Kadere Dair Soru ve Cevaplar - Şer kimdendir? - Zulmü yaratan kimdir?

'Dini Sorular ve Cevaplar' forumunda Mavi_Sema tarafından 12 Eylül 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kadere Dair Soru ve Cevaplar - Şer kimdendir? - Zulmü yaratan kimdir? konusu
    Kadere Dair Soru ve Cevaplar
    [​IMG]

    Sorular:
    1. Günahlar Allahın irade etmesi ve dilemesi sonucu mu yoksa iradesi dışında mı meydana geldi?
    2. Allah yapmayacağını bildiği bir şeyi yapmaya ve yapacağını bildiği bir şeyi yapmamaya kadir midir?
    3. Şer kimdendir?
    4. Zulmü yaratan kimdir?
    5. Bir kimse Allahın kendisine rızık olarak vermediği bir şeyi yiyebilir mi? Hayır derseniz, haram yiyenlere bunu rızık olarak Allahın verdiğini mi söylüyorsunuz?
    6. Son peygamber hür irademiz yok dedi inanmazsan kader hadislerine bak Allah zorla günah işletiyor gördün mü?
    7. İmandan dolayı kim övgüyü hak ediyor? Allah mı yoksa mümin kul mu? Allah derseniz, diğerlerine iman vermedi öyle mi?


    Cevaplar:
    1. Günahlar Allah’ın iradesi ile meydana gelirler. Allah’ın dilediği olur dilemediği olmaz. Allah günahı dilemeseydi cehennemi yaratmaz, insanı günaha teşvik eden şeytanı yaratmaz ve günahı seven nefsi insana vermezdi. Ancak Allah insanı nefis ve şeytanın şerrine karşı uyarmakta, hayır ve şer olan şeyleri insanlara haber vermektedir. Şerden sakındırmakta, hayra teşvik etmektedir. Allah hayırdan razı olduğunu ve hayrı işleyenleri cennetle mükâfatlandıracağını, şerden razı olmadığını ve şerri bilerek işleyenleri de cehennem ile cezalandıracağını haber vermiştir. Kur’ân-ı kerimde buyurur: “Şayet küfrederseniz şüphesiz Allah’ın size ihtiyacı yoktur. Bununla beraber Allah kullarının küfrüne ve isyanına razı olmaz. Şayet şükrederseniz ondan razı olur. Dönüşünüz Allah’adır ve o size yaptıklarınızı soracaktır.” (Zümer, 39:7) Kul nefsinin aldatması ve şeytanın iğvası ile şerri diler ve ister Allah da razı olmadığı halde kulun isteğine o şerri yaratmakla cevap verir ve kul şerri iradesi ile zorlanmadan istediği ve Allah’ın razı olmadığı bir fiili işleyerek isyan ettiği için cezayı hak eder ve cezasını çeker. İsteyen kul, yaratan Allah’tır. Şerri yaratmak şer değildir. Şerre sebep olmak şerdir. Allah’ın yaratması umum neticelere bakar. Umum neticeler sonuçta hayra sebep olsa bile cüz’i olarak birey açısından şer olur. Yani Allah cehennemi yaratmıştır. Cehennemin yaratılmasında yüce Allah’ın takdir ettiği pek çok hayırlar vardır. En azından cehennem olmazsa cennet olmaz. Soğuk olmazsa sıcağın olmayacağı ve kıymetinin bilinmeyeceği gibi.. Allah açısından kulun cennete gitmesi ile cehenneme gitmesi arasında fark yoktur. İkisi de Allah’ın mülküdür ve ikisinde de çalışacak insanların bulunması gerekir. Nitekim ikisinde de Allah’ın görevli melekleri vardır. Meleklerin cennette olması veya cehennemde olması Allah açısından eşittir. Oradaki melekler de Allah’ın bu takdirine razı ve memnundurlar. Ancak kul açısından cennette olmak ile cehennemde olmak fark eder. Elbette her insan cennete gitmek arzu eder. Öyle ise cennete gitmenin şartları ne ise onu yapması lazımdır. Bu devletin okul açmasına benzer. Devlet okulu açar ve öğrencilere okulda eğitim verir. Başarılı olan gelecek hayatını rahat ve konforlu geçirir, yüksek makamlara çıkar. O insan mutlu olur. Çalışmayan tembeller ise amelelik yapmak veya suç işleyerek hapse girmek durumunda kalabilir. Bu birey açısından istenmeyen ve kötü bir durumdur, ama devlet açısından fark etmez. Devletin hapishanesi vardır ve orası da adam ister. Devletin görevi hak edene hakkını vermek ve haksızı cezalandırmaktır. Başbakanlıkta çalışan ile hapishanede çalışan arasında devlet açısından fark yoktur. Birey zindana girmek istemiyorsa suç işlememelidir. Devletin çalışanları mükâfatlandırması nasıl isteği ile oluyorsa suçluları cezalandırması da iradesi iledir. Bunun için mahkemeler kurar, hâkim ve savcılar görevlendirir ve ceza kanunları yapar. Bunlar elbette irade ile olur. Tesadüfî olmaz. Ancak tembellik ve suç işlemek hiç kimse tarafından istenmez ve devlet de buna razı olmaz. Ancak işlenen suçları da görmezlikten gelemez. Dolayısıyla günahlar Allah’ın dilemesi ile olur. Şeytanın dilemesi ile olmaz. Kul günahı ister, Allah da yaratır, kul da Allah’ın razı olmadığı ve yapmasını yasakladığı bir fiile teşebbüs ederek kötülüğe sebep olduğu için sonucuna ve cezasına katlanır.

    2. Allah’ın yapamayacağını bildiği şeyi yapması ve yapmayacağını bildiği şeyi yapmaması gibi düşünceler safsatadır. Bu aklın safsata dediği akıl ve mantıkla bağdaşmayan ve gerçekle ilgisi olmayan şeydir. Safsata hiçbir şey değildir. Bu sıfırın değeri yoktur öyle ise 1000 rakamının değeri birdir. Sonsuzluktan daha büyük bir şey olmaz mı, falan gibi safsata önermelere denmektedir. Gerçekte ise Allah her şeye kadirdir.

    3. Şer kula zarar veren şeye denir. Kula zarar veren şey Allah’a zarar vermez, dolayısıyla kul hakkında şer olan bir şey Allah hakkında şerdir diye hükmedilemez. Ayrıca şer izafidir. Yani görecelidir. Acıkmak, hasta olmak bir kısım insanlar için şer ve zarar olsa da lokantacı ve doktor ile eczacı için fayda sağlayan bir şeydir. Bütün bunların üzerinde bulunan Allah için ise ikisi de fark etmez, eşittir. Bunun için hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. Allah bununla hikmetini işletmekte kudretini ve iradesini göstermekte, insanın aciz ve muhtaç bir varlık olduğunu insana hissettirmektedir.

    4. Hakkı olmadığı şeyi yapmaya ve başkasının hakkına tecavüz etmeye zulüm denir. Allah “Mâlikü’l-Mülk” olduğu için zulümden münezzehtir. Allah âdildir. İnsanların haksızlık yapmasını yani zulmü yasaklayan Allah’tır. Bunun için insan Allah’ın bu yasağına uymadığı ve başkasının hukukunu çiğnediği için zulme sebep olmaktadır. Allah’ın yaratması bakımından zulüm olmaz, insanın haksızlık yapması açısından bu yaptığı işe zulüm denir. Yani zulüm insanın kesbidir. Diğer günahlar da böyledir. Yaratma bakımından Allah günahı yarattı denemez çünkü günah bağımsız objektif bir varlık değil, sübjektiftir. Mesela ekmek Allah’ın yarattığı bir nimettir. Bu nimet hak edene helal, hakkı olmadığı halde başkasının ekmeğini yemek ise haramdır. Haramlık helallik insanın kesbidir. Allah helal yiyenden razı olur, haram yiyenden razı olmaz ve onu ahirette cezalandırır.

    5. Hiç kimse Allah’ın rızık olarak yaratmadığı ve yazmadığı bir şeyi yiyemez. Allah rızkı yaratır ve helal yenmesini, yani hak ederek yenmesini emreder. Allah rızık olarak bütün nimetleri yaratır. Sonra insan bu rızkı fiili ve kesbi ile kendisine helal ve haram eder. Hakkı olanı yerse bu helaldir, hakkı olmadığı halde yerse bu haram olur. Nimetin kendisine helal ve haram denemez. Dolayısıyla helallik ve haramlık insanın kesbidir. Yaratılmaya dahil değildir. Allah bir kısım rızkı helal bir kısmını haram olarak yaratmamıştır. Ancak içki, kan, domuz eti, lâşe gibi şeyleri yemeyi yasaklamıştır. Bu onların haram olarak yaratıldığı için değildir. Yaratılış bakımından Allah’ın nimetleridir. Ancak Allah hikmeti gereği bir kısım yiyecekleri yasaklamıştır ve bu yasağa uymayanlar diğer yasağa uymayanlar gibi ceza görürler.

    6. Peygamberimizin (asv) “insanın hürriyeti yoktur” şeklinde bir ifadesi asla yoktur. Bu peygamberimize iftiradır. Ancak kader ile ilgili hadisleri vardır. Kaderi anlayamayanlar ve insanı kaderin mahkûmu görenler peygamberimizin hadislerini kendi anlayışlarına göre yorumlayarak bu sonucu çıkarmakta ve peygamberimize iftira etmektedirler. Peygamberimiz (asv) onlar için “Kaderiyeciler bu ümmetin Mecusileridir” (Ebu Davut, Sünnet, 17) buyurarak ümmetini uyarmıştır.

    7. İman ve küfür birer sıfattır. İman mü’minin vasfı ve sıfatıdır, küfür ise inkâr edenlerin sıfatıdır. Sıfatlar ise insanın kesbine göre değişir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde mü’minlerin sıfatları ile kâfirlerin sıfatlarını bize haber vermiştir. Bu vasıfları kim kendi hür iradesi ve kesbi ile kazanırsa o övgüyü hak eder. Kimde su-i ihtiyarı ve iktisabı ile kâfirlere ait vasıfları kazanırsa o da yerilmeyi hak eder. Kulun kesbi lehine, iktisabı da aleyhinedir. (Bakara, 2:286) Şu kadarı var ki iman bir vasıf olduğu gibi, imanlı insanda bulunan yalancılık, iftira, haset, kin gibi kötü vasıflar da bulunabilir. Bu vasıflar insanı imandan mahrum etmez, günaha sokar. Aynı şekilde kâfirde de çalışkanlık, sevgi, şefkat, merhamet, doğruluk ve adalet gibi vasıfları ve kazanımları olabilir bu da ona imanlı olma vasfını kazandırmaz. İman ve küfür ahlak ile ilgili değil, inanma ve kalben tasdik etme ile ilgilidir. Allah mü’mine cenneti, kâfire de cehennemi vaat etmiş ve onu iman etmek ile küfrü tercih etmek arasında hür ve serbest bırakmıştır. “Dileyen iman etsin, dileyen sonucuna katlanarak küfrü tercih etsin” (Kehf, 18:29) buyurmuştur



    alıntıdır
    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş