Kaval Çiçeği Hikayesi

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 26 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kaval Çiçeği Hikayesi konusu Çoban Ali, bütün gün dağlarda, bayırlarda koyunlarını otlatır, onlara kaval çalarak vakit geçirirmiş
    Çoban Ali doğanın ortasında koyunlarıyla başbaşa olduğu için pek konuşmazmış
    Kiminle konuşsun ki? Konuşmaya gereksinim duyduğunda kavalını çıkarır, ona düşüncelerini üflermiş yanık yanık
    Bir gün, durgun bir su kenarında koyunlarını otlatıyormuş
    Sırtını çimlerin kenarındaki ağacın gövdesine dayamışken, kavalını çıkarıp üflemeye başlamış
    Önce hafiften, sonra uzun uzun çıkıp çevreye yayılmış ezgilerin duygusallığı
    Çimler, bu gizemli dizeme uyup uzun boyunlarını sağa sola sallamaya başlamışlar
    Rüzgar hafiften esince yardım etmiş onlara
    Otlar, çimler, sazlar salınmışlar bir o yana bir bu yana
    Papatyalar ve diğer kır çiçekler de katılmışlar onlara
    Büyüleyici kavalın sesine uyarak çimler, otlar, sazlar, papatyalar ve diğer çiçekler bir dansdır tutturmuşlar
    Bir sağa, bir sola, salınarak, öne ve arkaya yaylanarak
    Çoban Ali, önce hafiften üflediği kavalına biraz canlılık katıp, daha derinden, ta yüreğinin derinliklerinden bir nefes vermiş
    Daha yanık, daha duygulu
    İşte o zaman kavalın ezgisi daha gür çıkmış
    Dizem daha bir gizem ve etkileyicilik kazanmış
    Yayılmış tüm doğaya dalga dalga
    Ezginin dizemi yayıldıkça uzun uzun, rüzgar gücünü arttırmış, otları, sazları, çiçekleri yalayarak
    Bitkiler boyunlarını bükerken rüzgarın okşayışıyla bir o yana, bir bu yana
    Rüzgar da keyiflenmiş bu salınmadan
    Coştukça coşmuş Çoban Alinin büyüleyici ezgisiyle
    Sanki Çoban Ali çalıyor, doğa da geçmiş karşısına dans ediyormuş
    Kavalın sesi küçük su birikintisinden de duyulmuş
    Önceleri yumuşak uzun dizemler olarak; sonraları coşan, çağlayan duygular olarak
    Sudaki yuvasına gizlenmiş uyuklayan küçük bir balık, birden dikkat kesilmiş bu hoş ezgiye
    Önce dinlemiş gözlerini yumarak
    Sonra coştukça kavalın sesi, duramamış yerinde, dolanmış suyun içinde bir o yana bir bu yana
    Kuyruğunu sallamış ezginin dizemi ile
    Kuyruğu açıldıkça tül tül suyun içinde, bedenini kıvırdıkça suda ilerlemek, dönmek, dans etmek için, kavalın sesine hayran kalmış
    "Kimdir bu kadar güzel çalan acaba?" diye zıplamış suyun içinden
    Kıyıdaki ağaca, sırtını dayamış Çoban Aliyi görünce, uzaktan kıyıya doğru yaklaşmış süzülerek
    Çoban Ali, kavalına düşüncelerini üflerken, farkına bile varmamış kıyıda çırpınan, zıplayan güzel balığın
    Bir an, suya birşey düşmüş gibi ses çıkınca, kavalını üflemeyi durdurup bakmış kıyıya doğru
    Olur a, kendi kuzularından biri, su içmek isterken ayağı kayıp yuvarlanmıştır belki suya
    İlk bakışta korktuğu gibi bir olay olmadığını görünce merakla su kenarına doğru emeklemiş
    İşte bu anda, sudan fırlayıp havada çırpınan güzel kırmızı balığı görmüş
    Küçük balıkmış sesi çıkaran, suya düşerken "cup" diye
    Kaval susunca bir an için, rüzgar çiçekleri, otları, sazları okşamayı durdurmuş
    Ezginin dizemiyle dans eden çiçekler, otlar, sazlar durmuşlar birden
    Sessizce beklemişler, "Ne olacak?" diye
    Çoban Ali, elleri üzerinde suya doğru eğilince, içinde bir oyana, bir bu yana çırpınan, kıvrak hareketle dolanan, kırmızı balığı görmüş
    Kuyruğunu yayarak tül tül, kıvrılırken suyun içinde, tüm güzelliğini sergilemeye çalışıyormuş küçük balık
    Çoban Ali bakmış ki küçük balık sevgi ile çırpınıyor suyun içinde, hemen bağdaş kurup kıyıya, kavalını çalmaya başlamış
    Her zamanki gibi önce incecikten yavaş yavaş, sonra coşarak, yüreğindeki sevgiyi yansıtarak üflemiş
    Kavalın sesi coştukça, çimler, otlar, çiçekler ve sazlar da başlamışlar salınmaya
    Ezginin dizemine, gizemine ve coşkusuna uygun olarak, önce ağır ağır, sonra hızlanarak, dalga dalga
    Bir yanda suyun içindeki balığın kıvraklığı, bir yanda bitkilerin salınımı, bir yanda Çoban Alinin kavalından çıkan ezginin büyüleyici duygusallığı, yayılmış doğaya perde perde
    Kuşlar gelmişler cıvıldaşarak ağacın dallarına
    Kuzular melemişler arada ezginin dizemine uyarak
    Tüm doğa ezginin duygusallığını yaşayarak çalkalanmış kıvrıla kıvrıla
    Çoban Ali bakmış ki doğa dans ediyor kavalını çalarken; O da kendini kaptırmış bu dansa ve daha canlı, daha içten üflemiş kavalını
    Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış
    Çoban Ali ve sürüsü gelirken su kenarına, koyunların çıngırakları ile kuzuların meleyişleri duyulunca uzaktan, çimler, otlar, çiçekler, sazlar kucaklaşırmışlar sevinçten
    Kuşlar doluşurmuş ağacın dallarına
    Doğa hazırlanınca büyük şölene, suyun kenarına bağdaş kurup kavalını çıkarırmış Çoban Ali
    Daha ilk ezgi süzülürken kavalın deliklerinden suda bir kıpırdanma başlar, küçük kırmızı balık fırlayarak suyun içinden, "Ben de hazırım" dermiş
    Çoban Ali çalmaya başlayınca kavalını; gözlerini kapar, içinin güzelliğini üflermiş derinden
    Bir gün bakmış ki küçük balık kırmızı yüzünü sudan çıkarmış, kara gözleri ile öylece hareketsiz bakıyor
    Dayanamamış onun bakışlarına
    Çoban Ali belki de aylardır ilk kez dudaklarını kıpırdatıp: - Çok mu seviyorsun?
    - Evet aşığım

    - Ümitsiz bir aşk o zaman seninki

    - Olsun ama çok güzel

    - Nasıl anlıyorsun geldiğimi?
    - Çimler hışırdıyor, çiçekler fısıldaşıyor, kuşlar cıvıldıyor, bir hareket geliyor doğaya
    Toprak ve su bile etkileniyor
    Ben de yuvamdan çıkıp yanına kadar geliyorum ezginin eşliğinde, dans ederek
    - Çok güzel yüzüyorsun

    - Fark ettin demek

    - Hele kuyruğunu açınca, gelin duvağı gibi oluyor

    - Kuyruğum çok güzeldir

    - Aslında her şey çok güzel
    Kara gözlü kıvırcık tüylü kuzular, ağaçlarda kıpırdayan küçük kuşlar, salınan, dalgalanan çimler, çiçekler, fısıldaşan sazlar, çimenlerin arasında serpişmiş beyaz papatyalar, şu içinde yüzdüğün duru su, karşıdaki dağlar, ıssız tepeler
    Hepsi çok güzel

    - Doğa katıksız olunca çok güzeldir

    - Görmek isteyene

    - Evet

    - Ben de bu güzelliğin içinde çalıyorum kavalımı

    - En güzel sevgiyi yansıtarak

    - Gözlerimi yumup içimden geldiği gibi

    - Yalnız içinden geldiği gibi değil bence
    Ben o ezgilerde duygularını, sevecenliğini de duyuyorum
    Sanırım diğerleri de benim gibi

    - Çok mu seviyorsunuz benim ezgilerimi?
    - Evet
    "İşte doğanın aşkı" diyoruz sen gelirken

    - Herkes, herşey aşık mı sence?
    - Evet

    - Ben de aşığım
    Doğaya
    Onun katıksız güzelliğine
    Çoban Ali, kavalı yine dudaklarına götürüp yavaştan üflemeye başlamış
    O güzelliği anlatmak istercesine, nefesini öyle kullanmış, öyle güzel ezgiler çıkmış ki kavaldan, tüm doğa büyülenmiş, karşısına geçip dans edip oynamışlar hep birlikte
    Küçük balık kah başını suyun yüzünde tutarak, kah sağa sola kıvrılıp, kuyruğunu sallayarak, eşlik etmiş ezginin dizemiyle dans eden doğaya
    Onun çırpınırken ürettiği kıpırtılar, yavaş yavaş sevgisini ve aşkını yaymışlar suyun üstüne
    Halka halka, dalga dalga
    Çoban Ali her gün, koyunları otlamaları için yayınca, suya eğilir, balıkla konuşur dururmuş
    Bu konuşmalar çok uzun sürdüğü için eskisi kadar çok çıkmaz olmuş kavalın sesi
    Ne yapsın Çoban Ali, hem konuşup hem de kaval çalamaz ki
    Sabırla kavaldan çıkacak ezgiyi bekleyen doğa, kaval sesinin gecikmasine tepki gösteriyormuş
    Rüzgar hızla eserken, ağacın yaprakları arasında soğuk ıslık çalıyor, çiçekler ve çimler yerlere kadar eğilip onun hırçınlığından kaçıyormuş
    Çoban Ali aldırmadan çevrenin tepkisine, sevgisini konuşurmuş küçük balıkla
    Mutluluk içinde
    Küçük balık sevildiğini gördükçe daha neşeli, daha kıvrak çırpınırmış suyun içinde
    Balık yorulunca konuşmaktan, Çoban Aliden kavalını çalmasını istermiş
    O zaman Çoban Ali, suyun kenarına bağdaş kurup üflermiş kavalını
    Sevgi konuşmaları ile mutluluğu yaşamış olan Çoban Ali, çalınca kavalını, tüm doğa, yine dans ederek katılırmış ezgiye
    Eskisinden daha canlı, daha içten
    Buralara hiç kış gelmiyor, doğa hep yeşil ve neşe dolu yaşıyormuş tüm coşkusuyla
    Bir gün, koyunları ile su başına doğru ilerlerken Çoban Ali, karşı yönden patikadan, kendine doğru gelen bir adam görüvermiş
    Keskin gözleri, adamın niçin buralarda olduğunu hemen anlamış
    Daha uzaktan omuzunda asılı duran oltası ile bu adamın bir balıkçı olduğunu görmüş
    Balıkçı, sabahın erken saatlerinde buralara gelmiş, balık avlamak için
    Çoban Aliden de erken
    Balıkçı omzuna dayadığı oltası ile ıslık çalarak, sallana sallana gelirken kendine doğru, ürkerek bakmış Çoban Ali
    Balıkçı yanından geçerken yüreği hoplamış birden
    Göz ucuyla korkarak baktığında, oltanın ucunda sesizce süzülüp duran, kendisinin çok iyi tanıdığı, sevgisini paylaştığı küçük kırmızı balığı görmüş
    Küçük balık, yakalandığı otlanın ucunda, açık ağzından asılmış, çırpınmadan, sesizce uzanıyormuş
    Hareketsiz tül gibi uzayıp giden kuyruğu, kocaman açılmış, bağıramayan, çığlık atamayan ağzı, donuk gözleri ile ölümün, bitmiş bir yaşamın sessizliğini yayıyormuş çevreye
    Ama balıkçı mutlu, yakaladığı avın keyfi ile dudaklarını büzmüş, gönlünce ıslık çalıp duruyormuş
    Çoban Alinin gözleri doluvermiş birden
    Yanaklarından aşağıya süzülüvermiş yüreğinin acısı, sicim gibi
    Gözleri buğulu, hızlı adımlarla, koşarcasına yürümüş suyun başına doğru, bir umutla
    Ola ki, balıkçı bir başka balığı tutsun
    Kendi sevgi dolu balığı yaşıyor olsun
    Suyun kıyısına gelince, hemen çömelip suya doğru, gözleri ile küçük balığını aranmış
    Rüzgar hafiften esiyor, çimler, çiçekler, ağaçlardaki yapraklar bile kıpırdamadan sessizce bekleşiyormuşlar
    Kuşlar gelmeye başlamış sessizce
    Fazla gürültü, patırtı yapmadan
    Küçük kanat çırpıntısı ile dallara konup bekleşmişler
    Çoban Ali, ağlamaklı bir sesle, suya doğru seslenmiş, sevgisini dile getirmiş, "Belki küçük balık duyar da çıkar" diye
    Oltanın ucundaki bir başka balık olsun, kendi küçük balığı sudan çıksın, "Korkma ben buradayım" desin diye, beklemiş
    Gözlerinden yaşlar akarken, suyun yüzeyi öylece durgun ve sesiz kalmış
    Ne bir kıpırdanma, ne bir dalgalanma
    Çoban Ali kavalına sarılmış hemen
    "Belki, duymadı geldiğimi" diyerek en yanık, en içten ezgiyi üflemeye başlamış ağır, ağır
    Yalnızca doğa, rüzgarın da etkisiyle sızlanmış yavaşça
    Yanık kaval sesi, dalga dalga yayılırken doğaya, çimlerin, çiçeklerin arasından dolana dolana dolaşırken dağları bayırları, küçük balığı, onun sevgisini fısıldamış ağlayarak
    Doğa da sızıyla dinlemiş kavalın acı dolu ezgisini
    Çoban Ali unutuvermiş koyunlarını
    Aşkam olunca koyunlar, hüzünlü çobanı dağda bırakıp kendiliklerinden dönmüşler köye, ses çıkartmadan
    Çoban Ali, su başında öylece kalmış
    Dizleri üzerinde, ağzında kavalı, susmadan üflemiş yüreğinin tüm acısını
    Onun ezgileri yankılanmış gecenin karanlığında
    Yıllar sonra buralara gelen insanlar, sessiz doğanın güzelliğini görüp, su başındaki ağaca sırtlarını dayayarak oturduklarında, gözlerini kapayınca ağacın yapraklarının birbirine sürterken çıkarttığı sesi, bir ezgiye benzetmişler
    Çimler, çiçekler, suyun kenarındaki sazlar bu sese ayak uydurup salınarak dans edermişler
    Kuşlar da bir başka öter, yanık yanık ezgilerle Çoban Alinin sevgisini yansıtırmış durmadan
    Su kenarında, daha önce hiç görmedikleri bir kırmızı çiçek salınırmış bir o yana, bir bu yana
    Bu çiçek, insanlara çok değişik gelirmiş
    Kimse onun gibi bir çiçek görmemiş o güne kadar
    Yapraklarının uçlarında püsküller varmış
    Tül tül uzanan, rüzgarla dalgalanan kıvrılan püsküller
    Çiçek, uzun ince bir boruyu andırıyormuş
    Üzerinde siyah noktalar varmış dizi dizi
    Çiçeğe şöyle bir dikkatle bakınca kavala benziyormuş
    Rüzgar estikçe çiçek kıvrılıyor, sallanıyor, çevreye bir ezgi yayılıyormuş kaval sesini andıran
    İnsanlar bu çiçeğe "Kaval Çiçeği" demişler
    Kaval çiçeği, yalnız bu su başında bulunurmuş
    Nereye götürseler, nerede yetiştirmeye çalışsalar olmamış
    Yalnız bu su başında, kendi kendine yetişmiş, büyümüş
    Kışın yaprakları dökülür, çiçeği kurur, bir çalı gibi dururmuş suyun kenarında
    Bahar gelince, doğa uyanırken, o da uzun kış uykusundan silkinir, renklenip çiçek açar, bol yeşil püsküllü yapraklarıyla Çoban Alinin ezgilerini çalarmış, doğa dans etsin, baharı kutlasın diye
    Bir duygu düşünün; Çok kutsal olsun
    Ona saygınız ve sevginiz sonsuz olsun
    Birden karşınıza çıkan bir olanak, size herşeyi unutturabilir
    Onun peşinde gidiverirsiniz
    Bu tuzağa yakalanırsınız
    Ne kaybersiniz? Çok
    Belki de herşeyinizi
    Balıklar öğrendiklerini en çok 14 saniye saklayabilirmiş
    Sonra her şeyi unuturmuşlar
    Bazen biz de öyle yapmıyor muyuz? Herşeyi unutup bir şeyin peşine takılıp gitmiyor muyuz? Bu durumda bıraktıklarımız nelerdir? Sonunda elimizde kalan çoğunlukla, o kutsal duygunun izleridir
    Bu anılar sonsuza değin sürüp gider
    O duygu kaybolmaz
    Biz ise yok olup gitmişizdir
    Acaba hep böyle mi olmalı? Bizler yanılgının bedelini hep yaşamla mı ödemeliyiz? Bana kalırsa en az bir kez daha şans tanınmalı
    Ama, ee yazık ki, gerçek böyle değil işte...
     

Bu Sayfayı Paylaş