Kahraman Tazeoğlu (Kahraman Tazeoğlu Kimdir? - Kahraman Tazeoğlu Hakkında)

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda UquR tarafından 5 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. UquR

    UquR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kahraman Tazeoğlu (Kahraman Tazeoğlu Kimdir? - Kahraman Tazeoğlu Hakkında) konusu
    Kahraman Tazeoğlu (Kahraman Tazeoğlu Kimdir? - Kahraman Tazeoğlu Hakkında)

    [​IMG]


    Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.

    Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.

    Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

    Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı... O gün çok ağlamıştı.

    Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”...

    İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

    12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı...

    Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.

    Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

    Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı...

    Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

    Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

    Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır...

    Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

    Kitapları:

    *Seni Içimden Terk Ediyorum (Şiir), 2001 (Yedi Harf Yayıncılık)

    *Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (Şiir), 2002 (Birey Yayıncılık)

    *Mavi Ada Mektupları (Mektup), 2002 (Birey Harf Yayıncılık)

    *Tutsak Mektuplar (Mektup), 2004 (Yedi Harf Yayıncılık)

    *ARAZ (Roman), 2005 (Yedi Harf Yayıncılık)

    (Radyo7/Mavi Ada Programı sunucusu)



    Yokluğun soğuk bir savaş gönlümde… Seni beklemekten vazgeçiyorum… Uzayan tutsaklığımda,dalgalanan esaret bayrağının altında, dökülen kanda boğuluyor gülüşlerim… Üzerine çığ düşmüş beklentilerimin hareketsizliğinde, umutlarımı birbirine çatıp duruyorum…

    Kalemimde ölü şairlerden hırsızlama harflerle, tekil cümleler kuruyorum acılarla uyumlu… Saçlarımda kelepçesi hükümlü rüzgar…savruluyorum… Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden… Gün yüzünü dönerken geceye, düştüğüm tepelerine yeniden tırmanıyorum , kendi mazoşist duygularımla… Herkes uyurken düşlerine, ben sevilmediğimin altını çiziyorum,parantezi bol satır aralarında.. Çizdikçe çoğalıyor yalnızlığım… Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden… Senin için bir dalgınlık daha tutuyorum aklımdan… nikotine kesmiş verem kokulu odamda; ( d )alıyorum bir fincan kahveyle sensizliği,kırk yıl kalasın diye hatırımda…
    Hüzünlü yaz( g )ılar baskı kurarken sürgün yanlarıma, Tenimde unuttuğun yangınlarda ısınıyor sözlerimin sahte sahipleri… Oysa sana ( k )aralamıştım tüm bildiklerimi.. Kararlı yürüyüşlerde ıslıkla çalınan marşlara eşlik etmiştim, aldırmadan tel örgülerin yırtıcılığına…yeni bir ülke kurar gibi anlatmıştım umutlarımı… Şimdi kararlı adımlarıma yılgınlık dayatan sevdanın sus işaretiyim… kimse bilmez kederden kanayan ,ağır yalnızlığımı… Acıların ağır abisi demiştin bana… kim hesaplayabilir ki gönül kırıklarımın hacmini… Kıldan ince hasretimin keskinliği ve atomdan ağır sevdamın yok edici yakıcılığında,bir ben biliyorum gecelerin bitimsiz uzunluğunu… Yazmakla tamamlayamıyorum kendimi… Bana bile kendini anlatamamış ben’i anlatıyorum sana… Olur da anlam bulurum diye yüreğinde…
    Anla(ya)mıyorsun… Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum…
    Sus-konuş vardiyalarında,sinsi ağrılar çörekleniyor göğsümün sol cenahına… Ve duman çöküyor bu yüz duman… İçimde ayaklanan en militan duygularımı kelepçelesem; Bu aşk terörden kurtulur mu ? Bu büyük yıkımdan ağrısız günler çıkarmı?… Çıkmazındayım işte !... Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum… Artık çek işvebaz bakışlarını gözlerimden…Sesini sesimin üstüne koyma … Ya öldür beni ! Ya da yaralı bırak sevni sevmeler ülkesinde… Vazgeçmekten başka işim kalmadı benim…
    İÇİ DOLDURULAMAMIŞ BİR SEVDANIN BOŞLUĞUNDA SENİ KAYBETTİM…
    (d)arlandım…Katı bir “ES” le bitti bu şarkı…
    Susuyorum…

    Yazı:H.KARADENİZ
    Okuyan:Kahraman Tazeoğlu


     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 25 Mart 2011
  2. UquR

    UquR Üye

    [​IMG]

    SENİ İNTİHAR ETTİM

    Deli dolu geçtik ateş hatlarından
    Sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
    Sevdikçe korktum
    Korktukça daha çok sevdim
    Er geç birbirini boğacaktı bu duygular, biliyordum
    Neden sonra farkına varıyor insan
    Ayağına takılan bütün taşları
    Yoluna kendi döşediğinin

    Senin yarınlara inancın benden yüklüydü
    Daha cesaretliydin
    Planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
    Er geç açacaktı, biliyordun
    Deli sevdalı çocuk ruhumun
    Nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
    Değersiz değerlere sırt dönmüş, güvenli saflığında
    Bir sonsuzluk buldun kendine
    Ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
    Sonra birden
    Yeşil bir kentte
    Ilık bir yaz gecesine astın beni

    Sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
    Ödedim
    Cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
    Son sözün
    Ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
    Geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
    Anılar kemirdi yüreğimi
    Felç oldu hislerim
    Zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
    Tek bir saniye bile süzülmüyordu
    Ters çevirmeye cesaretim yoktu
    Çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
    Korkağı olmuştum

    Aşkların sonrasında hüzün vardır
    Ya sen hüznü boğarsın
    Ya da hüzün seni boğar
    Ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
    Yaralı kuş rolüne soyunacağına
    Yürümeyi denemelisin
    Hayata dönmelisin

    Bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
    Ve sonunu infaz ediyordu içimde
    O gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
    Ölen ben olurdum
    O gece
    Hayatın lekesiz bir anında
    Seni intihar ettim
    Şimdi katil benim

    Artık güncemde bir boşluksun
    Yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
    Ve sana ait sandığım her şeyin
    Aslında benim olduğunu öğreniyorum
    Hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
    Kendimi keşfettikçe
    Seni kaybediyorum
    Ve ufkuma sensizliği
    Korkusuzca geriyorum

    Kahraman Tazeoğlu




    “Yalnızım çünkü sen varsın”

    “Gel”, desen gelirdim
    Gittiğin uzakta bendim
    Dağ gibi bir ihanetten düştüm
    Bu kendime son gelişim

    Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
    Kendimi suçüstü yakalıyorum
    Ve kentsizliğimin isimsizliğini
    Araz’a uyak düşüyorum
    Gözlerime senden düşler sürüyorum
    Islak bileklerim kan bayramına yatıyor
    Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
    Sonra bir durağa yaslanıyorum
    Sonra bir kente
    Ve sen gidiyorsun
    Ben kanıyorum
    Diyorlar ki “kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun”
    Oysa “gel” desen gelirdim, biliyorsun

    Yorgun Haliç’e biraz inat
    Biraz ihanet bırakıyorum
    Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
    Aklıma düşüyorsun
    Düşüyorum
    Düşünce
    Üşüyorum
    Azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
    Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
    Yalanlarımla bir hiçlikteyim
    Beni içinden kaç!

    Bu kentte her yağmur kendini ağlar
    Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
    Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
    Nerde, kimi üşüyorsun?
    Artık kendini yakan bir ateşim
    Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
    Şimdi boş duraklarda yaslanıyorum
    Boş kentlere
    Oysa “gel” desen gelecektim

    Gün düşlerime dönüşlerimde
    Bakışın içiyor beni gözlerimden
    Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
    Uzaklığına uzanıyorum
    Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
    Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
    Yıkılıyorum şarkılara
    “Kimseler biliyor”
    Yalnızlık dostumdu
    Şimdi korkum oluyor
    Oysa “gel” desen gelecektim

    Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
    Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
    Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
    Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
    Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
    Düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
    Uysal yalnızlıklar satın alıyorum
    Gülüşümle ödeyerek
    Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
    Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
    Cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
    Kirli sözlerimi temize çekme
    Oysa “gel“ desen gelecektim

    Gözlerim ihanete ihbar taşıyor
    Kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
    Sözü namluna sürmelisin şimdi
    En yaralı yanımdan vurmalısın beni
    Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

    Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
    Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
    Susuşuna kan döküyor gözlerim
    Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
    Oysa bilmelisin Araz’ım
    Kimsenin içi görünmez
    Ve hiç bulamadıklarını
    Asla yitiremezsin
    Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
    Söylenecek bütün sözler

    Her sabah akşam oluyorsun
    Alnından ellerine damlıyorsun
    Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
    İçine dert oluyorsun kentin
    Dışına yağmur
    Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
    Duvarların kan öksürüyor
    Ve sen
    Başkalarının gözlerini
    Yüzümde aramamayı öğreniyorsun
    Beni bir durağa yaslıyorsun
    Beni bir kente
    Gidiyorsun
    Oysa “gel” desen gelecektim

    Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
    En susmakta neydi öyle
    Sen en dinlerken
    Biliyorum Araz’ım
    İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı
    Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
    Gece cinnetlerimi de alıp yanıma
    Denize bakmayı bilmeyenler
    Bir gün mutlaka boğulur
    İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım

    Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?

    Ben şimdi gurbetim
    İçimde taşıyorum
    Heba olsa da senlerce yılım
    Oysa “gel” desen gelecektim

    Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
    Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
    Şairler ölüdür derler (inanmıyorum)!
    En karanlık ceketimi giyiyordum
    Işığa kördüm çünkü
    Şimdi ise güneşe ilerliyorum
    Dirilmek için

    Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
    Gecenin kör gözünden utanıyorum
    Hadi bana en militan kelimelerle saldır
    Batır içime cümlelerini
    Beyhude bir dehşet bırak bana
    Hak ediyorum

    Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
    Can kaybından ölüyorum
    Cenazemde namaz kılacağım
    Zan altındayım
    Yalanıma inanıyorum

    Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
    Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
    Kinim kendime
    Susuşum sana
    Küsüşüm tüm dünyaya
    Üstü kalsın ihanetimin
    “Gel” desen gelecektim
    Yine bir tren geçiyor içimden
    Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
    Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
    Görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
    Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
    Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
    Süsle beni ey aşk!
    Geçtiğin yerleri öpüyorum

    Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
    Dişlerindeki nikotin tadı terkimde
    Sirenler ve ateş hatları içip
    Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
    Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
    Ve bir asansör kapısı önünde
    Aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
    Ben habersiz gülümsüyorum
    Yasadışıyım
    Tutukla beni gözlerimden

    Kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
    Öldü kanımdaki mürekkep balığı
    Solumdaki sise intihar etti intiharlar
    Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
    Yaşamak için geç bir zaman
    Ölmek için ise erken

    Çok davullu bir senfoni sürçüyor
    Dikiş tutmaz ayrılığımda
    Kirpiğinden yapılma bir darağacına
    Geceyi asıyorum
    Yoksun
    Bu yağmurlar ıslatmıyor beni
    Bir durağa yaslanıyorum sensiz
    Gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
    “Gel” desen gelecektim oysa

    Kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
    Şimdi herkes biraz sen, biraz acı
    Göğsümde bir vagon
    Gizli sözler batıyor
    Fırtınalar çıkıyor üstüme

    Şakağımda
    İntihar acemisi bir şairin
    Delilik provaları
    Arkandan uluyan kapılardan
    Söküyorum kokunu
    Yokluğunu kokluyorum
    Yokluğunu yokluyorum

    Çöz gözlerimi senden hadi !
    Ücranda yak bakışımı
    Gözlerine bekçi sevdam
    Dünden ve senden kalmayım
    İçine her düşen
    Kendi keşfi sanıyor seni
    Oysa sen
    Melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
    Ve kendini acıtmak istiyorsun
    Ama güller kendine batamaz
    Bilmiyor musun?
    "Gel" mi diyorsun?

    Herkes kendi gördüğüne bakar
    Peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
    Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
    Hadi ! en kanadığımız yerden susalım
    "Gel" desen gelirdim
    "Git" dedin ve gittin

    Aşka...
    Rüzgara...
    Ayrılığa...
    Zamana...
    Eyvallah...

    Kahraman Tazeoğlu

    Seni Yine Terkedeceğim

    Seni yine terkedeceğim
    Ve bilmediğim dillerde ağlayacağım
    Kirpiğime tuz düşecek
    Sevgim kadar büyük değilmişsin diyeceğim
    Ve seni yine terkedeceğim

    Bir kapı aralığında bırakacağım ellerini
    İsimsizlikler doğurmaya yatacağım bu yosun kentinde
    Ne ilk gelensin ne son giden
    Seni bana terketmelerine izin vermeyeceğim
    Seni her gece terk edeceğim

    Aşk-ı cinayetim olacaksın
    Ve yalnızlıkların en çoğulu bana kalacak
    Düşle çoğalttığım bu yaşamın adı
    Düşmek olacak

    Uzak bir şehirde hiç görmediğim bir kızı seveceğim
    O bana sarıldığında
    Göğsümde bıraktığın darp izlerin kanayacak
    Ve bir çocuk annesini kaybedecek çarşılarda

    Ağlamayacak kadar vazgeçeceğim senden
    öfkeme bile değmezmişsin diyeceğim
    Ve seni yine terkedeceğim

    Günler devrildikçe ağıt tutacak sonbahar
    Rüzgarlara karanfiller ekeceğim
    Yollarda kaybedeceğim aşkımın ilk harfini
    Seni
    Kirli kent bakışlı
    Bozkır saçlı bir kıza ekleyeceğim

    Aşk iki kişilik bir yalandır sevdiğim
    ve iç kanamalı bir aşkın
    Mürekkep fırtınasıdır bu şiir

    istersen yalnızlık duvarlara yakışır de
    ve bakışlarını sev
    Ben sende herkesi terkedeceğim

    Kahraman Tazeoğlu
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 25 Mart 2011

Bu Sayfayı Paylaş