Kırım Türkleri, Kırım Türkleri Hakkinda Bilgiler

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 29 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kırım Türkleri, Kırım Türkleri Hakkinda Bilgiler konusu Kırım Derneği - 2002Kırım Türklerinin Etnik Kökeni ve Tarihçesi
    KIRIM Tatarlarının etnik kökeni; tarih boyunca Kırım ve civarında yerleşen çeşitli Türk kavimlerine dayanır.

    Kırım’a ilk gelen Türk kavmi, Hunlardır. Köktürkler , Onogurlar Kuturgurlar ile M.S. VII. yüzyılda Hazar Türkleri, X. Yüzyıl başlarında ise Peçenekler , Kırıma yerleşen diğerTürk kavimleridir.

    Kıpçaklar, X.yüzyılın sonlarında Peçenekleri mağlup ederek Kırım'ı ele geçirmişler ve, iki yüzyılı aşkın bir süre Kırım'a hakim olmuşlardır. Kırım’ın etnik ve kültürel yapısının oluşumunda en güçlü etki Kıpçak Türklerine aittir. Kıpçakların engin kültür mirasının derin izleri bugün dahi bütün canlılığı ile Kırım Türklerince yaşatılmaktadır. Kırım Türklerinin kullandığı dil de Kıpçak Türkçesidir.

    Kırım'daki Kıpçak hakimiyeti İslamiyet'in Kırım’da yayıldığı bir dönem olmuştur ve XI. Yüzyılın sonlarına doğru Türklerin çoğunluğu İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Asya'nın büyük bir kısmına hakim olan Moğol İmparatorluğu (Cengiz Han Orduları), XIII. Yüzyıl ilk çeyreğinde, Kıpçakları yenerek yarımadaya hakim olmuşlardır. Cengiz Han İmparatorluğunun parçalanması üzerine, Kırım, Altın Ordu imparatorluğu hakimiyetine girmiştir.

    Altın Ordu¹ Hakimiyeti Kırım’ın etnik, dini ve siyasi geleceğini kesin olarak belirlemiş ve Kırım’ın tamamen Türkleşmesini sağlamıştır.

    TATAR ADININ KULLANIMI

    Kırım Kazan ve İdil boylarındaki ahali , tamamiyle Türk olduğu halde, kökleriyle bağının kopartılması amacıyla bilhassa Ruslar tarafından kendilerine "Tatar" adı verilmiştir. Aslında Tatar adı, gerek Anadoluda gerekse Rusya ve İslam dünyasında Moğolların hakim oldukları saha ahalisi için kullanılmıştır.

    (Örneğin Mevlânâ, Divan-ı Kebir de Anadoluyu tehdit eden Moğollardan Tatar olarak bahsederek bir gazelinde şu ifadeleri kullanır:

    "Sen Tatardan korkuyorsun;
    Çünkü Tanrıyı tanımıyorsun.
    Oysaki ben Tatarlardan iki yüz iman bayragi yükseltecegim." )

    Mamafih “Tatar” adı uzun süre bu Türk boylarınca benimsenmemiş, ancak Rus siyasi baskısı altında kabul ettirilmiş ve zaman içerisinde Rusların dışındaki diğer yabancı toplulukların ve Türklerin de kullanması sonucu yavaş yavaş kabul görmüştür.

    ************************************************** *******
    ¹ Altın Ordu XIII-XIV. Yüzyıllarda siyasi, iktisadi, ve kültür bakımından yalnız Doğu Avrupa’nın değil, umumiyetle Türk Dünyasının en mühim devletlernden biri idi. Bu devlet ahalisinin büyük bir kısmı, -Rus yurdu müstesna-halis Türk idi.

    Ahalinin yalnız göçebe olmadığı, şehirlerin ve köylerin çokluğu ile kendini derhal göstermektedir. Zaten Orta İdil boyundaki Türkler erkenden göçebeliği bırakıp oturak olmuş, köyler ve şehirler kurmuşlardı. Azerbeycan’da dahil olduğu halde Altın Orduya ait sahada şimdiye kadar yirmibeş şehir tesbit edilmiştir. Bunlar: Azak, Batçin, Bakü, Büler, Bulgar, Derbend, Gülistan (Sarayın banliyösü) Kırım, Kırım-Cedid, Macar, Macar-Cedid, Mahmudabad, Muhşı, Ordu, Ordu-Cedid, Ordu-Bazar, Recan, Saray, Saray-Cedid, Saraycık, Sıgnak-Cedid, Tebriz, Ükek, Hacı-Tarhan (Astarhan), Sabran, Şamaha şehirleridir. Demekki, Altın Ordu sadece bir “İstep İmparatorluğu” değildi. Bu sayılan şehirlerin çoğu büyük ticaret merkezleri ve “ihracat ve ithalat” iskeleleri veya transit mahalleri idi.

    Bilhassa Saray şehrinin büyüklüğü ve güzelliği hakkında şehri bizzat gezen seyyahların elinden çıkan kayıtlar mevcuttur. Bu cins kayıtlar, Prof. Ballod tarafından yapılan kazılarla da tespit edilmiştir. Saray şehrinde mükemmel bir su tesisatı bulunduğu, bahçelere, evlere kadar su borularıyla su getirildiği meydana çıkmıştır; Çini tezyinatı, yapıcılık ve bilhassa maden işleme hususunda mühim terakkiler elde edildiği, çıkan malzeme ile sabittir. Bu itibarla Saray şehrinin ve içinde yaşayan ahalinin (Yani yerli Türklerin) çağdaşları olan diğer memleketlerden geri olmadıklarında şüphe yoktur. Meydana çıkarılan maden eritme ve işletme tesisatının mükemmelliği, Altın Ordu ustalarının, bu zanaat sahasında devirlerindeki diğer milletlerin geride bıraktıklarını gösterir.. Saray şehri aynı zamanda Türkistan, İran, Anadolu, Bizans, Rusya, Ceneviz ve Orta Avrupa’dan gelen tüccarların bulunduğu bir merkez olması hasabiyle de büyük bir önemi haizdi. Burada ayrı milletler için ayrı mahallelerin kurulduğu, herkes kendi memleketinde alışık olduğu hayata göre yaşamak imkanı sağlandığını görüyoruz. 1334 te Saray şehrini ziyaret eden İbn Batuta nın yazdıkları bunları teyit edici mahiyettedir.

    Moğol istilası neticesinde Kama nehri mansabındaki bu Türk-Müslüman ilinde Kıpçak zümreleri ile karışan türlü Türk unsurunun çoğalması ile bu çevredeki Türklerin sayısı büsbütün arttı. Türkistan ve Batı Sibirya’dan yeni yeni Türk zümrelerinin boyuna geldiği anlaşılıyor. Altın Ordu’nun üst tabakasını teşkil eden Moğol unsuruda tedricen Türkler arasında eriyip gitti. Hele Berke Han tarafından İslamiyet’in kabulu ve zaten 900 (miladi)’den beri büyük bir kısmı Müslüman olan Orta İdil boyu ahalisi ile, Altın Ordu’da ki diğer Türk kavimlerinin birbirleriyle kaynaşmalarını sağladı.

    TARİHÇE

    Karadeniz’in kuzeyinde tarih boyunca, jeopolitik önemini koruyan Kırım’ın bilinen en eski sakinleri, MÖ XI. Yüzyıldan itibaren Kırım’a gelerek yerleşyen Tavrlar ve bir İranî kavim olan Kimmerlerdir. MÖ VII. Yüzyılda doğudan gelen İskitler Kırım’ı 1000 yıla yakın bir süre hakimiyetine almışlardırr. Kırım, MÖ II. Yüzyılda Sarmatlar ve Alanların, MS III Yüzyılda ise Germen menşeli Gotların istilasına uğramıştır. Kırım’ın konumu ve ticari önemi başta Miletliler olmak üzere Yunanlıları daha sonraları da Roma, Bizans ve İtalyanları da cezbetmiş ve bunlar Kırım sahillerinde koloniler kurmuşlardır. Kırım asırlar boyunca en önemli ticaret bölgelerinden biri olmuştur.

    Esas itibariyle göçebe olan Hunlar, Kırım’a ilk gelen Türk kavmidir. Hunlar, MS IV. Yüzyılda Kırım’ı ele geçirmişler fakat kalıcı bir iz bırakamamışlardır. Sonraki dönemlerde Köktürkler, Onogurlar ve Kuturgurlar da bu güzel yarımadaya gelmişlerdir. MS VII yüzyılda Hazar Türkleri Kırım’a hakim olmuşlardır. Hazarlar, İdil (Volga) ile Kafkaslar arasında büyük bir İmparatorluk kuran ve Musevi dinine mensup bir Türk hanedanı ile İslam, Hıristiyan ve Göktanrı dinlerine mensup tebaadan oluşuyordu.


    Yine savaşçı bir Türk kavimi olan Peçenekler, Karadeniz’in kuzeyini ele geçirerek Balkanlara doğru sarkmışlar ve bunların büyük bir kolu da X. Yüzyılın başlarında Kırım’a yerleşmişlerdir.Kırım’ın etnik ve kültürel yapısında en derin tesiri yapan ve en güçlü mirası bırakan Türk kavmi olan Kıpçaklar, aynı yüzyılın sonlarında Peçenekler’i mağlup ederek stepleri ve Kırım’ı ele geçirerek, iki yüzyılı aşkın bir süre buraların hakimi olmuşlardır. Kıpçakların zengin kültürel mirasının pek çok izleri bugün dahi bütün canlılığı ile Kırım Türklerince yaşatılmaktadır. XI. Yüzyılın sonlarına kadar Türklerin çoğunluğu İslamiyet’i kabul etmişlerdi.

    Kırım’daki İslam varlığı Anadolu Selçuklularının Sudak ve çevresini 1220’lerde bir süre için ele geçirmeleri ve Kıpçakların Müslüman ülkeleriyle sıkı ilişkileri sayesinde daha da güçlenmiştir.

    12. Yüzyıl başlarında en kudretli devrini yaşamış olan Anadolu Selçuklu Devleti’nden Kırım’a ticaret yapmak maksadıyla pek çok Türk tüccarı gelmiştir. İlk Selçuklu_Kırım münasebeti Emir Hüsameddin Çoban’ın 1221 yılında yaptığı Kırım seferi ile başlamıştır.

    Cengiz’in orduları 1223’de bütün Kıpçak steplerini Rusya Ukrayna ve Kırım’ı hakimiyetlerine almışlardı. Ancak kısa süre sonra Cengiz İmparatorluğu parçalandı ve bu muazzam devletin batısında Altın Ordu imparatorluğu ortaya çıkmıştır.

    Altın Ordu Hakimiyeti Kirım’ın etnik, dini ve siyasi geleceğini kesin olarak belirlemiş ve Kırım’ın tamamen Türkleşmesini sağlamıştır.

    1357 ve peşi sıra gelen yıllarda Timur akınları yüzünden Altın Ordu Devleti bölünerek ortaya Kırım, Kazan, Sibir, Astrahan hanlıkları ile Nogay Mirzalığı çıkmıştır. 15. Yüzyılın ilk yarısında Kırım, müstakil Hanlığı’nı ilan etmiştir.

    Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray’dır. Hacı Giray, Cengiz soyundan gelen bir Altın Ordu prensi idi. Çağında dünyanın en kuvvetli devleti olan Altın Ordu İmparatorluğu 14.Yüzyıl sonlarında zayıflayıp taht kavgaları baş gösterince, Hacı Giray, Altın Ordu tahtı üzerindeki hak iddiasından vazgeçmeksizin 1428 yılı civarında kendisini Kırım Hanı ilan etti. Böylelikle bilfiil Kırım Hanlığını kuran Hacı Giray, Hanlığın ilk parasını da 1441-42 yıllarında Solhat şehrinde bastırttı. Başşehir olarak Bahçesaray seçildi. Hacı Giray’ın soyundan gelenler “Giray”hanedanı adıyla Hanlığın sonuna kadar yaklaşık 350 yıl boyunca tahtın sahipleri oldular.

    Osmanlılar ile Kırım Hanlığı ilişkilerine gelince ;Kefe’deki Tatar büyüklerinden bazıları, bilhassa Eminek Bey (Mirza), Cenevizlilerin Kefe’den ve Kırımdan atılmaları için, Osmanlı padişahı ve İstanbul fatihi Sultan Mehmed'e mektuplar yazarak, Osmanlı donanmasını Kefe’nin zaptı ve Kırım Hanlığı’nı da zapt-u rapt altına koymasını ricaya başladı. Zaten İstanbul’un Türkler tarafından alınmasını müteakip, Anadolu sahillerindeki Ceneviz kolonilerine de birer birer son verilmişti. Bu defa sıranın Kefe’ye geldiği de aşikardı. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet Han, 1475 İlkbaharında Gedik Ahmed Paşa kumandasında büyük bir Osmanlı donanmasını Kırıma yolladı. Kefe’nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra Gedik Ahmed Paşa tarafından ,Kırım Hanının Hanlık hakları tanınmış ve aralarında yapılan antlaşma gereği; Cenevizlilere ait şehirler, başta Kefe, Azak, Taman, Osmanlıların idaresinde kalacak ve Kırım Han’ı da, devlet-i aliyye’nin “dostuna dost, düşmanına düşman “ olacaktı. Kırım Han’ı Mengligiray’ın buna göre Osmanlı padişahına sefer esnasında yardım etmesi gerekmekte idi. Buna karşı Osmanlı padişahı da Mengligirayı Kırım tahtında tutmayı ve desteklemeyi taahhüt ediyordu. Kefe’nin zaptından az sonra Azak (Tana) ve diğer kolonilerde Osmanlılar tarafından ele geçirilince, Kırım’ın güney sahili, Kerç Boğazı’nın her iki kıyısı ve Azak şehri çevresindeki belli bir saha Osmanlı Devleti’nin hükmü altına girdi ve, Kırım Hanlığıda Osmanlı Devletine bazı şartlar altında bağlanmış oldu.

    Bu suretle, 1475 ilkbaharından itibaren Kırım Hanlığı bakımından çok büyük bir değişiklik hasıl oldu: Şimdiye kadar Kırım’ın içişlerine karışan ve aynı zamanda tehlike dahi teşkil eden Hıristiyan-Cenevizlilerin Kefe’de ve diğer şehirlerdeki hakimiyetlerine son verildi. Ve Onların yerine devrin en büyük devleti olan ve İslam Dünyasının önderliğini eline alan Osmanlı Padişahının hükmü kaim oldu.Ayrıca bu bağlanış ile Kırım Hanlığının devam etmesi garanti altına konduğu gibi, Kırım’ın ekonomik ve bilhassa Kültür gelişmesi bakımından da büyük faydaları oldu.

    Kırım Hanlığının Osmanlı Devletine bağlanmasının en mühim neticesi ise siyasidir. Şöyle ki, Kırım’da istikrar sağlanmış ve han oğulları arasında sürüp giden iç mücadelelerin önü büyük ölçüde alınmıştır. Bununla Kırım Hanlığı asayişe kavuşmuş ve Çengiz soyundan “Giray’lar” sülalesinin idaresinde bu hanlıkta XVIII. Yüzyıl sonlarına kadar devam edip gitmiştir. Halbuki Osmanlı himayesinden mahrum kalan ve kendi mukadderatları ile baş başa bırakılan Altın Ordu artığı diğer hanlıklar (Kazan Hanlığı, Astarhan Hanlığı, Kasım Hanlığı ve Nogay Ulusu) birer birer Rusya tarafından yutulmuşlardır.

    Kırım Hanlığı, ilk defa 1484’te Sultan 2.Beyazıt’ın Akkirman Seferi’ne katılarak Osmanlı İmparatorluğu ile işbirliği yapmıştır. Yavuz Sultan Selim’e kızını vermiş olan Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. Bundan sonra Hanlıkları Osmanlı Sultanı’nın özel fermanı ile tasdik olunmuştur.

    1552’de Korkunç namıyla bilinen 4. İvan, Kazan ve 1556’da Astrahan hanlığı’nı işgal ederek Rusya’ya bağlamıştır. Bu hadiseden sonraki yüzyıllarda, Hristiyanlaştırma ve Ruslaştırma politikaları uygulanmıştır. Kazan’ın işgaline karşılık 1553’te Devlet Giray Han Moskova’yı tahrip etmiştir.

    Bu arada 2.Viyana Kuşatmasına değinmek gerekiyor.Çünki Kırım Hanına bağlı güçlerin yeterli gayreti göstermemeleri bozgun nedeni olarak belirtilerek Kırım kuvvetleri haksız bir şekilde karalanmak istenmişlerdir. Bu savaşta Kırım atlıları Avusturya’nın içlerine kadar baskınlar düzenlemişler ele geçirdikleri düşman askerleri sayesinde çok önemli istihbarat bilgileri elde ederek ,tedbirler alınmasını sağlamışlardır. Fakat Muradgerey Han’ın, Jan Sobieski kumandasındaki Leh kuvvetlerine karşı istenen mukavemeti yapmadığı öne sürülmüş, Han Muradgiray azledilerek yerine Hacıgiray getirilmiştir. Mamafih Muradgiray’a karşı yöneltilen bu kabil ithamların haksız olduğu anlaşılıyor. Viyana bozgunundan Kırım Hanını sorumlu tutmak için elde yeter derecede deliller yoktur.

    Zaten savaş sonrası muharebeyi kısa sürede bozularak terkeden ve geri çekilen Vezir Koca Arnavut İbrahim Paşa bozgunun en önemli sorumlusu sayılarak sorgulanmış ve "Savaş alanını erkenden terkedip ordunun moralini bozduğu ve yenilgiye kapı açtığı " gerekçesiyle boğdurulmuştur.

    Özellikle Silahtar Mehmet Ağanın vesikaları incelendiğinde; Tatar hanının , Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 'yı düşman karşısında uyarmasından, Paşa'ya yaptığı tekliflerden, bahsedilmekte ve bu tekliflerin Paşa tarafından dikkate alınmadığı ve üstelik Tatar'ları aşağılayıcı ifadeler kullandığından bahisle, Han ile Sadrazam'ın aralarının bozuk olduğu vurgulanmakta ve belkide bu nedenle bozgunun Kırım kuvvetlerine fatura edildiği sanılmaktadır. Nitekim bozgun sonrası dönüş yolunda Han, Paşa ile anlaşamamasının sonucu olarak,Tatar Hanlığı görevinden alınıp yerine Hacıgiray atanmış vezirliğine de önceki Han'ın da veziri olan Bahadır Ağa yeniden getirilmiştir. Görevden alınan Han'a yıllık 4 pul akça bağlanmıştır.

    Kırım Hanlığının zaman içerisinde Osmanlıya paralel olarak güçsüzleşmesi sonucu, Ruslar 1736’da Kırım’a girerek Bahçesaray’da ikibin evi ve Hansaray’ı yakmıştır. Bu münasebetle şehirdeki bir çok sanat ve kültür eserleri harap olmuş, kütüphanelerdeki kıymetli el yazmaları yok edilmiştir. Rusların, Rum ve Ermeni Kiliselerini de yağma ettikleri ve yıktıkları göz önünde tutulursa, Rus “Vahşeti” nin derecesi hakkında kolayca bir hükme varılabilir. Bu Rus tahribatından sonra Bahçesaray bir daha eski haline getirilememiştir.

    Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca antlaşması ile Kırım Hanlığı Osmanlı himayesinden çıkmıştır. 1783’te Rusya’nın işgaline maruz kalan Kırım Türkleri’nin esaret yılları böylece başlamıştır.

    Kırım’ın kaybedilmesinin Osmanlı İmparatorluğunda tesirleri çok büyük oldu. Çünkü ilk defa Müslüman bir tebanın yaşadığı yer kaybediliyordu.

    Ruslar’ın Kırım’daki Türkler’e uyguladıkları baskı ve imha politikaları Kırım Türkleri’ni Osmanlı İmparatatorluğu sınırları içerisindeki başka bölgelere göçe zorlamıştır. Göçlerin büyük çoğunluğu dalgalar halinde Türkiye’ye, Romanya’ya, Bulgaristan’a yapılmıştır. En büyük göç dalgaları, 1792, 1860-63, 1874-75, 1891-1902 senelere arasında olmuştur. Bu göçler, Rusya’nın, Kırım’daki Türk nüfusunu azaltma politikasını gerçekleştirmesine sebep olmuştur. 1783’te Kırım’daki Türk nüfus %98 iken 1897’deki nüfus sayımına göre Türk nüfus % 35’e düşmüştür. Kırım Türkleri bu göç sırasında yollarda büyük kayıplar vermiştir.

    Vatan Kırım’da kalan Kırım Türkleri bu esaretten Bolşevik ihtilalinin yarattığı karmaşadan istifade ederek kısa bir süre içinde olsa kurtulmuşlar ve yapılan seçimlerde Kırım Tatar halkının vekilleri belirlenmiştir. 9 Aralık 1917’de Kırım Tatar Milli Kurultayı toplanmıştır. Kurultay, 26 Aralık 1917’de Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiş ancak Akyar (Sevastopal) da üstlenen Bolşevik denizciler Kırım Türklerine saldırarark Kırım Müftüsü ve Kırım Hükümeti Başkanı Numan Çelebi Cihan’ı tutuklayarak 23 Şubat 1918’de Akyar’da şehit etmişlerdir.

    Kırım Tatar Milli Kurultayı 1918 yılı Mayıs ayında yeniden toplanarak Süleyman Sülkiyeviç başkanlığında yeni Kırım Hükümeti Haziran ayında kurulmuş daha sonra 11 Kasım 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilerek Veli İbrahim bu cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

    1927 yılından sonra Rus rejimi gerçek yüzünü göstermeye başlamış, Kırım’daki Türk aydınları katledilmiştir. Başlatılan din aleyhtarı kampanya ile de binlerce Müslüman Türk aydını Sibirya ve Urallar’a sürülmüştür. 1920-1941 yılları arası suni olarak kıtlık meydana getirilmiştir. Ülkenin bütün tahıl ve yiyecek maddeleri toplanarak Kırım dışına çıkarılmıştır. Halk korkunç bir açlıkla karşı karşıya bırakılmıştır. Binlerce Kırım Türk’ü açlıktan hayatını kaybetmiştir. 1936-38 döneminde ise toplumun bütün kesimlerinde hissedilen kitle terörü başlatılmıştır. 1941 yılında Alman orduları Kırım’ı işgal etmiştir. 8 Nisan 1944 yılında Kırım’a Rus hücumu başlamıştır. 18 Nisan’dan sonra Kırım’ın bütün bölgeleri Ruslar’ın eline geçmiş ve 18 Mayıs 1944 yılında Kırım Türkleri topluca Vatan Kırım’dan sürgün edilmişlerdir.

    Sovyet Hükümeti, 4.3.1945 tarihinde aldığı ve 25.6.1945 yılında yayınladığı Kararname ile Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini ortadan kaldırarak, Kırım oblası (Sovyet idari sisteminde bir nevi eyalet) statüsüne getirilerek, yine Rusya’ya bağlı bırakılmıştır. Daha sonra Kruşçev, Rus_Ukrain kardeşliğinin 1000 Yıl bahanesiyle Kırım Oblastı’nı Rusya’dan alarak Ukrayna’ya bağlamıştır.

    Kırım Türklerinin sürgün edilmesinden sonra Rus göçmenlerin iskanına hız verilerek Kırım , Rusların ezici bir çoğunlukla yaşadığı yer haline getirilmiştir.

    Kırım Türklerinin Vatan Kırım’a dönme ve milli haklarını yeniden elde etme mücadeleleri neticesinde Sovyet Hükümeti 5 Eylül 1967 yılında yayınladığı bir Kararname ile Kırım Tatarlarına haksızlık yapıldığını kabul etmiştir. Ancak Kararname, dolaylı bir şekilde Kırım’ın Tatarların olmadığını ifade ediyor ve onlara Vatan Kırım’ın yolunu açmıyordu.

    Sovyet Hükümeti, Kırım Tatarlarına karşı haksızlık yapılarak suç işlendiğini ancak 1987 yılında Kırım Tatarlarının Kızıl Meydanda bütün dünyayı şaşkına çeviren kitlesel gösterileri neticesinde açıkça kabul ve ilan etti. Kırım Tatarlarının Kırım’a döndürülmelerine razı oldu ve Kırım Tatar probleminin çözümü için bir devlet komitesi kuruldu. Ancak bu komiteler ve dolayısıyla Sovyet hükümeti Kırım Tatar meselesinin çözümü için ciddi ve müspet bir adım atmadılar meseleyi sürüncemede bıraktılar.

    Kırım Tatar Milli Hareketi Teşebbüs Gurupları 5. Genel Kongresi’nde Taşkent’de 2 Mayıs 1989 yılında Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı kuruldu ve teşkilat başkanlığına Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu getirildi.

    Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı, 1989 yılı güzünden itibaren çadır şehirler kurarak Kırım’a göçü hızlandırdı ve Kırım Oblastı Hakimiyeti üzerinde baskıları arttırdı. 1989’da Kırım’da ikamet eden Kırım Tatar nüfusu 20.000 civarında iken, bu sayı 1990 yılı Martında 76.499’e 1991 yılı Martında ise 150.000 civarına ulaşmıştı.

    20 Ocak 1991’de Kırım’da referandum yapıldı, referandumda oy kullanan 1.441.019 seçmenden 1.343.855’i Kırım Muhtar Sosyalist Cumhuriyetinin kurulmasına evet dedi.

    Bunun üzerine Ukrayna Yüksek Sovyeti Kırım’ın tekrar Rusya’ya bağlanmasını önlemek için 12 Şubat 1991’de Ukrayna’ya bağlı Kırım Muhtar Cumhuriyeti’nin kurulmasını kararlaştırdı.

    Yeni anayasa hazırlanıp parlamento seçimleri yapılıncaya kadar Kırım Oblası Şurasının 22 Mart 1991’de yapılan toplantısında, Kırım Yüksek Sovyeti Seçimleri yapıldı. Cumhurbaşkanlığına da Kırım Komünist Partisi 1.Sekreteri Nikolay Barov getirildi.

    Kırım Türkleri bu durumu şiddetle protesto ettiler. Milli iradelerini ortaya koymak için Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı öncülüğünde Milli kurultaylarını toplama kararı aldılar. Kırım Türkleri, Kırım, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kafkasya, Rusya, Ukrayna, Litvanya, Tataristan, Letonya ve başka Sovyet ülke ve şehirlerinde demokratik seçimlerini yaparak vekillerini Kırım’a gönderdiler.

    II.Kırım Tatar milli Kurultayı 26 Haziran 1991’de Akmescit şehrinde toplandı. Kurultay, Kurultayın ana fikri ve prensiplerini vurgulayan ve Kırım Tatarlarırın kendi kaderlerini belirleyeceklerini ilan eden 5 maddelik bir “Kırım Tatarlarınına Milli Egemenlik Bildirisi”ni oybirliği ile kabul etti ve Rusların kontrolündeki Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyetini tanımadığını ilan etti.

    Kurultay, aynı zamanda Kırım Tatar halkının en yüksek ve yetkili tek organı olarak Kırım Tatar Milli Meclisini belirledi ve onun 33 kişilik üyesini seçti. Meclis başkanlığına da Kırım Tatarlarının tanınmış insan hakları savunucusu ve Milli yolbaşçısı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu seçimle getirildi.

    O tarihlerde henüz dağılmamış olan ve son günlerini yaşayan Sovyet yönetiminin yıllardır, halkından kopmuş, halkına zarar veren, ekstermist olarak suçladığı Kırımoğlu demokratik ilradesiyle Kırım Tatar halkının yıllardır, gerçek temsilcisi olduklarını göstermiyorlardı.

    Kırım Yüksek Sovyeti, hazırladığı Anayasa ile Kırım Tatarlarını görmezlikten geldi. Kırım Tatar Milli Meclisi’nin itirazları ve hazırladığı Anayasa taslağı dikkate alınmadı. Bu durum Kırım’da gerginliği tırmandırdı. Bu arada 1 Ekim 1992’de Kırım’daki hakimiyet organları Kırım’ın gerginliği tırmandırdı. Bu organları Kırım’ın eniz kıyısındaki güzel bir köyündeki Kırım Tatar çadır şehirlerini bastılar. Sakinlerini feci şekilde dövdüler. Yapılmakta olan kulübeleri buldozerle yıktılar ve Kırım Tatarlarının yıllardır biriktirdikleri paralarla aldıkları inşaat malzemelerini yağmaladılar. 27 Kırım Tatarı yaralandı. Ve 26 kişi tutuklandı. Kırım’daki hakimiyetin bu tutumu durumu iyice gerginleştirdi. Kırım Tatar Milli Meclisi tutukluların serbest bırakılmasını talep etti. Tutuklu Kırım Tatarları önünde 6 Ekim 1992 günü toplanan binlerce Kırım Tatarının gösterileri ve polis barikatlarının aşılarak Kırım Yüksek Sovyeti’ne yürümeleri karşısında Kırım’daki Rusların kontrolündeki hükümet, geri adım atmak mecburiyetinde kaldı.

    Kırım Yüksek Sovyeti, 18 Eylül 1993’de yeni seçim kanununu kabul etti. Her zaman olduğu gibi, Kırım’ın gerçek sahipleri Kırım Tatarları bu kanunda da hiç dikkate alınmadı. Kırım Tatarları derhal bu durumu Yüksek Sovyet önünde düzenledikleri gösterilerle protesto etmeye başladılar. Akmescit şehri etrafındaki ana yolları ve demir yolları kapatıldı. Kırım Tatar Milli Meclisi Kırım Yüksek Sovyeti’nin bu kararını gözden geçirmeye ve Kırım Tatarları lehine değişiklikler yapmaya çağırdı.

    Kırım Tatarlarının şiddetli tepkileri ve kararlı tutumları karşısında Kırım Yüksek Sovyeti 14 Ekim 1993’te toplandı ve seçim kanununa eklemeler yaparak Kırım Tatarlarına 14 kişilik kota verilmesini kabul etmek mecburiyetinde kaldı.

    Son değişikliklerde Kırım Yüksek Sovyet’indeki sandalye sayısı 80’lden 98’e yükseltildi. 14 yer Kırım Tatarlarına, 1’er yer Rum, Ermeni, Alman ve Bulgarlara verildi.

    27 Mart ve 10 Nisan 1994 tarihlerinde iki turlu olarak yapılan seçimlerde Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın listesinden 14 Kırım Tatarı parlamentoya girdi.

    İlerleyen zaman içerisinde, Kırım Cumhurbaşkanı Meşkov ve Kırım Parlamento Başkanı Tsekov ARASINDAKİ GÜÇ KAVGASI, Rusya Blokunda parçalanmalara yol açtı. Bu parçalanmadan en karlı çıkanlar Kırım Tatarları oldular. Bu arada Meşkov’un ve parlamentonun Kırım’ı Ukrayna’dan ayırmak ve Rusya’ya bağlamak ürüttükleri siyasetin bir adımı olarak, Kırım’da bağımsızlık referandumuna gitme kararları üzerine Ukrayna, Kırım anayasasını ve Cumhurbaşkanlığı makamını 17 Mart 1995 tarihinde lağv etti. SSCB’nin dağılmasından sonra ilk defa Ukrayna’nın ilk defa Kırım’la Rusya yanlıları üzerinde sert ve kararlı tutum takınması, Parlamentodaki dengeleri de etkiledi. Meşkov’un koltuğunu kaybetmesinden sonra Tsekov’u 5 Temmuz 1995’de görevinden Kırım parlamentosu yerine Yevhen Suprunyuk’u seçti Değişen dengeler içerisinde Kırım siyasetinde ağırlığını izlediği akıllı politikalarla günden güne arttıran Kırım Tatar Milli Meclisi ve parlamentodaki Kırım Tatar millet vekillerinden Refat Çubar Kırım parlamentosu başkan yardımcılığına, Lenur Arif’de bakanlık statüsündeki Milliyetler Komitesi başkanlığına seçildi.

    1991 yılına kadar Kırım’da hemen hiçbir önemli resmi göreve alınmayan Kırım Türkleri, 13 Ekim 1994 tarihinde A.Françuk başkanlığında kurulan Kırım Hükümetinde Dr. İlmi Ömer’in başbakan yardımcılığına getirilmesiyle durumlarını daha da güçlendirdiler.
     

Bu Sayfayı Paylaş