Kapı Kapı Çikolata Servisi

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 26 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kapı Kapı Çikolata Servisi konusu [​IMG]Resimleyen: Sümeyra Solmaz

    Ayaklarımın altına kara sular indi. Hatta ve hatta kara deniz artık ayaklarımın altında diyebilirim. Günlerdir o market senin bu bakkal benim dolaşıp duruyorum. Neredeyse bütün çikolataları satın aldım. Galiba birileri bu durumdan şüphelenmeye başlamış. Şüphelenecek ne var anlamıyorum. Altı üstü abur cubur reyonlarında ne var ne yok topluyorum. Neyse ki seyir gemimizin yolcularından bir arkadaşımız bunları saklamakta bize yardımcı oldu. Babasının kiralık deposu varmış. Deponun içindeki kutuları, sandıkları çıkartıp onların yerine çikolatalarımızı koyduk. Eğer o depo olmasaydı ve bütün bunları kendi odamda saklamak zorunda kalsaydım ne yapardım bilemiyorum. Her zamanki gibi bütün abur cuburları yatağımın altına ve çorap çekmeceme koyarak saklamaya çalışırdım. Sonunda da çikolatadan bir tepeciğin kaldırdığı yatağımın üzerinde uyumak zorunda kalırdım. Aslında bu güzel bir durum olurdu. Yattığım yerden çikolatalara uzanabilirdim. Elimi attığım her yerde çikolata olurdu.
    Yok yok, amacımız bu değil ki. Kendine gel Hayriye. Bu çikolataların hepsini başka arkadaşlarımız için aldık. Marketten dönerken çikolata alacak parası olmayan kardeşlerimiz için... Annelerinin yüzüne bakınca çikolata istemekten vazgeçen kardeşlerimiz için... Bayramları fırsat bilip, bu arkadaşların yatağının altına çikolata bırakacağız. Bunun için seyir bulutumuz bize yardımcı olacak. Bu sefere katılacak arkadaşların yanında siyah pantolon, siyah bluz, siyah şapka getirmelerini rica ediyorum. Kara delikleri boyarken kullandığımız boyalardan biraz arttı. Onları da yüzlerimizi gizlemek için kullanacağız. Sanırım çiçek, böcek, bulut ve rüzgar kılığına girerek bu evlere sessizce girebiliriz. Çok kolay olacağını tahmin ediyorum. Tek yapmamız gereken hava kararınca merkez üssümüzde buluşmak ve oradan, belirlenen yerlere dağılmak. Seyir bulutumuz herkesi gideceği eve bırakacak. İşini bitiren her arkadaşımız üç defa baykuş sesi çıkaracak. Biz de onları tekrar seyir bulutu ile toplayacağız. Herkesin çantasında yeteri kadar çikolata ve şekerleme olacak. Arkadaşlarımız, kimselere görünmeden çikolataları bırakıp evlerden çıkacaklar. Aslında yakalanmaktan, görünmekten, ya da yatağımızda uyumadığımızın anlaşılmasından korkmuyorum. Tek korkum çantalardaki çikolataların evlere gidinceye kadar azalması. Ama sanırım böyle güzel bir işte kimse öncelikle kendini düşünmez. Zaten görevimiz bitince merkez üssümüzde küçük bir durum değerlendirme toplantısı yapacağız. Herkese zaten o toplantıda çikolata vereceğiz. Kurabiye bile olacak. Annemi şimdiden ayarladım kurabiye pişirmesi için. Böyle olunca, herhalde kimse çantalara el uzatmaz.
    Evet, artık herhalde yeni maceramız için her şey hazır. Boyalar, çantalar, adresler ve tabi ki çikolatalar. Ben bu serüvende yardımımıza koşacak arkadaşlara haber vermeye başlayayım.
    * * *
    Burakcan'ı beyaz badanalı bir eve bıraktık. Bir vazo kırsa da kimselere görünmeden görevini tamamlayıp buluta yetişti. Kıyafetine beyaz boya nasıl bulaştı anlamadık. Herhalde bu ev yeni boyanmıştı.
    İzmir'den gelen Tarık (Çetin) çikolata bıraktığı eve bir de futbol topu bırakmış. Futbolu çok sevdiği için böyle bir hediye de vermek istemiş. Tarık'ı gönderdiğimiz evdeki çocuk bir kızdı ama ne yapalım artık. Topu kesip saksı yapacak hali yok ya.
    Gökçenur (Bakaroğlu) yanında getirdiği boyalı kalemlerle duvara "seni çok seviyorum" diye yazıp öyle ayrılmış evden. Sabah olunca umarım evde bir facia yaşanmaz. Ben duvarlara bir şeyler yazdığım zamanlarda kulaklarım annemin ellerinden az çekmedi.
    Fatmanur (Yılmaz) da kazasız belasız görevi tamamlayan arkadaşlarımızdan. Çantasındaki çikolataları girdiği evdeki arkadaşın baş ucuna bırakıp çıkmış. Çok güzel uyuyan bir arkadaşımız varmış gittiği evde. Yüzünü seyretmeye doyamamış ve bu yüzden neredeyse buluta geç kalacakmış.
    Beyzanur (Merter) çok saygılı bir arkadaşımız. Belirlenen eve girmeden önce saygısızlık olmasın diye kapıyı çalmış. Gecenin bir yarısı bu kim diye telaşlanan ev halkı kapıyı biraz da korku ile açmışlar. Neyse ki Beyzanur ev halkının şaşkınlığından yararlanıp penceren girmiş ve arkadaşımızın yatağına çikolata dolu paketi koymuş. Oradan ayrılırken küçük arkadaşımızın sevinç çığlığı attığını söyledi.
    Her macerada illa ki birkaç tane çok güzel olduğunu düşünen arkadaşlarımız oluyor. Haylin de bunlardan biri. Sarı saçlı, mavi gözlü ve biraz da çilleri var. Gittiği evdeki aynanın başında biraz daha kalsaymış, evin annesine yakalanacakmış. Gece vakti aynada kendini nasıl gördün ki Haylin?
    Aleyna (Gürel) ailesini çok seviyor. Onlar için de eve çikolata götürmek istediğini söyledi. Onu kıramadık tabi ki. Evine bırakırken ailesi için de birkaç tane çikolata verdik. Görevini yaparken gittiği evin ailesini de düşünmüş ve sadece küçük arkadaşımıza değil, evdeki herkese çikolata bırakmış.
    Canan (Uyguner) gittiği evde çok çocuk olduğunu söyledi. Çikolataları paylaştırmak zorunda kalmış. Artan bir taneyi de gelirken yolda gördüğü bir kediye bırakmış. Ayrıca Canan merkez üssümüze gelirken yanında çok sevdiği patates kızartması da getirmiş. Hepimiz çok sevindik bu hediyeye. Görevler tamamlandıktan sonra yaptığımız kutlamada patates kızartması da yedik.
    Betül (Taş) karanlıkta ilerlerken yerdeki oyuncağı görememiş ve üzerine basmış. Çok kötü bir ses çıktığını söyledi. Neyse ki kimse uyanmadan çikolataları yerine bırakıp, pencereden çıkmayı başarmış. Merkez üsse geldiğinde bile korkudan yüzü biraz beyazlamış gibiydi. Yakalanmaktan korkmuş.
    Büşra (Yılmaz) da güzel arkadaşlarımızdan birisi. O da görevini hakkıyla yerine getirmiş. Çantasındaki çikolataları küçük arkadaşlarımıza ulaştırmayı başarmış. Bir ara Haylin ve Betül saçları hakkında konuşmaya daldılar ama neyse ki sonra aramıza katılabildiler.
    Görevler tamamlandıktan sonra herkesle merkez üssümüzde buluştuk. Biz de çikolata, kurabiye ve patates kızartması yedik. Fakat tam o anda bir şey oldu. Bir şeyler eksikti. Ne eksik, kim eksik diye düşünürken farkına vardık. Bu maceramıza yaşı büyük de olsa sızmayı başaran arkadaşımız Timur halen geri dönmemişti. Ne olursa olsun arkada kimseyi bırakamazdık. Hemen bulutumuza atlayıp Timur'u görevlendirdiğimiz eve gittik. Bir apartmanın üst katındaki daire verilmişti ona. O da merdivenlerden çıkmak yerine bacadan girmeyi tercih etmiş. Bacaya sığamamış tabi ki. Bütün arkadaşlar bacaklarından çekerek zor çıkardık onu. Yüzü kap kara idi. Ben onun yerine çikolataları yerine bırakıp geldim. Arkadaşlar da Timur'a yüzünü temizlemesi için yardım etti. Sonra çikolata, kurabiye ve patates kızartması yemeye ve sohbet etmeye kaldığımız yerden devam ettik. Sabah olmak üzereydi. Hepimiz yorulmuştuk. Bulutumsu bile yorulmuş, köşeye büzülüp kalmıştı. Tabakta kalan kurabiyeleri kimse umursamıyor, herkes bir an önce uyumak istiyordu. Olduğumuz yerde uyuyakaldık zaten. Sabah annemin "Bu, bu, bunlar kim?" çığlığıyla kendimize gelmişiz.
    Uf! Kulağım hâlâ acıyor.
     

Bu Sayfayı Paylaş