Karı-Koca Münasebetlerinde Âdab

'Dini Sorular ve Cevaplar' forumunda Dine tarafından 23 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Karı-Koca Münasebetlerinde Âdab konusu İslâm'da aile müessesesi, otoriteye değil, "sevgi"ye dayanır. Sevgisiz otorite, kırıp dökmekten, kalpleri birbirinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
    Ailenin temel fertleri olan karı-koca arasında sevgi ve saygı olduğu takdirde, bu durum ailenin bütün fertlerine yansıyacaktır. Ailede herkesin vazifesi bellidir. İdarecilik görevi "baba"nın üzerindedir. Bu idarecilik, tahakküme dayanan bir idarecilik değil; şefkate, nezakete, anlayışa dayanan bir idareciliktir. Bunu, tıpkı çobanın sürüsünü "kurtlardan" korumak için uyanık durmasına ve titizlik göstermesine benzetebiliriz.
    Ailede reis, evin erkeğidir. Allahu Teâlâ meâlen şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın onlardan, kimini (erkekleri) kiminden (kadınlardan) üstün kılması ve mallarından infak etmeleri sebebiyle, erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler." (Nisa sûresi/34)
    İbni Ömer'in (r a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: "Dikkat ediniz! Hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz. İdareci çobandır ve emri altındakilerden sorumludur. Erkek, ev halkının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuklarının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Köle, efendisinin malının çobanıdır, o da ondan sorumludur. Dikkat ediniz! Hepiniz çobansınız ve hepiniz emriniz altındakilerden sorumlusunuz." (Buhâri, Ahkam:1)
    Erkeğin Vazifeleri, hakları, mesuliyetleri
    Hadis-i şerifte erkek "çoban" olarak teşbih edilmektedir. Bu teşbihten de anlaşılacağı üzere erkeğin mesuliyeti çok büyüktür. Ev halkına helâl rızık temini için çalışacak, çabalayacak; onları maddî-mânevî kötülüklerden koruyacak; onların dünya ve âhiret saadetini temin için gerekli şartları ve imkanları hazırlayacaktır.
    Bu şuurla çalışan erkeğin yaptığı çalışmalar ibâdet hükmüne geçmektedir. Hattâ ailesinin ağzına koyduğu bir lokma bile sadaka hükmünde olmaktadır.
    Sa'd b. Ebi Vakkas'ın (r.a.) naklettiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz sen, Allah rızâsını arayarak yapacağın her harcamadan dolayı muhakkak ecre nail olacaksın. Hattâ eşinin ağzına koyduğun lokmaya kadar." (Buhârî, İmân: 41)
    Evin reisi olan erkek, hiçbir zaman, eşinin ve çocuklarının üzerinde hakları olduğunu unutmamalıdır.
    Bu hususta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır, nefsinin senin üzerinde hakkı vardır, ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Öyleyse her hak sahibine hakkın ver." (İslâmî Hayat, c, 1/26)
    Erkeğin mükellefiyetleri, görevleri ve buna mukabil hakları, eşine karşı nasıl davranması gerektiğiyle ilgili hadis-i şeriflere bakalım:
    Amr bin Ahves'den (r,a.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: "Dikkat ediniz, kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, sevmediğiniz kimseleri yatağınıza oturtmasınlar, arzu etmediğiniz kimselerin de evlerinize girmesine müsaade etmesinler. Yine dikkat ediniz, kadınlarınızın sizin üzerinizdeki hakkı, yeme içmelerini ve giyimlerini lâyıkıyla yerine getirmenizdir." (İbni Mâce, Nikâh: 3)
    Ebû Hüreyre (r.a.), Peygamberimizin (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Allah'a ve Âhirete imân eden, bir şey gördüğü zaman, yâ hayır söylesin veya sussun. Sizler, kadınlar hakkında birbirinize iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Bunun ise en eğri kısmı üst tarafıdır. Eğer eğri kemiği doğrultmaya çalışırsanız, onu kırarsınız. Kendi haline bırakırsanız, dâima eğri kalmaya devam eder. Öyle ise, birbirinize, kadınlarınıza iyi davranmayı tavsiye ediniz." (Müslim, Rada: 60)
    Hz. Âişe (r.a.) Resûlullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Mü'minlerin imân bakımından en üstünü, ahlâkı en güzel olanı ve ailesine en lütufkârı olup, en iyi davrananıdır." (Tirmizî, İmân:6)
    Kocanın hanımına karşı görevleri
    Bu hadis-i şeriflerin ışığında evin reisinin hanımına karşı görevlerinin ne olduğunu hatırlayalım:
    r6; Evin reisi, evin geçimini temin için çalışacak, ama o çalışmanın Allah'ın emri olduğunu unutmayacaktır. Bu şuurla çalıştığında hanımı için yaptığı her harcamadan da sevap kazandığını bilerek hiçbir zaman şevkini, azmini kaybetmeyecektir.
    r6; Erkek, hanımına yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmelidir İmkanı ölçüsünde hanımı ve çocukları için harcama yapmaktan kaçınmamalı, cimrilik etmemelidir.
    r6; Erkek, yeri gelince ev işleri de yapmalıdır. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) evde bulunduğu zaman, evdekilere yardımcı olmuş, hattâ yeri süpürmüştür.
    r6; Erkek hanımının bir hizmetçi veya köle olmadığını unutmamalıdır. Gerçekte hanımın çocuğunu emzirmesi, yemek yapması, bulaşık yıkaması, v.s. ev işlerini görmesi "mecburiyeti" yoktur. Hanımın yaptığı bütün o hizmetler birer sadakadır. İşte bunu bilen evin reisi, hanımına kızmak şöyle dursun, her zaman ona teşekkür etmelidir.
    r6; Koca hanımına karşı sevgi ile muamele etmeli, otoritesini takınmamalıdır. Bir kimse isterse binlerce kişiyi emrinde çalıştıran bir işveren veya yönetici olsun; evine geldiğinde o âmiriyet ve yöneticilik elbisesini çıkarmalı, aile fertleriyle şefkate, sevgiye ve tevâzua dayanan bir diyalog kurmalı, hattâ çocuk gibi olmalıdır. Yâni yeri gelince çocukla çocuk olmalı, hanımıyla sıcak bir diyalog kurmalıdır.
    Vazife başındayken herkesin kendisinden ürktüğü ve titrediği Hz. Ömer (r.a.) bakınız bu hususta ne diyor: "Erkeğin suhulet ve ünsiyetle, hânımı yanında çocuk gibi olması gerekir. Toplum içinde yine erkek olsun."
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hanımlarıyla şakalaşır, onların gönüllerini hoşnut ederdi. Hz. Âişe validemizle yarış yaptığı, bazen kendisinin o'nu, bazan da Hz. Âişe validemizin kendisini geçtiği vakidir.
    İşte bu tatbikatı göz önünde bulundurarak evde, "sert erkek rolü" oynamaktan vazgeçilmelidir.
    Evin reisi eve geldiğinde herkesin içi açılmalı, yüreği ferahlamalı, onun eve dönüşü dört gözle beklenmelidir. Yoksa eve geldiğinde, herkesin hışmından sakınmak için köşe bucak sakındığı bir reis, aslî vazifesini suistimal ediyor demektir.
    r6; Erkek, hanımının yanlışlarını, hatalarını, noksanlarını hoş görmelidir. Yemeğin tuzu eksik olmuş diye hanımını azarlayan erkek, "ham erkek"tir.
    r6; Erkek, karısının akrabalarına da tıpkı kendi akrabaları gibi değer vermeli, onların hatırını saymalı, onlarla samimi ve sıcak bir diyalog kurmalıdır.
    Kadının kocasına karşı görevleri
    Atalarımız "yuvayı dişi kuş yapar" demiştir. Bundan maksat, yalnızca evin maddî bakımdan dirlik düzenini sağlamak değildir. Hanım aynı zamanda ailenin moral değerlerini diri tutmak, ailede huzurun ve neşenin dâim olması için gayret göstermek durumundadır.
    Şimdi, kadının vazifeleri, mükellefiyetleri, evde nasıl davranması icap ettiği, beyine karşı nasıl muamele etmesi gerektiğiyle ilgili hadis-i şeriflere bakalım:
    Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Kocasının izni olmadan (zevci huzurunda) bir kadının (nafile orucu tutması) ve yine müsadesi olmadan evine (herhangi bir kadın veya erkeğin girmesine) izin vermesi caiz olmaz." (Riyazü's-Salihin c.1/324)
    İbni Ömer'in (r.a.) rivayetine göre Resûlullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: "Ey kadınlar topluluğu, bol bol sadaka verin, çok çok istiğfar edin. Çünkü ben Cehennemliklerin çoğunun sizlerden olduğunu gördüm.' "Bunun üzerine onların arasından iyi konuşan bir kadın, 'Yâ Resûlullah, bizim neyimiz var ki, Cehennemliklerin çoğu bizden olmuş?' diye sordu. "Peygamber (a.s.m.), 'Çünkü siz fazla lanet eder ve kocalarınıza karşı nankörlük edersiniz. Ve akıl ve din bakımından eksik bir varlık bilmiyorum ki, akıllı olan bir erkeğe sizden daha fazla üstün gelebilsin?' buyurdu.
    "Kadın, 'Yâ Resûlullah, din ve akıl bakımından eksiklik nedir?' deyince, Peygamber (a.s.m.), 'Akıl eksikliği bir erkeğin şahitliğine karşılık iki kadının şahit olmasıdır. Bu akıl eksikliğidir. Kadın [hayız v.b. sebepler yüzünden] günlerce namaz kılmaz ve Ramazan ayında oruç tutmaz. Bu da din eksikliğidir' buyurdu." (Müslim, İmân: 132)
    Ümmü Seleme'den (r.a.) rivayete göre, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: "Herhangi bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennet'e girer" buyurmuştur. (Riyazü" Salihin, c.1/326)
    Abdurrahman b. Avfdan (r.a.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Kadın beş vakit namazını kılar, ramazan orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse, ona: Cennetin hangi kapısından dilersen oradan gir, denilir." (Tergib ve Terhib, c.4/214-14)
    Bu hadis-i şeriflerin ışığında, kadının uyması gereken muaşeret esaslarını hatırlayalım:
    r6; Kadın kocasına itaat etmelidir. Kocaya itaat ve kocanın haklarına riâyet etme hususunda Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurmaktadır: "Cenâb-ı Hakkın, erkekleri kadınlardan üstün tutması ve mallarını infak etmeleri yüzünden onlar, kadınlar üzerine reisdirler. Saliha kadınlar, Allah'a itaat ve tenhâ kaldıktan halde bile Allah'ın hıfziyle kocalarının haklarına riâyet edenlerdir." (Nisa sûresi/34)
    Bu hususla ilgili şu hadis-i şerife bakalım:
    Ebû Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsaydım, herhalde kadının kocasına secde etmesini emrederdim." (R-Salihin c. 1/325)
    r6; Kadın, aile sırlarını kimseye söylememelidir. Şüphesiz bu hususa evin reisi de riâyet etmelidir, ama bu hususa bilhassa kadınlar dikkat etmelidirler. Çünkü onlar bir araya geldiklerinde, sanki normalmiş gibi birbirlerine en mahrem meseleleri dahi söyleyebilmektedirler.
    r6; Kadın, evden dışarı çıkarken koku sürmemeli, süslenmemeli, dikkat çekici bir şekilde giyinmemelidir. Koku sürünerek dışarı çıkmayla ilgili şu hadis-i şerife bakalım: Ebû Musa'dan (r.a.) Nebi'nin (s.a.v.): "Her göz zina eder. Bir kadın güzel kokular sürünüp de erkeklerin bulunduğu yere uğrarsa zina etmiş olur" buyurduğu rivayet edildi, (a.g.e., c. 4/278)
    r6; Kadının kocasının izni olmadan nafile oruç tutması, kocasının rızâsı olmadan çarşı-pazara çıkması, komşu ziyaretlerine gitmesi caiz değildir. Kadın her yerde ve her zaman kocasının şerefine, namusuna sahip çıkmalı, kocasının malını korumalıdır.
    r6; Kadın kocasına karşı sesini yükseltmemeli, her zaman tatlı dilli, güler yüzlü olmaya çalışmalıdır. Eve yorgun-argın gelen evin erkeği, güler yüzle karşılanmak ister.
    r6; Kadın kocasının eve döneceği saatlerde kendisine çekidüzen vermeli, ev işi yaparken giydiği kıyafeti değiştirmeli, en güzel kıyafetini giymelidir. Maalesef günümüzde bu hususa pek dikkat edilmemektedir. Kadın kocasının yanına, evi silip süpürürken giydiği kıyafetle çıkarken, birlikte ev gezmesine gittiklerinde en güzel elbisesini giymektedir. Halbuki kadın gezmeye giderken gösterdiği hassasiyeti kocasının yanında da göstermelidir.
    r6; Kadın kocasının akrabaları ve misafirleri geldiğinde, onlara yemek yapmalı, "yüz ağartmalı"dır. Onun bu şekilde "misafirperverliği" kocasını çok memnun edecektir.
    r6; Kadın, kocasının nazarının yalnız kendi üzerinde olması için gayret göstermeli, kocasına karşı soğuk ve itici davranmamalıdır.
    Karşılıklı hoşgörü ve nezaket
    Karı-koca karşılıklı olarak birbirlerine hoşgörülü davranmalı, nazikâne şekilde hitap edip, zerafet ölçüsünde muamele etmelidirler.
    Birbirlerine karşı; "Efendi", "Bey"; "hatun", "hanım" gibi nazikane ifadelerle hitap etmelidirler. Bizde yerleşmiş örfe göre, erkek yabancıların yanında hanımının isminden bahsetmez. Hanımından bahse mecbur kaldığı yerde; "refikam", "ayalim", "çocuklarımın anası", v.b. gibi ifadeler kullanır. Hanım da kocasından bahsederken; "Bizim Bey", "Bizimki", "Bizim Efendi" gibi tâbirler kullanır.
    r6; Karı-kocanın birbirlerini kıskanmaları gayet normaldir. Kıskançlıkla ilgili şu hadis-i şerife bakalım: Muğiyre'den (r.a.): "Bir kere Sa'd b. Ubade: 'Karımın yanında bir erkek görürsem hiç aman vermeden onu kılıcımın keskin ağzı ile vurur tepelerim' demişti.
    "Bunun üzerine Peygamber Efendimiz mecliste bulunanlara: "Sa'd'ın bu kıskançlığına şaşıyor musunuz? Allah'a yemin ederim ki, ben ondan daha kıskancım. Allah'ın kıskançlığı da benimkinden çoktur. Bunun içindir ki -gizli olsun, açık olsun- fuhuş ve kötü şeyleri yasaklamıştır. Cenâb-ı Allah kadar kullarını seven hiç kimse yoktur. Bunun içindir ki, insanları uyaran ve müjdeleyen Peygamberler göndermiştir. Allah kadar iyilik etmeyi seven de yoktur. Bunun içindir ki, kullarına cenneti va'd buyurmuştur' dedi." (Hayatü's-Sahabe, c.3/274)
    Hz. Ali de (r.a.) kıskanmayanları kınayarak şöyle demiştir: "İşittiğime göre kadınlarınız çarşı ve pazarlarda erkekler arasında gezip dolaşıyorlar. Sizde kıskançlık duygusu yok mu? Şunu bilin ki kıskanmayan kimsede hayır yoktur." (a.g.e., c.3/276)
    r6; Karı-koca eve geldiklerinde selâm vererek ve dua ederek çocuklarına örnek olmalıdırlar. Selâm ve dua ile ilgili hadis-i şeriflerden bazılarına bakalım: Enes b. Mâlik (r.a.) der ki: Resûlullah (s.a.v) bana: "Oğlum ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ailene bereket olsun" buyurdu. (Tergib ve Terhib, c.3/462)
    r6; Karı-koca işte bu şekilde eve girerken, yemek yerken, yatarken Allah'ın adını anarak, selâm vererek, dua ederek; hem şeytanlardan Allah'a sığınmak, hem de Allah'tan hayırlar niyaz etmelidirler.
    Karı-koca, şeytandan Allah'a sığınırken, aynı zamanda Allahu Teâlâ'nın mutî (itaatkâr) kulları olan melekleri de evlerinde ağırlamalıdırlar. Bunun için de meleklerin eve girmesine mâni olacak hallerden sakınmalıdırlar. Meselâ, resim olan eve melek girmez. Bunu bilerek, ona göre hareket etmelidirler.
    Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "İçinde resim veya heykel gibi bir şey olan eve melâike girmez." (Ramûz, c.2/470-8)
    İslâmî şuura sahip karı-koca, birbirlerinin haklarına riâyet edecek, İslâmî ölçüleri göz önünde bulunduracak ve bunun neticesinde hem kendileri mesut olacak, hem de çocuklarını huzurlu bir atmosferde büyüteceklerdir. Bunun için de her ikisi de dindarlıkta birbirlerini örnek almalıdırlar. Saadetin temel şartı budur.
    Karı-koca arasındaki, sevgi ve hoşgörü, ancak İslâmî şuur ve âdapla gerçekleşir. Onun ötesindeki sevgi, arizî (geçici) ve yapmacık bir sevgidir. O nevi sevgilerin ömrü, çok kısadır. Halbuki, dindar karı-kocalar arasındaki sevgi gerçek mânâda sonsuzdur. Zira o sevginin asıl meyvesi, ebedî hayatta ortaya çıkacak, o dindar karı-koca Cennette ebedîyyen bir arada olacaklardır
    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş