Karma Ekonomi - Karma Ekonomi nedir - Karma Ekonomi Hakkında

'Diğer Mesleki Bilgiler' forumunda DeMSaL tarafından 28 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Karma Ekonomi - Karma Ekonomi nedir - Karma Ekonomi Hakkında konusu Karma Ekonomi - Karma Ekonomi nedir - Karma Ekonomi Hakkında


    - KARMA EKONOMİ NEDİR?
    Gerek kapitalizm ve piyasa ekonomisinin, gerekse sosyalizm ve merkezi planlamanın, temel amaç olan “toplum refahına” ulaşmakta tam başarılı bir ekonomik düzen olmamaları “karma ekonomi” düzenini ortaya çıkarmıştır. Karma ekonomi düzeni ile ilgili olarak çeşitli tanımlar yapılmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıda özetlenmiştir: Karma Ekonomiyi; ekonominin üretici kesiminin, kamu ve özel teşebbüslerinin bir arada yaşadığı ve her iki sektörün de toplum yararını gözeterek çalıştığı bir düzen olarak tanımlayan Prof. B. Üstünel1 sınırlandırılmış ve yaygın mülkiyetle, demokratik planlama ve sosyal devlet düzenini kurumsal çerçeve olarak belirler.
    Prof. A. Kılıçbayın bu konuda esas görüşleri ise şöyledir:2
    “Karma Ekonomi milli hasılanın gerek özel gerekse kamu sektörünce müştereken yaratıldığı bir ekonomidir. Teoride iki sektör serbestçe rekabet eder ve kaynakların dağılımı piyasada teşekkül eden fiyat mekanizması bilhassa kalkınmakta olan ülkelerde mükemmel işlemez ve kaynak dağılımı optimal olmaz. Müdahale ve planlama gerekir.” Prof. Y. Ülken’ in karma ekonomi düzeni konusundaki görüşlerini şu şekilde özetlemek mümkündür: İktisadi kalkınma bir amaçtır ve bu amaca varmak için kullanılan araç ise iktisadi sistemdir. Kapitalist ve kollektivist sistemlerin teorik olarak yaklaşımından bahsedilemez. Uygulamada yaklaşmışlardır. Karşı sistemin daha etkili işlediği sabit olan prensipleri ithal edilmiştir. Örneğin sol bir alet olan plan kapitalist sistemin bazı araçları da kollektivist sisteme aşılanmıştır. Sistemler böylece birbirlerine uygulamada yaklaşmışlardır.3 Gerçekte saf teorik anlamda ne kapitalist ne de kollektivist sistemin dünyada bir uygulamasına rastlamak mümkün değildir. Nitekim Prof. Dr. İsmail Türk, zamanımızda bütün ekonomiler bir anlamda karma ekonomidir der.4 Diğer taraftan bir çok sosyalist düşünürler, karma bir ekonomik sistemin bir hayal olduğunu ileri sürmektedir. Örneğin, Maurice Dobb’a göre “Karma Ekonomi Politikası ile iki sosyal sistemin, bir ekonomi içinde birlikte müstakar ve devamlı bir sistem olarak yaşaması bir düştür. Böyle bir karmaşıklığın istikrarsız bir kompromi olması, şiddetli uyuşmazlıkları maskelemesi için bir çok sebepler vardır. Böyle bir ekonomi içinde sistemlerden birisi egemenliğini kurar ve ötekini kendine bağlı, tabi bir partöner durumuna getirir.”5 Bütün bu görüşlerin ötesinde bugünkü gerçek şudur ki; karma ekonomi düzeni, devlet kesimi veya özel kesim ağır basarak dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır. Bir anlamda karma ekonomi düzeni devamlılık niteliği kazanmıştır. Kalkınmakta olan ülkeler (az gelişmiş ülkeler) için ise, karma ekonomi düzeni bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Doç. Dr. Sadıkların Japon ve Rus Kalkınma Modellerini inceleyen kitabında bu konularda yer alan görüşleri şu şekilde özetlemek mümkündür. “Japonya ve Rus Kalkınma modellerinde müşterek olan ve dikkatle izlenmesi gereken bazı hususlar bilirmiş bulunmaktadır: İki modelde de tüketimden büyük ölçüde kısıntı yapılmıştır. Ancak, dünyanın üç büyük ekonomik güçleri arasına girildiğinde tüketici sorunlarına sıra gelmiştir. Modern kalkınmaya yönelen sorunlarına sıra gelmiştir. Modern kalkınmaya yönelen yatırımlar için gerekli fonlar büyük fedakarlıklarla temin edilebilmiştir. Japonya dış ticaret imkanlarından da faydalanmış olmakla beraber, tarım sektörünün fedakarlığı iki modelde de esastır. Tarım kesiminde verim artırmak için büyük çabalar gösterilmiştir. Eğitime daima ve artan ölçülerde ağırlık verilmiştir. Böylece başlıca önemli faktör olan emeğin kalitesi yükselmiştir. Daha sonra da, sınai sektör, ağır ve kimya sanayi başta gelmek üzere ön plana alınmıştır. Büyük kapasiteler yaratılmıştır. İki ülkede de, çok değişik niteliklerde olmakla beraber, plan yolu denenmiştir. Milli motifle veya düzenin üstünlüğü ispat etmek amacıyla “ekonomik kalkınma” daima ilk öncelik sırasını almıştır. Liderler bu amaca kendilerini adadıkları gibi toplumuda buna inandırmışlardır. Verimi artırmak için sermaye ve teknik yığmak yolundaki gayretler devamlı surette arttırılmıştır. Bağımsız insiyatifin gücü ve rekabetin fazileti iki ülkenin mayasına da girmiştir. Politik istikrar ise, devamlı bir nitelik taşımıştır. Kalkınmaya götüren bu doğrultulardan yararlanmak mümkün olmakla beraber, bu iki modelin de aynen herhangi bir yeni kalkınmakta olan ülkeye uygulanması bahis konusu değildir. Bugün kapitalist ve sosyalist veya Marksist ekonomik düzenler arasında birde “yeni kalkınmakta olan ülkeler düzeni” ortaya çıkmıştır. Bu ne Marksist kalıba ne de kapitalist kalıba uymaktadır. İki düzenin de en elverişli tarafları ile donatılmış yepyeni bir düzen ihtiyacı belirtmiştir. Ancak kalkınmakta olan ülkelerin şartları o kadar değişiktir ki müşterek bir “kalkınma reçetesi” yazmak imkansızdır. Yeni kalkınmakta olan ülkelerin kalkınmasında izleyecekleri yolun planlı bir karma ekonomi düzeni olduğu bilinmektedir. Bu sadece izlenecek yolu göstermektedir. Neler yapılacağı ise, ancak her ülkenin şartlarına göre tesbit edilebilmektedir. Her ülkeye uyan kalkınma planları yapılmamıştır. Bu konuda herkese uyan hazır elbiseler yoktur. Sadece I. Adelman, değişkenleri alınsa dahi, en az 41 değişkenli bir sorunun çözümlenmesi gerekmektedir. Her şeyden önce, sosyal ve ekonomik faktörler bakımından nerede bulunulduğunun tespit edilmesi lazımdır. Çok dikkatle yapılmış bir milli envanterin üzerine oturtulan ekonomik ve sosyal planın etkili olacağı genellikle kabul gören bir görüştür. Bu bir metoddur ve sadece getirilmesi yetmemektedir. Liderlerin buna inanması ve toplumun her kesiminin uygulamaya birlikte katılması gerekmektedir. Politik istikrarın önemi ise burada belirmetedir. Unutmamak gerekir ki, her kalkınmanın bir bedeli vardır . Japon ve Rus kalkınmaları da büyük fedakarlıklar üzerine oturmuştur.”6 Yukarıda değinilen Prof. İrma Adelman’ ın çalışması Japonya ve Türkiye’yi de içine alan bir çalışmadır. Bu çalışmada, kalkınmanın ekonomik, sosyal ve politik göstergelerinden kırk bir adedi inceleme konusu yapılmıştır. Bu çalışma sonucuna göre; Türkiye’nin kalkınması için sosyal yapıdan doğan engeller kalkmıştır. Bizim gibi ülkelerde, kısa vadede yapılacak hamleler; ekonomik örgütlenmelerin tesirliliğini artırmak, kalkınma için milli bir seferberliğe girip bu konuya büyük ağırlık vermek şeklinde özetlenebilir. Görülüyor ki her ülkenin özellikle kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik, sosyal ve politik şartları farklı farklıdır. Bu itibarla bu ülkeleri teorik ekonomik bir kalıbın içersine yerleştirmek olanağı yoktur. Kendi şartlarına uyan “karma ekonomi” politikası tek çıkar bir yol olarak gözükmektedir. Nitekim Prof. Dr. Gülten Gazgan bu zorunluluğu kabul ederek özetle aşağıdaki görüşleri ileri sürmüştür: “Az gelişmiş ülkelerin kalkunması kapitalist ve sosyalist sistemlerdeki kurumların, bir karması haline gelmiştir: bir taraftan, ferdi teşebbüs, üretim araçları özel mülkiyeti, kâr teşviki gibi, kapitalizmin temel kurumları benimsenmiş; bir taraftan da, piyasa mekanizmasının işleyişindeki aksaklıkları düzeltmek üzere, sosyalist sistemin emredici planlaması yerine, yol gösterici planlama, kamu yatırımları benimsenmiştir. Fakat nihai amaç kapitalizmin yerleşmesi olduğu için, az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunu, sosyalist doktrinin kapsamına girmeyip, laisser-faire’e tepkiler içinde kalmaktadır. Bunu da belirleyen dünya politik dengesi içinde, az gelişmiş ülkelerin politik ve yönetici kadrolarının tercihleri olmuştur. Güçlü bir kapitalist müteşebbis sınıfın varlığının sonucu olmamıştır.”7 Ancak, az gelişmiş ülkelerin plitik ve yönetici kadrolarının tercihlerini etkileyen başlıca faktörler arasında, karma ekonomik düzenle hem refah, hem özgürlük, hem de sosyal güvenliğin bir arada gerçekleştirilebileceğinin anlaşıkmıl olmasında aramak yerinde olacaktır.


    II- TÜRKİYE’ DE KARMA EKONOMİ VE PLAN UYGULAMASI

    Türkiye, tanıma uygun, devlet sektörü ağır basan karma ekonomi sistemini uygulayan bir kalkınmakta olan ülkedir. Her ne kadar, Prof. Cahit Talas, “Devlet kesimi küçülmekte, ekonomik yapı içinde özel kesimin yeri büyüyerek kapitalist sisteme doğru bir geri dönüşe heveslenilmektedir.” Görüşünü ileri sürmekte ise de rakamlar bu görüşü kanıtlamamaktadır. Kamu kesimi yatırımları birinci plan döneminde toplam yatırımların %52,4, ikinci plan döneminde 53,1’i olarak gerçekleşmiş ve üçüncü plan döneminde ise, toplam yatırımların %56,3’ünün kamu kesimi tarafından yapılması planlanmıştır.
    Türkiye’yi dünyada karma ekonomi düzenini yaygın olarak uygulayan ilk ülkelerden biri olarak kabul edebiliriz. Ülkemizde böyle bir ekonomik düzeninin doğmasına doktriner, görüşler değil Türkiye’nin gerçekleri yol açmıştır.

    1923-1932 yılları arasında özel teşebbüse dayalı bir ekonomi politikası uygulama istenmişse de, 1932 yılından itibaren devletin ekonomiye doğrudan müdahaleci ve üretici olarak girmesi karma ekonomi düzenin Türkiye’de başlangıcı sayılabilir. Hızla gelişme zorunluluğu, tasarrufların yetersizliği, müteşebbislerin bulunmayışı devleti ekonomik hayata müdahalesini gittikçe artan oranlarda zorlamıştır. Piyasa mekanizmasının da o günkü şartlar içinde gereği olmuştur.

    1934 yılında uygulamaya başlanan birinci beş yıllık sanayi planı ile devlet kimya, suni ipek, kâğıt, çimento, dokuma, demir-çelik gibi başlıca sektörlerde yirmi kadar önemli tesis kurmuş ve bizzat işleterek üretime geçmiştir. Kurulan devlet teşekküllerinin idaresini düzenliyen kanun da 1938 yıllarında çıkartılmıştır. 1936 yılında hazırlanan ikinci beş yıllık sanayi planı yüz adet kadar yeni tesisin devlet tarafından kurulmasını öngörmekteydi. Ancak bu plan birincisi kadar başarılı olamamıştır. Bugün Türkiye’de faaliyette bulunan başlıca kamu iktisadi teşebbüslerin kuruluşları bu dönemlere rastlar. Böylece devlet düzenleyici fonksiyonu yanında üretici ve müdahaleci fonksiyonu da üstlenmiş, sanayileşmede öncülük yapmıştır. Kurulan tesisler o günkü şartlar içinde büyük yatırımları gerektirdiği gerçekleştirilemeyeceği büyüklükteki büyüklükte ki tesislerdir. Bu tesislerin devlet tarafından sanayilerin kuruluşuna zorlamıştır. Ayrıca, devlet teşebbüsleri özel kesimin bu kanudaki noksanlığı nı da doldurmuştur.

    1960 yıllarında karma ekonomi düzeni yasal temellere oturtulmuştur. Anayasamızın 41. maddesi aynen şöyledir “ iktisadi ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma esasına ve herkes için insanlık haysiyetine yarasır bir yaşayış seviyesi sağlaması amacına göre düzenlenir.

    İktisadi sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla, milli tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak ödevidir.”

    Ayrıca anayasamızın 129. maddesine göre; iktisadi sosyal ve kültürel kalkınma plana bağlıdır. Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilir.
    Anayasamızın bu amir hükümlerine uyularak, 1963-1967, 1968-1972 ve 1973-1978 yıllarını kapsayan beşer yıllık kalkınma planı yapılmıştır. Bu planlarda karma ekonomi düzeni esas alınmıştır. Bilhassa birinci beş yıllık planda karma ekonomi düzeninin işleyişi ile ilgili kurallar oldukça açıklıkla belirtilmiştir. Bu itibarla aşağıya birinci beş yıllık planda yer alan hükümler ana hatlarıyla alınmıştır.

    A) Birinci Beş Yıllık Planda Karma Ekonomi ve Kuralları

    Türk ekonomisi devlet ve özel teşebbüs sektörlerinin yan yana bulunduğu karma bir ekonomidir. Planlama bakımından karma ekonominin sağladığı imkanlardan en çok faydalanma yolları üzerinde durulacak ve bu sistemin kurallarına uyulacaktır. Devlet sektörünün faaliyeti, kararlaştırılan gelişme hızını gerçekleştirecek ve stratejinin gerektirdiği yönde dengeli bir kalkınma sağlayacak şekilde planlanacaktır. Toplam tasarrufun artmasına paralel olarak özel teşebbüsün yatırımlarını artırması, bunların hızlı ve dengeli bir kalkınmanın gerektirdiği sahalara yöneltilmesi teşvik edilecek ve bu teşvikte doğrudan doğruya kontrollerden kaçınılarak vergi ve kredi politikaları sermaye piyasasının teşekkülü ve geliştirilmesi gibi dolaylı tedbirlere başvurulacaktır. Plan, devlet ve özel teşebbüs kesimlerinin yan yana bulunduğu karma bir ekonominin bütünü ile hazırlanmıştır. Strateji kararında açıklanan iktisadi ve sosyal hedefler, kamu kesiminin ve özel kesimin gelişmeleri konusunda herhangi bir peşin hükümle bağlı olmaksızın politik, sosyal düzenin ve iktisadi kaynakların sağladığı imkanlara göre tespit edilmiştir. Kalkınma politikasının ana ilkesi, hürriyet düzeni içinde %7’lik dengeli büyüme hızını ve bunun gerektirdiği fedakârlıklar sonunda meydana gelecek nimetlerin adil bir şekilde dağılımını sağlamaktadır. Bu politikanın tespitinde devlet ve özel teşebbüs kesimleri birbirinden ayrı ve menfaatleri birbiri ile çelişen iki parça olarak değil, bir bütünün birbirini tamamlayan iki kesimi olarak ele alınmıştır. Kamu kesiminin iktisadi faaliyetleri için hedeflerin tespitinde özel kesimin gelişme imkanları ve yönleri de göz önünde bulundurulmuştur. Özel sektörün geliştirilmesi için bu sektöre tanınacak imkanlarda plan hedeflerinin gerçekleşmesi ve toplum tasarrufları ve yatırımları en yüksek kılma amacına göre hareket edilmiştir. Karma ekonominin “işleyiş kuralları” toplum refahının artırılmasıyla ilgili politik, sosyal ve iktisadi unsurlar arasında, plan stratejisinin kurduğu dengeye göre tayin edilmiştir. Kamu ve özel sektör teşebbüsleri arasındaki iş bölümü, işbirliği ve rekabet şartları planın sosyal ve iktisadi hedeflerinin gerçekleşmesi için gerekli şartlara uygun olarak tespit edilmiştir.


    (1) Kamu ve Özel Sektör Arasında İş Bölümü ve İşbirliğinin Esasları
    Gelişen bir ekonomide devlete düşen görevleri geleneksel bir görüşle sınırlandırmaya imkan yoktur. İktisadi kalkınma yurdun sosyal ve ekonomik düzeninde değişmeleri gerektiren sosyal bir olaydır. Bunun gerçekleşmesi ve huzur ve istikrarın sağlanması adil bir gelir dağılımı ve dengeli bir üretim bünyesi gibi ancak devlet otoritesinin müdahalesiyle gerçekleşecek bazı şartlara bağlıdır. Özel sektörün iktisadi kalkınmanın bütün şartlarını yalnız başına gerçekleştirmesi mümkün değildir. İktisadi kalkınmanın gerçekleşmesi için yatırımların hızlandırılması, üretimin yapısında ve metodlarında bazı temel değişikliklerin meydana getirilmesi gerekir. Faaliyetlerini piyasa şartlarına göre ayarlayan müteşebbisin bunları gerçekleştirmesi mümkün değildir. Az gelişmiş ve durgun bir iktisadi düzenden ileri ve dinamik bir bünyeye geçiş için merkezi otoritenin sistematik ve rasyonel tedbirler alması gerekmektedir. Nitekim Türkiye’nin ilkel bir ekonomik düzenden daha ileri bir üretim sistemine geçmesi devlet yatırımları ve kamu iktisadi tesebbüslerinin faaliyetleri ile mümkün olmuştur. Bu sebepten kamu ve özel sektör faaliyetlerini kesin çizgilerle sınırlandırmak lüzumsuz ve imkansızdır. Devlet plan hedeflerinin gerektirdiği şartları sağlamak için iktisadi faaliyetleri düzenleyebilmelidir. Bunun lüzumu bir misalle belirtilebilir. Türkiye’de tarım, geleneksel olarak özel teşebbüse bırakılan ve aile işletmelerinin yaygın olduğu bir iktisadi faaliyet koludur. Ancak devlet önderlik etmez ve bazı faaliyetleri üzerine almazsa, bu sektörde bir gelişmenin olacağı şüphelidir. Tarımsal üretimin artması için devletin bu sektöre sulama, enerji , yol ve haberleşme tesisleri, kredi ve pazarlama imkanları sağlaması, teknik yardımda bulunması ve toprak reformu gibi bazı temel strüktür değişmelerini gerçekleştirmesi gerekmektedir. İleri teknik ve büyük sermaye isteyen yeni üretim kollarında teşebbüsler kurmak suretiyle, devletin sanayi alanında da gelişmeye öncülük etmesi gereklidir. Kamu ve özel sektör arasındaki iş bölümünün tespitinde doğmatik bir tutum değil, fakat pratik bir görüş hakim olmuştur. İş bölümüne esas, bu iki sektörün kendine has özellikleri ve bugünkü ekonomik düzen olacaktır. Bu düzen içinde yapılacak ayarlamaları ise planın iktisadi ve sosyal hedefleri tayin edecektir.

    a. Stratejide belirtildiği gibi %7 büyüme hızının idame ettirilebilmesi için artan gelirin mümkün olduğu kadar yüksek bir oranın yatırım harcamalarına ayrılması gerekmektedir. Ancak kişilerin tasarruf eğilimleri kısa sürede değişmesi mümkün olmayan sosyal ve kültürel faktörlere bağlıdır. Planda hareket noktası olarak, özel sektörün yaratabileceği tasarrufların tahminin, geçmişteki eğilime bağlı olarak yapılmış fakat devletin tasarrufu teşvik edip tedbirler dolayısıyla plan döneminde özel sektörün kişi ve kurum tasarrufları ile daha büyük yatırım hacmini gerçekleştirebileceği varsayımına dayanılarak düzeltilmiştir. Bunun için vergi ve kredi politikaları ile özel sektör tasarruflarının artırılması teşvik edilecektir. Ancak %7 büyüme hızının gerektirdiği bütün ilave kaynakları bu şekilde sağlamak mümkün olmayabilir. Özel sektör tasarruflarının artması büyük ölçüde müteşebbis karlarının çoğaltılması ile ilgilidir. Özel işletmelerin yarattıkları fonların bir kısmının tüketime girmesi normal ve kaçınılmaz bir hadise olduğundan özel tasarrufların artması için alınan tedbirler toplam sasarruf hacminin azalması ile neticeleneceği gibi adaletsiz bir gelir dağılımı da meydana gelir. Bu sebeple iktisadi kalkınma ile ilgili kaynakların sağlanmasında adil bir vergi sistemi ve devlet teşebbüslerinin yaratacağı fonlar da büyük bir rol oynayacaktır.

    b. Yıllık programlarda toplam yatırımlar ve sektöre göre dağılımları devlet ve özel olarak ayırımı gösterilecektir. Böylece her sektörde yapılaması gereken en düşük özel sektör kendinden beklenen yatırım miktarı gösterilmiş olacaktır. Özel sektör kendinden beklenen yatırım miktarını gerçekleştiremediği veya aştığı takdirde kamu yatırım hedefleri buna göre yeniden gözden geçirilecektir. Kamu sektörü yatırımları aşağıda belirtilen hususlara göre tespit edilmiştir:

    Temel Yatırımlar (enfrastrüktür)
    İktisadi kaynaklarımızdan tam olarak yararlanabilmemiz için bazı devlet hizmetlerinin geçmiştekinden çok daha geniş bir çapta ele alınması gerekmektedir. İktisadi kalkınmanın temeli olan bu hizmetler arasında eğitim, sağlık ve ulaştırma gibi geleneksel devlet hizmetleri bulunduğu gibi, ileri kapitalist ülkelerde bile modern devlet anlayışına uygun olarak merkezi otoritenin üzerine aldığı enerji, sulama tesisleri, barajlar gibi temel yatırımlarda vardır. Temel hizmetlerle ilgili yatırımlar, fazla sermaye istediği, geniş bir organizasyonu gerektirdiği ve mahiyetleri icabı kısa sürede kârlı olmadıkları için bunların yapılabilmesi için gereklidir. Kalkınma süresinin bilhassa ilk dönemlerinde gerekli temel yapıyı sağlıyaca yatırımlara büyük fonlar ayrılmıştır.

    Üretken Yatırımlar

    Kamu sektörü aşağıda belirtilen durumlarda üretken yatırımlar yapacaktır.

    (a) kamu iktisadi tesebbüslerinde üretkenliği artıracak ve genel olarak bu sektörde verimliliği sağlayacak yatırımlar yapacaktır.(bütçe içi döner sermayeli işletmeler dahil)
    bu sektördeki kapasitenin daha iyi kullanılması, kalkınma hedeflerine uygun üretim artışı meydana getireceği gibi bu hedef için gerekli fonların önemli bir kısmını da yaratacaktır.
    Bu sektörde başlamış bulunan yatırımların tamamlanması ve tamamlayıcı yeni yatırımlarla döner sermaye ihtiyaçlarının karşılanması üzerinde önemle durulmuştur.

    (b) Plana göre yatırım yapılması gereken bir alanda özel teşebbüs yatırım yapmıyorsa ve bu durum ekonomide bazı önemli tıkanıklıkların meydana gelmesi ne sebep olacaksa devlet veya kamu teşebbüsleri yatırım programlarını ayarlıyarak gerekli yatırımın yapılmasını sağlayacaktır.

    (c) kamu fonlarının israfına ve maksatları dışında kullanılmasına sebep olan karma teşebbüse prensip olarak yer verilmeyecektir.

    Ancak özel tasarrufların harekete geçirilmesi ve yabancı sermayenin teşviki gibi, bazı özel durumlarda devlet karma teşekkül kurucaktır.

    (d) Mali sebeplerle veya kamu yararı için tekel kurulması gerekli alanlar devlet teşebbüslerine ayrılmıştır. Ayrıca özel kişiler tarafından fiili tekel kurularak bunun kötüye kullanılması veya spekülatif kazanç sağlama amacı haline getirilmesi durumunda devlet müdahale edecektir.

    2) Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Özel Teşebbüs Arasında Rekabet Şartları
    iktisadi politikanın bütün araçları kamu kesimine ve özel kesime eşit olarak uygulanacaktır. Ekonomide faaliyette bulunan bütün iktisadi teşebbüslere ortak ve belli kuralların uygulanması ilkesi gene iktisadi politikanın temelini teşkil edecektir. Şöyle ki:

    (a) İktisadi politikanın esası açıklık olacaktır. Plan stratejisinde belirtildiği gibi maliye, para, fiyat, dış ticaret ve yatırım politikalarında, kararlılık ve açıklık ilkelerine uyulacak ve gerek devlet sektöründe, gerek özel sektörde uzağı görme ve güvenle hareket etme imkanı sağlanacaktır.

    (b) İktisadi devlet teşebbüsleri iyi bir müteşebbis gibi hareket ederek karlarını azamileştirmeleri mümkün kılacak bir fiyat politikası yürütecektir. İktisadi devlet teşebbüsleri ancak yeni kurulan bir sanayinin iç piyasada bir süre korunması gerekiyorsa, örneğin işletmenin tam kapasite ile çalışmasını mümkün kılacak bir talep hacmi henüz teşekkül etmemişse veya sosyal amaçlarla politik tercihlerin sonucu olarak bazı tüketici grupların korunması gerekiyorsa fiyatlarını maliyetlerinin altında tespit edebileceklerdir. Bu gibi hallerde meydana gelecek işletme açığı bütçeden ayrılacak ödeneklerde kapatılacaktır. Ancak bunun özel teşebbüsle haksız rekabet sonucu vermemesi ilkesi daima göz önünde tutulacaktır.

    (d) Faiz haddi, süre, faizin ve ana paranın ödenmesi konusunda uygulanacak teşvik tedbirleri plan hedeflerine uygun olarak kesimlere göre tayin edilecektir.

    (e) İthal programları, kesimlerin ihtiyaçlarına göre tespit edilecek, kamu ve özel kesimin ithalat talepleri plan hedefleri ve toplum yararı ölçülerine göre incelenip değerlendirilecektir. Plan hedeflerine uygun ve ilerde teknik ve mali yapıları bakımından maliyetlerinin düşmesi beklenen yeni sanayilere uygulanacak olan seçici koruma ve gümrük politikaları özel sektöre ve kamu sektörüne eşit şartlarla uygulanacaktır.9

    B) İkinci Beş Yıllık Planda Karma Ekonomi Politikası İlkeleri

    İkinci beş yıllık planda daha da açıklığa kavuşturulan karma ekonomi politikasının ilkeleri aşağıda gösterilmiştir.

    (1) Karma ekonomi düzeninin amacı kaynakların ekonomik ve sosyal faaliyet dalları arasında daha da iyi dağılımı sağlayacak bir ortam yaratmak suretiyle ülkenin bütün kaynak ve imkanlarını seferber ederek ekonomik kalkınmayı hızlandırmak olacaktır.
    (2) Karma ekonomi düzeni Türk toplumunun daha yüksek bir refah seviyesine erişmesinde adil ve dengeli bir gelişme sağlamanın aracı olarak kullanılacaktır.
    (3) İkinci Beş Yıllık Planı kamu sektörü için emredici, özel sektör için yol gösterici ve destekleyici, fertlerin teşebbüs gücünü ortaya çıkarıcı ve geliştirici ölçüde olacaktır.
    (4) Karma ekonomi düzeninin kuralları tanımlanacak ve mevcut düzenin aksaklıkları hızla ortadan kalkacaktır denmişse de, üçüncü beş yıllık planda dahi bu yolda tam başarıya ulaşıldığı söylenemez.

    İkinci Beş Yıllık Planda daha çok alt yapı yatırımlarını geliştirilmesi ve toplum refahına yönelen eğitim, sağlık gibi sosyal amaçlı yatırımlar yapması öngörülmüştür. İmalat sektörünün ise, uzun vadede özel kesime bırakılmasını sağlayacak bir politika izlenmesi önerilmiştir. Ancak ekonominin hızla gelişmesi için gerekli olan ve özel sektörün kullanılacak teşvik araçlarına rağmen giremediği güç gelişen ve ekonomide dar boğazlar yaratan sanayi kollarına da devletin etken bir müteşebbis olarak girmesi önerilmektedir. Birinci Beş Yıllık Plandan farklı olarak karma teşebbüslerin İkinci Beş Yıllık Planda teşvik edildiğinde görülmektedir. Kamunun yeniden girdiği sanayi alanlarına özel teşebbüsün katkısını sağlamak için, karma teşebbüsler tercih edilecek, görüşü hakim olmuştur. Ancak iştirakleri ile kurulacak karma teşebbüslerde sermaye ve idare hakimiyetinin mahdut sayıda özel kişilere bırakmamak prensibi esas alınmıştır.

    III- Özel ve Kamu Sektörlerinin Ekonomik Kalkınma Sürecindeki Rolleri
    Kalkınma planlarımız belirli bir kalkınma hızını sağlayabilmek için belirli ölçülerde yatırım yapılmasını öngörmektedir. Öngörülen miktarlarda yapılacak yatırımların ancak yarısı kadarını devlet yapabilmekte, kalan kısmını ise özel kesim gerçekleştirmektedir
     

Bu Sayfayı Paylaş