Kalbimizin Virüsleri:Günahlar

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda DilzaR tarafından 25 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kalbimizin Virüsleri:Günahlar konusu [​IMG] [​IMG]

    ‘Acı Ama Gerçek’

    Her çağın kendine göre bir kültürü ve yaşam tarzı var. Biz müslümanlar olarak, kalıplarını kendimizin belirleyemediği bir çağda yaşıyoruz. 200 Yıl öncesine kadar Osmanlı/İslam medeniyetinin hayat tarzı ve değerlerine göre yaşarken, ortalama olarak bu tarihten itibaren, dünya hakimiyetini kesinkes eline alan Batı medeniyetinin, getirdiği hayat tarzına göre yaşamaya başladık.

    İnsanı ilgilendiren her şey değişti, algılar, değerler, zevkler vs. Bu değişime paralel olarak, insanı anlatan kavramlar ve bunlara yüklenen anlamlar da değişti. Biz de bu yazımızda, klasik kavramların ötesinde, bu ‘bilgisayar çağı’na uygun bir dille, günahın insana verdiği zararları ve kurtuluş yollarını anlatmayı deneyeceğiz.

    Bir parça mizah havası oluşsa da, insanımızın dertlerine çare olabilecek böyle bir tasavvufi analizi bir kenara atmaya içimiz elvermedi. Zira, uzun zamandır yaptığımız tahliller ve araştırmalar, günahların kalbimizi istila etmesinin, virüslerin bilgisayara verdiği zararlardan hiç de aşağı kalmadığını gösteriyordu. Bu benzetmeden yola çıkarak, başka araştırmacıların daha detaylı analizler yapmalarının yolunu açabilmek de bir başka hedefimiz olsun.


    Virüsler ve Günahlar

    Göz kırpmadan işlenen günahlar, insanın ibadete soğumasına sebebiyet veriyor. Her günahın kalbin üzerine bir is tabakası gibi kaplayıp adeta kurum yağdırdığını düşündüğümüzde, kalbi kararmış bir insan, ibadetten haz alamayacaktır. Bırakın haz almayı, o ibadeti yapmaya bile güç bulamayacaktır çoğu defa.

    Kıymetli yazar Hekimoğlu İsmail’in dediği gibi “Her haram havada dolaşan toz lekeleri gibidir. Nasıl ki lekeler lambanın camına yapışır da o ışık dışarı sızamazsa, kalp fanusu da böyledir. Haramlar kalp fanusunu karartır, insan ibadet etmek istemez. Çünkü kalpteki iman dışarı tesir edemez, dışarıdaki ilim de kalbe ulaşmaz. İşte, insanla ibadetin uzak kalmasının sebebi budur. Her günah, vücut şehrine giren bir casus gibidir. Kendini günahlardan koruyanın ibadet etmesi kolaylaşır.”
    Virüs; kısaca, başka programları veya bilgisayarları bozmak veya normal çalışmasını engellemek amacıyla yazılmış bilgisayar programları. Bir benzetme yaparak açıklayacak olursak; günahlar da aynen virüslerin bilgisayara verdiği zarar gibi kalbimizin ve ruhumuzun asıl/fıtri programının bozulmasına sebebiyet verirler.

    Her günah, tıpkı farklı sahalarda yazılan zararlı virüs programları gibi ruhumuzun ayrı bir fonksiyonunu hedef almakta ve bu amaca göre ‘işgal’ ettiği duygu fakülte(leri)mizi kendi emelleri doğrultusunda çalıştırmaktadır.

    Mesela ‘solucan’ adı verilen virüsler, bilgisayara girebilmek için kendilerini ‘dost’ gösterirler ve rahatlıkla makineye yerleşirler. Daha sonra çöreklendikleri konumlarından bilgisayarı yönetmeye başlarlar.

    Bir günah işlersiniz ve onunla vücudunuza yerleşen, ‘zulmet’ tabir edilen virüsler kalbinizi mesken tutar. Aynı şekilde, bir küçük günah da, daha büyük günahların, büyük günahlar da dinden çıkmanın (küfür) solucan virüsleri gibidir. Adeta kuluçkaya yatan bu zulmet, aynı zamanda yeni günahlar işleme arzusunun taşıyıcı virüsü gibi nefsinizi ayartmaya ve kalbinize telkinde bulunmaya başlar.

    Bir süre sonra, nefsin ısrarlı talebi, şeytanın iğva/teşviki ve kalbinizin meyletmesiyle daha kötü bir günahın içinde bulursunuz kendinizi. Çünkü, asıl programınız olan iman ve ilminiz devre dışı bırakılmış ve iradenizin yönünü belirleyen akıl aletiniz işlemez hale gelmiştir. Kalbin günah işleme kararı almasıyla, vücut azaları otomatikman harekete geçer ve adeta kontrolü başkaları tarafından ele geçirilmiş bir robot/bilgisayar gibi -Allah muhafaza- günaha sürüklenirsiniz.






    Günah Virüslerinden Korunmanın Yolları

    Günahların kalbe, ruha ve bedene hükmetmesini kabaca izah ettikten sonra, çözüme de işaret edelim. Her ne kadar hastalığı teşhis, tedavinin yarısı ise de tedavi olmadıktan sonra, kalıcı bir çözüm getirilmiş olmaz.

    Şunu hemen belirtelim ki; İçine virüs sızan bilgisayardan virüsleri tek tek temizlemek mümkünse de zahmetli bir iştir. Hatta bazen yeteri kadar ‘belalı’ bir virüs ise ondan virüs temizleme programlarıyla kurtulamazsınız. Geriye tek çözüm kalır…

    Nasıl virüs kapmış bir bilgisayara ‘format’ atılıp sıfırlanarak, programları yeniden yükleniyorsa, günah zulmetlerinden kurtulmanın en kesin tedavisi de bilerek veya bilmeyerek işlenen günahlardan dolayı Rahman ve Gafur olan Allah’a tövbe etmektir. Üstelik, tam bir temizlik için ‘nasuh tövbesi’ (bir daha işlememek üzere tövbe) edilir.


    “Kalp Tabibi, Kalıcı Çözümler Sunar…”


    Bilgisayarınızı sıfırlamak elinizde oluğu gibi her Müslüman da tövbe ederek günah defterini sıfırlayabilir. Fakat, sizin amatörce bilgisayarınızı sıfırlamaya kalkmanız; bazı bilgi ve yeteneklerin kaybına, bilgisayarınızın performansının düşmesine ve en önemlisi, yeni virüslere karşı korunma yapan programlardan mahrum kalmanıza sebep olabilir.

    Siz en iyisi bilgisayarınızı virüslerden koruyabilmek, dolayısıyla günahlardan uzak bir hayat yaşayabilmek için bir ‘kalp tabibi’nden yardım alınız. Profesyonel yardım her zaman kesin ve kalıcı çözümler sağlar. Her hizmette olduğu gibi bunun da bir bedeli vardır. Ancak kalp tabipleri, ücret karşılığında çalışmazlar. Onların sizden tek isteği, verdiğiniz tövbe sözüne sadık kalmaya çalışmanız ve koruyucu programları kurmanızdır. Bir de periyodik manevi bakımları ihmal etmemenizdir.

    Tövbe edip sözünde durabilmek, sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Amatörce denemeler yapan herkes bunun çok zor bir şey olduğunun farkındadır. Bugün tövbe edersiniz, bir gün, iki gün sözünüzde durur günah işlemezsiniz. Ama bir süre sonra, hiç beklemediğiniz bir anda bir de bakmışsınız, farkında olmadan gafletin ortasına dalmış ve günaha bulanmışsınız. Çünkü, günahtan korunmak için gerekli donanım (hardware) ve programlara (software) sahip değilsinizdir.


    Bozulan Devreler Ne Olacak?

    Her insan, fıtratının bozulması oranında, daha zorlu tedavi süreçleriyle karşılaşır. Zira, bilgisayarı sıfırlamak ayrı bir konudur, bozulan parçaların bakım ve tamiri ayrı…

    Herhangi bir kullanıcı gerekli bilgiye sahipse bilgisayarına ‘format atabilir’ ama bozulan devrelerini tamir edemez. Bu devre ve kartları ancak bu işin uzmanı olan bir mühendis tamir edebilir. Veya onun talimatlarına uyan bir teknisyen de bazı basit bakımları yerine getirebilir.

    Bir insan çocukluk ve yetişme sürecinde, nasıl bir hayat tarzına sahipse, davranışları ve manevi aletleri (akıl, kalp, latifeler) o yönde şekillenir. İslam/Fıtrata aykırı bir hayat tarzı ve gaflet ortamı, daha çocukluğundan itibaren karakter ve kişiliğimizin olumsuz yönde oluşmasına tesir eder.

    Sağlam bir inanç ve Allah-Peygamber sevgisi ile yetişmeyen her çocuk/genç, ortamın ‘kötü’lüğü ölçüsünde fıtrattan sapar. Bir de etrafında örnek alıp kendini düzeltebileceği, örnek insanlar yoksa, iyi ahlaktan tamamen mahrum kalabilir.

    Bu durumda, diyebiliriz ki nasıl, bozulan programlarımızı, bir yenisiyle değiştirmek zorunda kalıyorsak; gaflet ve günahların tesiriyle, ilim ve feyiz noksanlığından bozulan ahlakımızı, duygularımızı da yeni ve fıtri olanla değiştirmemiz gerekir. Bu da ehil bir kalp doktorunun ecza deposundan alacağı, iyi ve güzel ahlakları bize şırınga etmesiyle (tasarruf) mümkündür.

    Şimdilik bu kadarıyla yetinelim. Fakat en azından şunu ortaya çıkarmış olduk ki; virüslerin bilgisayar üzerindeki tahribatı, günahların maneviyatımız üzerindeki bozucu etkisi yanında hafif kalmaktadır. Özellikle, bozulan bir bilgisayarı çöpe atma imkanımız varken, dünya ve ahiret saadetimizi tehlikeye atma şansımızın olmadığını düşündüğümüzde…

    [​IMG]
    BAĞLANMAMIZ GEREKEN

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem):
    - Size, Allah'ın kendisiyle günahları yok edip, dereceleri yükselteceği hayırları haber vereyim mi? buyurdular. Ashâb:
    - Evet, yâ Resûlullah! dediler. Resûl-i Ekrem:
    - Güçlükler de olsa abdesti güzelce almak, mescitlere doğru çok adım atmak, bir namazı kıldıktan sonra öteki namazı beklemek. İşte ribâtınız, işte bağlanmanız gereken budur" buyurdular.

    (Müslim, Tahâret 41. Ayrıca bk. Tirmizî, Tahâret 39; Nesâî, Tahâret 180; İbni Mâce, Tahâret 49, Cihâd 41)



    SÜLEYMAN KARAKAŞ

    İBADET GÜNAHI TEMİZLER

    Benim Hakkımda Seni Kim Aldattı!
    [​IMG]

    Hz. Peygamber (sav) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

    “Ölü mezara konduğu vakit mezar: ‘Yazıklar olsun sana ey âdemoğlu, benim hakkımda seni kim aldattı? Benim fitne, karanlık, yalnızlık ve kurtlar, böcekler yeri olduğumu bilmiyor muydun? Üzerimde bir ileri bir geri gezinip dururken beni düşünmedin mi?’ Der.”

    “Şayet iyi insan ise onun namına bir yetkili mezara cevap verir ve der ki: ‘Bu adam iyiliği emretti ve kötülükten sakındırdı ise ne dersin?’ Mezar: ‘O zaman ben onun için yeşil bir bahçe olurum. Cesedi de nur olur ve ruhu Allah'a yükselir.” (Taberani, Hâkim, İbn Ebi'd-Dünya)

    İnsan bir yere oturduğu zaman, altına halı ya da minder seriyor. İşte kabir toprak olduğu için oraya bir şeyler döşemek lazımdır. Kim salih amel işlerse, Allah-u Zülcelâl, onun kabrine halılar ve döşekler serer.

    Buna göre her Müslüman için gerekli olan şey, kabir azabından Allah'a sığınmak ve kabre girmeden önce salih ameller işleyerek orası için hazırlanmaktır. İnsan kabre girdikten sonra, bir tek iyi amel işlemek için geri dönmesine izin verilmesini ister, fakat bu arzusu yerine getirilmez. İşte o zaman pişmanlığa gömülür.

    O halde aklı başında olan kimse, ölülerin durumunu düşünmelidir. Ölüler iki rek’at namaz kılmak için veya bir defa kelime-i tevhid söyleyebilmek için veyahut bir tek kere Allah-u Zülcelal'i zikretmek için izin isterler, fakat kendilerine izin verilmez. O zaman da günlerini gaflet içinde harcıyorlar diye, yaşayanlara hayret ederler.

    Onun için Yahya bin Muâz (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir: "Ey Âdemoğlu! Rabbin seni selamet ve esenlik yurdu olan cennete davet etmiştir. Sen dünyada iken bu davete icabet edersen, o yurda girersin. Fakat kabre konulduktan sonra, icabet etmiş olmayı temenni edersen, iş işten geçmiş olur."

    [​IMG]

    Bütün Dünyayı Verirdim

    Salihlerden bir zat ise şöyle anlatmıştır: “Allah yolundaki bir dostumu öldükten sonra rüyada gördüm. Hal hatır sorunca ben: ‘Elhamdülillah’ dedim. Ölmüş dostum: ‘Şimdi ben senin söylediğin bu sözü dünyada diyebilmek için bütün dünyayı verirdim.’ Dedi.”

    Kabir, yılanların ve böceklerin evidir. Orada bunlardan kendimizi muhafaza etmek için bir şeyler hazırlamak lazımdır. Bunun hazırlanması da, Allah korkusundan ağlamaktır. Allah korkusundan ağlayan kimseye, kabirde yılan ve akrepler yaklaşmaz.

    Şöyle anlatılmıştır: Bir adamın, küçük bir çocuğu vardı; yatakta kendisi ile birlikte yatardı. Gecelerin birinde titremeye başladı; uyuyamadı. Babası ona şöyle sordu:

    - Yavrucuğum, bir yerin mi sancıyor? Çocuk şöyle dedi:
    - Hayır babacığım, bir yerim ağrımıyor. Yarın perşembe, çalıştığım dersleri sunacağım, öğretmenim benden öğrendiklerimi dinleyecek. Öğretmenimin, bende hata bulmasından korkuyorum. Bana darılıp dövebilir.

    Çocuğundan bu sözleri dinleyen adam, bağırmaya, başına toprak saçmaya başladı, ağladı. Kendi kendine şöyle dedi: "Oğlum bir kul olan hocasından bu kadar korkuyor, ben bu kadar günahlarımla niçin Rahman Allah'a arz edileceğim günü düşünerek, kudret ve azamet sahibi olan Allah'tan korkmuyorum.”

    Ubeyd bin Umeyr şöyle demiştir: "Her ölüye mezarı şöyle seslenir: ‘Ben karanlık ve yalnızlık yeriyim. Şayet hayatında Allah'a itaat ettinse, bugün ben sana rahmet yeri olurum. Eğer asi isen, ben sana azap yeri olurum. Ben öyle bir yerim ki, itaat ettiği halde bana gelmiş olan sevinmiş olarak benden çıkar. İsyankâr olarak bana giren de helak olarak çıkar.’ Der.”


    Dünyaya Muhabbet Büyük Tehlike

    İnsanın kanaatkâr olması gerekir. Yoksa bütün dünya insanın olsa, yine de doymaz. Çünkü Hz. Peygamber (sav) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

    "İnsanoğlunun bir vadi dolu altını olsa, ikincisi de olsun diye temenni eder. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doldurur." (Buhari, Müslim, Tirmizi)

    Onun için insan, nefsinin kanaatkâr olması için çalışmalıdır. Yoksa insan, mal ile zengin olmayı yine isteyecek ve bu sefer hırs meydana gelecektir. İnsan, hırs ile malın peşinden koşarken, bir gün Azrail aleyhisselam onun göğsüne oturup ruhunu alacaktır. İnsanın dünyaya bu şekildeki muhabbeti çok tehlikelidir.

    Allah-u Zülcelal'e ibadet, insan için ne büyük bir nimettir. Allah-u Zülcelal’e ibadetten geri kalmayalım. Özellikle namaz, insan için çok büyük bir nimettir. Allah-u Zülcelal, namaz kılan insan için kendi kapısını açmıştır. Namaz ile O'ndan ihtiyaçlarımızı istiyoruz. O da ihtiyaçlarımızı yerine getiriyor. Çünkü namaz öyle bir nimettir ki, onunla insanların günahları af ve mağfiret oluyor.

    Ebu Zer radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: "Hz. Peygamber (sav) yaprakların döküldüğü bir kış mevsiminde dışarı çıktı, ağacın birinden bir dal kopardı, bu daldaki yapraklar dökülmeye başlayınca:

    - Ey Ebu Zer! Dedi. Ben de:
    - Buyur, ya Resulallah! Dedim. Şöyle buyurdu:
    - Mümin bir kul, Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle namaz kıldığı zaman, günahları bu ağaçtaki yaprakların döküldüğü gibi dökülür." (Ahmed bin Hanbel)

    Onun için namaz ve diğer ibadetlerden geri kalmayalım. Görüyoruz; bu ahir zamanda günahlar bir deniz gibi dalgalandığı için illaki bir hata ve günah işliyoruz. Eğer bize sevap kazandıracak bir hayır yapmazsak, o günahlar gitgide çoğalacaktır. Fakat sevap kazandıracak hayır işlerde bulunursak, Allah-u Zülcelâl o günahlarımızı affedecektir.

    Allah-u Zülcelâl çok merhamet sahibidir. Bakın ayet-i kerimede ne buyuruyor: "Allah, kullarını selam yurduna (cennete) çağırır..." (Yunus; 25)

    İşte, Allah-u Zülcelâl kullarını cennete çağırıyor. Cennet selamet yurdu, tehlikelerden uzak kurtuluş yeridir. Allah-u Zülcelâl bizleri cehennem ateşinden muhafaza etmek için oraya çağırıyor.

    İşte herkes kendi kendine: "Acaba kalbimde Allah rızası için bir istek var mı? Yoksa dünya keyif ve sefasına mı meraklıyım?" diye düşünmelidir. Kendimizi kurtarmak için ister Allah-u Zülcelal'in korkusundan, ister cehennem azabından kurtulmak için ister cennete girmek için isterse Allah'ın rızası için ibadet yapalım.

    Bunların hepsi Allah-u Zülcelal'in yanında makbuldür. Fakat hepsinden daha ziyade, O'nun rızası için ibadet yapmak; cennete girmek veyahut cehennemden kurtulmak için ibadet yapmaktan daha makbuldür. Fakat nihayetinde, bunların herhangi biri için de olsa, ibadet yapmamız gerekir.

    Bu ahir zamanda kendimizi temizlemek için ibadet yapalım. Çünkü ibadet, Allah-u Zülcelâl’e karşı işlenen günahları temizler. Allah-u Zülcelâl o ibadet dolayısı ile kendisine karşı yapılan günahları affeder.

    Allah-u Zülcelâl kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin, âmin.

    [​IMG]
    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş