Kan Şekeri Düzeyleri Hakkında Bilgi

'Genel Sağlık' forumunda SeLeN tarafından 9 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kan Şekeri Düzeyleri Hakkında Bilgi konusu şeker hastalığı kaç olursa tehlikedir - kan şekeri sorunları - yüksek kan şekeri - şeker koması


    Kan Şekeri Sorunları, Çocuklarda Yetişkinlerde Kan Şekeri Düzeyleri

    Şeker hastaları için, yoğun bedensel faaliyetler sonrasında ya da başka bir hastalığın ikisiyle değişen kan şekeri düzeyleri, büyük bir sorundur ve alışılagelmiş düzenin bozulmasıyla sonuçlanır.

    Yüksek kan şekeri tepkileri, Kan Şekeri Düzeyi

    Eğer şeker hastası denetimi elden kaçırırsa ve denge bozulursa ne olur? Kan şekerinin anormal bir yükselme göstermesi durumunda, kır usuz sidik ve kan ölçümleri büyük çapta olumlu olacak ve hasta, hastalığının başlangıç döneminde durduğu hislere kapılacaktır. Susuzluk, yorgunluk, bazen mide bulantısı, halsizlik ve kilo kaybı ortaya çıkacaktır. Bütün bu belirtiler, belli bir zaman sonra kendilerini gösterirler. Ancak susuzluk duygusu, sıçan bir günde, ya da hastanın aşırı terlemesi durumunda, en belirgin bir biçimde kendisini hissettirecektir

    Şayet susuzluk her gün kendini hissettiriyorsa ve beraberinde aşırı işeme sorununu da getirmişse, hastanın tedavisini üstlenen doktor, insülin ya da hap miktarını artırmalıdır. Ama şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, insülin ya da hap miktarındaki artışın mutlaka bir doktor tarafından belirlenmesi gerekir. Şeker hastalığı konusunda ne denli bilgili olursa olsun, bir hasta, artış miktarını kendiliğinden belirleyemez.

    Hipo tepkileri ve şeker koması

    Eğer kandaki şeker miktarı yükselmeyip tersine azalma göstermişse, o takdirde, hasta bayılma tehlikesiyle karşı karşıya demektir. Titremeye başlar, başı ağrır, midesinde bir boşluk hisseder. Soğuk bir ter döken hastanın yüzü bembeyaz olur. Huysuzlaşır, son derece sinirli olur. Derhal karbonhidrat bakımından zengin besinler alması gerektiği halde, bir şey yemek istemez. Hipo tepkisi sürdükçe ve kan şekeri düşmeye devam ettikçe, hastanın konuşması anlaşılmaz olur ve uykusu gelir. Sonunda bilincini yitirir ve komaya girer. Koma halinde, önce beyin hücreleri, sonra da kalp kaslarının hücreleri kan şekeri enerjisi açısından sıkıntı çekeceklerinden işlevlerini çok zor yerine getirirler ve bu yaşamın büyük ölçüde tehlikede olması demektir. Koma halini önleyebilmek için, belirtiler gösterdiği an, hastaya derhal bir miktar glikoz ya da şeker verilmelidir. Bir ya da iki çay kaşığı şekeri suda eritip hastaya içirebildiğimiz takdirde, kendisini toparlayacağını görürüz. Zihinleri böylece yerine geldikten sonra yiyecekleri bir bisküvi ya da içecekleri bir miktar süt, tamamen normale dönmelerine yetecektir. Eğer komaya girmek üzere olan bir hastaya hazırladığımız şekerli eriyiği yutturamamışsak, daha fazla zorlamak çok tehlikelidir. Böyle bir durum, şok tehlikesini artırır. Tek yapılacak şey, derhal bir ambulans çağırıp, hastayı hastaneye kaldırmaktır.

    Aslında en doğrusu, böyle bir olayı başlangıç durumunda engelleyebilmektir. Bir şeker hastası, sürekli olarak yanında bir ya da iki parça şeker, iki bisküvi bulundurmalıdır. Kan şekerinin düşmesinin yol açtığı belirtileri kendinde hisseder etmez, hemen bunları ağzına atarak ilk önlemi almış olur.

    Çocuklarda asıl tehlike, bedensel faaliyetler sırasında gösterdikleri aşırı çabadır. Her gün, düzenli olarak insülin alan bir çocuğu göz önüne alalım. Yağmurlu bir günde, bu çocuk evde oturacak, vaktini ya kitap okuyarak, ya da TV seyrederek geçirecektir. Bütün sidik ölçümlerinde, parlak portakal rengi görülecektir. Zira vücutlarındaki fazla şekeri hareketsizlik nedeniyle kullanmadıklarından kan şekerleri yüksek olacaktır.

    Ertesi gün, hava günlük güneşlikse, çocuk sokağa fırlayacak, bahçede arkadaşlarıyla oynayacak, bisikletine binip dolaşacak, bir an bile hareketsiz durmayacaktır. O gün yapılan ölçümlerde ise, şekere hiç rastlanmayacaktır. Zira bedensel faaliyetler sonucu tümü kullanılmıştır. Çocuk, başağrısından yakınmaya başlar, halsiz olduğunu söyler. Rengi de hayli soluktur. Annesinden durmadan yiyecek bir şeyler ister. Öyle ki, çocuk alması gereken günlük karbonhidrat miktarının dört kat üzerine çıkar. Bu durum, aileyi telaşa sürükler. Oysa telaş edilecek bir şey yoktur ve çocuğa istediği yiyeceklerin verilmesi gerekir. Bu engellenirse, hipo tepkisi meydana gelebilir. Bu İki gün arasındaki enerji tüketim farkı yüzde 400′dür. Büyük insanlarda, gün içinde enerji tüketiminde değişiklikler olabilir. Ancak, bunlar, daha az belirgindir.

    Alışılmamış ve düzensiz bir hareketlilik, şeker hastası için büyük tehlike demektir. Insülin ya da hapi tedavisi gören hastaların beslenme ölçütleri de bu noktada büyük önem taşır. Sakin ve hareketsiz bir yaşam sürdüren bir hastanın ne tür besinler alabileceğini, hareketli günlerde ise nelerin yenmesi gerektiğini çok iyi bilmek lâzımdır. Unutulmamalıdır ki, şeker hastalarının sözlüğündeki en önemli sözcük, “denge”dir. Bu nedenle, çocuklarında şeker hastalığı bulunan aileler, sürekli olarak yanlarında bir paket bisküvi ya da glikoz tabletleri bulundurmalıdır. Erişkin hastalarda, özellikle uzun seyahatlere çıkarken, arabalarında, ceplerinde, çantalarında, acil bir durumda kendilerine son derece gerekli olan şeker ya da bisküviyi mutlaka taşımalıdırlar.

    İnsüline bağımlı hastalarda, hele uzun sürede etki gösteren türden insülin kullanıyorlarsa, gece koması pek görülmez. Ama hasta, sık sık kabus görebilir, rüyalarında sık sık düştüğünü görür, çığlık çığlığa ve ter içinde uyanır. Eğer bir şeker hastası, sabah uyandığında başı ağrıyorsa ve şayet ilk yaptığı ölçümde sidiğinde hiç şeker çıkmamışsa, bu, o gece bir hipo geçirdiğinin göstergesidir. Bu nedenle, bir şeker hastası, yatağının başucundan bir bardak sütü ve birkaç bisküviyi eksik etmemeli, yatmadan önce eğer son yaptığı şeker ölçümünde hiç şeker çıkmamışsa, mutlaka bir şeyler atıştırmalıdır. Bu, uzun sürede etkili olan karbonhidratlı besinlerden yapılmış bir sandviç olabilir.

    Yine, bir şeker hastası hipo tepkisi gösteriyorsa ki kimilerine göre, ilk tepkilerden sonra, ikincisi bile çok fazladır bu denetimlerinde bir aksama olduğunu vurgular. Bu kişilerin pankreasları, faaliyetlerine tümüyle son vermemiştir. Vücutlarının gereksinimleri üzerine bazen bir miktar insülin üretirler. Böylelikle, kimi zaman bu tür şeker hastalarının vücudunda hem kendi ürettikleri insülin, hem de dışarıdan enjekte edilen insülin dolaşmaya başlar. Başka zamanlarda ise, pankreas faaliyetini yine durdurur ve vücutta yalnızca dışarıdan verilen insülin etkili olur. Bu sorunu çözebilmenin tek yolu, hastaya serbest bir rejim uygulatmak ve canının istediği şeyi, istediği an yemesini öğütlemektir. Bir çok şeker hastası, içgüdüsel olarak, kan şekerlerinin yüksek ya da düşük olduğunu anlayabilir. Bu kolaylık nedeniyle serbest beslenme rejimi rahatlıkla uygulanabilir. Belirli bir diyeti zorla uygulatmaya çalışmak, pek çok sorunu da beraberinde getirebilir. Ve hepimiz biliriz ki, yaşam kimi zaman belirli kurallar içine sıkışıp kalmaz.
     

Bu Sayfayı Paylaş