Kahraman Tazeoğlu - Susacak Var (Kitap Ozeti)

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda NeslisH tarafından 30 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kahraman Tazeoğlu - Susacak Var (Kitap Ozeti) konusu
    Zaman-sızıma,


    Sana mektup yazmak nerden aklıma geldi bilmiyorum. sanırım
    hüzünlü kızlara özendim. öyle afili bir şey bekleme benden. giriş
    gelişme sonuç olmayacak tıpkı sen ve ben gibi bir bütün
    olamayacak.

    Gönül yazımı bilirsin düzensizdir, birazda okunaksız.
    Anlatacaklarım var. Sadece dinle....


    Sessizliğini dinledim uzun bir süre. Düşündüm taşındım çözümünü
    bulamadım. Özlemek neden bu kadar yorar insanı? “özlem”
    isminin eyleme dönüşme çabasından mı? “Düş” ün, “düşünmek”
    kadar büyümek özentisinden mi beynimin içindeki tüm hayallerin
    çocukluktan vazgeçip başımın etini yemesi? Ne zaman lafın bir
    ucu sana çıksa sonuna gelemeden heba oluyor gülümseyişlerim.


    Yorgunum…


    Şu saatlerde sıcak çekildi kapı eşiğine. Senin rüzgarların var
    sen kokan. Zaman öldürüyorum geçmişi yoklayarak, leşlerim
    çoğalıyor. Dip balığı oluyorum. Tüm bu çırpınışlarım tek bir
    nefeslik su yüzüne çıkıştan öteye götürmüyor beni.
    Yüzün geliyor gözlerimin önüne beni dinlerken kalkan kaşlarına
    asılıyorum tut beni çıkar diye…. gözlerinde boğuluyorum…


    Sol yanıma yatsam seni uyusam, hep rüyada kalsam... içim
    dilime vuruyor, konuştuklarım incir çekirdeğine yetmiyor;
    sakladıklarımdan ve senden bahis açmama inadımdan. Burnumu
    bir karış dikiyorum havaya, içim düşüyor. Oysa söz vermiştim
    kendime, üzerime giydiğim güçlü kız kostümü çıkmayacak, çıksa
    da senin haberin olmayacak diye. Varlığımla yokluğum ayırt
    edilemez olacaktı senin için, “herkes” olacaktım ve belki “hiç
    kimse”....


    beceremedim…


    Kimse görmeden, tutup elinden kaldırdım içimdeki ufaklığı. Çok
    acımış, kimseye belli etmedim,edemedim.. Teselli bile aramadım
    kızgınlıklarıma, hakkımdı bu kara isyan. Sonra fark ettim ki ben
    bu zamana ait değilim ve biliyorum sende... o yüzden hep “
    an”larda teğet geçtik birbirimizi.


    Ama içime dokundun bir kere . Parmak izlerin duruyor
    bakışlarımda. Nereye baksam senden bir iz bırakıyorum. Bu
    aralar kendime hep suçüstüyüm. Islah olmaz bir özlemim ve
    korkak bir mantığım var. Tek dinginliğim kelimelerin. koklayıp
    koklayıp saklıyorum hafızama. arşivimde acılarım var benim.
    Rutubetli; güneşe serip kuruttuğum Tozunu alıp, halı altında
    biriktirdiğim hatalarım. seninse anlatmadığın masalların var.
    "sus"ların kucağında çocuk masumu yüzün ve küfrengi
    günahların.....


    Baksaydın korkmayıp gözlerime. Sana keşkelerimi sunacaktım terketmeden bahar kıpırtısı içimi.

    Yalpalamayacaktım bugünlerde yarınlara inançsızlığımla ve biliyor
    musun “kal” deseydin

    rüzgarlarla getirdiğin son hecemle kavrulacaktı bahar bitimi...

    Çırılçıplak sevdalar dört mevsimdi. ayı günü yoktu.gidenler
    tekrar gelebilmek için gitmişti.ihanet sayıldı. sükut altındı;
    yağmur gibi çisil çisil, acıkmış bir nefesin dudaklarında tadımlık.
    korkaklık sayıldı.

    Dinleseydin aryaları, kulaklarına çalınan tını; sevgilinin sızlayan
    ahına eşti.... Yoldaştı sayıklamalara in-ce in-ce in-ce ...

    Bil(e)medin...



    Yaşananların üstünü örtecek kadar şeffaf bir kelimem yok. Sen
    bilirsin ürkekliğimi, tarihten çalınmış eğreti
    kahramanlığımı...çekerim kılıcımı zamana ama kesip atamam
    biriktirdiklerimi. Gözlerim yağar, toprak kokar ve filizlenir
    kabuk bağlayan yaralarım. Dilek kipleri bağlarım.... .



    Kaçışlarım sana meyilimdendir . Sessizliğine sığınışım
    kabullenişimdir her şeyi. Sakın “neden” diye sorma. Verdiğim
    her cevap mayındır pişmanlığıma.


    Ve bu bir iç dökümdür çağıl çağıl. Bil ama bilme…..



    Su Kuşun





    Aşk suskunluğumdu benim!

    Kendime ırak bir kentten çok sesli bir ağırlama, içten bir
    ikrarın yetmeyen teşekkürlü karşılığı. Oysa sunulan hayattı,
    yazgısında deli kız oyası. Deliksiz uyuyacağım, geç kal bu gece.


    Aşk yanımdı benim!

    Kelimesiz, hecesiz ama ağlamaklı... Yerlerde sürünen
    gözyaşlarımda yalnız olmamanın iması!

    Acele etme bu gece. Tam vaktinde gelişinden değil mi
    öncemizdeki aşklar?
    .

    Aşk vurgunumdu benim!

    Yaralı ama kansız... Acılı ama feryatsız… Ağlayan keman,
    sızılanan kaval… Beklenmedik ihanetti buluşmamız. Yıllardır vardı
    ve çok az yakardı. Şimdi burada, sahibinden uzak…


    Aşk yazımdı benim!

    Aşk yazdığımdı, okuduğundu. Bu geceyi geç ömrümden. Bu gece
    geç bir vakit ömrümde. Oturduğum masada şaraplık bir tat,
    tütünde tutuksuz bir nefes. Yetişme bana, geç kal! Erkenciliğin
    değil miydi, bize koca bir geleceği geciktiren?


    Aşk heyecanımdı benim!

    Vursalar ölmezdim o heyecandaki kadar. Sevseler mutlu
    olmazdım o titremedeki kadar. Voltalar uzuyordu ayağımda.
    Zaman uzuyordu. Sancı sığmıyordu bedenime. Delilikti,
    serserilikti, güzeldi…


    Aşk itirafımdı benim!

    Okunan, dinlenen ama bilinmeyen... Söylesem, dilimde kekremsi
    bir tat bırakırdı. Sustum, dilimle geldi bütün belalar… Dili
    belası sayfalarımın övgüleri, asılı kaldı aklında. Şımarıklığım
    korkun oldu, usluluğum hayalin! Değişemedim onca değişimde,
    onca yenilikte… Buydum ben, bulduğun gibi. Koruduğum aslındı,
    kaybettiğim aslım!


    Buydu galiba aşk!

    En can alıcı noktada bir İstanbul kaçağı, birçok A’lı kent
    kaçamağı, bir gözyaşı bozgunu, bir kavuşma, bir ayrılık ve bin
    ölüm… Sayısız dirilişte aynı yemin! Döndüğüm sözümde hayâsız
    yalan. Tek varlığım ve tek yokluğum… Yaram ve merhemim…
    Kazanmadığım ama hep kaybettiğim. Evet, buydu aşk!


    Aşk yasağımdı benim!

    Uzaklığını ölçtüğüm bir şarkı, tınısını mırıldandığımda anlamı
    beynime oturan bir müzik. Tuzağı yoktu arada. Geçit veren
    dağlar, ayağa dolanmayan yollar ve aşıldıkça genişleyen,
    bereketinde güneş kavrukluğu ovalar… Geç kal bu gece,
    zamancılığın değil miydi bizi bekleten, duvar önü ameleliliğinde?


    Aşk çözümümdü benim!

    Düğümlerin çıkmazından, elime düşen tek bir seni seviyorum’du.
    Gelişemedik uluorta. Durduk bulanıklığımızda; durulmadık
    durgunluğumuzda. Çarptık, düştük… Ayağa kalktık yardımsız.
    Seni seviyorum’du her şeyin en baştaki sonu. Söyledik, duyduk,
    yeniden düştük ve kalkamadık yardımlı. Gelmedi acil adamlar.
    Sen yine de, bu gece gelirken yolu uzat ve getirme yanında,
    başka yarınlarını.


    Aşk engelimdi benim!

    Burkulan yanıma yerleşen yalnızlığına eş, diğer yanımda onmaz
    bir gelecek…

    Artık bir gece bu karanlık! Gelme, kendim kendimi avuttum!
     

Bu Sayfayı Paylaş