Kadirçeşme Köyü Mustafakemalpaşa Bursa

'Marmara Bölgesi' forumunda DeMSaL tarafından 21 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kadirçeşme Köyü Mustafakemalpaşa Bursa konusu
    Kadirçeşme Köyü Mustafakemalpaşa Bilgileri - Kadirçeşme Köyü Hakkında - Kadirçeşme Köyü Tanıtımı - Kadirçeşme Köyü Resimleri





    İlçe: MUSTAFAKEMALPAŞA - İl: BURSA

    Köy Muhtarı: Bilgi YOK


    Muhtarlık Erişim Bilgileri: Bilgi Yok


    Bursa
    Bilgiler
    Nüfus 191 (2000)
    Koordinatlar
    Posta Kodu 16500
    Alan Kodu 0224
    Yönetim
    Coğrafi Bölge Marmara Bölgesi
    İl Bursa
    İlçe Mustafakemalpaşa
    Web Sitesi [http:

    Kadirçeşme, Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı olup, ilçeye 12 km, Bursa'ya 80 km uzaklıktadır.

    Tarihi

    Köyü kuran aileler 1864 büyük sürgünü sonucunda ilk olarak Rumeli taraflarına yerleştiler. Fakat Çerkes’ler kültür farklılıklarından dolayı gittikleri yerlerde oranın halkıyla uyum konusunda güçlükler çektiler. Bu da bir çok sosyal sorunla uğraşmalarına neden oldu. İşte bunun sonucunda Avrupalılarla Osmanlılar arasında imzalanan 1878 Berlin antlaşmasıyla Çerkes halkı ikinci bir sürgüne tabi tutulup Anadolu’ya gönderildi. Anadolu’ya gönderilen grup arasında bulunan Kadirçeşme’nin kurucularına M.Kemalpaşa ovasında yer gösterildi. Fakat gösterilen yerin halkımızın yaşayışına uygun olmaması nedeniyle başka yerler aranmaya başlandı. Köyün kurulduğu şimdiki yeri gezen Thamateler buraların ormanlık ve sulak olmasından etkilenerek buraya yerleşmeye karar verdiler. Köyü ilk kuran ailelerin Meges , Bzaşho , Bğane olduğu söylenmektedir.


    Kültür

    ADİGE DÜĞÜNÜ

    Adigelerin eski gelenekleri arasında çok ilginç ve aynıyla uygulanıyor olmasa da pek çoğu günümüze kadar ulaşmış güzel gelenekler mevcuttur.

    Adige evlilik töreni de bazı değişikliklere uğramakla birlikte günümüze kadar ulaşan bu tür geleneklerimizden birisidir.

    Bu yazıda 18.yy da kafkasya da askeri görevlerle bulunmuş Teofil Lapinski* o dönemin çerkes kavimlerinde evlenme ve gelin alma törenini şu şekilde anlatır :

    Adigelerde kızın ve erkeğin istemediği birisi ile evlendirilmesi geleneği yoktur,aile o bireyin seçimine saygı duyar ve bu konuda baskı yapmazlar.Fakat gençler de aynı saygıyı anne babalarına gösterirler , onların bilgisi olmadan ve onların rızası alınmadan evlenilmez,erkek evlenmeyi düşündüğü genç kızı daha yakından tanımaya çalışır.Eğer kızın ailesi o erkeğin kendi evlerine rahatça gelip gitmesine izin vermişlerse bu hoşgörü ailenin o gence güveni olduğunu gösterir ve bu güven asla istismar edilmeğe çalışılmaz. Bu aynı zamanda ileride evlilik gündeme gelirse ona karşı bir önyargılarının ve olumsuz tavırlarının olmayacağına da işaret eder. Tabii bu durumda delikanlının genç kızın gözüne girmesi , kendini ona beğendirmesi ve genç kızın kalbini kazanması gerekir.Eğer iki gencin arkadaşlığı ileriye dönük ciddi bir biçim alır ve evlenmeye karar verirlerse geriye evlilik için gün belirlemek kalır ve iki genç kendi aralarında bu günü belirlerler.

    Çok ilginçtir,her iki genç anlaştıkları halde genç kızın kaçırılarak evlenilmesi neredeyse bir kural haline gelmiştir Adigelerde. İki gencin kararlaştırdıkları gece genç damat adayı yanında güvendiği birkaç arkadaşı ile gelerek kıza işaretini verir ; zaten hazırlanmış beklemekte olan genç kız sessizce dışarıya çıkar ve delikanlı onu kaptığı gibi atının üzerine alarak uzaklaşır.Bu esnada genç damat adayı ve arkadaşları silahlar sıkarak ıslıklar çalar ,sevinç naraları atarlar.Bu çığlıklar, ıslıklar ve silah seslerini duyanlar bir genç kızın kaçırıldığını bilirler.Genç kızın anne ve babası o gece olacaklardan haberdar olmalarına karşın silah sesi duyuluncaya kadar hiçbir şeyden haberdar değilmiş gibi davranırlar.Fakat silah sesleri,ıslıklar ve naralar duyulduktan sonra genç kızın kardeşleri,akrabaları ve yakınları silahlarını alarak atlarına biner,hızla uzaklaşan grubun peşine düşerler.Buna karşılık genç kızı kaçıran grup değişik yönlere dağılarak takip edenlerin genç kıza ve erkeğe ulaşmasını önlemeğe çalışır onları yanıltarak oyalamaya gayret ederler.Eğer takip eden grup kaçırılan kıza ve damat adayına ulaşırlar ve onları yakalarlarsa erkeğe bir hırsız muamelesi yapılır.Bu durumda bu erkeğin atı,silahı ve giysilerine el konularak utanç verici bir durumda ortalıkta bırakılıverirler.Çoğu kez bu duruma düşen erkekler alay konusu olurlar ve hatta onlara dair küçümseyen ve alay eden şarkılar,tekerlemeler söylenir.

    Erkeğin düştüğü bu aşağılayıcı durumdan kurtulabilmesi için atını,silahını ve giysilerini karşı tarafın biçtiği ve çoğu kez değerinin çok üzerinde olan miktarı ödeyerek geri satın alması ve ikinci kez genç kızı kaçırması gerekir.Fakat böyle durumlarda genç kızın ikinci kez kaçırıldığı çok az görülen bir şeydir. Çünkü genç kız, kalkışılan bu işi başaramayan ve yakalanarak utanılacak duruma düşen (aynı zamanda kendisini de utandıran ) erkeği istemez, o kişinin henüz tam bir erkek olmadığını düşünerek evlenmekten vazgeçerdi.

    Eğer her şey yolunda gider ve erkek yakalanmadan genç kızı kaçırarak takip edenlerin elinden kurtulursa onu daha önceden haberdar ettiği ve hazırlıklı olan bir arkadaşının evine götürür o evde nikah kıyılır.Genç kız ve erkek geldikleri bu evde bir ay süre ile kalırlar, fakat erkek bu bir aylık süre içerisinde erkek anne babasına ve diğer yaşlılara görünmez, sabah erkenden evi terk eder , gece yarısı herkes çekildikten sonra eve döner , gündüzleri ise bir başka arkadaşının evinde kalır.Bir aylık bu sürenin sonunda genç kızın annesi ve bekar kız kardeşi gelini ziyarete gelirler.Gelin getirildiği bu evden alınarak annesi ve kız kardeşi de yanında olmak üzere şarkılar (Ueridade) söylenerek,silahlar sıkılarak törenle erkeğin evine yakın bir başka eve götürülür.Gelin, getirildiği bu evde 8 gün annesi ve kız kardeşleri ile birlikte misafir edilir.Bu zaman zarfında gelin ve damat hiç görüştürülmezler.Dokuzuncu gün tüm komşular akrabaları ve yakınları en iyi giysilerini giyerek toplanırlar. Erkekler bir grup,kadınlar bir grup olmak üzere kapı önünde dizilerek şarkılar(ueridade) söylerler.Erkekler damadın yiğitliğini cesaretini ve diğer maharetlerini överek şarkılar,maniler söyler gelinin böyle bir erkeğe varmakla ne kadar şanslı olduğunu anlatırlar.Kadınlar da buna karşılık olarak gelini metheden sözler ve manilerle gelinin güzelliğini,maharetini,zarafetini metheder ,erkeğin böyle birisi ile evlendiği için ne kadar şanslı olduğunu ve damadın eşine layık olmak için elinden gelen her şeyi yapması onu mutlu etmesi gerektiğini anlatırlar.

    Yukarıda anlatıldığı şekilde gelin, annesi ve kız kardeşleri ile birlikte bulunduğu evden alınarak damadın evine getirilir ve kaynanasının karşısına çıkartılarak onunla tanıştırılır.Bu tören çok büyük bir titizlikle yapılır ve her şeyin usulüne uygun olması için azami özen gösterilir.Gelinin annesi ,damadın annesini başıyla selamladıktan sonra kendi eli ile kızının duvağını açar ve daha sonra iki anne sarılarak selamlaşırlar.Bunun akabinde gelin eğilerek kaynanasının elini öper , erkeğin annesi gelinin el öpmesinden sonra onu bir süre tepeden tırnağa süzer, inceler ve daha sonra gelininin kendi düşündüğünden de daha güzel olduğunu oğlunun en doğru seçimi yaptığını artık genç kızın da bu ailenin bir ferdi olduğu ve benzer iltifatlar eder.

    Bu merasimden sonra ise sıra sofra kurulmasına gelir. Gelin bu sofraya oturmaz, kendisine eşlik eden iki kadın ile birlikte odadan çıkarak duvağı açık bir şekilde kapı önüne gelir. Orada bekleyen insanlar şarkılarla ve alkışlarla sevinçlerini belli ederler. Gelin buradan alınarak kendi odasına götürülür.

    Adige geleneğinin gereği olarak gelin kendi hazırladığı bazı el işi eşyaları gelen misafirlerin daha saygın ve daha yaşlı olan bazılarına hediye eder.

    Tüm bunlar bittikten sonra kapı önünde düğün kurulur.Mızıka ile çalınan müziğe erkekler el çırparak ve koro halinde söylenen şarkılarla (deju)eşlik ederler.Erkekler el çırparak oyuna çıkar ve oynamak istedikleri kızın yanına giderler.Erkek sözleri kendisine ait kısa bir şarkı veya mani söyleyerek kızın omuzuna dokunur ve genç kız oyuna çıkar.O anda erkeğin arkadaşları veya genç kızı beğenen ,çekici bulan diğerleri silahlarını çekerek gökyüzüne doğru ateş etmeye başlarlar.Böyle anlarda oyuna çıkan genç kız ne kadar beğenilen birisi ise atılan silah o kadar fazla olur. Oyuna çıkan bir genç kız için silah sıkılmaması o genç kıza saygı duyulmadığı,beğenilmediği anlamına gelir ki Adigelerde bu durum çok ayıp ve o genç kıza saygısızlık olarak kabul edilir.Düğün bu şekilde bir süre devam ettikten sonra genç kızlar ve erkekler el ele tutuşarak bir halka oluşturur çeşitli oyunlarla,şarkılarla eğlenmeye devam ederler.

    Bu eğlencelerin devamı olarak at yarışları ve atıcılık yarışmaları yapılır,kazananlara çeşitli ödüller verilir.

    Tüm bu eğlencelerin sonunda düğüne gelenlere verilen yemekle tören son bulur gelen misafir kadınlar ve genç kızlar gelini tekrar görerek selamlaşır ayrılırlar. Gelinin annesi ve kızkardeşi düğünün ertesi günü yeni akrabaları ile vedalaşarak ayrılırlar.Bütün herkes dağılıp aile normal düzenine döndükten sonra gelin ailenin büyüğü (thamade) ile tanıştırılır.

    Adigelerde kadınlar diğer müslüman halklarda olduğu gibi eve kapatılıp dış dünya ile ilişkisi kesilerek köle gibi davranılmaz.Kadının tüm akrabaları onun herhangi bir sorunu olduğunda koşulsuz yardımcı olmak ve ona sahip çıkmakla yükümlüdürler,dolayısıyla kadına yeni ailesinde kötü davranılması iki aile arasında büyük kavgalara ve neden olabilir.

    Lapinski Adigelerin ailelerine çok değer verdiklerini ,büyüklere ve kadına duyulan saygının Adige töresinde çok önemli bir yeri olduğunu , kadının Adigelerde baskı görmediğini ve dolayısıyla ezik yetişmediğini fakat bu serbestiyetin de hiçbir zaman kadını şımartarak utanılacak durumlara sebebiyet verecek şekilde istismar edilmediğini anlatır. Bu konudaki hassasiyetin diğer toplumlarca da imrenilerek örnek alınmaya çalışıldığından bahseder.

    Genç kız evlendikten sonra aile içerisinde önemli sorumluluklar üstlenmesine ve gereğinde eşine de yardım etmesine karşın bekarlık döneminde bu tür görevler üstlenmediği gibi zor ve ağır işlerle de uğraşmazlar.Genellikle biçki,dikiş,nakış gibi beceriler kazanmasına çalışılır.

    Görülüyorki Lapinskinin bahsettiği gelenekleri ile bu gün bizim yaşadığımız gelenekler arasında oldukça önemli farklar mevcut olmasına karşın yine de içerisinde günümüze de uygulanabilecek çok güzel şeyler vardır.



    Tarih bilimleri doktoru.

    ( LAPINSKI (1827-1886), W. Zamoyski komutasında Sultan Kazakları Tümeni dağıldıktan sonra binbaşı rütbesiyle Polonyalı askerlerin Haydarpaşa kışlasında kalışlarını denetleme görevi almıştır. 1857'de ise topçu albay rütbesiyle Ruslara karşı savaşan Çeçenlere yardım maksadıyla örgütlenen Polonya askeri seferine katılır. Kafkas kavimlerinin yenilgiye uğramalarından sonra, 1859'da İstanbul'a geri döner.)

    KADINA DAİR

    Hanceriy bir yazısında Şöyle bir olay anlatır :

    Yaşlı bir Adige kadınının savaşta üç oğlu varmış. Bunlardan ikisi savaşta can vermişler ve kadının son kalan oğlunu da kan içinde can çekişirken bir atın sırtında kapıya getirmişler bir gün.Yaralı adam kapısının önüne gelir gelmez bir kelime dahi söyleyemeden boş bir çuval gibi atın üzerinden yuvarlanıp anasının ayakları dibine düşmüş ve oracıkta can vermiş.

    Kadın hiç bir telaş göstermeden oğlunu getirenlere dönüp sormuş – oğullarım yiğitçe savaştılar mı ?

    Diğerleri cevaplamışlar – Evet, kahramanca savaştılar,düşman karşısında asla geriye dönmeksizin yiğitçe mücadele ettiler.

    Kadın bu sözü duyduktan sonra ancak ölen oğulları için ağlamağa başlamış. Bir yandan ağlayıp bir yandan "babalarına yakışır şekilde yaşayıp ölen yiğit oğullarım,güzel evlatlarım " diyerek ağıtlar yakıyormuş. Kadın bir an duralamış ağlamasınıkesmiş ve şöyle söylemiş: "Hayır ben şanssız,bahtsız bir kadın değilim,yüreğim rahat oğullarımın akıbetlerini bilerek,yiğitçe kahramanca öldüklerinden emin olarak evlatlarım için ağlayıp yas tutacağım,ama şanssız ve bahtsız değilim."

    Hanceriy bu olayı anlattıktan hemen sonra ekliyor ve şöyle diyor devamında : Gördünüz mü Adige kadınını, onun mitolojideki kadın kahramanlardan farkı nedir ?

    Dışarıdan kafkas halklarını gözlemleyenler açısından ele alacak olursak bunların pek çoğu Adigelerin kadına bakış açısını tam olarak kavrayabilmiş değillerdir,hala da böyleleri vardır günümüzde.Kadının özgürlüğünü sınırlayan doğu kültürleri ile Adige kültürünü bir tutanlar maalesef hala mevcut .Elbette ki bu kanaat büyük bir yanılgı olduğu gibi bu tür düşünenleri haklı çıkartacak hiç bir örnek de gösterilemez.

    Hanceriy bir başka yazısında Adigelerin kadına bakışlarının Asyadaki diğer müslüman halklar gibi olmadığına örnek olarak Met çunatıko Yusuf İzzet paşadan naklen şöyle söyler : " Doğu toplumlarında olduğu şekilde Adigelerde kadın ağır işlerde çalıştırılmaz. Onlarda adet olduğu şekilde bizde erkekler bir kenara çekilip kadını sert yamaçlarda ziraat işlerinde tarım işlerinde bahçe işlerinde çalıştırmazlar…"

    Adigelerde erkeğin kadına el kaldırdığı , küfrettiği veya aşağılayıcı sözler söylediği duyulmuş görülmüş değildir. Ve bu tür hareketler çok büyük bir ayıp olarak karşılanır toplum tarafından.

    Dolayısıyla da Adigelerin kadına bakışlarını islamın yaklaşımıyla aynı görmek ve Adigelerin kadını müslüman doğu toplumlarının bakış açısı ile değerlendirdiğini söylemek doğru değildir.

    Adige töresinin kadına verdiği değeri ve kadına bakışını yansıtan pek çok örnek vardır söylencelerimizde.Mesela seteney guaşe,Adiyuh, Meliçıphu,Dahenağue,Laşın ve benzeri pek çok örnek görebilirsiniz bu konuda.

    Söylencelerden örneklediğim bu kadınlar hepsi aynı veya birbirinin benzeri karakterde değillerdir,onlara dair anlatılan olaylar da belki birbirinin zıddı olaylardır fakat bunların hepsinde Adige kadınına dair,Adigelerin kadına bakışına dair güzel örnekler bulabilirsiniz. Bu söylencelerde örneklerini görebileceğinin bakış açısı ve değerlendirme biçimi bir kaç yüzyıldan günümüze kadar önemini yitirmeksizin devam edegelen bir Adige töresidir.

    Mesela Seteney Guaşe'yi ele alalım.Onun Mitolojideki yeri diğer kahramanlarla kıyaslandığında hiç de küçümsenmeyecek kadar önemlidir.Hatta daha ileri giderek "belki de seteney guaşe olmaksızın nart destanları bu günkü önemini kazanamazdı" diyebilirim.

    V.İ.Abaev bu konuda şöyle söyler: "Eğer Nart destanlarından bir erkek kahraman eksilse bir şey olmaz ama Seteney bu destanların -olmazsa olmaz-karakteridir."

    Şoten Askerbiy "Kadının üstünlüğünü ve değerini gösteren bu destanın bir benzerinin dünya kültürlerinde ve mitolojilerinde olmadığını" söyler bir yazısında.

    Nart destanlarındaki erkek kahranmanların pek çoğunun öldüğünü veya bir şekilde yaşamlarının son bulduğunu görürsünüz fakat bu destanların hiç bir yerinde Seteney Guaşenin öldüğünü söylemez,bir yoruma göre bu onun yaşamının son bulmasını kabullenemeyen o halkın isteğinden ve destanı bağlayış biçiminden kaynaklanır.Çünkü Seteney güzeldir,akıllıdır,alımlıdır,o nartların annesidir,danıştıkları akıl hocalarıdır,ileri görüşlülüğü ile onların gözüdür,sevecenliği ve ile iyiyi ve güzeli gösterendir,namuslarıdır kısacası.İncelediğinizde dürüstlük ve açık sözlülükte seteney'i gölgede bırakabilecek bir başka tanrı yoktur Adige mitolojisinde.

    Günümüzde bile seteney güzelliğin,dürüstlüğün,ileri görüşlülüğün,asaletin ve aklın bir tarifi gibi görülür, bu gün bile Adigeler,Abhazlar,Asetinler kadını yüceltmek ve methetmek istediklerinde " o seteneydir, seteney gibidir" vb. İfadeler kullanırlar.

    Bir diğer örnek olarak meliçiphu'ı alırsak o seteney gibi bilge,güzel,akıllı değildir mesela. Bu söylencenin ortaya çıktığı dönem ataerkil topluma geçildikten sonraki zamandır. Bu söylencede verilmek istenen mesaj " gerçek kadın güzelliği ile değil aklı ile kendisini kabul ettirendir " şeklinde özetlenebilir kısaca.

    Buradaki kadın kahraman küçük ve zayıf,sıradan,hatta komik bile denebilecek bir kişiliktir ilk bakışta, fakat incelendiğinde görülür ki burada da kadının toplumdaki yerine,önemine ve Adigelerin kadına bakışına dair pek çok örnek vardır.

    Adigeler kadına en çok değer veren halklardan biri olagelmişlerdir her zaman.Gerek toplumu ilgilendiren genel işlerde,gerek kendi cemiyeti ve dar çevresi,gerekse aile çevresi içerisinde her zaman kadının çok önemli bir yeri ve değeri olagelmiştir.Bütün bunların ötesinde sadece Adige töresini incelememiz bile kadının yeri ve önemi konusunda yeterince bilgi sahibi olmamız için yeterlidir.

    Hanceriy bir yazısında Kadına gösterilen saygının Adige töresinde en önemli geleneklerin başında yer aldığını belirterek şöyle söyler : Öldürülen birinin intikamını almak için kılıç elde yola çıkan bir grup, araya bir kadın ricacı girdiğinde yollarından döner ve silahlarını bırakırlar.

    Bu ve bunun benzeri örnekler pek çoktur eski Adige söylencelerinde.

    Eskilerde tüm toplumu ilgilendiren önemli konularda kadınlara danışıldığı zamanlar ve bu tür olayları anlatan pek çok örnek vardır. Fakat zaman içerisinde Adigelerde de kadın toplum işlerinden çekilmiştir , fakat yine de aile ve toplumdaki saygınlığı aynı şekilde günümüzde de devam etmektedir.

    Adige töresinde kadına saygı sadece namus kavramı ile açıklanamaz. Erkek için öngörülmeyen pek çok hak kadına verilmiş ve saygı bu ilişkilerin temeline olmazsa olmaz koşul olarak konulmuştur.

    Bir kadının hatırını kırmak,onu incitmek ve ona karşı saygısızca davranmak en ayıp işlerden biri olarak görülür.

    Adigelerde kadına verilen değer yaşamın her alanında belirgin bir biçimde gözlemlenebilir.

    1829 yılında Kafkasyada bulunan Belçikalı bir bilimadamı olan Jan şarl de bess şöyle anlatır kitabında : "Bir atlı yolda bir kadın ile karşılaştığında,atından iner ve atını kadın'a verir binmesi için;eğer kadın bunu kabul etmezse adam atının gemini tutarak kadına gideceği yere kadar yaya olarak eşlik eder."

    Bir atlı yolda bir erkekle karşılaştığında eğerinin üzerinde hafifçe doğrulup onu selamlaması yeterli idi,fakat eğer bir kadınla karşılaşmışsa atından inip onu selamlamak ve ona bir süre eşlik ettikten sonra yoluna devam etmek gerekirdi.

    Bir gurup erkeğin oturduğu bir odaya kadın davet edildiğinde veya öyle bir ortama kadın geldiğinde kadın en iyi yere oturtulur ve erkekler ayağa kalkarak ona güzel sözler söylerler gönlünü alırlardı. Sofrada olanın iyisi kadına ikram edilirdi,odada bir kadın olduğu sürece sert bir ifade ile konuşulmaz.kötü söz ve küfür benzeri kelimeler kullanılmaz,bu tür konuşmalar kadına duyurulmazdı.

    Kadının gözü önünde hayvanlar kamçılanmaz,onlara vurulmaz,bir yolculuğa çıkılacaksa, kadınlar sürücünün at'ı(veya öküzü) kamçıladığını görmeyecek şekilde oturtulurlardı.

    Çeşmelerde veya derelerde kadın suyunu doldurup işini bitirmedikçe atlılar oraya atlarını sulamak için girmezlerdi.

    Dörtnala giden atlı eğer kadınların olduğu bir yerden geçiyorsa yavaşlardı,silahını göstererek tutmaz,kadının olduğu yerde silah çıkmazdı.

    Eğer erkek bir kapı önünden geçerken bir kadının odun kırdığını veya benzer ağır bir iş yaptığını görürse yanına gider o işi kadının elinden alıp kendisi yapar ve sonra yoluna giderdi.

    Yolculukta kadının rahat etmesi için azami özen gösterilir, eğer dağda,ormanda veya yolda yemek yenecekse kadına yemek yaptırılmaz bu iş erkekler tarafından yapılırdı.

    Görüldüğü gibi Adige toplumu töresinin gereği olarak kadını en üst mertebede tutmakta ve ona hakettiği değeri vermektedir.

    Bunun yanısıra büyük sıkıntılar çekip baskılara uğrayan,pek çok hakkı gaspedilen kadınlar da olmuştur toplumumuzun içerisinde.Fakat bunun asıl sorumlusu Adige toplumu ve töresi olmayıp sonradan pek çok geleneğimizin deforme olmasına yolaçan din kaynaklı davranış biçimleri ve bunu kendi çıkarları için en iyi şekilde kullanan feodalitedir.

    Bu tür istisnalar hiç bir zaman Adige toplumunu ve töresini tümüyle sorumlu kılmaz ve kapsamaz fakat yine de günümüzde bile o dönemlerden kalmış ve Adige kültürüne uygun olmayan pek çok hatalı davranış biçimi hala muhafaza edilmektedir maalesef.


    Adige töresi ve bugünümüz- İsimli kitabından alıntı.


    Coğrafya

    Bursa iline 97 km, Mustafakemalpaşa ilçesine 12 km uzaklıktadır.

    İklim

    Köyün iklimi, Marmara iklimi etki alanı içerisindedir.

    Nüfus

    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2007
    2000 191
    1997 175

    Ekonomi

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

    Muhtarlık

    Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.



    Altyapı bilgileri

    Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak su çok kalitesiz ve aşırı derecede kireçlidir.kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.


    [​IMG]


    Kaynak : Vikipedi, özgür ansiklopedi
    Kaynak : Yerel Net
    Köyünüze ait bilgi ve resimleri bu konu altında paylaşabilirsiniz
     

Bu Sayfayı Paylaş