Kekeme Çocuklar Korosu (Tarık Tufan) Özeti,Konusu,Karakterleri ve Yorumları

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 28 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Kekeme Çocuklar Korosu (Tarık Tufan) Özeti,Konusu,Karakterleri ve Yorumları konusu Kekeme Çocuklar Korosu (Tarık Tufan) Özeti,Konusu,Karakterleri ve Yorumları


    Kekeme Çocuklar Korosu



    [​IMG]


    Yazar : Tarık Tufan
    Yayınevi : Birey Yayıncılık
    ISBN : 975-8257-68-4
    Basım Tarihi : Nisan 2001



    Eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…

    Beceriksiz adımlarla yürüyen bir kıza rastlarsanız. Sanki düşecekmiş gibi, sanki ayakları birbirine dolaşacakmış, bir yere takılacakmış gibi. Merdiven kollarını sıkı sıkı tutuyorsa. Aceleyle yürüyorsa mesela. Kalkacak son vapura, son trene yetişecekmiş gibi hızlı atıyorsa adımlarını. Yere, toprağı incitecekmiş gibi basıyorsa, yer çatlayacakmış gibi ürkek atıyorsa adımlarını. Şaşkınsa bir masaldan şehre düşmüş gibi.

    Eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…

    Utangaç bir kız yüzüyle karşılaşırsanız, başını yerden kaldırmıyorsa. Gözlerine hüzün düşmüşse. Karanlık değmişse bakışlarına. Gece gökyüzünü seyretmekten ay ışığının izi kalmışsa yüzünde. Gözlerinden yıldızlar dökülüyorsa mesela. Nereye baktığı anlaşılmıyorsa. Her şey gözlerinde kayboluyorsa. Kirpiklerine yakamozlar takılmışsa. Gözleri denize bakan bir balıkçının gözleri gibiyse.

    Eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…

    Genç gürültülerin arasında sessiz bir kıza rastlarsanız, kalabalığın ortasında bir sükut yürüyorsa. Tam konuşacakken dudakları titriyorsa, saklaması gereken bir sırrı taşıyormuş gibi. Bir ortaçağ bilgesinin susuşu gibiyse sessizliği. Henüz evrenin yaratılmadığı zamanlardan kalma bir sükutsa mesela. Bir Hint hikayesinin tanrısal suskunluğunu taşıyorsa.

    Eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…

    Saçlarını taramayı becerememiş bir kızla karşılaşırsanız. Konuşurken saçlarını savurmuyorsa. Sıkı sıkıya tokalarla yapıştırmışsa saçlarını. Uyumsuz kıyafetler varsa üzerinde. Yakıştırmasızca giydiklerini. Güzelliğinden utanıyorsa mesela. Yaz sıcağında boğazlı bir kazak giymişse. Bir pardesü giyip yün bir başlık takmışsa kafasına. Ya da modası geçmiş bir şapka takıyorsa. Ellerini sürekli başına götürüyorsa, saçlarını tıkıştırıyorsa şapkasından içeri. Ürkekse, bir başınaysa…
    Bilin ki o kız, başörtülü bir kızdır.
    Bilin ki, bir kez daha kaybetmişizdir.

    Sf. 62-63

    --------------------------------------------------------------------

    “Martılar ismini gelir fısıldar,
    sahilde sessizlik seninle ağlar.
    Her tarafta senden hatıra var,
    baktığım, gördüğüm, duyduğum sensin.”
    Müslüm Gürses

    ***

    Seni seviyorum!

    Okulun koridorlarında yürürken başını yerden kaldırmamanı seviyorum. Ürkek adımlarla dolaşmanı, her an başına bir kötülük gelecekmişçesine tedirginlikle yürüyüşlerini. Öğrenci eylemleri başladığında gözlerine biriken korkuyu. İki kızın dışında arkadaş edinememeni seviyorum.

    Ablalarına olan saflık derecesindeki bağlılığını seviyorum. Kendi ayaklarının üzerinde kaldığında düşme korkunu. Erkeğinin sana sahip çıkması gerekliliğine ilişkin düşüncelerini. Derslerin bittiğinde kantine takılmayışını. Annenle babana, hayatın boyunca yalan söylemeye cesaret edemeyişini ya da aklına bile gelmemesini seviyorum.

    Seni seviyorum!

    Çantanda gezdirdiğin İslamî kitapların üzerini gazete kağıdıyla kaplamanı. Makyaj değmemiş yüzünün çocuksuluğunu. Notlarını koyduğun dosyayı göğsüne bastırıp taşımanı. Hızlı hızlı konuşmanı. Politikadan anlamayışını. Malayani sayıp, müzik dinlemeyişini seviyorum.

    Yemekhanede, erkeklerle yan yana yemek yememek için uzun uzun oturacak müsait masa arayışını seviyorum. Bir nakışın başında saatlerce oturabilecek olmanı, misafirliğe gitmeden saatlerce önce tatlı bir heyecana kapılabilecek olmanı, babanın iş dönüşünde yemeğini getirebilecek olmanı seviyorum.

    Çocuğunla saatlerce bıkmadan oturup konuşabilecek olmanı seviyorum ben.

    Politik ve edebi toplantıların hiçbirinden haberdar olmayışını, evinin ve okulunun ve birkaç yakın tanıdığının oturduğu semtler dışında etrafı bilmemeni, arkadaşınla bazen alışverişe çıktığında yanından ayrılmamaya özen göstermeni, ani bir gürültüde kuş gibi irkilmeni seviyorum.

    Memleketteki anneanneni telefonla aradığında yüzünde beliren sahici gülümsemeyi, sevinci, heyecanı seviyorum ve akrabalarına olan düşkünlüğünü.

    Defterlerini özenle tutmanı ve dikkatli yazmanı, kırtasiye eşyalarını süslü ve renkli almanı seviyorum. Kalemini, defterini, kitaplarını asla getirmeyi unutmamanı, derslerine devamsızlık etmemeni, her söyleneni önemsemeni seviyorum.

    Teknoloji ile bir türlü uyuşamayışını, ağaçlara, böceklere daha fazla ilgi duyuşunu seviyorum.

    Erkek arkadaşlarından söz etmeye başlayan arkadaşlarının yanında, utanıp konuyu değiştirmeni, tavsiyelerde bulunmanı ve sonra içten içe ilgi duymanı seviyorum. Sonra da hemen yüzünün kızarmasını. Evet yüzünün çok çabuk kızarmasını seviyorum.

    Sık sık başörtünü düzeltmeni.

    Kimseye sözünü etmediğin hayallerini, her gece yatmadan tekrar tekrar aklımdan geçirmeni seviyorum. Senden umulmadık ölçüde hayallerini genişletebilmeni, annene ne düşündüğünü hissettirecek acemice sorular sormanı, yaşlı kadınları usanmadan dinleyebilmeni seviyorum.

    Açıkçası seni sadece okulda gördüm ve hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Tüm bunların olabileceği hissini uyandırdığın için seni seviyorum. Böyle birini sevmeye ihtiyacım olduğu için seni seviyorum. Böyle birini sevmeye ihtiyacım olduğu için seni seviyorum. Başbaşa kaldığımda Mona Rosa’yı bir kıza okuma ihtiyacım için sevdim seni.

    Karşılaştığım ve konuşabildiğim anda okuyabileceğim daha çok şiir var aklımda ve artık konuşmalıyız. Çünkü şiirler ağırlık yapıyor zihnimde…

    ― Konuşmayı kabul ettiğin için sağol.
    ― Ne diyeceksiniz?
    ― Şeyy… biraz yalnız kalabilir miyiz? Arkadaşın biraz izin verirse?..
    ― Kusura bakmayın tek başınıza kalmamız caiz değil o da olsun?
    ― İyi de okulun içindeyiz tek başımıza değiliz zaten. Bir sürü insan var etrafta.
    ― Olsun yine de kalsın. Ondan bir şey saklamıyorum nasıl olsa.
    ― Peki… şey… çok güzelsin…
    ― Böyle şeyler söylemeyin lütfen!
    ― Aslında… seni… seni seviyorum ben.
    ― Ne diyorsunuz? Bunları duymak istemiyorum!
    ― Kötü bir şey söylemedim ki. Seni Seviyorum yani… evlenmek niyeti işte!
    ― Böyle olmaz bu işler. Birilerine iletirsiniz oturup öyle konuşulur. Benim de danışacağım insanlar olur.
    ― Kızım sen aptalsın! Sen var ya harbiden salaksın! Seni hayatında karşılaşabileceğin en gerçek ve kutsal eyleme, özne yapmaya çalışıyorum ve sen hala farkında değilsin. Neler kaçırıyorsun biliyor musun?

    ― Ne biçim konuşuyorsun?
    ― Evet öyle konuşuyorum. Sen salaksın kızım! Benim aşkıma özne olma şansını kaybettin. Sümsük bir herifle hayatını geçireceksin. Tüketeceksin kendini. Mutfaklarda sürüneceksin. Sana bir tek gece şiir okumayacak. Bunu sen istedin. Hak ediyorsun kızım. Senin gibiler hak ediyor bunu. Biraz cesur ol kızım, ben iyi bir insanım, senin gibiler için olabileceklerin en iyisiyim.

    Kaybettin!

    Cidden kaybettin. Acımıyorum sana bunu sen istedin. Git sümsük bir herif bul. Hatta ablaların bulsun sana.

    ― !!!
    ― Aşk diye bir şeyi ölsen de göremeyeceksin bundan sonra. Hadi eyvallah!
     

Bu Sayfayı Paylaş