Kaderinden Kaçamazsın

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda KaRDeLeN tarafından 13 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kaderinden Kaçamazsın konusu
    Kaderinden Kaçamazsın​



    Padişah ve Evlilik :


    Vakt-i zamanında padişahın biri 40 yaşlarına gelmesine rağmen henüz evlenememiş ve çok mutsuzdur.
    Bütün ülke halkı ve ülke zenginligi emrinde olmasına ragmen, hiçbir şeyden zevk alamaz hale gelmiştir ve dünyasına küsmüştür.

    Sarayda emrinde olan herkes ve ülke halkı padişahın bu durumuna çok üzülmekte ama ellerinden birşey gelmemektedir.
    Padişahın evlenebilmesi için ne yapılırsa yapılsın padişah hiç bir kız veya kadında karar kılmaz, beğenmez ve bir türlü evlenemez.

    Birgün canı çok sıkılır ve vezirini yanına çağırarak kendisinin atını ve yanında kendisine yetecek kadar da azık hazırlanmasını emreder.
    Vezir sorar; Padişahım hayrola nereye gideceksiniz, nedir bu hazırlıklar böyle ?
    Padişah der ki; bir müddet kendimi dağa taşa vurup yalnız kalmak istiyorum, artık bu duruma katlanamıyorum.
    Biraz kendimle başbaşa kalmak istiyorum, bir müddet beni aramayın der.
    Vezir'in padişaha itiraz edecek hali yoktur, hemen hazırlıkları yaptırır ve padişahı yolcular.

    Padişah artık atı ile başbaşadır, nereye gittigini dahi bilmeden kendisini yollara vurur.
    Epey gün dağlarda ormanlarda dolanıp durur. Bu gezintisinin dördüncü gününde dağlarda dolaşırken; Bir manzara ile karşılaşır.
    Hemen az ileride çok yaşlı, nur yüzlü bir ihtiyar görür, bu ihtiyar kişi yerde oturmuş ve hayvan derisi üzerine birşeyler karalamaktadır.
    Yaşlı adam padişahı görür görmez hemen yazdığı şeyleri saklamaya çalışır.
    Yaşlı adamın bu telaşı padişahın dikkatini çeker ve hemen adamın yanına yanaşır.
    Padişah at üstünde, adam yerde çömemiş vaziyette... Padişah seslenir adama.
    Heyy sen ne yazıyordun bakayım diye sorar.
    Fakat yaşlı adam kendinden emin bir tavır ve cesaretle padişahın kim olduğunu bilmeden cevap verir... Sanane be adam, seni ilgilendirmez.
    Padişah hiddetlenir ve yaşlı adama tekrar seslenir;
    Ben padişahım, sorduğum soruyu cevapla hemen, ne yazıyordun söyle hemen der.
    Yaşlı adam yine takmaz padişahı... söyleyemem sırdır der.
    padişah kılıcını çekip atından iner ve yaşlı adamın tepesinde durur.
    Son kez soruyorum, eğer beni cevaplamazsan boynunu uçururum der.
    Yaşlı adam bakar durum vahim, etme eyleme oğul, ben ne yazdığımı söylersem zaten yaşayamaz ölürüm diye cevaplar.
    Padişah üsteler... eğer sen söylemezsen yine öleceksin ver şu yazdığın şeyleri bana okuyacağım der.
    Yaşlı adam bakar çare kalmamıştır.. Padişaha sırrını açıklamaya karar verir, dur oğul anlatayım der.
    Padişah bekliyorum hadi çabuk anlat ..!! diye bağırır.
    Yaşlı adam cevap verir... oğul ben kaderleri yazmakla görevlendirilmiştim onları yazıyordum.
    Padişah bu cevaba hem şaşırır hem kızar..
    Sen benimle dalgamı geçiyorsun bre gafil diye yaşlı adama bağırır.
    Kaderleri yazmak ne ola ki; bu işle nasıl sen görevlendirilirsin diye sitem eder.
    Yaşlı adam cevaplar... yemin ederimki ben bu işle görevlendirilmiştim der.
    Ancak kimin kaderini önceden açıklayacak olursam ardından ölürüm, bu sebeple fazla soru sorma bana diye yalvarır.
    Padişah daha da meraklanarak bağırır.. hadi bakalım o zaman söylede öğreneyim, ben hala bekarım kaderimde hangi kadın var, kiminle evleneceğim ben diye sorar adama.
    Yaşlı adam der ki ; ama bu sırrı açıklarsam yaşayamam...
    Padişah, ben onu bunu bilmem söylemezsen ben kelleni uçuracağım zaten der.
    Yaşlı adam naçar bir durumdadır... ve sırrı açıklamaya karar verir.
    Padişaha der ki ; dur bakalım senin için bana ne emredilmişti ve ne yazmıştım birlikte bakalım.
    Padişah tamam hadi söylede bir an önce kaderimin kim olduğunu öğreneyim der.
    Yaşlı adam önceden yazmış olduğu deri parçalarını karıştırır ve padişaha ait olanı bulur.
    ve okumaya başlar... senin kaderin filan obada çobanlık yapan falan kişinin yeni doğmuş kırk günlük kızıdır der..
    Padişah dahada gür bir sesle.. Sen delimisin be adam, benim gibi kırk yaşında birinin kaderi nasıl yeni doğmuş bir bebek olabilir der.
    Yaşlı adam... valla bana emredilen ne ise ben onu yazmakla mükellefim, kaderinde ne varsa onu göreceksin der.
    Padişah iyice zıvanadan çıkar ve ben böyle bir kadere razı gelemem, kırk günlük bir kız benim kaderim olamaz diye bağırır ve ardından ekler.
    Ben şimdi gidip benim kaderim olarak yazılan o kızı ellerimle öldüreyim de gör bakalım kader nasıl engellenirmiş der.
    ve padişah atına atladığı gibi tozu dumana katarak yaşlı adamın yanından uzaklaşır.
    Yaşlı adam ise vermemesi gereken bir sırrı açıkladığı için padişahın ardından yere yığılıp ölür.
    Padişah kendisine tarif edilen obaya gelir... yüksek bir tepeden obayı inceler ve sonunda obaya iner.
    Tarif edilen adamın çadırının hangisi olduğunu sorar etraftan birine.
    verilen tarife uyan çadırı bulur ve içeri girer, çadırda kimse yoktur.
    Aile resi olan adam çobanlık yapmak için yayladadır, karısı ise dere kenarında çamaşır yıkamaya gitmiştir.
    Çadırın içinde bir beşik vardır ve içinde yeni doğmuş bir kız çocuğu uyumaktadır.
    Padişah; bana kader olarak yazılan kız çocuğu bu olmalı herhalde deyip, kaderinden kurtulmak için kızı öldürmeye karar verir.
    Kuşağıdan kamasını çıkardığı gibi uyuyan kızın gögsünden başlayıp, göbegine kadar olan bölümü keser ve hemen çadırı terk edip gider.
    Kızın bağırsakları bile dışarıya çıkmıştır, aradan fazla bir süre geçmeden kızın annesi çadıra döner ve gördügü manzara karşısında kanı tutulur.
    Çadırdan fırlayıp yardım ister etraftan.. koşarlar birileri yardımına hemen.
    O zamanlar doktor hastane filan olmadığından, kızın bağırsaklarını tekrar karnının içine toplayıp çuvaldız ile egreti olarak dikerler.
    Öldürmeyen Allah öldürmemiştir, Kızın kaderine varması için yaşaması gerekmektedir ve kız kurtulur.
    Padişahta artık sarayına dönmüştür... epey zaman geçer padişah artık neredeyse 60 yaşlarına varmıştır ve henüz bekardır.
    Birgün dere kenarına inen padişahın, gördügü manzara karşısında dili tutulmuştur.
    Aman yarabbi dere kenarında bir kız var, yaşı 18-20 arası.
    Padişah kızın güzelligini görür görmez onunla evlenmeyi düşünür ve kafasına koyar. (Kader olacak ya, Allah güzel göstermiştir gözüne)
    Padişah kıza yanaşır ve benimle evlenmeni istiyorum, ben padişahım der.
    Kız boyun eger padişaha, karşı durması mümkün degildir, nasıl emrederseniz padişahım der.
    Padişah kızın, 20 yıla yakın önce elleriyle öldürmeye çalıştığı kız olduğunu bilemez haliyle.
    Padişah kıza der ki; hemen anneni, babanı bilgilendir seni onlardan isteyeceğim ve karım olacaksın.
    Neyse söz uzamadan, kızın ailesinden ister kızı padişah ve evlenmeleri için hazırlıklar yapılır.
    Bütün ülke bayram yerine dönmüştür, artık padişahları evlenecektir.
    Dügün dernek kurulur ve sonunda padişah evlenir.
    Gerdek gecesi gece karanlığında hanımına yanaşır, ve ona sarılır
    Fakat birşey padişahın dikkatini çekmiştir... kızın vücudunda gögsünden göbegine kadar bazı topluklar ve büzülmeler vardır.
    Hemen sorar; nedir senin vücudundaki bu izler der hanımına.
    Hanımı cevaplar; sorma padişahım.. ben daha kırk günlük bir bebek iken, zalimin biri çadırımıza girip benim beni bıçakla öldürmeye çalışmış, ama Rabbim öldürmemiş der.
    Padişah bunu duyar duymaz yatağından fırlayıp, hemen seccadesini serip namaza durur.
    Ve namaza başlamadan , şu sözleri mırıldanır YARATICI'sına ...
    Eyy Rabbim; senin yazmış olduğun kaderden kaçılamayacağını bilemedim, beni affet diye yalvarır.
    ve sabaha kadar kendisini affetmesi için Allah'ına secde eder padişah.
     

Bu Sayfayı Paylaş