Kaybolan geleneksel mesleklerimiz nelerdir?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 7 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Kaybolan geleneksel mesleklerimiz nelerdir? konusu Kaybolan geleneksel mesleklerimiz nelerdir?
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 7 Mart 2011
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Kaybolan Geleneksel Mesleklerimiz Nelerdir?

    Bu yazıyı okuyanlar… Evet siz! Ya bankacı, ya insan kaynakları uzmanı, ya iletişimci, ya işsiz, ya gazeteci, ya sanatçı, ya öğrenci, ya öğretmen… Ya hizmet sektöründe çalışıyorsunuz, ya otomotiv… Belki lojistik, belki de finans… Akademisyen olabilirsiniz; tarihçi, antropolog, psikolog, matematikçi, fizikçi, yönetim bilimci, ekonomist… Kadın olabilirsiniz, erkek olabilirsiniz… Cinsiyetiniz ne olursa olsun büyük olasılıkla iş dünyasının içindesiniz…


    Dar gelirli olabilirsiniz, orta sınıf mensubu olabilirsiniz, üst gelir grubuna dahil olabilirsiniz… Her kimseniz, her neredeyseniz, her ne yapıyorsanız… Büyük olasılıkla düşündüğünüz tek şey, kariyerinizde nasıl ilerleyeceğiniz, daha çok para, daha büyük sorumluluk almak için neler yapmanız gerektiği… Bazılarınızın yüreğinin çocukları için çırptığını biliyorum; “Benim için geçti, çocuğum okusun adam olsun, iyi meslek sahibi olsun” diyorsunuz
    .

    Çok doğal
    . Hepimiz daha iyi bir hayat için mücadele veriyoruz. Bu ülkenin önemli sorunları olduğu doğru. Bu sorunların başında işsizlik geliyor. İşsiz olan arkadaşlarımızın da sabah akşam düşündükleri tek şey bir iş bulabilmek. Son yıllarda hayatımız hep “iş” ekseni içinde geçiyor. 'Geleceğin mesleği ne?' sorusu tarihin en önemli sorusu oldu.
    Aranızda bilen var mı?

    Tersten bakmasını severim, herkes gider Mersin'e ben giderim tersine hesabı, bırakın herkes geleceğin mesleklerini konuşsun gelin biz sizinle bu hafta geçmişin mesleklerini konuşalım
    . Aşağıda okuyacaklarınızın çok hoşunuza gideceğini biliyorum. Hepiniz bu tozlu bilgilere bayılacaksınız.. Fotoğraflarıyla birlikte önemli bir derleme. Geçmişte insanlar ekmeğini nereden ve nasıl çıkarırdı sorusuna yanıt veriyor. Nereden geldiğimizi gösteriyor… Yarını düşünenlerimize nereye gideceğimizin yolunu gösteriyor.
    Kaybolan meslekler araştırması aslında bir sergi
    Ben meslekleri iki temel gruba ayırdım. İlk gruptakiler adını sanını büyük olasılıkla duymadığınız meslekler. İkinci gruptakiler adını bildikleriniz ama bugün çok farklı algılanan ya da icra edilen meslekler. İnsan kaynaklarında tarih turumuza hoş geldiniz…

    Adını Sanını Bilmedikleriniz


    Basmacı

    Basma en yaygın kullanılan kumaştı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin kadın ve kızları basma giyerlerdi. Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı. Seyyar basmacılar yelken bezinden büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı. Basma satan bohçacı kadınlar günümüze kadar ulaştı.

    Celep

    Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu. İstanbul’un et ihtiyacı önceleri Balkanlardan, sonraları Erzurum yaylasından karşılanmıştı. Sürüler İstanbul’a büyük ölçüde Trabzon üzerinden sevk edilirdi.

    Nalbur

    Dünün hırdavatçıları nalburlardı. Çivi, kilit, menteşe vb. inşaat işlerinde kullanılan temel girdilerin satışı, pazar ekonomisinin gelişimiyle daha da önem kazandı. Nalburlar, kent ve kasaba ekonomilerinin ayrılmaz parçasıydı. Çoğu nalbur eşyası yurtdışından gelirdi.

    Nalbant

    Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması, hayvan tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması, nalbantlığı yaygın bir hale getirmişti. Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün Osmanlısında aynı işlevi görüyordu. Nalbantlar genellikle ulaşım güzergahlarında yer edinirdi.

    Mestçi

    Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi.. Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti, yandan kopçalısına serhatlı mest denirdi. İç mekanların temiz tutulması, mest giymeyi gerektiriyordu. Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı.
    Değişik türleri vardı
    Sayacı
    Saya, ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü. Eskiden halk dilinde, evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de saya denirdi. Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı.. Yaygın bir zanaattı. Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi.
    Sayacı, dünün ayakkabıcısıydı
    Rençber
    Rençber, ilk evrelerde çiftçi anlamına geliyordu. Ancak kentleşmeyle birlikte bugün ırgat diye nitelenebilecek birçok işi üstlendi. Tarla, bahçe, yapı vb..
    yerlerde kazma, taş ve toprak taşıma gibi işleri yapan gündelikçi, amele ve ırgat, o günlerin rençberleriydi
    Sepetçi
    Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır, diğerleri saz, kamış ya da ince dallardan örülürdü. Genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi. Sepet hamalı, genellikle pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı..
    Sepet kimi zaman bavul yerine de kullanılırdı
    Urgancı
    Keten, kenevir, pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan denirdi. Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak kullanılırdı. Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı.. Seyyar urgancı nadir görülürdü.
    Genellikle sabit dükkanları bulunurdu
    Bacacı
    İstanbul’da yangınların büyük çoğunluğu, temizlenmesi ihmal edilmiş bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu. Özellikle ahşap binaların yoğun olduğu kent dokularında, baca temizliği büyük önem taşıyordu. Kış öncesi bacacılara büyük iş düşüyordu. Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi öngörülmüştü.

    Bileyci

    Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı.. İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu, Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi..
    Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı Bileycinin mahalleye gelişi kısa sürede duyulur, ev sekenesi, her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi
    Erikçi
    Osmanlı çoğu kez kendi bağ, bahçe ve bostanındaki meyveyi tüketiyordu.. Meyve genellikle mahallelerde haftanın belirli günlerinde kurulan pazarlarda müşteri bulurdu. Sokak satıcıları özellikle turfanda meyve satarlardı. Seyyar erikçinin pazarladığı turfanda erik, yazın yaklaştığını müjdelerdi.
    Ancak kentleşme kimi meyvelerin pazara çıkmasına neden oldu
    Sarımsakçı
    Osmanlı mutfak kültüründe sarımsağın ayrı bir yeri vardı. Keskin kokusuna rağmen besin değerinin yüksek oluşu ve kimi kokuları bastırması nedeniyle birçok yemek sarımsaklanmadan yenmezdi. Seyyar satıcıların bu konuda ihtisaslaşmaları, talebin yüksekliğini kanıtlıyordu.

    Limonatacı

    Limonata, dünün gazozu ya da “kola”sıydı. Özellikle yaz aylarının sıcak günlerinde limonatacıya büyük rağbet olurdu. Seyyar limonatacılar genellikle kente mevsimlik göçen Anadolu insanlarıydı. Üç-beş kuruşu bir araya getirir, hasat mevsiminde köyüne dönerdi. Limonata evlerde ikram kültürünün de bir parçasıydı.

    Hallaç

    Hallaç bugünkü döşemecilerin bir anlamda dününü simgeliyordu. Osmanlı hanesinde kullanılan yatak, yorgan, döşek gibi ev eşyasında dolgu malzemesi olarak pamuk ya da yün kullanılırdı. Zamanla sertleşen bu dolguyu hallaç, kiriş ve tokmağıyla kabartırdı. Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı.

    Bezzaz

    Bugünkü manifaturacıların karşılığı olarak, bez ve kumaş satan esnafa bezzaz, çarşılarına Bezzazistan denirdi. Halk ağzında zamanla “bedestan” ya da “bedesten”e dönüşmüştü. Kıymetli kumaş satanlara “üstüfeci”, “dibacı”, “kadifeci”, “atlasçı” denirdi. Bez ticareti, 19. yüzyılda büyük ölçüde İngiliz üreticilerin eline geçti.

    Zerzevatçı

    Zerzevat sebze anlamına geliyordu. Zerzevatçı ise bugünün maydanoz, dereotu, salata, hıyar, turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı.. Zamanla halden, civar ve semt bahçe ya da bostanlarından, pazar yerlerinden tedarik edilir oldu.
    Kent dokularının bir parçası olan bostanlar, Osmanlı insanının sebze ihtiyacını karşılardı
    Çömlekçi
    Topraktan yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Ama çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hâlâ kullanılıyor.

    Değirmenci

    Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi. Görece büyük girişimci sayılırdı.. Keyif maddesi olarak kahve, çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaşamına girmişti. Kahve değirmeni satan esnaf da değirmenci addolunuyordu.
    Kahve değirmeni, günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı
    Kolancı
    Hayvanın semerini ya da eyerini bağlamak için kullanılan örme ya da kayış bağa kolan deniyordu. Osmanlı taşımacılıkta büyük ölçüde hayvan kullanıyordu ve kolancılık ulaşım sektörünün “yan sanayi”lerinden biriydi..
    Özellikle yol güzergahlarında dükkan açarlardı
    Fesçi
    Fes, II. Mahmud devrinde resmi serpuş olarak kabul edilmiş, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Osmanlı erkeğinin kimliğini oluşturmuştu. Her ne kadar Feshane’de yerli fes üretilmişse de çoğu Avusturya’dan ithal ediliyordu..
    Osmanlı’nın son döneminde Avusturya mallarına karşı yapılan fes boykotu ünlüdür
    Kavuncu
    Kavun ve karpuz, mevye olarak tüketildiği gibi, Osmanlı’nın tatlı ve su ihtiyacını da gideriyordu. Çevre bostanlarda yetiştirilen kavunlar, seyyar satıcılar aracılığıyla tüketiciye ulaştırılıyordu. Sepet içinde mahalle aralarında dolaşan kavuncu, genellikle Anadolu’dan mevsimlik göç etmiş insanlardandı.

    İncirci

    Dünün insanı şeker ihtiyacını büyük ölçüde meyveyle gideriyordu. Ülkede yaygın olan meyvelerden biri de incirdi. Hemen her Osmanlı’nın bahçesinde bir incir ağacı vardı. Yaş yenir, kurutulur, her mevsim tüketilirdi. Yaş inciri, seyyar incirci satardı. Kurutuldukdan sonra şekerci dükkanına düşerdi.

    Leblebici

    Dünün kuruyemişlerinin başında leblebi gelirdi. Nohutu, dış kabuğunu çıkardıktan sonra fırında kavurup seyyar satan kişiye leblebici denirdi. Bir tür ihtisaslaşmış kuruyemişçiydi. İçinde leblebi olan şeker, leblebi şekeri de revaç bulan bir eğlencelikti.

    Pilavcı

    Günümüz lokantasında tüketilen birçok besin maddesi, dün seyyar satıcılarca da pazarlanırdı. Çarşı-pazar yerlerinde, meydanlarda hâlâ gözlenen ve düşük gelir grubuna yönelik seyyar pilavcı, lokantaların ya da aş evlerinin yaygınlaşmadığı bir dönemde evinden uzak, sokaktaki insanın öğle yemeği ihtiyacını gideriyordu. Pilavcılar genellikle Karamanlı olurdu.

    Salepçi

    Salepçi dünün seyyar muhallebicisiydi. Ancak muhallebi pazarlayan seyyar satıcılar da vardı. Salep yumru köklü bir otun dövülmesiyle elde edilen beyaz tozun, şekerli süt ya da su ile kaynatılmasından elde edilirdi. Özellikle kış aylarında bozacılar ve salepçiler müşterinin ayağına hizmet götüren seyyar satıcılardı.

    Kozacı

    İpekli kumaş üst gelir gruplarınca tüketilirdi. Osmanlı ipeklisi yurtdışında da büyük beğeni kazanmıştı. İpekli üretiminin ham maddesi ipek böceği kozası, dokuma sektörünün temel girdilerinden biriydi. Bursa ve çevresinde yaygındı.. Koza üreticisiyle ipek imalathaneleri arasındaki ticareti yürütürdü.
    Kozacı, koza ticaretiyle uğraşırdı
    Üzümcü
    Bağ, bahçe, bostan eski kentlerin dokularının bir parçasıydı. Üzüm, incir gibi geniş tüketim alanı olan meyvelerdendi. Ayrıca şıra yapılır, kurutulur ve gayrı müslimlerce şarap yapımında kullanılırdı. Seyyar üzümcü, günlük taze üzüm pazarlardı.

    Şerbetçi

    Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü, su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup, yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu.. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi, seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar demirhindiciler, İstanbul’a İzmir’den gelirlerdi.
    Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi
    Darıcı
    Darı tohumları, buğday gibi besin maddesi olarak kullanılırdı. Bazı bölgelerde mısıra da darı adı verilirdi. Cin darısı, ateşte patlatılan ufak taneli mısırdı.. Ayrıca hayvan yemi olarak kullanılırdı.
    Buğday ve buğday unundan yapılmış ekmek tüketmeye kesesi yetmeyen fakir insanlar, darı tüketirdi
    Çıracı
    Osmanlı uzun yıllar enerji kaynağı olarak odun kullanmıştı. Kömür ancak 19.. Odun, çam gibi reçineli ağaçların yağı ve çabuk yanmaya elverişli kesimleri kullanılarak ateşlenirdi. Genellikle Ürgüplü olan çıracı, tartıyla aldığı çırayı kalem kalem desteler, deste hesabıyla satardı..
    yüzyılda gündeme gelmişti Özellikle kış aylarında sokakta sık görülen bir esnaftı
    Deveci
    Demiryolu öncesi kara ulaşımında en yaygın kullanılan hayvan deveydi.. Sefer-i hümâyunlarda padişahın ağırlığını taşır, sürre* alaylarında kullanılırdı. Deveciler genellikle konar-göçer yörüklerdi. Başlarına kırmızı sivri külah giyerlerdi.
    Ayrıca sarayın hassa develeri vardı
    Sucu
    Eski zamanlarda hemen her evin bir kuyusu vardı. Ancak içecek su uzaktan getirilirdi. Sucu ya da saka, şehir ya da kasabada su taşımacılığıyla uğraşırdı.. Limonatacı ve şerbetçi gibi, özellikle yaz aylarında sokakta bardakla su satan seyyar satıcılara da sucu denirdi.
    Pınar ya da çeşmeden aldığı suyu hanelere sevk ederdi
    Lehimci
    Plastik öncesinde yaygın kullanılan maden kaplar, ev ekonomilerinde toprak kapların yerini aldı. Lehimci ya da tenekeci, küçük ev aletlerini tamir eden gezici esnaftı. Teneke maşrapa kulpunu, kademhane ibriği emziğini, gusülhane çinkosunu lehimlerlerdi. Lehimci genellikle demircinin yan sanayiini oluşturuyordu.

    Ciğerci

    Batılı seyyahların en gözde seyyar satıcısı, omuzda sırıkla dolaşan ciğerci ve paçacıydı. Mahalleye ciğercinin geldiği, evin kedisinden belli olurdu. Sokakta et satışı ender olmasına karşın, ciğer ve paça en çok rağbet gören sakatatlardı. Tavası, yahnisi yapılırdı. Sabit ciğercide yürek, böbrek gibi diğer sakatat türleri de pazarlanırdı.

    Sepet Hamalı

    Motorlu araçlar öncesi kent içi yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi.. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu. Bunların en ünlüleri, iç ve dış bedesten hamallarıydı.
    Pazarlarda sebze-mevye taşıyanlarına küfeci denirdi
    Sırık
    Hamalı Fıçı gibi hacimli, yekpare ve ağır yük, sırık hamallarınca taşınırdı.. Taşıma büyük bir uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden olurdu. Beyoğlu’nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi.
    Bunlar genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak, iki önde, iki arkada yükü paylaşırlardı
    Demirci
    Fabrika üretimi öncesi pek çok eşya ve alet, insan eliyle demirden yapılırdı.. Yorucu, ağır bir meslekti.. Örs üzerinde demirin ağır balyozla dövülmesi pazı kuvveti, beden takatı ve sağlam vücut gerektirirdi.
    Demirci, demiri dükkanında döğer, biçim verirdi Daima ateş karşısında, kömür ve demir tozlarına bulanarak çalışılırdı
     

Bu Sayfayı Paylaş