KARAMAN Ayrancı Tarihi

'Karaman Tanıtımı' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 22 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    KARAMAN Ayrancı Tarihi konusu TARİHÇE

    Ayrancı tarihsel geçmişi hakkında yeterli araştırma ve kazılar yapılmamış olduğundan, bölgenin tarihsel geçmişi hakkında bilgi edinmek için, tespit edilebilen kalıntılar ve aynı güzergâh üzerinde yer aldığı Karaman ve Ereğli’nin tarihsel geçmişi ile birlikte ele almak yararlı olacaktır.

    İlk çağlardaki durumu belirsiz olan Ayrancı ve çevresinin Hititler devrinde Ereğli ve çevresine hakim olan Tuvana Krallığının egemenliği altında olduğu kabul edilmektedir. Karaman ili sınırları içinde bulunan Karadağ ve Kızıldağ’da bulunan Hititler’den kalma kitabe ve rölyefler ile İvriz (Ereğli) Kaya kabartması bu düşünceyi desteklemektedir.

    Hititler M.Ö. 2000 yılının başlarında Anadolu’ya doğudan gelerek yerleşmişlerdir.

    M.Ö. 1200 yıllarında, Hitit İmparatorluğunun, batıdan gelen Frigler tarafından yıkılmasıyla, Geç-Hitit devletleri olarak isimlendirilen krallıklar görülmeye başlar. Bunlardan birisi de merkezi “Cybistra” (Ereğli) olan Tuvana Krallığı’dır.

    Tuvana krallığının bu dönemde Bor-Karaman-Gülek Boğazı-Toros Dağları ve Koçhisar’ı içine alan geniş bir alanda egemen olduğu sanılmaktadır.

    Ereğli ve çevresi bundan sonra Asur’lular, Akamenit’ler, Kimmer’ler, Lidya’lılar ve Perslerin hegemonya ve etkisi altında kalmıştır.

    Daha sonra Makedonya Kralı Büyük İskender’in egemenliği altına aldığı Anadolu toprakları, kendisinin ölümünden (M.Ö. 323) sonra generalleri arasında pay edilir.

    Romallar’dan sonra Bizans’lıların eğemenliğine giren yöremiz, bu dönemde Müslüman Arapların da saldırılarına hedef olmuştur. Bu akımlardan korunmak için, ilçemiz sınırları içinde bulunan Anbar Köyünde (Sidemara) askeri bir üs kurulduğu bilinmektedir. Bu döneme ait en önemli buluntu, o zaman büyük bir yerleşim merkezi olan Sidemara kentinden çıkarılan Sidemara Lahitidir.

    Ereğli ve çevresi birkaç kez el değiştirdikten sonra 1077 yılında Kutalmış Süleyman Şah tarafından Bizanslılardan alınmış ve Müslüman Türklerin eline geçmiştir.

    Haçlı seferleri zamanında büyük zarar gören Ereğli ve Ayrancı çevresi aynı zamanda önemli uğrak yerleri de olmuşlardır. Dalga dalga gelen Haçlı ordularını 1101 yılında I. Kılıçarslan ile Melik Gazi Ereğli’de bozguna uğratınca Kont De Navar komutasındaki 20,000 kişi oldukları tahmin edilen haçlılar, Ayrancı’ya gelerek günümüzde Kafir Yazısı (Gavur Yazısı) denilen mevkide toplanmışlar, daha sonra da Divle Deresi ve Çat köyü üzerinden Torosları aşarak Tarsus’a inmişlerdir.

    Ereğli ve çevresi Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Osmanlıların fethine kadar Karamanoğulları beyliğine bağlı kalmış, bu arada Ertanoğullarının ve Moğolların yağma ve yıkımına maruz kalmıştır.

    Osmanlı imparatorluğu zamanında da stratejik önemini koruyan bölgemiz, devamlı olarak iskan edilmiştir. En önemli merkez Divle Sancağı’dır. Hatta bu bölgenin Karaman beylerinin yazlık başkenti olarak kullanıldığı çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Karamanoğulları ve Osmanlılar döneminde bugünkü Ayrancı ve çevresi Divle’nin çiftliği olarak kullanılmıştır.


    1903 yılında Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit ve Rus Çarı Nikola arasında yapılan anlaşmayla Rusya’dan göç eden Kırım Türklerinden bir grup bu topraklar üzerine yerleştirilmiş ve köye Osmaniye adı verilmiştir. İlk Muhtarı Ceyhanlı Hasan Efendi’dir. Yol üstünde olması ve ulaşım kolaylığı nedeniyle zamanla Divle’den gelen ailelerin de buraya yerleşmesi nedeniyle burası nahiye (1913), Divle köy olmuştur. İlk nahiye müdürünün Giritli Cemil Bey olduğu bilinmektedir.

    1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile yerleşim yerlerine isimler verilirken, Konya İl Genel Meclisi tarafından, “Ayran Dede” efsanesinden esinlenerek Osmaniye olan ismi Ayrancı olarak değiştirilmiştir.

    Ayrancı belediyelik olunca ilk belediye başkanı da Vahti BAŞ olmuştur. Nüfusun azalması üzerine belediyelikten düşen Ayrancı, iki yıl sonra nüfusun artmasıyla tekrar belediye olur ve Raşit GÜLSEM ikinci belediye başkanı olur (1926). Nüfusun azalmasıyla beldeliğini tekrar yitiren Ayrancı, 1968 yılında yakın köylerin mahalle olarak Ayrancı’ya bağlanmasıyla tekrar belde olur ve İsmet SET Belediye başkanlığına seçilir.

    Ayrancı, Konya ili, Ereğli ilçesine bağlı bir belde iken 1987 yılında 3392 sayılı kanunla ilçe yapılmıştır. 1988 yılı Ağustos ayında ilk kaymakam Ekrem ÇALIK’ın göreve başlamasıyla ilçe fiilen kurulmuştur.

    1989 yılında Karaman’ın il oluşu ile ilçemiz de Karaman’a bağlanmıştır.

    AYRANCI İSMİNİN VERİLMESİ

    Çevrede yaygın olarak anlatılan efsaneye göre; Yavuz Sultan Selim İran seferine giderken Karaman-Ereğli güzergahında yer alan Ayrancı bölgesine geldiğinde coşkun şekilde akan ve şimdi üzerine baraj kurulmuş olan dere ile karşılaşır. Bu akarsu üzerinde değişik aralıklarla on iki köprü vardır. Yavuz iki koldan köprülerden geçilmesini ister. Birinci kolun başında kendisi bugün “Ziya Efendi Köprüsü” adı verilen köprüden geçmek ister ve Ziya Efendiyle karşılaşır.



    İkinci kolun başındaki komutan da Hilmi Dede köprüsünden geçecekken Hilmi Dede ile karşılaşır. Hilmi Dede’ye askerlerin içebileceği temiz suyu nereden bulabileceğini sorar. O da evde hanımının yayıkta yaymakta olduğu ayrandan ikram etmek istediğini söyler. Çevrede “Soku Taşı” olarak adlandırılan oyuk taşın içine ayran doldurur. Komutan alaycı bir ifadeyle “İlahi dede! Bu kadarcık ayran koca orduya yeter mi?” der. Ayrandan bütün askerler kana kana içtiği halde ayranın yine de bitmediğini gören komutan, Hilmi Dede’nin sırtını sıvazlayarak “Sen Hilmi Dede değil, bilakis Ayran Dede’sin” der. Hilmi Dede’nin mezarı halen kendisi için yaptırılan “Ayran Dede” türbesindedir. Bu efsaneden esinlenerek, ilçemizin adı “Ayrancı” olmuştur.




    Divle Kalesi

    Hıristiyanlığın ilk yayıldığı, Hz İsa’nın havarilerinde Sen Pol ve Barnabas’a mekan olmui divle, o dönemlerde yapılan ve tarihi değeri yüksek olan kalesi ile de gizemli kimliğini korumuştur. Yahudilerin ve Putperestlerin acımasız baskılarından ve işkencelerinden kendilerini korumak isteyen Hıristiyan ahalisi, Kapadokya da olduğu gibi gittikleri yerlerde de kolayca oyulabilen ve koruması kolay olan kayalık bölgelerde kaleler yaparak inançlarını yaşamışlardır. Hz. İsa’nın havarilerinin Divle’ye gelmesi ile birlikte yerli Hıristiyanlar çoğalmış ve bir medeniyet oluşmuş. Bu medeniyetin göstergesi olarak da kale, kilise, manastır gibi imaretler yapılmıştır. Divle Kalesi Hıristiyanlığın ilk yıllarında yapılan ve içinde hayatın yaşandığı daha sonra da Selçuklular , Karamanoğulları ve Osmanlılar tarafından da faal ve müstahkem kale olarak kullanılan bir kaledir.



    Divle Kalesi’nin Osmanlılar döneminde müstahkem olduğunu İstanbul Başvekalet Arşivi’ndeki 399 numarada kayıtlı olan Hicri 931, Miladi 1525 yılından sonra Kanuni adına yazılmış bir vesikadan öğreniyoruz.



    Bu dönemde Divle Kalesinin komutanı, Fahr-üd-Din Ahmet Bey’dir. Bu komutan döneminde Divle en parlak dönemini yaşamıştır. Buğdaylı Köyü’de 5493 akçelik yıllık geliri ile Divle Kalesi’nin Timarıdır.
    [​IMG]


    Divle Obruğu

    Divle’nin tarihi içerisinde ki önemi kadar, Obruk’u da önemli bir yere sahiptir. Obruk Türkçe bir kelimedir. Kaşgarlı Mahmut (Divan-i Lügat-it Türk) adlı eserinde obruğu “Dağ yarığı ve mağara” şeklinde açıklamaktadır.



    Tamamen doğal şartlarla oluşmuş, bu tabiat harikası obruk dağın 36 m. derinliğinde yer alır. Yüzyıllardan beri Divle ve çevre köylerin soğuk hava deposu olmuş, daha çok deri peyniri ve yoğurt gibi yiyeceklerin saklanmasında kullanılmıştır. İçinde barındırdığı nem özelliğinden dolayı özellikle deri peynirine değişik bir tat vermesi ile meşhur Divle peyniri oluşmaktadır.
    [​IMG]


    Ayrancıdede Efsanesi

    Yavuz Sultan Selim 1514’te Çaldıran seferine gitmekte iken Ayrancı bölgesine geldiğinde şimdiki barajın olduğu yerdeki akarsudan geçmek için Hilmi Dede’den askerin içeceği suyu nereden bulacaklarını sorar. Hilmi Dede ise evinde karısının yaymakta olduğu ayrandan ikram etmek istediğini söyler.



    Çevrede “Sokutaşı” olarak adlandırılan oyuk taşın içine bir miktar ayran doldurur ve askerlerin içmesini ister.

    Komutan alaylı bir eda ile;

    -İlahi dede, bu kadarcık ayran ile koca ordu doyarmı? Der.

    Ayran bütün ordu içtiği halde bitmediğini gören komutan, Hilmi Dede’nin sırtını sıvazlayarak “Sen Hilmi Dede değil, Ayran Dede”sin der.

    İlçemize adını veren Ayran Dede’nin efsanesi günümüze kadar bu şekilde gelmiştir. Halen kendisi için yaptırılan Ayran Dede Türbesinde metfundur.
     

Bu Sayfayı Paylaş