Kadın ruhu meme kanserini nasıl algılamaktadır?

'Psikoloji' forumunda Dine tarafından 10 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kadın ruhu meme kanserini nasıl algılamaktadır? konusu [​IMG]
    Meme kanserine yakalanmak kadın için ciddi bir travma. Seksüel organlarından birini kaybetmek ve yaşanan süreç, kadının bedenine, hayata, sosyal ve ikili ilişkilere ait algısında neleri değiştirir?

    "Meme kanseri, benlik saygısını, cinselliği, yaşamı ve kadınlığı tehdit eden bir kriz durumudur." Tanım, Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan'a ait.

    Fiziksel hastalıklar içerisinde kanserin özel bir yeri olduğunu söyleyen Prof. Özkan, "Kanser deneyimine genel olarak bakıldığı zaman tıbbi-fiziksel bir hastalık olduğu gibi, ruhsal ve psikososyal bileşkeleri yoğun olan bir sorun ile karşılaşılmaktadır" dedi, meme kanserinin ve memenin cerrahi operasyonla alınması olan mastektominin, yani organ kaybının kadın psikolojisinde yarattığı etkiyi şu cümlelerle anlattı:

    "Kanser varoluşa ilişkin sorunları gündeme getiren ve hastanın psikolojik dengesinde krize neden olan bir hastalıktır. Kişiye, hastalığın tipine, evresine, psikososyal çevreye göre değişmekle beraber, kanser psikolojik güçlük ve bozukluklara yol açma potansiyeli en yüksek olan hastalık gruplarından biridir. Evrensel bir deneyim olmasına rağmen kanseri sosyo-kültürel faktörlere göre ele almak gerekiyor.

    Tedavi yöntemlerindeki değişimlerin sonucunda, meme kanseri ile uğraşan kadın için sosyo-kültürel iklim geniş ölçüde değişti. 15-20 yıl öncesinde yaşanan problemler ile bugün karşılaşılan problemler farklı. Problemler farklı olabilir ancak eşit derecede zorlayıcıdır. Burada kadının yaşadığı kriz; geleceğe ilişkin belirsizlik, anksiyete, umutsuzluk, çaresizlik ve ölüm korkusu gibi duygusal sorunlarla beraber, beden imajı, cinsellik, ailevi, sosyal ve mesleki yaşamla ilgili sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor.

    BEDEN İMAJI, ÖZGÜVEN VE VÜCUT ALGISI ETKİLENİYOR
    Her fiziksel hastalık ve cerrahi girişim gibi mastektomi de kadında zorlanma yaratan ve psikososyal krize yol açan bir durumdur. Mastektomi genel olarak, diğer fiziksel hastalıklarda da görülen psikolojik tepkilere, hastalıkla ilgili endişelere, cerrahi girişimle ilgili narsisistik zedelenmeye, memenin kadınlık ve cinsellik anlamıyla bağlantılı olarak kaygılara yol açma potansiyelindedir. Diğer bir deyişle, mastektomi, ciddi boyutta bir kayıp duygusu yaratır ve kişinin işlevlerini, beden imajını, özgüvenini, kendi vücudunu algılayışını, psikolojik durumunu ve çevre ile ilişkilerini etkiler."

    [​IMG]EN ÇOK TERK EDİLME VE AYRILIK KORKUSU YAŞANIYOR
    Çalışmalar, meme kanseri olan kadınların ‘Terk edilme korkusu’nu yoğun şekilde yaşadığını gösteriyor. Prof. Sedat Özkan da kanser teşhisini takip eden dönemde yaşanabilecek psikolojik sorunlara değindi, kadın ruhunun sürece verdiği tepkileri değerlendirdi.

    "Meme kanseri olan kadınlarda en fazla gözlenen kaygıları; yakınlardan ve çevreden ayrılma kaygısı, estetik kaygıların yol açtığı sevgi, ilgi, destek ve onayı kaybetme korkusu, temel işlevlerini, vücut üzerindeki denetimini kaybetme kaygısı olarak sıralamak mümkün. Hastalık öncesi yaşam tarzı dolayısıyla (mesela sigara ve alkol kullanımı, çelişkili cinsel yaşantı gibi) suçluluk duyguları ve cezalandırılma korkusu da görülebilir. Meme kanseri ve mastektominin yol açtığı bir diğer önemli kaygı da hastalığın nüks etmesine yöneliktir. Bu tür kaygılar yaşayan hastada, şok, depresyon, kızgınlık, inkar, hostalite, yansıtma, patolojik bağımlılık, agresif direnç ve psikolojik gerileme gibi çeşitli davranışsal ve duygusal tepkiler gelişir.

    Mastektomi sonrası en yaygın olarak görülen psikiyatrik bozukluklar ise depresyon ve anksiyete, uyum güçlükleri, cinsel güçlükler, fobik tepkiler olarak sıralanabilir. Meme kanseri nedeniyle mastektomi uygulanan hastalarda, kanser ve cerrahi girişimle ilgili, endişe ve zorlanmalar yaşanır. Bu psikososyal zorlanmaları ise şöyle özetleyebiliriz:

    ORGAN KAYBI UYUM GÜÇLÜĞÜNE YOL AÇIYOR
    Ölüm korkusu, geleceğe yönelik belirsizlik endişeleri, hastalığın tekrarlayacağı endişesi, ayrılık kaygısı, kendine yeterliliğini, vücudu üzerindeki denetimini, otonomisini ve temel işlevlerini kaybedeceği endişesi, vücut organ ve bölümlerinin hasar göreceği endişesi, görünümünde değişme ve kötüleşme, sevgi, ilgi ve desteği kaybetme korkusu, kendini eksik hissetme, başkalarına muhtaç olma korkusu, cinsel çekicilik ve fonksiyonda azalma endişesi, çocuklarına bakamayacağı endişesi, ağrı, saç dökülmesi gibi acı verici ve görünümü bozucu durumlarda endişe etme, suçluluk ve cezalandırılma endişeleri."

    Kanser hastalığına organ kaybının eşlik etmesi, uyum güçlüğünü ve sosyal izolasyonu artırıyor. Ameliyat öncesinde kaygısını ifade edemeyen ve sürekli baskılayan kişilerde çaresizlik ve umutsuzluk tepkisinin daha sık geliştiğini hatırlatan Prof. Özkan, aile bireyleri ve yakınların davranış ve yaklaşımlarının her aşamada önem taşıdığını ve belirleyici rol oynadığını söyledi.

    "Bu süreçte kişinin psikolojik olarak mutlaka desteklenmesi gereklidir. Hastalığın tıbbi tedavisi ile eş zamanlı olarak psikolojik tedavi de sürdürülmelidir. Tıbbi tedavi ile psikolojik tedavi ayrılmaz bir bütündür. Çünkü bedenin tedavisi yanında, bedenin ve hayatın lideri olan beynin ve ruhun birlikte ele alınması gereklidir. Bedenin güçlenmesi psikolojiyi güçlendireceği gibi psikolojik açıdan mücadeleci ve uyuma yönelik bir yaklaşım da bedeni güçlendirecektir.

    [​IMG]PSİKOSOSYAL TEDAVİ İHMAL EDİLMEMELİ
    Günümüzde artık tıbbi psikiyatrik tedavilerin yanında ileri ve özgünleşmiş psikoterapiler uygulanıyor. Aileler, duygularını ve endişelerini ifade etmesi için hastayı teşvik etmeli, paylaşımcı ve destekleyici olmalıdırlar. Sıklıkla aileye de ayrıca psikolojik destek gerekli olur. En uygun olanı tıbbi tedavi ile birlikte psikolojik tedavinin işbirliği içinde sürdürülmesidir. Bu yaklaşım, hastanın uyumu ve yaşam kalitesini artırır, hastalığın seyrini ve tedaviye cevabını da olumlu etkiler."

    Kanser hastalığının tüm dünyada multidisipliner yaklaşımla tedavi edildiğini, ülkemizde ise genel olarak hastalığın medikal tedavisinin dünya şartlarında yapıldığını, ancak psikososyal boyutun yeterince önemsenmediğini belirten Prof. Sedat Özkan, Türkiye’de geçtiğimiz yıl kurulan Psikososyal Onkoloji Derneği'nin bu anlamda önemli bir gelişme olduğunu söyledi ve "Unutulmamalıdır ki kanserle mücadele bedenin ve beynin ortak mücadelesidir" dedi.

    Hastanelerde kanser hastalarının ruhsal bakım ve tedavisini yürüten hekim, hemşire, psikolog ve diğer sağlık elemanlarına psikososyal onkoloji eğitimi vermek, bu alandaki araştırmalara destek olmak, yurt dışındaki psiko-onkoloji dernekleriyle bağlantıya geçmek, Psikososyal Onkoloji Derneği'nin hedefleri arasında yer alıyor.
     

Bu Sayfayı Paylaş