Kazım Koyuncu biyografisi Resimleri

'Sanatçı Tanıtımları' forumunda RiVeR_Nn tarafından 25 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. RiVeR_Nn

    RiVeR_Nn Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kazım Koyuncu biyografisi Resimleri konusu
    Kazım Koyuncu (1972-......)

    Karadeniz müziği, Anadolu Rock, nitelikli müziğe inanlar, önemli bir ismi en verimli olabileceği dönemde yitirdi. Otuz üç yaşındaydı Koyuncu; yıllardır müziğin içinde olmasına karşın 2000'li yıllarda Gülbeyaz, Sultan Makamı gibi televizyon dizilerine yazdığı müziklerle ünlenmişti.
    Karadeniz'in hırçın çocuğu diyorlardı ona; demokrasi adına atılan bir çok adımda müziğiyle, fikirleriyle yer alıyor; Fırtına Deresi'ne yapılacak santrali protestodan, insan hakları ihlallerine karşı çıkmaya kadar bir dolu etkinliğe destek veriyordu.

    Müzikte de, birkaç halk müziği sanatçısının tekelinde kalmış Karadeniz bölgesinin müziğini, evrensel normlarda yayımlamayı deneyerek, önemli çıkış yapmıştı.

    1972 Artvin/Hopa doğumlu Koyuncu, yirmi yaşında Dinmeyen adlı müzik grubu'na katılmış, 1993'de Mehmedali Barış Beşli ile, Lazca müzik yapmak amacıyla Şuku grubunu kurmuştu. İki arkadaş bir yıl sonra aralarına İlhan Karahan ve Metin Kalaç'ı da alarak grubun adını Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) dönüştürmüş ve 1995 başında Va Mişkunan (Bilmiyoruz) albümüyle Lazca rockın ilk örneğini vermişti. Lazcayı yaşatmak amacıyla Lazca rock yapıyorlardı. Plak şirketleri ise bu soundu 'Soft Laz Rock' diye tanımlıyordu.

    O günlerde grup elemanları Lazca dilinin yaşatılmasına rock yoluyla katkıda bulunmayı amaçladıklarını, rock müzikteki dinamizmle yöre insanının enerjisinin örtüştüğünü görünce heyecanlandıklarını anlatıyor, Lazca'nın rockın sert söyleyişine de uygun olduğunu belirtiyorlardı.

    Dört yıl içinde Zuğaşi Berepe, kamuoyuna pek yansımasa da önemli işler yaptı ve konserlerle hedefini gerçekleştirmeye çalıştı. Bu etkinliklerden Brüksel konseri sırasında canlı kayıt edilen parçaları, kısıtlı sayıda bastırdıkları Bruxel Live (1998) adlı albümde bir araya getirdiler.

    Gruptaki eleman sayısı arttıkça müzikal yapı da güçlenmişti. Kazım Koyuncu (vokal, akustik gitar), Cafer İşleyen (bass, vurmalılar, flüt), Gürsoy Tanç (elektrikli gitar), Uğurcan Sezen (klavye), Zülküfil Murat Dilek (davul), Metin Kalaç (kayıt) Lazcayı yaşatmanın yanında aşk şarkılarına katılan sert söylemli yapıtlar ve modern rock anlayışı üzerine oluşturdukları çizgiyle de kabul görmeye başlamışlardı.

    Zuğaşi Berepe, Va Mişkunan albümünden dört yıl sonra İgzas (Gidiyor) adlı albümüyle bu çabayı listelere taşıdı. Yedi Lazca, bir Hemşince, bir de Türkçe sözlü parçadan oluşan albümün müzikal zenginliği, rockın çeşitli tonları arasında akıllıca gidip gelen sounduyla 1998'in en iyi yerli yapıtlarından biri oldu. Lazca'nın öne çıktığı kültürel bir misyonun yanında sıkı bir rock albümü özelliği de taşıyordu İgzas (Parçaların Türkçe anlamları kapakta verilmişti). Bu albümde Kazım Koyuncu (vokal, gitar), Cafer İşleyen (bass, vurmalılar, flüt), Gürsoy Tanç (gitar), Uğurcan Sezen (tuşlular), Zülfikil Murat Dilek (davul), Mahmut Turan (tulum), Metin Kalaç (kayıt), Mehmedali Barış Beşli'den (vokal) oluşan grubun, doğayı katledecek Çamlıhemşin'deki Fırtına Deresi'nin üzerine yapılacak santrale karşı kampanyayı desteklemesi de İgzas'ın diğer bir özelliğiydi.

    Grup 2000'lerin başında dağılınca, kuruculardan Kazım Koyuncu yoluna tek başına devam etmeyi kararlaştırdı ve solo albümleri Viya (2002) ile Hayde'yi (2004) yayımladı. Anadolu Rock'a kayan soundla ürettiği müziği kısa sürede büyük ilgi görüp, yaptıkları geniş kitlelere tam ulaşmaya başlamıştı ki hastalandı Koyuncu. Akciğer kanserine yakalanmıştı.

    Pes etmiyordu; tedaviyi sürdürürken Trabzonspor için marş bile yazmıştı. Ancak günden güne direnci zayıflıyordu; adına düzenlenen konsere çıkamamıştı. Sonunda 25 Haziran tarihinde ajanslardan şöyle bir başlık düştü: 'Karadeniz'in genç sesi sustu'


     
  2. RiVeR_Nn

    RiVeR_Nn Üye

    MİLLİYET GAZETESİ RÖPORTAJI (18.06.2005)

    18.06.2005
    Milliyet.

    Denizde kararti var...

    Kazım Koyuncu, laz müziğinin genç soluğu, haşarı çocuğu, dinmek bilmeyen türkülerin laz nakaratı, Trabzonspor sevdalısı delişmen, bu kez hastalığıyla uğraşıyordu. Hınzır hınzır gülerek...

    ÖZEL RÖPORTAJ / HAKAN DİLEK

    Genç ömrüne sığdırdığın onca şeye karşın bir illet yapıştı yakamıza..
    İllet deme illet deme...

    Tamam tamam ama Trabzonspor diyeceğim, şut diyeceğim, ceza sahası diyeceğim..
    Ben de sana bacakarası atacağım -gülüyor-

    Hemen boşa çıkarım...
    Beni en iyi yerimden yakaladın kardeşim. Bir kere Trabzonspor deyince durur akan sular. Bak yine heyecanlandım. Bir Trabzonspor marşı yazmak, müziklemek istiyordum, o da "sanculu kunlerume" rastgeldi.

    Lehçesi laz nakaratı bir futbol muhabbete girelim istiyorum Kazım..
    Girelim bakalım ceza sahasına kıvrak çalımlarla.

    Kıvraklık senin dilinde, müziğinde..
    E futbol da bir çeşit müzik değil midir bizim için? Sen Ali Kemal için "Horon Oynar Gibi Çalım Atıyor" diye yazmıştın. Liverpool maçıydı değil mi?

    Evet. 1975'te Liverpool'u 1-0 yendiğimiz maçta bekin karşısında horon oynamıştı ellerini kaldırıp...
    Hah, tam da böyle bir şey futbol bizim için. Çıkacaksın sahaya ne kadar bize özgü fiziki durum varsa o maçın realitesi o olacak.

    Peki sonuç?
    Sonuç önemli mi kardeşim? Volkan geçen hafta senle yaptığı söyleşide "topun çizgiyi geçmesinden daha başka bir şeydir futbol benim için" demişti. Tam da böyledir. Top çizgiyi geçse ne olur, geçmese ne olur? Sen neyin varsa ortaya koyuyorsun. Horonun güzeliği, dağların soluğu devreye girer lazlar futbol oynamaya başladığında.

    Bu Trabzon'a özgü bir şey mi?
    Evet. Bakın Barcelona için neler söyleniyor. Eğer bir bölgeyi bir coğrafyayı temsil etmek ve onun özelliklerini taşımaksa bir futbol takımına düşen, bunun Türkiye'deki adı Trabzonspor'dur. Bu takımın bütün tartışmaların dışında bir havası, bir başkalığı vardır. Öteki takımların da vardır ama Trabzon bir başkadır. İnatçılığımız, oyunu çirkinleştirmeden futbol oynama isteğimiz tamamen bölgenin yöresel özelliklerine hizmet etmiştir. Ya da etmelidir.

    Trabzon deyince bir başka oluyorsun?
    İşte o başkalığımızdır Trabzon bizim. En neşeli, en hüzünlü, en duyarlı en vurdumduymaz, en hızlı, en ağır, en çabuk en acelesiz yanımızdır Trabzonspor. Bu sene olmadı bir dahaki sene kesin şampiyonuz. Ben göremem ama...

    Görürsün görürsün hastalık nedir ki? Şölen yeri olsun konserimiz...
    Hee nedir ki? Ha konser ha kanser -gülüyor-

    Sakatlık topçunun en son düşüneceği şeydir. Hastalık da bizim için öyle olsun.
    Beni de müziğin futbolcusu say. Say ki içimin bayrakları havalansın. Şöyle güzel bir çalım, iyi bir pas ceza alanının dışından, Trabzonspor'a puan kazandıracak bir gol şutu için nelerimi vermezdim ki?

    Nelerini verirdin diye sorayım o zaman?
    Notalarımı, parmak uçlarımdan akıp giden zamanı, yüreğimi ortaya koyardım... Trabzonsporlu topçuların da öyle olmasını istiyorum.

    Şöyle bir şeyler söylemiştin bir konserinin başında; Vigzartu, e ho, a gunze gzaşi cin cevorertu. Aynen şöyle demekti; "Denizin Çocukları" hoş geldiniz!.. Nasıl etkilenmiştim bilemezsin. Gurbetteydim ve bize "Denizin Çocukları" diye seslenen bir genç vardı sahnede...
    Evet Zuğaşi Berepe yani Denizin Çocukları. Taraftarları, sevenleri çok oldu o gurubun. Sözleri senin deyiminle lehçesi lazca şarkılar yazdık. Bir denemeydi, güzeldi, geldi geçti.

    Yapma şimdi gelip geçmez... Sonra da devam etmiştin: "Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar'a, ateş hırsızlarına, Ernesto 'Çe' Guevara'ya, yollara -yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz... Her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya." Çok etkiliydi...
    Ben yüreğimden geçenlere bir biçim vermeye çalışıyordum şu çok bilmiş dünyada. Çocukluğumu özlüyordum belki. Karadeniz en talihsiz, en kötü kullanılan bölgelerden biridir Türkiye'de. O kadar ilginç hikayeler vardır ki orada. Bu da müziğimi belirledi giderek.

    Yeniden topa girelim mi?
    E mecal mi bıraktın bizde? Koşacak halimiz mi var?

    Sen de göz presi yaparak oynarsın o zaman...
    -gülüyor-

    Hep adına Efsane denilecek bir durumdur Trabzonspor. Örneğin hemen aklımıza dükalığın soluğunu kestiği zamanlar geliyor... Necmiler, Ali Kemaller, Şenollar...
    Cemiller, Hüseyinler, Bekirler, Necatiler... Çok iyi takımdı çok. Öylesi bir daha gelmez. Gerçi şimdi de iyi takım olduk. Şenol hoca var artık. Ona çok güveniyorum.

    Biz de sana güzel kardeşim biz de sana... 27 Haziran'da hepimiz Harbiye'de Hey Gidi Karadeniz konserinde olacağız Kazım için...
    Ama görünen o ki "Denizde Kararti Var"...

    Efsane kadro
    Şenol
    Necati -Takoz Cemil- Kadir
    Gökdeniz -Serdar -Hüseyin -Çaycı Ahmet- Ali Kemal
    Hüseyin -Fatih- Necmi

    Kaynak :milliyet


    Kazım Koyuncu, Artvin-Hopalı. 1993'te "Dünyanın ilk Laz rock grubu"nu kurdu. Lazca şarkıların yer aldığı "Viya" adlı albümü geçtiğimiz yıl çıksa da son günlerde büyük ilgi görüyor. Çünkü Koyuncu, tv dizisi "Gülbeyaz"ın müziğinin de bestecesi. Viya, Karadeniz dalgalarında yüzükoyun aletsiz sörf yapmak demek. Koyuncu, anadili Lazca'da ilerlemesini polise borçlu. Üniversite yıllarında siyasi şubede sorgulanıyor. Sorgucu, "Gel seninle Lazca konuşalım, daha iyi anlaşırız" diyor.

    Kazım Koyuncu, "Şarkılarımda bütün Karadeniz türkülerinde olduğu gibi aşk ve doğa teması var" dese de hemşehrisi müzisyenlerden farklı. Şarkılarında halkına, gözleri yaşararak sitem ediyor. "Benim bölgemin insanı kendini unuttu. Çocukluğumda yaşadığım güzellikler artık Karadeniz'de yok. İnsanların taş binalarda oturmasından, yaşam tarzlarından mutsuzum. Burası öyle bir bölge ki dağlarının yeşilini göremezseniz, denizini koklayamazsanız orada yaşamanın bir anlamı yoktur." Koyuncu'ya göre Karadeniz'de doğup da bir kez olsun viya yapmayan çocuk yok. Kendisi de viya yapmış, üstelik yüzme bilmeden. Şimdiki çocukların, Karadeniz'e çile olmuş sahilyolu projesi yüzünden denizde kayamamasına kahroluyor. "Sahilyolu projesi bizim kültürümüze, coğrafyamıza, ekolojik zenginliğimize bir saldırıydı. Raylı sistem yapılabilirdi mesela. Ben bütün bu kızgınlıklarımı bir tek şarkıya döktüm. Nisan ayında çıkaracağım albüme bu parçayı da koydum." Kazım Koyuncu bizi kırmadı ve bestesini bizim için çalıp söyledi. Bu parça Karadenizliler'e horon teptirecek ve teptirirken düşündürecek, biraz da üzecek.

    Karadeniz müziği az

    Kazım Koyuncu, rock müziğine Pink Floyd'la başlamış. "Hayatım boyunca rockçı'lık ve devrimcilik neyi gerektiriyorsa ona göre yaşadım" diyor. Her türlü etnik müziğe ilgi duyuyor. "Kızılderili ve Afgan otantik ezgilerini çok beğeniyorum. Kürt türkülerini de severim. Kendi yapabileceğim etnik müzik Lazca olduğu için, kendimi ona yoğunlaştırdım." Karadeniz türküleri söylüyorum diyenlerin kullandıkları ritimleri, şarkı söyleme biçimlerini beğenmiyor. Koyuncu, isim vermekten kaçınıyor. "Bugün Karadeniz türküleri söylüyorum deyip de bunu beceremeyen insanları suçlamıyorum. Belki ticari gerekçelerle biraz daha farklı yapmak istiyorlar. BirolTopaloğlu yüzde yüz Laz müziği yapan kişidir. Volkan Konak ve Fuat Saka da müziğimizi doğru yapan kişilerdir. Fakat diğerleri kötü yorumluyor. Davut Güloğlu'nun Nurcanım isimli parçası bence harika. Ama Karadeniz'e ait bir tek o şarkı var. Küba'ya gidip sadece onu mu söyleyecek?"

    Laz isyan etmez

    Laz vatandaşlarımız çoğunlukla Hopa, Pazar, Arhavi, Fındıklı ve Ardeşen'de yaşıyorlar. Kazım Koyuncu'yla Taksim'de yürürken Laz kültürü hakkında da konuştuk. Ona, son zamanlarda Karadeniz'de çoğalan Lazca tabelalardan ve bazı internet sitelerinden duyduğum kaygılarımı anlattım. Genç müzisyen bu tasalarımın yersiz olduğunu düşünüyor. "Her şeyden önce Lazlar vatanseverdir. Dışarıdan gelecek tahriklere pabuç bırakmazlar. Bireycidirler, topluluk halinde hareket edemezler. Evleri birbirine uzak, dış dünyayla fazla iletişim kurmadan yaşarlar." Lazlarda kadının çok önemli bir yeri olduğunu söyleyen Koyuncu, bunu, çocukluğundan bir örnekle anlatıyor. "Laz kadınını düşününce aklıma rahmetli babannem gelir. O tam bir Laz kadınıydı. Çok güçlüydü ve ailede her zaman karar yetkisi vardı. Tulumun sesini duydu mu yumuşar, sanki kadınlığını hatırlardı. Lazcada ev "Oxohori" demek. Bu kelime, kadın anl****** gelen "oxho"dan türemiştir."




    --------------------------------------------------------------------------------



    Hüzünlü horon

    Laz türküsünün hem ezgisiyle hem de enstrümanıyla Karadeniz türküsünden ayrılan tarafları var. Mesela Karadeniz'in kemençesi, Lazlarda Çemani oluveriyor. Tonları kemençeden farklı olan Çemani, ebat olarak daha büyük. Türkülerinin konusu hep doğa ve kadın. Tabiata duyulan sevgi, paganlıktan onlara miras aslında. Laz türkülerini Anadolu türkülerinden ayıran en önemli fark da tulumla, çemaniyle Lazca dinlediğiniz bir şarkıyı ritmin yavaşlığında hüzünlü bir parça sanabiliriz. Oysa bu şarkıyı bir kadın her gün bol süt veren ineğine söylüyor olabilir. Aynı şekilde tempolu, horonlar tepilen bir beste, bir sel felaketinden bahsedebilir.

    Sol duyu

    Şarkılarını "etnik üstü az modern" diye tanımlayan Kazım Koyuncu'nun son sözü savaş üstüne oluyor. "Ben hayatımı iç ve dış savaşlara karşı, devrimci bir motifle ördüm. Türk insanında her zaman varolduğuna inandığım bir sol duyu var. Bu yüzden de Türkiye'de bölünme sorunu olduğuna inanmıyorum. Bu millet, ırkı ne olursa olsun her zaman komşusunu sevmiş, korumuş. Dara geldiği zaman hep dayanışma içine girmiş. Elimde olsaydı sınırları kaldırırdım".

    Bilgisayar destekli

    İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden siyasi nedenlerle ayrıldığını söyleyen Koyuncu, 1992'de bir arkadaşıyla önce "Dinmeyen" isimli rock grubunu kurmuş. Lazca müzik yapmak için bu gruptan ayrılmış. Rock'tan kopamamış ve Laz etnik müziğini rock tabanlı yorumlamaya başlamış. 2001 yılında ise ilk solo albümü "Viya" ile rock müziğinden farklı bir haz almak isteyen herkesin huzurunda.

    Üç arkadaşıyla 1993'te ilk Laz rock grubu Zuğaşi Berepe'yi (Denizin Çocukları) kuran Kazım Koyuncu'nun çocukluğu, "Üstadım" dediği Yaşar Turna'nın kucağında türkü dinleyerek geçmiş. Yeni çalışmalarında bilgisayar destekli otantik çalgıların ağırlıkta olacağını söylüyor. Koyuncu, tulumla basabildiği beş notayı bu yolla 10'a çıkarmayı hedefliyor. Genç müzisyen, tıpkı rock konserlerinde elektro gitar sololarını, bu kez tulumla yapacak. "Biz rock'çı olmayı hak ettik" diyen Koyuncu, Che Guevara için "Ernesto" adlı bir şarkı bestelemiş
    [​IMG]


    ROLL DERGİSİ RÖPORTAJI

    [​IMG]Bu resim dosyası tekrar boyutlandırılarak ekrandan taşması engellenmiştir. Buraya tıklayarak resmin orjinal boyutunu görebilirsiniz. Dosyanın orjinal boyutu 676x511 ve boyutu 121KB dır.[​IMG]
     
  3. RiVeR_Nn

    RiVeR_Nn Üye

    ZUĞAŞİ BEREPE - Va Mişkunan (Bilmiyoruz)

    1993 yılında Kazım KOYUNCU ve Arkadaşı Mehmedali Barış BEŞLİ'nin diğer arkadaşları ile birlikte kurdukları Türkiye'nin ve Dünyanın ilk ve tek lazca rock grubu olan ZUĞAŞİ BEREPE'nin ilk albümü "Va Mişkunan"...

    İ Ç İ N D E K İ L E R

    1. Avlaskani Cuneli -- 6,05
    2. Galos Empula Yulun Yeşili Kamiyoni -- 5,15 Xalkuri Birapape
    3. Bozo -- 5,53
    4. Berettaşa -- 5,10
    5. Va Mişkunan -- 6,40
    6. Ernesto -- 3,52
    7. Ben -- 4,20
    8. Oxoşkva Do Oropa Şeni -- 6,05

    Vokal: Memedali Barış Beşli
    Akustik Gitar, Vokal: Kazım “Dina” Koyuncu
    Elektro Gitar Partisyonları ve Soloları: İlhan Karahan
    Bas Gitar: Metin Kalaç
    Davul: Cengiz Eyvazov
    “Gudastviri” Tulum: Mahmut Turan

    Serhat Ersöz: “Golas Empula Yulun”, “Bozo”, “Ben”, “Bereruaşa”
    Vaxtang “Vaxo” Makalatia: “Va Mişüunan”, “Ernesto”, “Oxoşkva Do Oropa Şeni”, “Avlasüani Cuneli” de klavye çaldı.
    Oya Ergün: “Bereruaşa” da vokal yaptı.
    Kayıt: Stüdyo Metronom
    Tonmayster: Zafer Yakar
    Mix: Gündoğar, Metin Kalaç
    Yapım: Anadolu Müzik
    Yapımcı: Cem Yılmaz
    Baskı: FRS Matbaacılık



    Vigzartu, e ho, a gunze gzaşi cin cevorertu.
    Bere vorûit, ôaôuşüunişi ali dolovabiüot vixelamûit. Msabikirûu. Ham zuğasûeri nenate virdit. Nandidepeşüuni ham nenate miyoxes. Nanapeşüuni ham nenate nanni miwves. Şüu ti ham nenate vibgarit, bziéit. Aşkva huy ora him ora var on. Him orape, him mcveşi ndğalepe mişi / mu orûu? Him ndğalepe berepeşi orûu. Him ndğalepe romantiği revolusyonerepeşi orûu. Him mcveşi ndğalepe kayoba orûu. Huy ora şüuni var on. Ora huy teknolojişin, cenöarerişin, hinişin. Bğururtu. Na ğurun a nenaşüuni var on. “Şüu” ti bğururtu. Atxe hakolendo mskva var iziren. Na iziren “ğureri a kiana” on. Ham mişüunan. Xolo ti psüudumt. Uomudi var iyen. Hişeni viûurt, omudi şeni, vibecğelamt… VA MİŞÜUNAN…

    “Denizin Çocukları” hoş geldiniz!..
    Özgürlük düşüne neden sevdalandı yüreğimiz böylesine? Kaçkar dağlarında gürül gürül kayalara vuran çağlayanlardan mı aldık göğüs kafeslerimizdeki bastırılmaz heyecanı? Yoksa bu sabırsızlığımız Sivas’ta ciğerlerimize dolan yanık insan kokusundan mı kaldı? Ağız dolusu gülüşlerimiz, göz pınarlarımızdan seller gibi akan umutlarımız şahinlerin dağ başlarındaki kanat vuruşlarına mı eşlik eder her defasında? Yüreklerimizi özgürlük denizinin sert dalgalarına sürelim. Orada öğrensin ilk kulaçlarını bebeğin ilk adımları gibi safça. Dağların karlı tepeleri derelere, dereler ırmaklara, ırmaklar denizlere taşısın umutlarımızı… Umutlarımızın ağırlığı denizleri taşırıp okyanuslarda buluştursun bizleri yeniden… Özgürlük, engin denizlerde bitimsiz umutlarla gerçeklik olsun. Özgürlüğe sevdalıysan eğer; sen de denizin çocuğusun… Hazırlan yarının kardeşlik ormanında horon tepmeye, halay çekmeye, harmandalına, diz kırmaya… Haydi ! “Denizin Çocukları”, bir kez daha hoş geldin.

    ANADOLU MÜZİK

    N3AŞA EXÛİT !.

    Çağdaş Sanat Atölyesi (ÇSA), ÇSA’dan Ali Elver, Gürol, Murat, Arzu, Özgür görsel bütünlüğümüzü sağlayan Aydın Bulut, Evrensel Kültür Merkezi ve Melih, Şebnem, Güzide, Stüdyo Metronom’dan Ali Amca, Tonmayster Zafer, çaylarıyla bizi ayakta tutan Engin ve stüdyonun diğer çalışanları, grubun en büyük fanı Gül, Aylin, Ayşegül, “Sinem”, “Esra Uygun”, Didem, “Cef” Cafer, Cemo ve Filiz, Uğur, FM Müzik Evi’nden Fahir ve Ergün, Zera Nandidi, Asparagas Bar ve Yusuf Ziya Ablaş, Express Dergisi’nden Melih, Mehmet Ali, Margal dostumuz Vaxt´ang “Vaxo” Makalatia, Hazım Akay 3at´uri, Remziye Bucakipxe Kuyumcu, Adem Aptula Kuyumcu, nenaçkini OGNİ, Veli, Güven İslamoğlu, Moğollar’dan Serhat Ersöz, Oya Ergün, ARD, dostumuz Gabriele Ohl, WDR’den Birger Gesthvisen, Yılmaz Keskin, Selçuk, Alparslan Kaya, Asil, Tarık, Özgür Ülke, Ebrular, Serkan, Metin Kahraman, Ferda, İrfan Ünsal ve Paratoner Rock Topluluğu, İsmail Avcı Bucaklişi, Kamil Aksoylu, Cahit Sarıkaya, Xasan Uzunxasani, Armağan Serdaroğlu, Koyuncepe, Asım Küçük, Nazım Küçük, Ali Akçelik, Müfit Günal, Hüseyin Sarıbaş, adını bilmediğimiz bir dost, Bedia Leba, Dutxurepe, “İkinci Ada Çıkartması”na katılan dostlar, bu çalışmanın yapımını üstlenen ve bizi kendilerine “kardeş” gören Cem Yılmaz, Ertuğrul Mavioğlu, Gül Öz, emekleme dönemimizde bize kapılarını hep açık tutan 4.Boyut ve Hüseyin arkadaş, son olarak miksajımızı büyük bir fedakarlıkla gerçekleştirilen değerli müzisyen Gündoğar…

    Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar’a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Ç´e” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.



    Seni Asla Unutmayacağız...

    GRUP DİNMEYEN - Sisler Bulvarı ​

    Kazım KOYUNCU'nun arkadaşı Ali Elver ve 2 arkadaşıyla 1992'de kurduğu "Grup DİNMEYEN" nin 1996 yılında çıkardıkları ilk ve son albümleri "SİSLER BULVARI"....

    İÇİNDEKİLER

    1- Üç Kız Bir Ana
    2- Sisler Bulvarı
    3- Kardan Kına
    4- Dam Üstüne Çul Serer
    5- Askıda Yaşamak (Oynama Çocuk)
    6- Hatırlayışlar
    7- Martı
    8- Ülkem
    9- Kavganın Ortasında


    ZUĞAŞİ BEREPE - İgzas


    Kazım Koyuncu: vokal, akustik gitar, geri vokal
    Cafer İşleyen: bas gitar, percussion, flüt, geri vokal
    Gürsoy Tanç: elektrik gitar, 2’de nefes


    Uğurcan Sezen: keyboard
    Zülküf Murat Dilek: davul
    Mahmut Turan: gudastviri/tulum
    Metin Kalaç: kayıt ve akıl
    Mehmedali Barış Beşli: vokal, geri vokal
    Yapım: Ada Müzik
    Co-Production: Devrim Karaoğlu-Erol Çay
    Stüdyo: Ada
    Kayıt: Devrim Karaoğlu-Metin Kalaç
    Mix: Devrim Karaoğlu
    Mastering: Devrim Karaoğlu-Ethno One Studio
    Düzenlemeler: Zuğaşi Berepe
    Yrd. Düzenlemeler: Devrim Karaoğlu-Erol Çay
    Grup Fotoğrafları: Kerim Ayhan Yanık
    Kapak Tasarımı: Celal Erciyes
    Grafik Uygulama: Medea İletişim
    Xrisûana/ Aralık 1998
    Devrim Karaoğlu b4 ve a2, Özkan Kurt a2’de geri vokal yaptılar. Erol Çay 1,2,4,8,9’da shaker çaldı.



    E ho mu maxenenan, vibadertu. Ndğa do ndğa nandidepe cumadepe dopxumt. Hinişüala berobaşüuni ti dolixven. Mcveşi na on irri içoden hinişi ğuraşüala. A hini va ğurunan, a hini ğureri var iyenan, süidaşi a üale ti ğurun hinişüala. Şüu ti méika méika bğururt. Nenaşüuni ti ğuruni?

    Mo mazirûan, mo vognamûat Lazona Lazuri var isinapinen. Ğura kon süidas, e ho. Mar ava bğururt, Lazuri va ğuraşa!

    NAŞÜVİT ÇAÇXALAY ÔERUMADERE!

    FIRTINA'DA SANTRAL İSTEMİYORUZ!



    Dünya, her yandan insanların verdiği zararlara bir tükenişin içinde. İnsanın doğaya doğa dışı müdahaleleri sonumuzu hazırlıyor. Bu bağlamda Türkiye'de anti-ekolojist politikalar izlemekten geri durmuyor. Bergama ve Artvin'de siyanür zehiriyle altın aranması, Akkuyu'da nükleer santral, yargı kararlarını hiçe sayarak Gökova'da termik santral yapılmaya çalışılması, diğer bir çok evrensel yanlışın önünde duruyor. Şimdi de dünyanın sayılı doğal alanlarından biri olan Fırtına Vadesi'nde hidrolik santral kurulmaya çalışılıyor. Bu santralin coğrafyamıza kurulmasının sonucu vadide yaşayan hayvan türlerinin yok olması, tarihi evlerin yıkılması, binlerce ağacın kesilmesi, iklimsel değişiklik velhasılı kelam kültürel ve doğal mirasımızın yok olması olacak. Çocukken yakaladığımızda olağanüstü güzelliğiyle 'inexi' (denizalası) artık ancak hafızalarımızda yaşatacağımız bir eski zaman balığı haline gelecek. Fırtına Vadisi ile birlikte çocukluğumuz da yok olacak. Çay endüstrisi ile başlayan iklimsel değişiklik, santralle birlikte çığırından çıkacak! Evet ya santral ve felaket ya da 'çocuklarımızdan ödünç aldığımız' bu dünyanın cenneti. Hayır, Fırtına'da santral istemiyoruz!



    Kazım Koyuncu
    Çok iken bir şeydik, bir iken çok şey. Acı biber turşusu yedik. Otuz metrekarede her şeyle çok seviştik.
    Toprak sahipleri, çokuluslu şirketler ve işbirlikçi yerlileri, çete sahipleri ve yalakaları, baş ve bakanları, milletlerin bekçileri ve sürülerinin olduğu yerde yer kavgası vermedik. Hiçbir yerdeydik.



    Seni Asla Unutmayacağız...

    SALKIM SÖĞÜT - 2

    Salkım Söğüt - 2
    Yapım Yılı : 2000
    Beyoğlu Müzik

    İÇİNDEKİLER

    1_) Garip Çoban - Mustafa ÖZARSLAN
    2_) Aşağıdan Bir Yel Esti - Mustafa ÖZARSLAN
    3_) Sarı Gelin - Mustafa ÖZARSLAN
    4_) Kara Köprü Narlıktır - Mustafa ÖZARSLAN
    5_) Gurbet - Arzu GÖRÜCÜ
    6_) İki Dağın Arasında Kalmışım - Arzu GÖRÜCÜ
    7_) Şu Kışlanın Kapısına - Arzu GÖRÜCÜ
    8_) Piraye - Hakan YEŞİLYURT
    9_) Leyli de Leyli - Hakan YEŞİLYURT
    10_) Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar - Hakan YEŞİLYURT
    11_) Başında Pusan Kurban - Karışık
    12_) Didou Nana - KAZIM KOYUNCU
    13_) Golas Empula Yulun - KAZIM KOYUNCU
    14_) Dağlarda Kar Sesi Var - KAZIM KOYUNCU


    Kazım KOYUNCU - VİYA !



    Yapım : Beyoğlu Metropol Müzik
    Düzenlemeler : Kazım Koyuncu-Metin Kalaç
    Stüdyo : Motif
    Prc. Kayıtları : Stüdyo Sound
    Miks : Metin Kalaç
    Mastering : Emrah Aydoğdu
    Fotoğraflar : Yücel Tunca
    Grafik tasarım : Ezgi Öztürk-Ali Elver
    Baskı : FRS Matbaacılık

    Akustik-Klasik Gitar : Kazım Koyuncu
    Klasik Gitar solo (Ben) : Gürsoy Tanç
    Bas Gitar (3-6-7-10) : Serkan Tuğ
    Bas Gitar (4-5-8-9-11) : Cafer İşleyen
    Flüt (8-9) : Kemal Sahir Gürel
    Perküsyon : Engin Gürkey
    Tulum : Mahmut Turan
    Tulum-Solo Vokal (4) : Sabit Akatin
    Kemençe : Hüseyin Erbaş
    Çello-Keman-Viola : Ateşli Parmaklar
    Koro Vokaller : Ayşenur Kolivar-Mine Kalaycı-İsmail Avcı-Yusuf Ziya Ablaş-Sabit Akatin-Hilmi Yarayıcı-Kemal Sahir Gürel-Kazım Koyuncu

    VİYAAAAAA!!!
    …Viya inerken bazen vücudunuzun üst kısmı suyla temasını kaybeder ve uçtuğunuzu hissedebilirsiniz. Nedir viya? İki şey söylemek mümkün: teslimiyet, özgürleşme. Teslimiyet, çünkü kendinizi dalgaya verirsiniz, teslim olursunuz. Özgürleşme, çünkü birey olduğunuzu gösterirsiniz. Kazım \"Dina Kaki\" Koyuncu viya iniyor (yüzme bilmese de). Ve size sesleniyor. Putralıların viya inerken seslendiği gibi: VİYAAA!!! Viyayı kısaca aletsiz sörf- vücut sörfü olarak tanımlayabiliriz. (ya da Laz sörfü)
    Mehmedali Barış Beşli

    NEREYE????

    Artvin ve Bergama'da siyanürle altın arama belası, Akkuyu'da nükleer santral, Gökova'da termik santral, Fırtına Vadisi'nde hidrolik santral… derken şimdi de- ki aslında çok zaman önce başlayan - Samsun-Sarp Sahil Yolu Projesi. Bu proje kapsamında yok edilen ve durdu-rulamazsa tümüyle yok edilecek olan sahillerimiz ve çocukluğumuz ve geleceğimiz ve tarihimiz ve ……………………YAŞAM!
    İnsan hayatının hiçe sayıldığı, kendinden olmayanın değersiz görüldüğü, barışın ve kardeşliğin önemsiz sözcükler, insanın en değersiz şey olduğu ülkede yok olan sen, yok olan ben, yok olan sevgi, yok olan zaman, yok olan insan, yok olan……..YAŞAM!

    Kazım Koyuncu

    N3AŞA EXTİT!

    - Sadece tonmaisterlik ve düzenlemelerdeki varlığıyla değil, ortak müzik geçmişimiz, unutulamayacak anılarımız ve albüm sürecinde adeta 'sırat' köprüsünden geçen sınanmış dostluğumuz için METİN KALAÇ'a,
    - Hayatımın son 12 yılında hep yanımda olan ve hiçbir karşılık beklemeden çok 'kritik' anlardaki destekleriyle ayakta kalmamı sağlayan, son olarak da evindeki mini stüdyoyu düzenlemeler aşamasında kullanımımıza açan, bu da yetmezmiş gibi albümün kapak tasarımlarını 'sevgili' Ezgi ile birlikte üstlenen dostum ALİ ELVER'e,
    - Tasarımları kadar müziğe-müziğimize olan inancını sürekli hissedebildiğim EZGİ ÖZTÜRK'e,
    - Müzistenliklerini, duyarlılıklarını ve dostluklarını bu çalışmadan da esirgemeyen GÜRSOY TANÇ ve CAFER İŞLEYEN'e,
    - Güzel şarkıları için İLHAN YABANTAŞ'a, İRFAN ÜNSAL'a,
    - Şu sıralar uzaklarda olan fakat desteğiniçok yakından hissettiğim, albümün isim babası MEHMEDALİ BARIŞ BEŞLİ'ye,
    - Laz kültürüne ve Müziğine yaptığı katkıları ve birikimini bu çalışmadan da esirgemeyen İSMAİL AVCI BUCAKLİŞİ'ye,
    - Yine Laz müziğine yaptığı büyük katkılarından dolayı BİROL TOPALOĞLU'na,
    - Müzisyenliği ve güven veren dostluğuyla KEMAL SAHİR GÜREL'e,
    - MOTİF MÜZİK'e, Metin'in yokluğunda kayıtlarımızı gerçekleştiren CAN YEŞİLYURT'a, CORA TÖRAEV'e, ÖMER ELVER'e, 'aynı yolun yolcusu' olduğumuz, fotoğrafları ile çalışmada yer alan YÜCEL TUNCA'ya ve ARAGON'a, PİYA KOLLEKTİFİ'ne,
    - AYŞENUR KOLİVAR, MİNE KALAYCI, SABİT AKATİN, YUSUF ZİYA ALBAŞ, HİLMİ YARAYICI, SERKA TUĞ ve albümde yer alan tüm müzisyen arkadaşlara,
    - Önce insan ve dost olan değerli yapımcım FARUK 'ağabeyye', Beyoğlu Metropol çalışanları BİZİM ALİ, ŞADİYE 'abla', FERDA, AHMET, FİDAN ve GÜLDEN'e,
    - Uzaklarda (memlekette) olan ve uzun süredir göremediğim, özlediğim, sevgilerini hep yanımda taşıdığım, sevgimi hiç eksiltmediğim AİLEME ve hayatımın en zor dönemi olan son iki yılda sezgileriyle ve sevgisiyle bana güç veren, tüm güzel şeylerin sebebi GÖNÜL'e…
    TEŞEKKÜRLER!

    KAZIM KOYUNCU : 1972 yılında Hopa'da doğdu. 1989'da üniversite için İstanbul'a geldi. İst. Ün. S.B.F.'yi terk etti. 1992'de Dinmeyen adlı müzik grubunu Ali Elver'le kurdu. Grup 1996 yılında 'Sisler Bulvarı' albümünü çıkardı ve dağıldı. 1993 yılında Mehmedali Barış Beşli ile birlikte Türkiye'nin ve Dünyanın ilk ve tek Lazca rock müzik yapan grubunu kurdu. Grup 1995'te Va Mişkunan, 1998'de İgzas, yine 1998'de Bruksel Live Konser Albümü (çoğaltılmamak üzere sadece 130 adet basıldı) ve bir kısmı Avrupa'da olmak üzere 200'ü aşkın konser ile dinleyici karşısına çıktı. Grup 1999'da dağıldı. 2000 yılında yayınlanan 'Salkım Söğüt2' projesinde 3 şarkıyla yer aldı.



    Seni Asla Unutmayacağız, Unutturmayacağız...

    Kazım KOYUNCU - Hayde

    Yapım : Beyoğlu Metropol Müzik
    Kayıt : Stüdyo SOUND, Stüdyo ZB (3,5)
    Mix-mastering : Stüdyo ZB
    Fotoğraflar : Kerim YANIK
    Grafik Tasarım : Ezgi ÖZTÜRK ELVER
    Baskı : FRS Matbaacılık
    Yıl : 2004

    Düzenlemeler : Kazım KOYUNCU, Metin KALAÇ, Kemal Sahir GÜREL, Fadime ve Ella Ella'da Gürsoy TANÇ, Asiye'de Cem

    A.Gitar : Kazım Koyuncu (2,5,7,8,11,12,15), Gürsoy TANÇ (3,4,12)
    E.Gitar : Gürsoy TANÇ
    Bas : Eylem PELİT, Gürsoy TANÇ (1,3,4,10,12)
    Tulum : Mahmut TURAN (6,8,), Selim BÖLÜKBAŞI
    Kemençe : Selim BÖLÜKBAŞI
    Kaval : Kemal Sahir GÜREL
    Perküsyon : Mehmet AKATAY, Volkan ERGEN, Selim BÖLÜKBAŞI (3,6,10)
    Davul Program : Gürsoy TANÇ
    Asma davul : Engin ARSLAN
    Bağlama : Engin ARSLAN
    Klarnet : Göksun ÇAVDAR
    Garmon : Nejat ÖZGÜR
    Keyboard : Ozan TÜGEN
    Keman : Adnan KARADUMAN
    Akordeon : İberya ÖZKAN
    Vokaller : Cafer İŞLEYEN, Hilmi YARAYICI, Kemal Sahir GÜREL, Gökhan BİRBEN, Selim BÖLÜKBAŞI, Harun TOPAL, Ceyhun DEMİR, İsmail AVCI, İmdat AVCI

    Faruk Altun, Şevval Sam, Ezgi Öztürk Elver, Ali Elver, Mehmedali Barış Beşli, Kerim Yanık, Hikmet Akçiçek, Kemal Sahir Gürel, Gökhan Birben, Bayar Şahin, İberya Özkan, İsmail Avcı Bucaklişi, Dilek Dindar, Metropol Müzik Çalışanları, Nature&Peace ve çalışanları, Akan Prodüksiyon, bu çalışmaya emek veren tüm arkadaşlar, aynı sahneyi ve hayatı paylaştığım, bundan büyük zevk aldığım, Metin Kalaç, Mahmut Turan, Zülküfil Murat Dilek, Gürsoy Tanç, Cafer İşleyen, Harun Topal, Selim Bölükbaşı, konserlerde buluştuğumuz tüm dostlar Ve Gönül…
    TEŞEKKÜRLER
     

Bu Sayfayı Paylaş