Kalp Damar Hastalıklarının Önlenmesinde 11 Öneri

'Genel Sağlık' forumunda NeslisH tarafından 2 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kalp Damar Hastalıklarının Önlenmesinde 11 Öneri konusu

    Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart
    Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH)
    önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu önemli
    yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde, Doç. Dr.
    Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise 15 Eylül
    2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı. Yazının
    sonunda sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın konuyu yorumluyor.

    Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin önerileri erişkinlere ve
    2 yaşından büyük çocuklara yönelik. Önerilerle amaçlanan ise
    şunlar;

    · Sağlıklı bir diyet sürdürmek

    · Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak

    Kanda düşük dansiteli lipoprotein kolesterolü (LDL-C; "kötü
    kolesterol"), yüksek dansiteli lipoprotein kolesterolü (HDL-C; "iyi
    kolesterol") ve trigliserit düzeylerini istenen rakamlara getirmek

    · Normal tansiyona (kan basıncına) sahip olmak

    · Normal kan glükoz düzeyine sahip olmak

    · Fiziksel aktivite göstermek

    · Tütün kullanmamak, tütün ürünlerine maruz kalmamak


    Amerikan Kalp Birliği'nin diyet ve yaşam biçimi üzerine önerileri
    şu başlıklar altında özetlenebilir:


    1. Bol sebze ve meyve.


    Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır,
    aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler.
    Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin
    sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu
    düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını
    göstermektedir. Bu etki sebze-meyvelerin içerdiği maddelere de
    bağlı olabilir, diyetten diğer yiyeceklerin çıkarılmasına da...
    Özellikle koyu renkli sebze-meyveler önerilmektedir. Örneğin
    ıspanak, havuç, şeftali, kiraz, çilek vb. Meyve sularının, hem
    doygunluk sağlamamaları, hem de lif içermemeleri nedeniyle, meyve
    yerini tutmayacağını de belirtelim.


    2. İşlenmemiş taneli, bol lif içeren yiyecekler.


    Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de KDH riskini
    düşürürler. Lifli diyet mide boşalmasını geciktirerek doygunluk
    sağlar; böylece alınan kalori miktarı da düşer. Ayrıca vücutta
    sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler. AHA, taneli
    yiyeceklerin en az yarısının işlenmeden alınmasını öneriyor.


    3. Haftada en az iki kez balık.


    Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, çok uzun zincirli omega-3
    çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki
    kez balık yenmesi erişkinlerde birden ölüm ve koroner kalp hastalığı
    nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır. Ayrıca, dolaylı olarak balık
    yağları, diğer besinlerle alınan ve KDH riskini artıran zararlı
    yağların da (doymuş yağlar ve trans yağ asitleri) diyetten
    çıkarılmasına yol açar. Ancak, balık etinin çevre kirliliği nedeniyle
    aşırı miktarda civa ve bazı organik toksik kimyasallar
    içerebileceğini de vurgulamak gerekiyor. Bu yüzden yenecek balığın
    kaynağının iyi bilinmesi, pişirmeden önce derisinin ve yüzeydeki
    yağlarının uzaklaştırılması öneriliyor.


    4. Az doymuş yağ, trans yağ asidi ve kolesterol.


    Günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ, %1'i trans yağ asidi
    olabilir; kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemeli. Bu hedeflere
    ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve
    diyette margarinleri en aza indirmek gerekiyor. Doymuş yağlar ve
    trans yağ asitlerinin LDL kolesterolü (kötü kolesterol) artırdığı iyi
    biliniyor. Fazla kolesterol alımı da LDL kolesterolü artırır. Diyette
    kolesterolün başlıca kaynağı yumurta, et ve süt ürünleri. Diyetteki
    toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı.


    5. Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalı.


    Tüm dünyada, ticari dürtülerin de etkisiyle, her geçen yıl, diyetle
    alınan toplam enerjinin daha fazla kesimi şeker katılan içeceklerden
    geliyor. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle
    şişmanlığa yol açıyorlar. Şekerli içecekler doygunluk da
    vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alıyor. Günümüzde
    şişmanlığın başlıca nedenlerinden biri şekerli içecek kullanımı.


    6. Tuza dikkat.


    Fazla tuz (sodyum klorür) alınışının yüksek tansiyona yol açtığı iyi
    biliniyor. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek
    tansiyon gelişimini önlüyor, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi
    kolaylaştırıyor. Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini
    azaltıyor, damar sertliği (ateroskleroz) ve kalp yetmezliği riskini
    düşürüyor. Potasyum oranı yüksek diyet, tansiyonu düşürüyor, aşırı
    sodyum alımına bağlı yüksek tansiyonu da önlüyor. Sodyum alımı
    günde 1.5 gramı geçmemeli denilse de, bunu başarmak çok güç
    göründüğünden, şimdilik günde 2.3 gramı (günde 100 milimol)
    geçmeyecek bir miktar öneriliyor.


    7. Alkol.


    Az miktarda alkol alımının KDH riskini azalttığı biliniyor. Ancak,
    diğer yararlı yiyecek içeceklerden farklı olarak, sadece KDH
    riskini azaltması nedeniyle alkol alımının teşvik edilmesi doğru
    bulunmuyor. Çünkü alkol bağımlılık yapan bir içki ve aşırı
    alındığında hem sağlığı olumsuz yönde etkiliyor, hem de toplumsal
    uyumsuzluklara yol açıyor. Alkol aşırı miktarda alındığında kanda
    trigliserit düzeyini artırıyor, tansiyonu yükseltiyor, karaciğer
    hasarına yol açıyor, fiziksel bağımlılık yapıyor, trafik ve iş
    kazalarına kapı açıyor. Alkolün meme kanseri riskini de artırdığı

    belirtiliyor. Bunun için de, günde alınan alkol miktarının erkeklerde
    iki kadehi, kadınlarda bir kadehi geçmemesi öneriliyor. Alkolün aynı
    zamanda proteinler ve karbonhidratlara oranla kalori bakımından
    daha yoğun olduğunu da belirtelim.


    8. Ev dışında yenen yemekler.


    Gerek öğrenim ve iş yaşamı (genel olarak kent yaşamı), gerekse Batı
    kültürü, ev dışında yenen yemek oranını artırmaktadır. Özellikle
    hızlı servis yapılan veya hazır halde pazarlanan yemekler doymuş
    yağ, trans yağ asiti, kolesterol, şeker ve sodyum açısından zengin;
    buna karşılık lif ve yararlı besin maddesi içermeyen yemekler. Ev
    dışında ne kadar çok yemek yenirse, şişmanlık ve insüline direnç
    (insülin kan şekerini düşüren hormon) o ölçüde artıyor. Bu nedenle
    ev dışında yemek yerken seçimi iyi yapmak önemli.


    9. KDH üzerine etkileri henüz kanıtlanmamış besinler.


    KDH riskini azalttığı belirtilen ve günümüzde pek popüler olan
    çeşitli besin maddeleri hakkında görüşlerse şöyle:


    Antioksidan Ürünler.


    Antioksidan vitaminler ve selenyum gibi antioksidan özellikteki
    elementlerin KDH'nı önlemek için alınması önerilmiyor. Gözlemler,
    antioksidan desteğin KDH riskini azalttığını gösteriyorsa da, bu
    henüz klinik çalışmalarla kanıtlanmış değil. Hatta, beta karoten gibi
    bazı antioksidanların sigara içenlerde akciğer kanseri riskini,
    yüksek doz E vitamininin ise ölüm oranını artırdığı öne sürülüyor.
    Antioksidan destek ürünlerinin alınması önerilmese de, antioksidan
    özellikte besinlerin, özellikle meyve, sebze, işlenmemiş taneli
    beisnlerin ve bitkisel yağların alınması doğru bulunuyor.


    Soya Proteinleri.

    Önceki çalışmalar soya proteinlerinin LDL kolesterolü düşürdüğünü,
    diğer KDH risklerini azalttığını öne sürmüşse de, son beş yıl içinde
    yapılan çalışmalar bu bilgiyi doğrulamış değil. Hayvansal protein ya
    da süt ürünleri kaynaklı protein yerine aşırı miktarda soya proteini
    alınırsa, bunun kolesterolü yüksek kişilerde LDL kolesterolü
    düşürmekte yaralı olabileceği, ancak HDL kolesterol, trigliserit ve
    lipoprotein (a) (bunun yüksekliği de damar sertliği ve inme riskini
    artıran bir etkendir) düzeyini etkilemediği belirtilmektedir. Gene
    de, en azından, diyette hayvansal ürünler veya süt ürünleri nispeten
    azalacağından, bunların yerine soya proteinince zengin yiyeceklerin
    kullanılması daha az doymuş yağ ve kolesterol alınması anlamına
    geliyor


    Folik Asit ve Diğer B Vitaminleri.


    Şu an için folik asit ve diğer B grubu vitaminlerin KDH riskini
    azalttığını kanıtlayan bilgi yetersiz. Folik asit, B6 ve B12
    vitaminlerinin kan homosistein düzeyini (homosistein infarktüs ve
    inme sıklığını artıran bir bileşik) düşürdüğü, ancak bu vitaminlerle
    tedavinin beklenen sonuçları vermediği belirtiliyor.


    Fitokimyasallar (bitkisel kimyasallar).


    Flavonoitler ve kükürt içeren bileşikler meyve ve sebzelerde
    bulunan ve damar sertliği riskini azalttığı düşünülen bir grup madde.
    Ancak henüz bu grupta yer alan maddeler ve etkileri tam anlamıyla
    anlaşılabilmiş değil.


    10. Özel Gruplara Yönelik Öneriler


    İki yaş üstündeki çocuklar. Çocuklarda ve gençlerde aşırı kilo ve
    şişmanlık sıklığı gittikçe artıyor. Bu grupta şişmanlık, ileriki
    yaşlarda KDH habercisi. Bu nedenle erken önlem almak gerekli.
    Ancak, bu grupta diyete sınırlamalar koymak zor. Çünkü normal
    büyüme ve gelişme sınırlamadan olumsuz yönde etkilenmemeli.


    Yaşlılar.


    Damar sertliği erken yaşlardan başlayan ama kendini ileri yaşlarda
    gösteren bir hastalık. Diyet ve yaşam biçimi alışkanlıkları KDH
    riskini azaltabiliyor. Bu nedenle yaşlılıkta da bu alışkanlıkları daha
    sıkı bir şekilde sürdürmek gerekli.


    Metabolik sendromlular.


    Metabolik sendrom, insülin direnci ile ilgili ve genellikle aşırı kilolu
    veya şişman kişilerde görülen bir bozukluklar bütünü. En belirgin
    özellikleri ise karın bölgesi şişmanlığı, kan yağlarında olumsuz
    değişiklikler (yüksek trigliserit ve düşük HDL kolesterol düzeyi),
    yüksek tansiyon, insülin direnci, kanda pıhtılaşma eğiliminin ve
    vücutta iltihabi olaylara eğilimin artması. Metabolik sendromlularda
    başlıca hedef diyet ve yaşam biçimi değişiklikleriyle KDH riskini
    azaltmak. Metabolik sendrom gelişimini önlemek için de fiziksel
    aktivite göstermek ve şişmanlamamak gerekli. Böylece şeker
    hastalığı ve KDH riski de azaltılıyor. Eğer trigliserit düzeyi yüksek
    ve HDL kolesterol düzeyi düşükse, yağ içeriği çok düşük diyetten
    kaçınmak doğru bulunuyor. Bunun yerine orta düzeyde yağ içeren bir diyetle kalori kısıtlamasına gitmek ve fiziksel aktiviteyi
    artırmak daha yararlı.



    Kronik böbrek hastaları.


    Bu hastalarda KDH riski daha yüksek. Bunun nedeni kısmen
    uygulanan diyetten kaynaklanıyor. Şeker hastalığı, kanda trigliserit
    yüksekliği, yüksek tansiyon sık görülüyor. Dolayısıyla genel öneriler
    bu hastalar için de gerekli. Özellikle tuz kısıtlaması çok önemli. Kan
    yağlarındaki bozukluklar düzeltilmeli. Et yerine süt ürünleri ve
    sebze alınması, böbreklerdeki bozulmayı da yavaşlatıyor. Kronik
    böbrek hastalığının ileri aşamalarında ise protein, fosfor ve
    potasyum kısıtlamasına gitmek gerekiyor.


    11. Teknoloji ve Çevresel Etkenler.


    Teknolojik yenilikler de KDH riskini artırıyor. Örneğin otomobil
    kulanımı

    fiziksel aktiviteyi düşüren bir etken. Güvenli kaldırımların, estetik
    sokakların olmaması ve iyi aydınlatılmaması da yürüyüş yapmak için
    caydırıcı. Televizyon seyretmek, bilgisayar başında oturmak, video
    oyunları oynamak, hep fiziksel aktiviteyi azaltan unsurlar. Bu
    gelişmeler, yanına sağlıksız beslenme kültürü de gelince, şişmanlığı
    bir salgın haline getiriyor.

    Kaynak: American Heart Association Nutrition Committee;
    Lichtenstein AH, Appel LJ, Brands M et al. Diet and lifestyle
    recommendations revision 2006: A scientific statement from the
    American Heart Association Nutrition Commitee. Circulation 2006;
    114: 82-96.

    Çeviri: Doç. Dr. Doğan Yücel, S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma
    Hastanesi Klinik Biyokimya Bölümü


    Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu


    Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin (American Heart
    Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH)
    önlenmesini amaçlayan yeni önerileri genel olarak çok olumlu. Ama 4.
    ncü öneride olduğu gibi doymuş yağ fobisinden hala kurtulmuş
    değiller.
    Diyetteki toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı dedikten sonra günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ olmalı diyor. Yani doymuş yağlar koroner kalp hastalığını artırıyor demek istiyor ki bu bilginin bilimsel bir temeli yok.

    Günlük enerjinin en fazla %1'i trans yağ asidi olmalı diyor. Çok
    doğru. Çünkü bu yağlar oluşturdukları düşük yoğunluklu enflamasyon
    aracılığı ile koroner kalp hastalığına neden oluyorlar.
    Komite çok miktarda trans yağ asidi içerdiği için diyette
    margarinleri en aza indirmek gerekiyor diyor. Nedense tamamen
    keselim diyemiyor!

    Bu arada ülkemizdeki kalp cemiyetlerinden biri meşhur bir
    margarinin destekçisi olabiliyor. Margarinciler daha da ileri giderek
    ürünlerinin içine koydukları bazı gıda unsurlar(benekol, omega-3) ile
    kalp sağlığınızın korunacağını söylüyor. Hatta margarinlerini
    koroner kalp hastalığını tedavi bile ima edeceğini söylüyorlar. Bu
    reklamlar nedense kolesterol düşüren ilaçlara getirilen
    kısıtlamalardan sonra çok arttı. Bu firmalar herhalde kısıtlamaları

    önceden haber aldılar.

    Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi %25-35 yağ oranının %
    7’sini hayvani doymuş yağlara ve margarine ayırmış. Peki geri kalan
    %18-28 oranındaki yağlar hangi yağlar olacak. Sakın ha zeytin yağı
    demeyin; çünkü ABD’deki tüketimi çok az.

    O zaman geriye ayçiçeği ve mısır gibi yağlar kalıyor. Bu yağlar
    kalbiniz için iki yönden zararlı;

    1) Yüksek ısı ve basınçla elde edildiği için bol miktarda trans yağ asidi içeriyorlar

    2) Omega-6 oranları çok yüksek, omega-3 ise içermiyorlar.


    Kandaki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına neden
    mi oluyor yoksa koroner kalp hastalığını önlüyor mu?


    Çeşitli ülkelerde, çeşitli hastalıklarda ve çeşitli etnik gruplarda
    yapılan çok sayıda araştırmaların bir çoğunda kan kolesterol
    düzeyleri ile koroner kalp hastalığı arasında ya da ölüm sıklığı
    arasında bir ilişki bulunamamış (1-20). Yani bu araştırmalara göre
    kolesterolü yüksek olan kişilerdeki koroner kalp hastalığına
    yakalanma ve ölüm sıklığı kolesterolü normal olan kişilerdekinden
    daha yüksek değilmiş.

    Bu araştırmaların bazılarında ise kan kolesterol düzeyleri yüksek
    olanlarda koroner kalp hastalığına yakalanma sıklığının azalmış
    olduğu (10,15,20), hatta kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda
    (13, 17) yaşam süresinin daha uzun olduğu saptanmıştır.


    Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açar mı?


    Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart
    Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının
    (KDH) önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu
    önemli yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde,
    Doç. Dr. Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise
    15 Eylül 2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı.
    Yazının sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın konuyu yorumluyor.

    Günümüz diyetinde kalp hastalığına neden olduğu iddiası ile
    kolesterol ve doymuş yağlar yerine kolesterol içermeyen margarin
    ve çoklu doymamış sıvı yağları (mısır, soya, ayçiçeği) önerilmektedir.

    Kore savaşında ölen Amerikan ve Japon genç askerlerin
    otopsilerinde aterom plaklarının gelişmesi incelendiğinde az doymuş
    yağ yiyen Japonlar ve çok doymuş yağ yiyen Amerikalılar arasında
    ateroskleroz (damar sertliği) açısından bir fark bulunmamış (21,22).

    Afrikalı Samburular günde 6-7 litre çiğ süt ve yarım kilo kadar et
    tüketirler. Ortalama Bir Amerikan vatandaşının tükettiği
    kolesterolün 2 katından fazlasını tüketmesine rağmen, Samburuların
    kan kolesterol düzeyleri (170 mg/dL) Amerikalılara göre son
    derece düşüktür (23).

    Kırsal kesimde yaşayan Kenyalı Masailer günde 2 litre süt, 1-2 kilo
    kadar et yerler. Buna rağmen ortalama kan kolesterol düzeyi dünya
    ortalamasından düşüktür. Fakat şehre indiklerinde çok daha az
    kolesterollü gıda tüketmelerine karşın kolesterol düzeyleri
    kabiledeki akrabalarından daha yüksek olmaktadır(24, 25).

    Somalide sadece sütle beslenen kabilelerde hemen hiç koroner kalp
    hastalığı görülmemektedir(26).

    ABD’de 20. yüzyılın başında koroner kalp hastalığından ölüm
    neredeyse hiç yok iken, daha sonraki yıllarda büyük bir patlama
    olmuştur. 20. yüzyılın başında daha fazla kolesterol
    tüketilmektedir. Daha sora margarin ve sıvı (mısır, soya, ayçiçek)
    yağların kullanılmasında müthiş bir patlama olmuştur.


    Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol
    açmıyorsa gerçek neden nedir?


    Günümüzde aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar “kolesterol
    depo hastalığı” olarak değil “düşük yoğunluklu sistemik
    enflamatuar hastalık” olarak kabul edilmektedir (CRP artışı ile
    endirekt olarak gösterilebilir) (27-31).

    Hayvan çalışmaları Il-6 ve tümör nekroze edici faktör-alfa’nın
    ateroskleroz sürecini hızlandırdığını göstermektedir(32). Omega-3
    yağ asitleri, antienflamatuvar (iltihap önleyici) etkileri ile koroner
    kalp hastalığı gelişimini yavaşlatırlar. Rafine edilmiş gıdalardan
    uzak durarak ve bunların yerine doğal gıdaları yiyerek kronik
    iltihap rizikosu azaltılabilir.


    Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol
    açmadığına göre 20. yüzyılın en büyük yalanı niçin sürdürülüyor?


    Önce şu soruyu soralım. Mevcut durumdan kimler yararlanmaktadır?

    İlaç sanayisi, margarin ve sıvı yağ sanayisi, düşük yağlı diyet
    sanayisi, kalp ile uğraşan özel hastahaneler ve buralara malzeme ve
    alet satan firmalar. Bu piyasanın cirosu trilyonlaca dolar ile ifade
    edilmektedir. Rantın sürdürülebilmesi ancak yalanın sürdürülmesi ile
    mümkündür. Medya organlarının çoğu mevcut durumdan beslendiği
    için bu gerçekleri yeterince yazmadığı gibi kolesterol yalanını
    sürdürmektedir.
     

Bu Sayfayı Paylaş