keloğlan köylülere doğru döner.) Siz de şahit olacaksınız emme.
    Köylüler (hep bir ağızdan)— Şahidiz, haydi Keloğlan!
    (Değirmenci hemen söze girer.)
    Değirmenci— Giden sene buğday bol olmuş. Ben hiç duymadım.
    Köylüler (şaşkın)— Sen nasıl duymazsın?
    Değirmenci— Niye bu kadar şaşırıyorsunuz? Bir unutkanlık çökmüştü ki bana sormayın. Evden çıkarken gözlerimi takmayı unutuyordum hep.
    (Köylüler bu palavrayı beğenmediklerini belli edercesine burun kıvırırlar.)
    Keloğlan (Hemen atılır.)— Canım seninki de lâf mı yani. Geçen sene bir suç işledim. Sultan başımı kestirdi.
    Anam başımı aldığı gibi hekime götürdü. Hekimler başımı pek iyi dikememişler. Arada sırada çıkarıyordum. Anam hastalandı. Ona bir tas çorba vereyim dedim. Başımı pencerenin önünde unutmuşum. Evin içinde ne başımı ne çorbayı bulabildim. Hâlimize acıyan rahmetli babam mezarından kalkıp anama hizmet etti.
    (Köylüler gülüşürler. Değirmenci bu işe çok bozulur. Belli etmemeye çalışır.)
    Değirmenci— Ben avlanmayı pek severim.
    Bundan iki sene önce ördek avına çıkmıştım.
    O kadar çok avlamışım ki kemiklerinden kendime saray yaptım. (Köylüler gülüşürler.)
    Keloğlan (Hemen atılır.)— Canım seninki de pek küçükmüş.
    Benim dedemin öyle çok tavuğu var ki...
    Tavukların yumurtalarını kaynatıp altı ay içinde Çin Seddi'ni yaptırdı. (Köylüler şaşırır, gülmeye başlarlar.)
    (Değirmenci hemen söze girer.)
    Değirmenci— Bundan yıllar önce oduncuydum.
    O sene o kadar ağaç kesmişim ki...
    Yaptığım merdivenle gökyüzüne tırmandım.
    Yıldızları topladım getirdim, evimi aydınlık yapsın diye.
    (Köylüler bu palavrayı beğenirler. Birbirlerine bakarlar.)
    Köylüler (mırıldanarak)— Bu palavraların sonu gelmeyecek galiba.
    (5. Adam ayağa kalkar.)
    5. Adam— Keloğlan seni bekliyoruz. Artık bu son palavra olsun emi?
    Keloğlan (heyecanlı)— Durun ağalar... Hanımlar! Az soluklanayım. (Keloğlan biraz durur. Düşünür gibi havaya bakar. Sonra birden söze başlar.)
    Keloğlan— Siz de bilirsiniz, bundan üç sene önce hiç yağmur yağmamıştı ya...
    Gelen giden kapımda...
    Herkes kuraklıktan şikâyetçi.
    Ben de yağmur yağdırmaya karar verdim.
    Benim odanın halısını aldığım gibi gökyüzüne çıktım.
    Bir de ne.göreyim!
    Bulutlar tembel tembel yatıyor.
    Bir güzel dövdüm hepsini.
    Ağlamaya başladılar.
    O kadar gözyaşı döktüler ki dünyadaki göller oluştu.
    (Köylüler gülüşürler. 4. Adam ayağa kalkar.)
    4. Adam— Güleriz çok iyi de...
    Pekii... Bu yarışmanın galibi kim olacak ki?
    Köylüler (hep bir ağızdan)— Tabi ki Keloğlan!
    (Keloğlan çok sevinir. Gülerek köylülere bakar.)
    Keloğlan— Sağ olun Ağalar... Hanımlar!
    (Değirmenci kafasını iki elinin arasına alır. Şaşkın bir şekilde ağır ağır sahneden çıkar. Keloğlan, değirmencinin arkasından seslenir.)
    Keloğlan (yüksek sesle)—Yaa... Değirmenci kardeş!
    Hakkımızı yemeseydin
    Malından olmazdın böyle.
    (Keloğlan köylülere döner.)
    Keloğlan—Sırayla getirin çuvalları, öğütelim buğdayları.
    (Köylüler sırayla çuvalları getirirler. Buğdayları öğüten Keloğlan'a, yardımlarına karşılık olarak birer altın verirler.)
    Köylüler— Allah senden razı olsun Keloğlan!
    Keloğlan—Sizden de razı olsun.
    (Perde kapanır.)

    3. Perde
    (3 Keçi, 2 İnek otlamaktadır. Keloğlanın anası, elinde iki kovayla su taşımaktadır. Kovaları elinden yere bırakır.)
    Ana— Uff beliim... Koptu kopacak vallahi! (Etrafına bakınır.) Nerede kaldı bizim keleşoğlan bilmem ki. Allah vere de başına kötü bir şey gelmiş, olmasa.
    (Sahnenin dışından Keloğlan'ın sesi duyulur. Türkü söylüyordur. Anası elini siper eder. Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışır. Keloğlan kendisi önde, eşeği arkada sahneye girer. Çok neşelidir.)
    İnekler (Keloğlan'a dönerek)— Mööö!
    Keçiler (Keloğlan'a dönerek)— Meee!
    Ana—A benim kel oğlum!
    Anam meraklanır demedin mi?- .
    Bekler demedin mi?
    Nerede kaldm haa?
    (Keloğlan cebindeki keseyi çıkarır. İçindeki altınları avu-cuna boşaltır ve anasına gösterir.)
    Keloğlan— A benim güzel anam,
    Kahrımı çeken anam!
    Bak hele şu altınlara,
    Sonra her şeyi anlatırım sana.
    Ana— Başı kel oğlan,
    Kendi cıpcıbır oğlan.
    Bu kadar altını nereden buldun?
    Hayatı sürpriz oğlan!
    (Eşeğin sırtında iki çuval un vardır. Keloğlan indirmeyi unutmuştur. Eşek başlar anırmaya.)
    Eşek— Aii... Aiü...
    Karakaçanı unuttum!
    Keloğlan— Hhh...
    (Keloğlan altınları anasına verir.)
    Keloğlan— Kendi fakir anam
    Gönlü zengin anam!
    Al şu altınları da
    Var götür eve.
    (Koşar adım Karakaçan'ın yanına gider. İki çuvalı da indirir. Anası evin kapısından içeri girer. Keloğlan Karakaçan'ın başını okşar.)
    Keloğlan— Bana darılma emi
    Altınları gördü de
    Unuttu sanma emi.
    Altın değerli ama
    Sen altından değerli.
    Eşek (sevinçle)— Aii... Aii...
    (Keloğlan çuvalları birer birer sırtına alır. Evin kapısından içeri bırakır. Kapıdan anasına seslenir.)
    Keloğlan—Anaaa... Kel oğlun çok aç haa...
    (Anası içerden cevap verir.)
    Ana— Keloğlaan... Keleş oğlaan!
    Her şeyi bir bir anlat.
    Yoksa ekmek yok sana.
    Keloğlan— Karnım zil çalar ana,
    Beni aç koma ana.
    Her şeyi anlatacağım,
    Söz verdim ya sana.
    (Keloğlan seyirciye döner.)
    Keloğlan— Bir garip Keloğlanım.
    Şu gördüğünüz yerde,
    Anamla birlikte yaşarım.
    Babam ölünce,
    Bir başına büyütmüş beni anam.
    Gün olur kızar,
    "Kel oğlan, Keleş oğlan,
    Aklı bir karış havada oğlan." diye seslenir.
    Gün olur neşelenir,
    "Kel oğlan, parlak oğlan,
    Yüreği pak oğlan." diye seslenir bana.
    Allah ayırmasın ikimizi.
    Bütün malım,
    Şu gördüğünüz üç keçi, iki inek...
    Ha bir de karakaçan.
    Fakiriz ama.
    Gönlümüz zengin bizim.
    Hak yemeyiz.
    Hak yiyene karşı dururuz biz.
    Mevlâ bu yüzden olsa gerek
    Aç komaz bizi.
    "Azıcık aşım, kaygısız başım." der,
    Geçinir gideriz.
    (Perde kapanır.)


    Uyarlayan: Sema Devir
     
  2. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Paylaşım için teşekürler...
     

Bu Sayfayı Paylaş