Kalbi Kendinden Kaçan

'Aşk-Sevgi-Evlilik Sözleri' forumunda Mavi_Sema tarafından 5 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kalbi Kendinden Kaçan konusu
    Gidiyor, bak işte havalanmış gidiyor. Sanki uzatsam ellerimi geri getirebilecekmişim. Aynı zamanda her an kaybolacakmış gibi. Her yere ve her şeye eşit uzaklıkta… Kalbim, giden bir kırmızılıktan başka bir şey değil!

    [​IMG]

    Boşluğunu nasılsa dolduramayacağım bir yokluğun yara izi. Pil takılsa da iflah olacak gibi değildi. O yüzden özgür bıraktım. O ise gitmeyi tercih etti. Ah Kalbim!
    Hangi duygu, giderken geriye dönüp bakmayan bir kalbin ağrısından daha ağırdır ve hangi hüzün, aynı cinstendir aklını kaçırmak üzere olan bir kalbinkiyle?
    Bütün bunları yaşamak için hangi filmi yarıda bırakıp çıktım salondan?
    Hangi otoyolda stop ettirdim yaşantımı?
    Hangi varoşta kaldı klasik müzik zevkim?
    Hangi kırık dökük barakada saklandı fotoğrafımın ışığı?
    Resimlere gizlenen renklerden ve dilini bilmediğim tüm aşk şarkılarından öte bir şey bu!

    Kalbin Rolü
    Seyircilikten farklı bir tınısı vardır rolü sahneleyip yeri geldiğinde çekilebilmenin, aynı zamanda dayanılmaz bir ağırlığı…
    Bir kalbin rolü nedir hayat sahnesindeki? Vücuda kan pompalamak belki sadece. Bunun böyle olmadığını ‘kalem sahibi’ büyüklerin damıttıklarından biliyorum. O yüzden belki de İngilizce hocamın “What is love?” sorusuna “Love is the reason for my existence!” diye cevap verişim.
    O olmasaydı, olabilir miydik biz? Olabilir miydi koskoca bir cihan? Aynalardaki suretler, biçimsiz gölgeler, keskin köprüler, sırattan sözler…
    Ol(a)mazdı hiçbir şey!
    Aşk olmasa…
    Olmasaydı kalbimiz ağrımazdı bu kadar!
    Ve kalbi kendinden kaçan küçük kızlar da ol(a)mazdı.

    Kalbi Kendinden Kaçan
    Yenilgiye mahkûm bir okyanus dalgasıydı(n).
    Kıyılara vurup sonra tekrar okyanusuna dönen…
    Kendini tekrar ede ede inkâr eden…
    Oysa kıyılarına vurduğun yalnız adanın kumları yağmur bekliyordu.
    Muson değildi beklediği.
    Musonla birlikte mevsimlerin acımasız yüzüydü görünen.
    Mevsimler nasıl oldu da ‘muson’ a dönüşüp yitirdi anlamını?
    Nasıl oldu da bir sözcüğün farklı yüzleri oldu rüzgârla gelen yağmurlar: mevsim-mousson-muson…
    Nisan’dan Eylül’e değil midir yaz musonları?
    Hani, denizle kara arasındaki sıcaklık farkından kaynaklanır ya dev dalgaların şiddeti.
    Uzak diyarlarda da olsa, okyanusların gözyaşları bulur sonunda bizi.
    Belki ingin bir limandı aradığın senin de.
    Kendinden kaçan bir dalganın vurduğu sığ bir kıyı duruyordu orada.
    Sonra vurduğun kıyının aslında kumsaldan çok taşlık olduğunu gördün.
    Kaçtın kendinden.
    Geri çekilirken vuruşarak çekilen dev dalgalar gibiydin.
    Bir yıkım bırakarak ardında, bir yağmur seli…
    Çekildin!

    Küçük Kız
    Ne oldu söyle bana?
    Yağan yağmurlar ne zamandan beri ‘muson’ oldu ülkende?
    Ne zamandan beri ‘lâl’ sözlerin?
    Ne zamandan bu yana pencerede gözlerin?
    Bir kuş uçuyor, göç ediyor kendi ülkesine; bir kız ölüyor, gidiyor başka bir yere…
    Kalbi kendinden kaçan küçük kızlara ne olur ki başka bundan?
    Dudaklarında hafif bir sızıntı kandan…
    Kalbinin rengi!
    Oysa ellerini uzatmıştı yakalayabilmek için onu.
    Bir boşluk kalıyor geriye, bir koyuluk, bir yokluk…
    Sonra dönüp gülümsüyor birden güneşine.
    Bekle beni geleceğim, diyor ardından.
    Kendinden kaçmasına izin vermek istemiyor kalbinin.
    Belki bundandır hep aynı şarkıları dinlemesi…
    Hep aynı tarz filmleri izlemesi…
    Aynı tarz yazarları okuması…
    Ve benzer sözcükleri seçmesi yazısında.
    Kalbi kendinden kaçan küçük kızlara ne olur ki muson yağmurlarında?
    Boşluğu doldurabilir mi yağmurun elleri?
    Dindirebilir mi yasları yaşlar?
    Kıymık batığı bakışlardan saklayabilir mi küçük kızları yeni âlemler?
    Yoksa en iyisi sonsuz bir dehlizde kaybolup gitmek midir küçük kız için?
    Kaçan kalbinin ardından…


    Merve Koçak Kurt
     

Bu Sayfayı Paylaş