kıtap ozeti

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 26 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    kıtap ozeti konusu ılber ortaylı nın gelenekten gelecege ısımlı kıtabınız ozetı war mı

    (GELENEKTEN GELECEĞE, İLBER ORTAYLI)

    İlber ORTAYLI tarafından hazırlanan ve 3 bölümden oluşan bu kitap, yazarın çoğunlukla 1980 den önceki döneme ait makalelerinden derlenmiştir. Özetle; kitapta derlenen yazılar değişik konuları içeriyor olmasına rağmen hepsindeki ortak eğilim: kurumlarımızı ve sorunları ele alırken tarihsel kökenlerine eğilmeye ve tarihsel evrime dikkat çekilmesinin gereği anlatılmıştır.

    Modernleşme ve Doğululuk-Batılılık Çekişmesi

    Osmanlı İmparatorluğu Batı Avrupa karşısında geri kalmışlığını 18. YY.dan beri askeri-teknik reformlarla kapatmaya çalışmıştı. Ancak modernleşme ile idari, hukuki, mali reformların kaçınılmazlığı anlaşılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu kaçınılmaz olarak Batı Dünyasının ideolojik yapısını da almak durumunda kalmıştır. Ortadoğu ülkeleri arasında köklü değişimi yaşamak zorunluluğunu ilk olarak Osmanlılar duymuş ve denemişlerdir. Böylece Osmanlı modernleşmesinde ideolojik yönden yeni bir boyut Doğu-Batı kültürü çatışması ortaya çıkmıştır.

    19. YY. ikinci yarısı Avrupa uluslarının birbirleriyle yakından tanıştığı çağdır. Ülkeler kendi aralarında kültür alışverişi içinde olmasına rağmen Osmanlı Türk'ü herkese kapalı idi; bunun dinin sınırlamasıyla ilgisi yoktur.

    19. YY.ın düşünsel ve kültürel kısırlığını doğuran bu kapalılığın halen büyük ölçüde sürdüğünü belirtmek gerekir. Türkiye'de düşünce ve sanat alanında tam özgürlük ve dış dünyaya açılma hareketi yoktur.

    19. YY.ın son çeyreğindeki çalkantılarda edebiyatçılar Serveti Fünun çevresinde teknolojik yenilikleri tanıtmakla meşguldür. Abdülhamit sansürünü mazeret diye göstermek yetmez. Osmanlı aydını içindeki dünyayı yeterince tanısaydı bu sansürün kurduğu ağın dışına çıkmasını bilirdi.

    Günümüz aydını kendini ifade etmek istediğinde herhangi bir Ortadoğu ülkesinin aydınına göre çok daha az tabu ile karşılaşıyor. Bunda laik gelişmelerin büyük payı vardır. Türkiye idari ve hukuki yapıda Tanzimattan beri pratik bir ihtiyaç ile laik sisteme doğru yönelmektedir.

    Bu ülkede edebiyatın gelişmemesinin suçunu sadece idareciler ve idari mevzuatta aramamak gerekir. Bazen aydınlarımızın dar kafalılığı da idarereci ve mevzuat kadar zararlı olabilmektedir. Azra ERHAT'ın deyişiyle "Sanatçının bu ülkede dirisi kadar ölüsü de rahat bırakılmıyorsa" aydın grubu da biraz düşünmelidir.

    Dış dünyaya hem kendi değerler sistemimizden koparak hemde onlara bağlı kalarak birlikte bakmayı bilmek gerekir. Türk aydını idarenin sansüründen önce kendi kafasındaki sansürü ve kapalılığı yıkmak zorundadır.

    Osmanlı Mirasından Çizgiler (Sultan II. Abdülhamit)

    Osmanlı siyasi ve kültürel tarihini, 19. yüzyıldaki kadar ahmaklık ve zekanın birarada sırtladığı görülmemiştir. Çağ dışı ideolojilerin içinde çağdaşlık, en çağdaş geçinen siyasal hareket ve ideolojilerde de donukluk ve gelenekçilik yanyana yaşıyordu.

    Joseph Hammer ve Osmanlı Tarihçiliği

    Joseph Hammer, 19. yüzyılda, kendisini yetiştiren tipik bir burjuva aydınıdır. İstanbul'da Avusturya elçiliğinde görev yapmış ve kaleme aldığı 10 ciltlik Osmanlı Devleti Tarihi, Osmanlı İmparatorluğu üzerine yazılan ilk modern tarih sentezi sayılır.

    Osmanlıların tarih yazıcılığı üzerine

    Osmanlı tarih yazıcıları modern birer tarihçi olamamışlardır. Osmanlı tarih yazıcılığı 15. yüzyıldan başlıyor ve 19. Yüzyılda Ahmet Cevdet Paşa'ya kadar uzanıyor. Bu zaman içinde Avrupa tarih yazıcılığı düşünce, yöntem ve teknik yönden büyük aşamalar yapmıştır.

    Osmanlı İmparatorluğu'nun III. yüzyılında Mimar Sinan Devri

    Mimar Sİnan döneminin gerek Osmanlı Mimarisi, gerekse Dünya mimarisi için gösterdiği önem çok büyüktür. Bu dönemin iktisadi, kültürel ve toplumsal şartları incelenmedikçe bu olgunun yeterince kavranılamayacağı da açıktır.

    Osmanlı İmparatorluğu'nun değişimi içinde divan şiiri

    Divan Edebiyatının asırlar süren evrimindeki soluklar ve renk değiştirmeler her şeyden önce salt kültürel tarihi ve yavaş süren bir toplumsal değişimin resimlenişi gibidir. Divan Edebiyatında diğer ülkelerin edebiyatlarındaki gibi halkçı ve toplumsal yapıyı eleştirme ile ilgilli şiirler yazılmamıştır. Divan şaiiri böyle görevler üstlenmemiştir.

    Türkiye'de demokrasi çok genç değildir.

    Demokrasinin tanımı ve demokrasinin tarihçesi Avrupa’daki demokrasi hareketleri anlatılmaktadır. Türk toplumu da yüzyılı aşkın bir süredir demokrasi mücadelesi ve deneyimi içindedir. Bu kadar çok ve uzun zamandır denenen bir şeyden vazgeçmek mümkün değildir. Tanzimattan beri mahalli idareler uygulaması içindeyiz. 1876’dan beri de Anayasayla yönetilen bir toplumuz ki bunlar kısa zaman kesitleri değidir.

    Dimitri Kantimir, Evliya Çelebi ve Diyanet İşleri

    Boğdan voyvodası Dimitri Kantimir'in Osmanlı Kültürü ve İslam tarihi için devrinin ölçülerine göre çok objektif davranarak yazdığı "Osmanlı İmparatorluğu'nun Yükselişi ve Çöküşü" adlı üç ciltlik kitabının önemi anlatılmaktadır. Bu kitabın Türkçeye çevrilişi ve daha sonra Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından toplattırılması eleştirilmiştir. Avrupalı, Evliya Çelebi'nin hristiyan sevmezliğini değil de onun 17. yüzyılda yurtlarıyla ilgili yazdıklarıyla ilgilenip bir çok dile çevirip bastırıp okuyorlarsa bizimde Kantimir'in daha 18. yüzyılın başında tarihimizi bu kadar ehliyetle kaleme aldığı için defalarca ve çok önceden bastırıp okumamız gerekirdi.

    Dünden bu güne üniversiteler

    Avrupadaki ve Osmanlı İmparatorluğundaki bilginlerin gördükleri saygı ve itibarı,. Osmanlı Toplumunda siyasi gücün ulemanın desteğini aradığını anlatmaktadır. Yönetenler kadar yöneticilere karşı ayakl******r da aynı ihtiyacı duymuştur. Ahmet Cevdet Paşa’dan ve onun medrese ile laik görüşün birarada yaşamasını formüle etmeye çalışmasından, Fuat Köprülü'nün çalışmalarından, günümüz üniversitelerinin çarpıklıklarından ve nasıl olması gerektiğinden sözediliyor.

    Dilde özleşme ve dil akademisi sorunu

    Türk dili ve diğer ülkelerin dilleri hakkında açıklamalar,Türkiye'de dilin ve kullanılan yazının bir sorun haline gelişi, bu soruna bilinçli el atma sürecinin 19. yüzyılın ilk yarısında Tanzimat devri ile başladığı ve bu çalışmalar anlatılmıştır. Dil Kurumunun yaşaması ve bu günkü statüsünün korunmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur.

    Dil Akademisi üzerine

    Türk Dil Akademisinin nasıl kurulduğu, amaçları, niçin gerekli olduğu ve devletin dil politikası üzerinde durulmuştur. Alman, İngiliz, İtalyan ve Rus edebiyatları akademilerinin güdümünde ve denetiminde değil; büyük yazarların ve düşünürlerin eserleri ve onların izleyicileri sayesinde gelişmiştir.

    Harf Devrimi üzerine bir değerlendirme

    İlk çağ ve ortaçağda yazının tarihi, Türk harf devriminin nasıl başarıya ulaştığı, niçin arap harflerinin kaldırılması gereklililği üzerinde durulmuş; harf devrimi sonrasında kültür bürokrasi ve eğitim alanındaki gelişmeler anlatılmaktadır.

    Atatürk Devrinde Türkiye'de tarihçilik üzerine bazı gözlemler

    1930’lar tarih biliminin atılımlar yaptığı ve bağımsız bir gelişme gösterdiği dönemdir. Türk tarihçiliğinin o devirde de Avrupa tarihçiliğinden daha geri olduğu bir gerçekti. 1930’lar Türkiye'sinde milliyetçi tarihçilik Avrupa'da olduğu kadar yaygın ve inatçı değildi. 12 Nisan 1931 de kurulan Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti (sonraki Türk Tarih Kurumu)’nin yetersizliğinden, dönemin tarihçiliğinde ve tarih anlayışında göze çarpan nitelikler anlatılmaktadır.

    Onların festivalleri ve bizim festivaller

    Batılılarda karnaval ve festivaller, hristiyanlık öncesi tören ve eğlenceler, ortaçağın Avrupa şehirlerinde festivallerin amaçları, bizim toplumumuzdaki dini bayramlar ve festivallerle, Avrupa yaşamında festival ve karnavallar karşılaştırılmaktadır.

    Bir Siyasi Hikaye Olarak "Devlet Ana"
    Kemal Tahir'in "Devlet Ana" isimli romanı ile siyasi hikaye kavramını açıklamış, bu romanın Türk Romanına getirdiği yenilikler, Devlet Ana’nın niçin ulusal bir değer olduğu ve aynı zamanda niçin evrensel olduğu açıklanmış ve Kemal Tahir'in başarısının büyüklüğü anlatılmıştır.

    Siyasal hikayeci olarak, Musahipzade Celal Bey

    Toplum bilimleri ve doğa bilimleri karşılaştırılmıştır. Musahipzade' yi siyasal hikayeci olarak ele almış ve devrinin fikir iklimi içerisinde yerini ve düşünüşünün nedenleri açıklanmıştır. Musahipzade, Osmanlı toplumunun özündeki çelişkiyi taşır. İçine kapanık ve toplumsal ilişki çerçevesini belirleyen değerlerine bağlı , dışa karşı kuşkulu ortamına yabancılaşmaya ve kültür emperyalizmine düşman. Ama ona karşı aynı silahla değil, geleneksel değerleri patlaştıran bir garip tutuculuk ve maneviyatla direnen bir şahıs olarak karşımıza çıkıyor. Musahipzade, Osmanlıda kentlerin kurumlaşmasında ve işleyişinde loncaların ve esnafın önemi ve Osmanlı Toplumunun geçirdiği kültürasyon süreci üzerinde durmuştur. Musahipzade Celal Bey'in ilginç bir yönüde tiyatromuzda yaptığı biçim yenileştirmesidir.

    1880'lerde Avrupa Edebiyatı

    Yazar önce niçin 1880’ler Avrupa edbiyatını anlatma gereği duyduğunu anlatmış daha sonra,19. yüzyılda Avrupa kıtasında ortak bir edebiyatın doğduğu, edebiyat için ulusal sınırların kalktığı; Avrupalının birbirinden farklı şeyler söyleyen ayrı ülke yazarlarını birarada okuyan, değerlendiren yeni bir insan olduğu anlatılmaktadır.

    Tiyatroda Tarihi oyunlar Üzerine

    Tarihi tiyatro oyunları, kalitesinin yüksekliği ölçüsünde yazıldıkları dildeki tiyatro edebiyatının görkemini arttırmıştır. Tarihi oyunların nasıl eleştirilmesi gerektiği, ortaçağ tarihi oyunları, Shakspeare ve o'nun oyunları, anlatılmaktadır.

    Fransız edebiyatı ve tiyatrosu mutlakiyetçi monarşiye hizmet etmiştir. Aydınlanma devrinde çağın en etkili propaganda aracının tiyatro olduğu üzerinde durulmuş. Aydınlanma devri Alman tiyatrosunun özgürlükçü ve ulusalcı bir fikirle kaleme aldığı tarihi oyunları, Goethe ve Schiller'in eserleri ve özellikleri anlatılmıştır.

    19. yüzyılda Avrupa burjuva devrimlerinin, sanayileşmenin ve ulusalcılığın gerçekleştiği, şövalyece bir patriyotizmin de ötesinde ulusalcı duyguların ve eylemlerin ortaya çıktığı, tezatların geliştiği bir çağ olarak anlatılmaktadır.
    Viktor Hugo ve onun tarihi oyun ve eserleri, Rus tiyatrosu, Rus tiyatrosunun muhteşem eserlerine rağmen Puşkin dışında tarihi oyunlara Avrupa kadar çok eğilmediği ve bunun nedenleri anlatılmaktadır.

    Türk Tiyatrosunda tarihsel oyunlar, dünya edebiyatının klasik ve çağdaş eserlerinin teknik ve yorum gücüne ulaşamamıştır. Bunda kabahat yazar ve uygulayıcılardan çok, toplumumuzun düşünsel geri kalmışlığındandır.

    Çehov'un "Vanya Dayı" sı

    19. yüzyıl başından itibaren Rusyanın edebi ve siyasal yaşamının nasıl olduğu,bu devirdeki yazarların halk tabakası ile ilgilendiği anlatılmaktadır.

    Yazarlar halkın arasına inip onlara toplumcu ve ihtilalci fikirleri aşıladılar. Bunun sonucunda 1905 ayaklanmaları çıktı. Bu olay Rusya'da mutlak monarşiyi sarstı ve bazı reformlara girişildi. İşte "Vanya Dayı" bu hava içinde yazılmıştır. Çehov Rusya'nın bir asırlık edebi ve toplumsal gelişimini sinesinde toplamıştır. Vanya Dayı, Çehov'un kişiliğini ve Rusya'nın o devirdeki toplumsal yapısını tam manasıyla aydınlatan güçlü bir eserdir.

    Gorki'nin "Yaz Misafirleri"

    Maksim Gorki yüzyılımızın dramaturjisini biçimlendiren büyük yazar, toplumcu edebiyatın babası olarak nitelendiriliyor. Gorki, gerçekte, yüzyılın karmaşıklaşan toplumsal düzeninde ortaya çıkan uyanmamış insanın komedisini yazmıştır. O hükmünü vermeden önce herkesi dinleyen ve dinleten bir yargıçtır. Yaz misafirleri, bulundukları çıkmaza belki kendileri gelmemişlerdir ama bu çıkmazdan kendileri çıkmaları gerekmektedir.

    Modern Tiyatronun Ustası İbsen

    19. yüzyılın değişen Avrupa toplumu, değişen aile, insan ve çevresi arasındaki uyum sorunları onun eserlerinde saf ve realist bir yaklaşımla ele alınır. İbsen 20. yüzyılın insanın çıkmazını önceden gören seyircisini, o çıkmazın içine çekip bu atmosferi hissettiren ve düşündüren bir filozof-tiyatro adamıdır.

    Sonuç olarak; tarihimize dönmeyi fakat bunun bölük pörçük olmamasının gerektiği, gelenekle geleceği birarada düşünmek ve tartışmamamızın gerekliliği anlatılıyor. Geleneği reddetmek kimsenin haddi değil, amma velakin geleneğin ne olduğunu bilmek ve tarifini doğru yapmak şartıyla. O zaman geleceğin ne olacağını biraz daha iyi biliriz, daha doğrusu kendimiz kuracağımız için biliriz...
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 17 Nisan 2016
  2. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    (GELENEKTEN GELECEĞE, İLBER ORTAYLI)

    İlber ORTAYLI tarafından hazırlanan ve 3 bölümden oluşan bu kitap, yazarın çoğunlukla 1980 den önceki döneme ait makalelerinden derlenmiştir. Özetle; kitapta derlenen yazılar değişik konuları içeriyor olmasına rağmen hepsindeki ortak eğilim: kurumlarımızı ve sorunları ele alırken tarihsel kökenlerine eğilmeye ve tarihsel evrime dikkat çekilmesinin gereği anlatılmıştır.

    Modernleşme ve Doğululuk-Batılılık Çekişmesi

    Osmanlı İmparatorluğu Batı Avrupa karşısında geri kalmışlığını 18. YY.dan beri askeri-teknik reformlarla kapatmaya çalışmıştı. Ancak modernleşme ile idari, hukuki, mali reformların kaçınılmazlığı anlaşılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu kaçınılmaz olarak Batı Dünyasının ideolojik yapısını da almak durumunda kalmıştır. Ortadoğu ülkeleri arasında köklü değişimi yaşamak zorunluluğunu ilk olarak Osmanlılar duymuş ve denemişlerdir. Böylece Osmanlı modernleşmesinde ideolojik yönden yeni bir boyut Doğu-Batı kültürü çatışması ortaya çıkmıştır.

    19. YY. ikinci yarısı Avrupa uluslarının birbirleriyle yakından tanıştığı çağdır. Ülkeler kendi aralarında kültür alışverişi içinde olmasına rağmen Osmanlı Türk'ü herkese kapalı idi; bunun dinin sınırlamasıyla ilgisi yoktur.

    19. YY.ın düşünsel ve kültürel kısırlığını doğuran bu kapalılığın halen büyük ölçüde sürdüğünü belirtmek gerekir. Türkiye'de düşünce ve sanat alanında tam özgürlük ve dış dünyaya açılma hareketi yoktur.

    19. YY.ın son çeyreğindeki çalkantılarda edebiyatçılar Serveti Fünun çevresinde teknolojik yenilikleri tanıtmakla meşguldür. Abdülhamit sansürünü mazeret diye göstermek yetmez. Osmanlı aydını içindeki dünyayı yeterince tanısaydı bu sansürün kurduğu ağın dışına çıkmasını bilirdi.

    Günümüz aydını kendini ifade etmek istediğinde herhangi bir Ortadoğu ülkesinin aydınına göre çok daha az tabu ile karşılaşıyor. Bunda laik gelişmelerin büyük payı vardır. Türkiye idari ve hukuki yapıda Tanzimattan beri pratik bir ihtiyaç ile laik sisteme doğru yönelmektedir.

    Bu ülkede edebiyatın gelişmemesinin suçunu sadece idareciler ve idari mevzuatta aramamak gerekir. Bazen aydınlarımızın dar kafalılığı da idarereci ve mevzuat kadar zararlı olabilmektedir. Azra ERHAT'ın deyişiyle "Sanatçının bu ülkede dirisi kadar ölüsü de rahat bırakılmıyorsa" aydın grubu da biraz düşünmelidir.

    Dış dünyaya hem kendi değerler sistemimizden koparak hemde onlara bağlı kalarak birlikte bakmayı bilmek gerekir. Türk aydını idarenin sansüründen önce kendi kafasındaki sansürü ve kapalılığı yıkmak zorundadır.

    Osmanlı Mirasından Çizgiler (Sultan II. Abdülhamit)

    Osmanlı siyasi ve kültürel tarihini, 19. yüzyıldaki kadar ahmaklık ve zekanın birarada sırtladığı görülmemiştir. Çağ dışı ideolojilerin içinde çağdaşlık, en çağdaş geçinen siyasal hareket ve ideolojilerde de donukluk ve gelenekçilik yanyana yaşıyordu.

    Joseph Hammer ve Osmanlı Tarihçiliği

    Joseph Hammer, 19. yüzyılda, kendisini yetiştiren tipik bir burjuva aydınıdır. İstanbul'da Avusturya elçiliğinde görev yapmış ve kaleme aldığı 10 ciltlik Osmanlı Devleti Tarihi, Osmanlı İmparatorluğu üzerine yazılan ilk modern tarih sentezi sayılır.

    Osmanlıların tarih yazıcılığı üzerine

    Osmanlı tarih yazıcıları modern birer tarihçi olamamışlardır. Osmanlı tarih yazıcılığı 15. yüzyıldan başlıyor ve 19. Yüzyılda Ahmet Cevdet Paşa'ya kadar uzanıyor. Bu zaman içinde Avrupa tarih yazıcılığı düşünce, yöntem ve teknik yönden büyük aşamalar yapmıştır.

    Osmanlı İmparatorluğu'nun III. yüzyılında Mimar Sinan Devri

    Mimar Sİnan döneminin gerek Osmanlı Mimarisi, gerekse Dünya mimarisi için gösterdiği önem çok büyüktür. Bu dönemin iktisadi, kültürel ve toplumsal şartları incelenmedikçe bu olgunun yeterince kavranılamayacağı da açıktır.

    Osmanlı İmparatorluğu'nun değişimi içinde divan şiiri

    Divan Edebiyatının asırlar süren evrimindeki soluklar ve renk değiştirmeler her şeyden önce salt kültürel tarihi ve yavaş süren bir toplumsal değişimin resimlenişi gibidir. Divan Edebiyatında diğer ülkelerin edebiyatlarındaki gibi halkçı ve toplumsal yapıyı eleştirme ile ilgilli şiirler yazılmamıştır. Divan şaiiri böyle görevler üstlenmemiştir.

    Türkiye'de demokrasi çok genç değildir.

    Demokrasinin tanımı ve demokrasinin tarihçesi Avrupa’daki demokrasi hareketleri anlatılmaktadır. Türk toplumu da yüzyılı aşkın bir süredir demokrasi mücadelesi ve deneyimi içindedir. Bu kadar çok ve uzun zamandır denenen bir şeyden vazgeçmek mümkün değildir. Tanzimattan beri mahalli idareler uygulaması içindeyiz. 1876’dan beri de Anayasayla yönetilen bir toplumuz ki bunlar kısa zaman kesitleri değidir.

    Dimitri Kantimir, Evliya Çelebi ve Diyanet İşleri

    Boğdan voyvodası Dimitri Kantimir'in Osmanlı Kültürü ve İslam tarihi için devrinin ölçülerine göre çok objektif davranarak yazdığı "Osmanlı İmparatorluğu'nun Yükselişi ve Çöküşü" adlı üç ciltlik kitabının önemi anlatılmaktadır. Bu kitabın Türkçeye çevrilişi ve daha sonra Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından toplattırılması eleştirilmiştir. Avrupalı, Evliya Çelebi'nin hristiyan sevmezliğini değil de onun 17. yüzyılda yurtlarıyla ilgili yazdıklarıyla ilgilenip bir çok dile çevirip bastırıp okuyorlarsa bizimde Kantimir'in daha 18. yüzyılın başında tarihimizi bu kadar ehliyetle kaleme aldığı için defalarca ve çok önceden bastırıp okumamız gerekirdi.

    Dünden bu güne üniversiteler

    Avrupadaki ve Osmanlı İmparatorluğundaki bilginlerin gördükleri saygı ve itibarı,. Osmanlı Toplumunda siyasi gücün ulemanın desteğini aradığını anlatmaktadır. Yönetenler kadar yöneticilere karşı ayakl******r da aynı ihtiyacı duymuştur. Ahmet Cevdet Paşa’dan ve onun medrese ile laik görüşün birarada yaşamasını formüle etmeye çalışmasından, Fuat Köprülü'nün çalışmalarından, günümüz üniversitelerinin çarpıklıklarından ve nasıl olması gerektiğinden sözediliyor.

    Dilde özleşme ve dil akademisi sorunu

    Türk dili ve diğer ülkelerin dilleri hakkında açıklamalar,Türkiye'de dilin ve kullanılan yazının bir sorun haline gelişi, bu soruna bilinçli el atma sürecinin 19. yüzyılın ilk yarısında Tanzimat devri ile başladığı ve bu çalışmalar anlatılmıştır. Dil Kurumunun yaşaması ve bu günkü statüsünün korunmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur.

    Dil Akademisi üzerine

    Türk Dil Akademisinin nasıl kurulduğu, amaçları, niçin gerekli olduğu ve devletin dil politikası üzerinde durulmuştur. Alman, İngiliz, İtalyan ve Rus edebiyatları akademilerinin güdümünde ve denetiminde değil; büyük yazarların ve düşünürlerin eserleri ve onların izleyicileri sayesinde gelişmiştir.

    Harf Devrimi üzerine bir değerlendirme

    İlk çağ ve ortaçağda yazının tarihi, Türk harf devriminin nasıl başarıya ulaştığı, niçin arap harflerinin kaldırılması gereklililği üzerinde durulmuş; harf devrimi sonrasında kültür bürokrasi ve eğitim alanındaki gelişmeler anlatılmaktadır.

    Atatürk Devrinde Türkiye'de tarihçilik üzerine bazı gözlemler

    1930’lar tarih biliminin atılımlar yaptığı ve bağımsız bir gelişme gösterdiği dönemdir. Türk tarihçiliğinin o devirde de Avrupa tarihçiliğinden daha geri olduğu bir gerçekti. 1930’lar Türkiye'sinde milliyetçi tarihçilik Avrupa'da olduğu kadar yaygın ve inatçı değildi. 12 Nisan 1931 de kurulan Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti (sonraki Türk Tarih Kurumu)’nin yetersizliğinden, dönemin tarihçiliğinde ve tarih anlayışında göze çarpan nitelikler anlatılmaktadır.

    Onların festivalleri ve bizim festivaller

    Batılılarda karnaval ve festivaller, hristiyanlık öncesi tören ve eğlenceler, ortaçağın Avrupa şehirlerinde festivallerin amaçları, bizim toplumumuzdaki dini bayramlar ve festivallerle, Avrupa yaşamında festival ve karnavallar karşılaştırılmaktadır.

    Bir Siyasi Hikaye Olarak "Devlet Ana"
    Kemal Tahir'in "Devlet Ana" isimli romanı ile siyasi hikaye kavramını açıklamış, bu romanın Türk Romanına getirdiği yenilikler, Devlet Ana’nın niçin ulusal bir değer olduğu ve aynı zamanda niçin evrensel olduğu açıklanmış ve Kemal Tahir'in başarısının büyüklüğü anlatılmıştır.

    Siyasal hikayeci olarak, Musahipzade Celal Bey

    Toplum bilimleri ve doğa bilimleri karşılaştırılmıştır. Musahipzade' yi siyasal hikayeci olarak ele almış ve devrinin fikir iklimi içerisinde yerini ve düşünüşünün nedenleri açıklanmıştır. Musahipzade, Osmanlı toplumunun özündeki çelişkiyi taşır. İçine kapanık ve toplumsal ilişki çerçevesini belirleyen değerlerine bağlı , dışa karşı kuşkulu ortamına yabancılaşmaya ve kültür emperyalizmine düşman. Ama ona karşı aynı silahla değil, geleneksel değerleri patlaştıran bir garip tutuculuk ve maneviyatla direnen bir şahıs olarak karşımıza çıkıyor. Musahipzade, Osmanlıda kentlerin kurumlaşmasında ve işleyişinde loncaların ve esnafın önemi ve Osmanlı Toplumunun geçirdiği kültürasyon süreci üzerinde durmuştur. Musahipzade Celal Bey'in ilginç bir yönüde tiyatromuzda yaptığı biçim yenileştirmesidir.

    1880'lerde Avrupa Edebiyatı

    Yazar önce niçin 1880’ler Avrupa edbiyatını anlatma gereği duyduğunu anlatmış daha sonra,19. yüzyılda Avrupa kıtasında ortak bir edebiyatın doğduğu, edebiyat için ulusal sınırların kalktığı; Avrupalının birbirinden farklı şeyler söyleyen ayrı ülke yazarlarını birarada okuyan, değerlendiren yeni bir insan olduğu anlatılmaktadır.

    Tiyatroda Tarihi oyunlar Üzerine

    Tarihi tiyatro oyunları, kalitesinin yüksekliği ölçüsünde yazıldıkları dildeki tiyatro edebiyatının görkemini arttırmıştır. Tarihi oyunların nasıl eleştirilmesi gerektiği, ortaçağ tarihi oyunları, Shakspeare ve o'nun oyunları, anlatılmaktadır.

    Fransız edebiyatı ve tiyatrosu mutlakiyetçi monarşiye hizmet etmiştir. Aydınlanma devrinde çağın en etkili propaganda aracının tiyatro olduğu üzerinde durulmuş. Aydınlanma devri Alman tiyatrosunun özgürlükçü ve ulusalcı bir fikirle kaleme aldığı tarihi oyunları, Goethe ve Schiller'in eserleri ve özellikleri anlatılmıştır.

    19. yüzyılda Avrupa burjuva devrimlerinin, sanayileşmenin ve ulusalcılığın gerçekleştiği, şövalyece bir patriyotizmin de ötesinde ulusalcı duyguların ve eylemlerin ortaya çıktığı, tezatların geliştiği bir çağ olarak anlatılmaktadır.
    Viktor Hugo ve onun tarihi oyun ve eserleri, Rus tiyatrosu, Rus tiyatrosunun muhteşem eserlerine rağmen Puşkin dışında tarihi oyunlara Avrupa kadar çok eğilmediği ve bunun nedenleri anlatılmaktadır.

    Türk Tiyatrosunda tarihsel oyunlar, dünya edebiyatının klasik ve çağdaş eserlerinin teknik ve yorum gücüne ulaşamamıştır. Bunda kabahat yazar ve uygulayıcılardan çok, toplumumuzun düşünsel geri kalmışlığındandır.

    Çehov'un "Vanya Dayı" sı

    19. yüzyıl başından itibaren Rusyanın edebi ve siyasal yaşamının nasıl olduğu,bu devirdeki yazarların halk tabakası ile ilgilendiği anlatılmaktadır.

    Yazarlar halkın arasına inip onlara toplumcu ve ihtilalci fikirleri aşıladılar. Bunun sonucunda 1905 ayaklanmaları çıktı. Bu olay Rusya'da mutlak monarşiyi sarstı ve bazı reformlara girişildi. İşte "Vanya Dayı" bu hava içinde yazılmıştır. Çehov Rusya'nın bir asırlık edebi ve toplumsal gelişimini sinesinde toplamıştır. Vanya Dayı, Çehov'un kişiliğini ve Rusya'nın o devirdeki toplumsal yapısını tam manasıyla aydınlatan güçlü bir eserdir.

    Gorki'nin "Yaz Misafirleri"

    Maksim Gorki yüzyılımızın dramaturjisini biçimlendiren büyük yazar, toplumcu edebiyatın babası olarak nitelendiriliyor. Gorki, gerçekte, yüzyılın karmaşıklaşan toplumsal düzeninde ortaya çıkan uyanmamış insanın komedisini yazmıştır. O hükmünü vermeden önce herkesi dinleyen ve dinleten bir yargıçtır. Yaz misafirleri, bulundukları çıkmaza belki kendileri gelmemişlerdir ama bu çıkmazdan kendileri çıkmaları gerekmektedir.

    Modern Tiyatronun Ustası İbsen

    19. yüzyılın değişen Avrupa toplumu, değişen aile, insan ve çevresi arasındaki uyum sorunları onun eserlerinde saf ve realist bir yaklaşımla ele alınır. İbsen 20. yüzyılın insanın çıkmazını önceden gören seyircisini, o çıkmazın içine çekip bu atmosferi hissettiren ve düşündüren bir filozof-tiyatro adamıdır.

    Sonuç olarak; tarihimize dönmeyi fakat bunun bölük pörçük olmamasının gerektiği, gelenekle geleceği birarada düşünmek ve tartışmamamızın gerekliliği anlatılıyor. Geleneği reddetmek kimsenin haddi değil, amma velakin geleneğin ne olduğunu bilmek ve tarifini doğru yapmak şartıyla. O zaman geleceğin ne olacağını biraz daha iyi biliriz, daha doğrusu kendimiz kuracağımız için biliriz...
     
  3. çok teşekkür ederim bana çok yardımı oldu
     
  4. çok çok tesekkürler..
     
  5. İlber Ortaylı - Tarih Yazıcılık Üzerine kitap özeti var mı acil
     
  6. 3 kıtada osmanlılar ilber ortaylının kitap incelemesi varmı
     

Bu Sayfayı Paylaş