Kütahya Çeşmesi (Gülme Komşuna Gelir Başına ) Karagöz ve Hacivat oyunu

'Tiyatro ve Skeçler' forumunda _Mr.PaNiK_ tarafından 23 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kütahya Çeşmesi (Gülme Komşuna Gelir Başına ) Karagöz ve Hacivat oyunu konusu Tasvirler:

    Karagöz
    Hacıvat
    Tiryaki
    1.Çelebi
    2.Çelebi
    Laz
    Himmet Dayı
    Matiz (Tuzsuz Deli Bekir)
    Zenne (Karagöz’ün Karısı)
    Zenne (Hacıvat’ın Kızı)
    Arap
    Çeşme
    Küp
    Harar

    Nâreke zırıltısı ve tef velvelesi ile göstermelik kalktıktan sonra Hacıvat semai söyleyerek gelir.
    (Makam Segah) Gördün de beni bend ettin, Ne suçum gördün terkettin vay, Ağyar ile ülfet ettin, Ne suçum gördün terkettin vay
    Semaisi bittikten sonra perde gazelini okur; Perde gazeli bittikten sonra devamla;
    Hacıvat: Ahh efendim ne olurdu şu dört köşe perdede bana da bir arkadaş olsa, geliverse şu dört köşe perde üzre, o söylese ben dinlesem, efendim haddim olmayarak bendeniz söylesem o dinlese
    Karagöz: (Pencereden) Şu Hacıvat’da benim oğlumun burnunu yese (çekilir)
    Hacıvat: Bizi seyreden dostlar da gülseler eğlenseler, iş ne imiş diyelim işimizi mevlam rast getire. Yar bana bir eğlence medet, aman bana bir eğlence medetttt....
    Karagöz: Hacıvat defol git şurdan aşağıya gelirsem görürsün gününü
    Hacıvat: Ah bana bir eğlence medett..
    Karagöz: (aşağıya atlar boğuşmaya başlarlar)
    Hacıvat: Aman karagöz yapma çenem kırıldı
    Karagöz: Kırılsın kerata
    Hacıvat: Yapma birader boğacaksın beni
    Karagöz: Geber kerata (Hacıvat kaçar Karagöz sırtüstü yerde yatar) Amannn... öldüm bayıldım, of aman keratayı kaçırdım ama galiba ben de poturlara kaçırdım. (Ayağa kalkar)Seni gidi sivri sakallı keçi suratlı herif seni. Gelmiş kapımın önünde Medine dilencisi gibi bağırır durur. Hele bir daha gel bak seni kuyruğundan tutup da Kaf dağının ardına kadar atmazsam ban da Karagöz demesinler... Amma da attık haa (Hacıvat gelir)
    Hacıvat: Vay Karagözüm benim iki gözüm merhaba
    Karagöz: Hoş geldin suda pişmiş balkaba(tokat)
    Hacıvat: Aman Karagözüm beni gelir gelmez darb etmenizin sebebi mucibesi?
    Karagöz: Bizim bekçinin ne poturu var ne de cübbesi (tokat)
    Hacıvat: Yazıklar olsun sana Karagöz. Adam olmamışsın, haşa huzurdan şu dünyaya eşek gelmişsin eşek gidiyorsun
    Karagöz: Ona yarabbi şükür
    Hacıvat: Ne gibi?
    Karagöz: Ya sen beygir gelmişsin de hergele gidiyorsun ya (tokat)
    Hacıvat: Ama Karagözüm ben senin gibi değilim ben nereye gitsem bana itibar ederler ayağa kalkarlar
    Karagöz: ban da kalkarlar
    Hacıvat: Senin nene ayağa kalkarlar? Cahil echelin birisin
    Karagöz: Halt etmişsin, ben reçeli de yerim güllacı da
    Hacıvat: Öyle değil, yani ağzından çıkanı kulağın duymaz. Çünkü cahilin birisin okuyup yazmamışsın, mürekkep yalamamışsın
    Karagöz: Onu yaladım
    Hacıvat: Nerde yaladın
    Karagöz: Geçen gün çeşme başına gittim orada bizim sakanın eşeği duruyordu imrendim suratını yaladım
    Hacıvat: Tu allah iyiliğini versin
    Karagöz: Tükürme suratıma be
    Hacıvat: bak Karagözüm sen benim kırk yıllık arkadaşımsın. Sana birkaç kelime öğreteyim de her nereye gidersen sana itibar etsinler
    Karagöz: Öğret bakalım
    Hacıvat: Dinle, bir kibar yere gittiğinde sana bir şey sorarlarsa ne diyeceksin biliyormusun?
    Karagöz: Yoo...
    Hacıvat: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada da ne buyurulur a benim efendim diyeceksin
    Karagöz: Sonra ne olacak
    Hacıvat: İşte böylece sen adama olacaksın herkesin yanında itibarlı olacaksın
    Karagöz: Olur Hacıvat, şey ne diyecektim
    Hacıvat: Evet efendim
    Karagöz: Evdedir efendim
    Hacıvat: Öyle değil canım
    Karagöz: Öyleyse dükkandadır efendim
    Hacıvat: canım Karagözüm ben nasıl söylersem sen de öyle söyle
    Karagöz: olur yaparım, nasıldı o
    Hacıvat: Evet efendim
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Aferin Karagözüm, öyledir efendim
    Karagöz: Hayır ikindidir efendim
    Hacıvat: İkindiyi bırak, öyledir efendim
    Karagöz: İkindiyi bırak akşamı yakala, öyledir efendim
    Hacıvat: Münasiptir efendim
    Karagöz: Minas’ın değil Agop’undur efendim
    Hacıvat: A Karagözüm Agop’u falan karıştırma, münasiptir efendim
    Karagöz: Agop’u karıştırmam, Mıgırdıç’ı karıştırırım
    Hacıvat: Canım münasiptir efendim
    Karagöz: Münasiptir efendim
    Hacıvat: Arada sırada ne buyurursunuz a benim efendim
    Karagöz: Arada sırada burnumu yersiniz a benim efendim
    Hacıvat: Ne dedin?
    Karagöz: arada sırada dedim
    Hacıvat: Şimdi seninle kibar bir konağa gitmişiz, konağın sahibi çok kibar bir adam, sohbet sırasında sana der ki, efendim ne buyurulur? O zaman sen ne diyeceksin?
    Karagöz: Haberim yok derim
    Hacıvat: Olmaz
    Karagöz: Yaa?..
    Hacıvat: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada ne buyurulur a benim efendim diyeceksin
    Karagöz: Boyuna böyle mi diyeceğim?
    Hacıvat: Evet
    Karagöz: yaparım öyleyse be Hacıvat
    Hacıvat: Efendim zatıâlinizi çok iyi görüyorum
    Karagöz: Evet efendim öyledir efendim, sonra neydi?
    Hacıvat: Müna...
    Karagöz: (keser) Münasiptir efendim, Sonra??...
    Hacıvat: Arada...
    Karagöz: (keser) arada sırada ne halt edersiniz a benim efendim
    Hacıvat: Öyle halt karıştırma, ne buyurursunuz a benim efendim
    Karagöz: Ne buyurursunuz a benim efendim ha?
    Hacıvat: aferin Karagözüm
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada ne buyurursunuz a benim efendim
    Hacıvat: Çok güzel
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada ne buyurursunuz a benim efendim
    Hacıvat: Ne buyurulur a benim efendimi arada sırada söyleyeceksin
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Yani sana
    Karagöz: (keser) Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Ama Karagöz biraz beni dinle
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Biraz dinlerler
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Ama biraz da beni dinle
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Ama beni dinlemiyorsun Karagöz
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim
    Hacıvat: Beni kızdırıyorsun Karagöz
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Beni adam yerine koymuyorsun Karagöz
    Karagöz:Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: (kızgın bir ifadeyle) ben adam değil miyim yani?
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Ben hayvan mıyım
    Karagöz: evet efendim, öyledir efendim
    Hacıvat: vay ben hayvanım haa?....
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim,
    Hacıvat: Sen de eşek misin?..
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efen...(birden durur tokat atar Hacıvat gider) Yürrüüü, seni gidi idare fitilli mum bacaklı kerata seni, az kaldı beni de eşek yapacaktı, sen gidersen beni buraya mıhlamazlar, pamuk ipliğiyle hiç bağlamazlar, ben de çeker giderim köşe pencereme otururum, bakalım şimdi bu perdeden kimler gelir kimler geçer...(çıkar)
    -Muhavere bitti- Fasıl başladı
    Hacıvat: (içerden) Peki kızım ben şimdi o Karagöz olacak terbiyesizle (hem gelir hem söylenir) bir daha konuşmayacağımı söylerim
    Hacıvat’ın kızı: (içerden) Hem söyle babacığım bir daha da evimize gelmesin, komşulardan utanıyoruz
    Hacıvat: Sen merak etme kızım, (Karagözü çağırarak) bana bak Karagöz
    Karagöz: (gelerek) Ne var Hacı cav cav
    Hacıvat: Bak Karagöz, bundan sonra ben seninle konuşmayacağım
    Karagöz: Niçin?
    Hacıvat: Çünkü senin ev tarafın bozukmuş
    Karagöz: Ne yapalım fakirlik, çatının bir tarafı çökmekte, kiremitler de akıyor, bende de metelik yok
    Hacıvat: Öyle değil senin eve mahremâne girip çıkıyorlarmış
    Karagöz: Muharrem ağa benim eski dostumdur, güzel de turşu yapar
    Hacıvat: Turşucu Muharrem değil, inadına lafı ters anlama, gece yarısı sen uykuda iken kapıdan gizlice eve giren varmış, senin karın seni uyutup eve erkek alıyormuş, görmüşler bana da söylediler, işte bu kadar (gider)
    Karagöz: Vay edepsiz utanmaz kerata vay, benim karımı bütün mahalleli bilir, sen halt etmişsin, ben şimdi gider karıma sorarım (eve girer, içerden) yahuu!
    Karagözün karısı: (içerden) Huuu!
    Karagöz: Bizim eve benden başka bir erkek geliyormuş öyle mi?
    Karagözün karısı: O ne demek anlamadım?
    Karagöz: Hacıvat dedi ki, bizim eve gece yarısından sonra biri giriyormuş
    Karagözün karısı: O Hacıvat olacak fitne herif kendi kızını görsün sokaklarda. Hep oğlanlarla konuşuyor
    Karagöz: Gideyim de Hacıvat’a müjde vereyim (perdeye gelir, kendi kendine) Acaba bu Hacıvat’ın dediği doğru mu yalan mı? Bir kere de komşulardan sorayım. Beni eskiden beri tanıyan mahallenin ihtiyarı var, onu çağırayım sorayım (gider, içerden) bana bak Kevserus efendi buraya gel (tekrar perdeye gelir)
    Türkü söyleyerek Tiryaki gelir
    (Makamı İsfahan) Fesleğen ektim gül bitti
    Karagöz: Hah mahallenin ihtiyarı geldi, hoş geldin
    Tiryaki: (sağırcadır) Selamınaleyküm (uyur)
    Karagöz: Aaa...! Adam uyudu, hey ihtiyar uyuma be...!
    Tiryaki: Ne istiyorsun?
    Karagöz: Sen beni tanırsın değil mi?
    Tiryaki: Tanırım, tanırım (uyur)
    Karagöz: herif beni uykuda tanıyor galiba (dürterek) Hey hemşerimm...
    Tiryaki: Ne var, ne istiyorsun?
    Karagöz: Ölünün körü var, uyuma da anlatayım
    Tiryaki: Anlat bakalım kulağım sende.
    Karagöz: Sen beni tanırsın, benim kadını da tanırsın, benim kadında bir kötülük, bir fenalık gördün mü? Onu söyle.
    Tiryaki: Gördüm.
    Karagöz: (hayretle) Neee?... Nasıl gördün?
    Tiryaki: Geçen sabah hane-i acizaden geçerken yolum bir viranelik oldu
    Karagöz: Anlamadım ya, neyse sonra?
    Tiryaki: Bazı çocuklar ceviz oynuyorlardı
    Karagöz: Eee.. Sonra?
    Tiryaki: Derken aralarında bir münakaşa zuhur etti, münakaşa münâzaya, münâzaa müdarebeye intikal ederek birbirleriyle döğüşmeye başladılar, kiminin başı yarıldı kiminin gözü çıktı, kanlar içinde kalktılar, ben bunu gördüm.
    Karagöz: (ferahlayarak) Ohh be, yarabbi şükür (kendi kendine) ben de senin karındaki kötülükleri gördüm diyeceksin sandım... daha neler gördün?
    Tiryaki: (türkü söyleyerek gider) Ben yârimi gördüm divan yolunda...
    Karagöz: Gideyim başka bir adam çağırayım. (Hacıvat tarafından gider.) Bana bakın orada aklı başında kim varsa gelsin, (der perdeye gelir)
    (Türkü söyleyerek kekeme Çelebi gelir) Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur
    Karagöz: Hah herhalde akıllı olacak. Bana bak oğlum, hoş geldin, merhaba...!
    Çelebi: (kekeleyerek) me... me... mer... ha... ha.. ha.. ba..
    Karagöz: Hoppala bu da başka bir çeşit. Oğlum sen beni tanırmısın?
    Çelebi: Ta... ta.... nı.. nı.. rım
    Karagöz: Benim karıyı da tanırısn değil mi?
    Çelebi: Ta.. ta.. ta.. ta.. nı.. nıı.. nıı.. rımm.
    Karagöz: Bir fenalığını, bir kötülüğünü gördün mü, işittin mi?
    Çelebi: Göö.. gö. Gö. Görme.. dim..
    Karagöz: İşitmedin de?
    Çelebi: i.. i. İşişi.. işit.. me.. me..
    Karagöz: (keserek) İşiyecek galiba..
    Çelebi: işit, işit.. medim
    Karagöz: Haydi uğurlar olsun öyleyse.
    Çelebi: (türkü söyleyerek gider) Katip benim ben katibin el ne karışır
    Karagöz: Şurda bizim Trabzonlu Hayrettin ağa var, onu çağırayım (gider içeriden) hayrettin ağa buraya gel
    (Laz türkü söyleyerek gelir) Endüm dere kenarına su verdüm da börülcene
    Karagöz: Hah, geldi bizim hamsi düşmanı, hoş geldin hayrettin ağa merhaba
    Laz: (çabuk çabuk konuşarak) Merhaba kardeşum, nasilsun eyimisun, hoşmisun. Pen Tirabizondan kalktım geldim Samsuna, Sansunda kopti pi firtina, kaptan dedi al pırıni sırina.Benim pirtilar finduk ile bahur idi bahuri attık denize gitti dibine funduğu attık kaldı ustüne mal mal finduk idi ama deniz suyu yedu da para etmedu
    Karagöz: Dur dur kardeşim dur yahu, amma çene varmış sende be
    Laz: Kelduk istanpula girduk bakurculuğa edemeduk girduk kalayciluğa
    Karagöz: (lazın ağzını kapatarak) Dur kardeşim dur, bir kere beni dinle
    Laz: Dinleyrum, laf tetuğun karşiliklu olur, sen tersun pen tinlerum, pen terum sen tinlersun
    Karagöz: Daha ben bir şey demedim yahu, şimdi dinle, sen beni tanırsın değil mi?
    Laz: Tanirum
    Karagöz: Dur dinle, dediler ki benim kadın fena imiş, sen bizi tanırsın, benim kadından bir fenalık gördün mü onu söyle
    Laz: Tetular ki senin kadinun fenadur ya ben ne deyum, pizum finduklar deniz suyu yedi da para etmedu
    Karagöz: Defol şurdan, (laz kaçar), dikiş makinesi gibi tır tır konuşur, varayım bizim aktar Hacı baba var onu çağırayım (gider çağırır) Hacı Baba buraya gel
    (Arap maval okuyarak gelir) Yalel yalel yalellllll yalel Yalel yalell yalellllllll
    Karagöz: Tuuu
    Arap: Selamun aleyküm sana bana
    Karagöz: Aleyküm selam ötekine berikine
    Arap: Beni sen şağırdi?
    Karagöz: Evet ben çağırdım, senin adın ne?
    Arap: Benim ismi hacı şamandıra
    Karagöz: Benim ismim de Hacı Kandil
    Arap: Maaşallah yaa hacı kandil efendiya
    Karagöz: bana bak Hacı şamandıra sen beni tanırsın değil mi?
    Arap: Ayva, tanır
    Karagöz: Benim kadını da tanırsın değil mi?
    Arap: Ayva, tanır
    Karagöz: Dediler ki senin kadın berbat imiş
    Arap: Ayva
    Karagöz: Sen ne dersin, nasıl bilirsin?
    Arap: Amma yeganim bunu sana kim suledi?
    Karagöz: Hacıvat söyledi
    Arap: Suledi amma kime suledi?
    Karagöz: Bana söyledi
    Arap: Nişun suledi?
    Karagöz: Ne bileyim işte söyledi
    Arap: Amma kime suledi?
    Karagöz: (kızgın) bana söyledi
    Arap: Suledi amma kime suledi?
    Karagöz: (dişlerini sıkarak) banaaaaa
    Arap: Amma ne suledi?
    Karagöz: (tokat atarak) Şu herifin suratına vur dedi (arap kaçar, Karagöz kendi kendine) kim söyledi,kime söyledi, kime gideyim dostlar, ay biri geliyor
    Himmet dayı türkü söyleyerek gelir) Dağda davar güderim emineme selam ederim
    Himmet: Selamın aleyküm dayu
    Karagöz: Aaleyküm selam dayu (kendi kendine) herifin boya bak çınar ağacı gibi
    Himmet: Sen burda nidiyon?
    Karagöz: Başımda bir dert var onu anlatacak adam arıyorum
    Himmet: (boyu uzun olduğundan konuşulanları anlamaz) Anlamayon ne didün?
    Karagöz: Derdimi anlatacak adam arıyorum
    Himmet: Anlamayon ne diyon?
    Karagöz: Zaten burdan oraya laf yetişmez ki gideyim evden merdiveni getireyim (eve gider karısına seslenir) yahuuuu
    Karagözün karısı: ne var gene ne istiyorsun
    Karagöz: Şu merdiveni ver
    Karagözün karısı: Ben onu kırdım çamaşır yıkadım
    Karagöz: Bak şimdi lazım oldu, gördün mü yediğin haltı
    Karagözün karısı: Şaka söyledim kömürlükte duruyor
    Karagöz: (merdiveni alır gelir, himmetin göğsüne dayar) Hah şöyle
    Himmet: Ulan ne diyon?
    Karagöz: sana laf yetiştirmek için iskele kuruyorum, bana bak sıkı dur (merdivene çıkar, burun buruna gelirler) Hah şimdi oldu, herifin burnu da pis pis akıyor
    Himmet: Ne istiyon?
    Karagöz: Sakın sallanma, dinle! Benim karım için...
    Himmet: Karu degül avrat
    Karagöz: Evet avrat, onun için (himmet sallanır) dur sallanma, bizim avrat, (Himmet geri çekilir, merdiven düşer himmet gider) Hay avradın batsın, (merdiveni eve götürür, bırakır gelir) A dostlar derdimi kime anlatayım, şurdaki meyhaneye gideyim belki orada akıllı biri vardır. (gider, gelir) birini buldum gelecek
    (Tuzsuz Deli Bekir türkü söyleyerek gelir) Nice sevmeyeyim dostlar bir acaip dili var
    Tuzsuz: (bir nâra atarak) E.......y gidi felekkkkkkkkkkkk heyyyyyyy
    Karagöz: Deh.. gidi burnu dümbelek
    Tuzsuz: Eyyytttt be dağ başında duman yiğit başında hâl eksik değildir dayı...
    Karagöz: Öyledir ayı oğlu ayı
    Tuzsuz: Söyle bakalım beni buraya niçin çağırdın? (hem konuşur hem sallanır) Hem öyle karşımda sallanma
    Karagöz: Kim sallanıyor be?
    Tuzsuz: Çabuk söyle ne istiyorsun, meyhane kapanacak
    Karagöz: Herifin aklı fikri meyhanede
    Tuzsuz: Söylesene bre
    Karagöz: Söylüyorum, benim kadın için fenaymış dediler, sen ne dersin
    Tuzsuz: Bir insan karısının iyi veya fena olduğunu bilmez mi bre
    Karagöz: Bilir ama Hacıvat keratası söyledi de...
    Tuzsuz: Gözünle görmediğine, kulağınla işitmediğine inanma işte bu kadar (gider)
    Karagöz: Herif sarhoş ama aklı yerinde, (kendi kendine) Şimdi eve giderim, karıya derim ki ben İnegöl’e gidip alış veriş yapacağım derim savuşur bir yere saklanırım, bakalım bizim eve gelen giden var mı? (eve girer) Yahuu!
    Karagözün karısı: (içerden) Huuu
    Karagöz: (içerden) Ben İnegöl’e gideceğim, tanesi on liraya kurbağa alacağım, Bursa’da tanesini beş liraya satip para kazanacagim, senin üstüne başina bayramlik alacagim haydi allaha ismarladik (perdeye gelir)
    Karagözün karısı: (içerden) Allah akillar versin, on liraya alacak, beş liraya satacak, para kazanacak da bana bayramlik alacak hay aklinla yaşa
    Karagöz: Şu arka sokakta saklanirim, bakalim gelen giden var mi? (gider)
    (Şarkı ile Çelebi gelir) Cigerde nâri hasret açti daglar
    (Çelebiyi Karagözün karisi karşilar)
    Karagözün karısı: Vay benim sevgili beyim böyle yanik yanik şarkılar söyleyerek ne tarafa teşrif?
    Çelebi: Güzelim, bunu bilmeyecek ne var? Sizden tarafa geliyordum, Acaba gül yüzünüzü görebilir miyim dedim, şükür karşima çiktiniz.
    Karagözün karısı: Tam vaktinde geldiniz, bizim bunak Inegöl’e gitti
    Çelebi: Ne yapacak orada?
    Karagözün karısı: Tanesi on liraya kurbağa toplayacak Bursa’da tanesini beş liraya satacak, para kazanacak bana da bayramlik alacak
    Çelebi: Böyle kazanca can kurban
    Karagözün karısı: Gittigi çok iyi oldu, buyurun bize, evde kimsecikler yok
    Çelebi: Ya gelirse?
    Karagözün karısı: Kim bilir kaç günde gelir, buyurun biz zevkimize bakalim (gider)
    Çelebi: Açk-i yarân muhabbet-i canân ben de gidiyorum yâr aşkina ya heyy (o da gider)
    Karagöz: (meydana gelir) Vay canina, tevekkeli dememişler, kandinin fendi erkegi yendi
    Karagözün karısı: (içerden) Efendim içkilerden hangisini seversiniz?
    Çelebi: (içerden)Güzelim, adetim degil ama elinizden zehir olsa içerim
    Karagöz: Ziftin pekini iç kerata
    Karagözün karısı: (içerden) Çok dogru demişler, yâr elinden zehir olsa içilir diye
    Karagöz: Şu kariya bak, oglana ne diller döküyor
    Karagözün karısı: (içerden)Mastika, şarap, konyak, likör
    Karagöz: Bizim ev meyhaneymiş de benim haberim yok
    Çelebi: (içerden)efendim, afedersiniz hiç birini kullanmam
    Karagözün karısı: (içerden) Yok canim mutlaka benim şerefime bir şeyler içeceksiniz
    Karagöz: Olmaz olmaz, gideyim bu oglani kapi dişari edeyim (eve gelir, bu sirada perdenin ortasina çeşme kurulur)
    Karagöz: (kapiyi çalar) Yahuuuu!
    Karagözün karısı: (içerden) Amannn bizimki geldi
    Çelebi: (içerden) Eyvahhh ben şimdine yapacagim
    Karagöz: Yahu kapiyi açsana
    Karagözün karısı: (içerden) Acele etme geliyorum
    Çelebi: (içerden)Ben nereye gideyim?
    Karagözün karısı: (içerden) Sen şu kapinin ardinda büyük küp var onun içine gir, bizimki içeri girer, yukari çikar sen de küpten çikar gidersin
    Çelebi: (içerden) Peki (der küpe girer)
    Karagöz: Yahu açsana kapiyi
    Karagözün karısı: Açtim canim gir, hem ne çabuk geldin?
    Karagöz: Giderken müneccimlere rastladim, üç ay yagmur yagmayacakmiş, Herkes şimdiden küplerini doldursun dediler, ben de küpü doldurmaya geldim
    Karagözün karısı: Çok iyi ettin kocacigim, tenekeleri al çeşmeden doldur da getir
    Karagöz: Ben küpü doldurup getirecegim
    Karagözün karısı: Aaa! Koca küp gider mi? Kirarsin da küpsüz kaliriz
    Karagöz: Hiç bir şey olmaz
    Karagözün karısı: Canim koca küpü götüremezsin
    Karagöz: Sen karişma ben götürürüm
    Karagözün karısı: Olmaz olmaz küp gitmez
    Karagöz: Öyle gider ki (küpü getirir, ortaya koyar) hah şöyle (içine bakarak) hay köpoglu, gideyim evden kovayi alayim, çeşmeden doldurup tepesine dökerim (gider)
    (Bir başka Çelebi şarkı söyleyerek Hacivat’ın evine doğru gelir) Gönlümü yıktın benim ey şivekâr
    (Çelebi’yi Hacıvat’ın kızı olan zenne karşılar)
    Zenne: Maaşallah beyim, böyle güzel güzel şarkılar söyleyerek ne tarafa?
    Çelebi: (hep nazlanır) Biraz işim vardı da
    Karagöz: (yavaşça gelir, küpün arkasında oturarak) Vay köpoğulları, Hacıvat’ın kızı
    Zenne: Tabii her zaman işiniz olur, bizi aklınıza bile getirmezsiniz
    Çelebi: Sizi hiç unutur muyum, her zaman aklımdasınız
    Zenne: Bu akşam bize gelirsiniz artık değil mi?
    Çelebi: Gelemem efendim, zirâ işlerim çok
    Zenne: Olmaz olmaz mutlaka geleceksiniz
    Çelebi: Israr etmeyiniz gelemem, hem evde babanız vardır
    Zenne: Olsun, o afyonunu yuttu mu altı saat öldürseniz uyanmaz
    Karagöz: (yavaşça) Kulakların çınlasın Hacı cav cav
    Çelebi: Müsaade ediniz gideyim, inşallah başka bir akşam gelirim
    Zenne: (yalvarır gibi) Ne olur geliniz, babamın bir samur kürkü var onu sana vereyim
    Karagöz: (yavaşça) Hacıvat kulakların çınlasın
    Çelebi: Teşekkür ederim istemem
    Zenne: Ne olur beni kırmayınız, babamın gayet kıymetli bir kehribar tesbihi var, onu da sana vereyim
    Karagöz: (yavaşça) Haydi tesbih de gidiyor
    Çelebi: Lüzumu yok efendim istemem
    Karagöz: (yavaşça) oğlan da çok nazlı haa
    Zenne: Bu kadar katı yürekli olmayınız, babamın sandıkta bir kese içinde yün tane sarı sarı altınları var, onları da size vereyim, ne olur geliniz
    Karagöz: Hadi ulan enayilik etme
    Çelebi: Peki ama nasıl geleyim?
    Karagöz: (yavaşça) Altınları duyunca oğlanın gönlü olmaya başladı
    Zenne: Ben şimdi babama derim ki, yünlerimiz kirlendi şunları harara doldur, çeşme başına götür, yıkayayım derim. Babam da hararı buraya getirir, siz şuralarda bir yerlerde saklanın ben birkaç kere öksürürüm, siz de hemen gelip harara girersiniz, babam da alır eve getirir
    Karagöz: (yavaşça) Vay kurnaz karı vayy
    Çelebi: Peki ben şurada saklanırım (gider)
    Zenne: (gider, içerden) babacığım yünlerimiz çok kirlendi, sen onları harara doldur çeşme başına götür, ben gider yıkarım
    Hacıvat: (içerden) Çok güzel olur kızım (hararı meydana getirir, Karagözü görür) Karagöz sen ne yapıyorsun orada?
    Karagöz: Haa?
    Hacıvat: Ne işin var orada?
    Karagöz: Ne vazifen a kerata
    Hacıvat: Hadi git ordan, benim kızım gelip burada soyunacak yünlerini yıkayacak
    Karagöz: Yıkasın bana ne?
    Hacıvat: olmaz, olmaz kızım kollarını bacaklarını sıvayacak yün yıkayacak
    Karagöz: Sıvasın, bacaklarını da açsın
    Hacıvat: Sen ordan benim kızımın her tarafını seyret ha?
    Karagöz: Canım ben burda o orada, arada koca çeşme duvarı var
    Hacıvat: Hayır hayır olmaz, belki gözün ilişir bir tarafını görürsün. Benim kızımın yüzüne erkek sinek bile konmamıştır
    Karagöz: Allah allah, peki öyle olsun, ben de giderim (gider)
    Hacıvat: (evine gider, içerden) Haydi kızım çeşme başında kimseler yok
    Zenne: Olur babacığım
    Karagöz: (gelir küpün üstüne oturur)
    Zenne: (Gelir Aaa.. der içeri kaçar, içerden) babacığım, babacığım!
    Hacıvat: (içerden) Hayrola kızım bu telaşın ne?
    Zenne: (içerden) Çeşmenin başında bir küp var, üstünde de Karagöz olacak o terbiyesiz oturuyor
    Hacıvat: (içerden) Ben şimdi onun terbiyesini veririm (gelir) karagöz!
    Karagöz: Ha?
    Hacıvat: Ben sana git buradan demedim mi? Kızım geldi, seni görünce kaçtı eve geldi
    Karagöz: Bana ne, kaçmasaydı
    Hacıvat: Benim kızım senin bildiğin kızlardan değil, sokakta şimdiye kadar peçesini kaldırmamıştır, bu güne kadar kızımın yüzünü hiçbir erkek görmemiştir
    Karagöz: Demek kızın bu kadar namuslu ha?
    Hacıvat: Zahir
    Karagöz: Ya benim karı?
    Hacıvat: Herkes söylüyor aşiftenin birisi
    Karagöz: Ya sizin altı aylık gebe kızınız ne alemde?
    Hacıvat: Anlamadım ne dedin? Hem sen orada küp üstünde ne yapıyorsun?
    Karagöz: Fal bakıp para kazanıyorum
    Hacıvat: Ne falı?
    Karagöz: Küp falı, kimin gönlünde ne varsa bu küp derhal söyler
    Hacıvat: Bana bir fal bak bakayım
    Karagöz: Paran var mı?
    Hacıvat: Ne olacak
    Karagöz: Bir lira ver bakayım
    Hacıvat: Al bakalım (verir)
    Karagöz: (küpe bakarak) Bu küp diyor ki, senin bir samur kürkün varmış
    Hacıvat: (hayretle) Eyyy?
    Karagöz: Bu kürk gidiyor
    Hacıvat: (hayretle) Amma nereye gidiyor?
    Karagöz: Beş lira ver söyleyeyim
    Hacıvat: Al Karagözüm çabuk söyle
    Karagöz: Ver bakalım (küpe bakarak) senin gayet kıymetli bir kehribar tesbihin var mı?
    Hacıvat: Var
    Karagöz: O da gidiyor
    Hacıvat: Aman nereye gidiyor?
    Karagöz: Kütahya safasına
    Hacıvat: Bu Kütahya safası nerede?
    Karagöz: Ver beş lira daha söyleyeyim
    Hacıvat: (ağlar gibi) Al Karagözüm
    Karagöz: (alır, küpe bakarak) Aman Hacıvat, işte bu fena
    Hacıvat: Ne gibi?
    Karagöz: Senin sandığında yüz tane çil çil altınların var mı?
    Hacıvat: (ağlar gibi) Var, ne olmuş onlara?
    Karagöz: Kirlenmiş de yaldızlanmaya gidecekler
    Hacıvat: (hem ağlar hem gider) Eyvah benim kürküm, kehribar tesbihim, ille altınlarım...
    Zenne: Ağlama babacığım her şeyin bir çaresi bulunur, O karagöz oradan gittiyse gideyim de şu yünleri bir temizce yıkayayım
    Karagöz: Kızmış, geliyor, ben şurada saklanayım (gider)
    Hacıvat: (gelir) Defolmuş.. (gider) Gitmiş kızım
    Zenne: (gelir) Oh kimsecikler yok (öksürür)
    Çelebi: (gelir) Ne var ne yok?
    Zenne: (hararın kapağını açar) Girin içine (çelebi girer kapağı kapatır) gideyim babama haber vereyim, alsın gelsin (gider, içerden) babacığım yünleri yıkadım al da gel
    Hacıvat: (içerden) Olur kızım (Hacıvat gelmeden Karagöz gelir, hararın üstüne oturur) Ne o Karagöz, benim hararımın üstünde ne işin var?
    Karagöz: İçindekileri kimse çalmasın diye oturdum
    Hacıvat: bana yardım et, şunu eve götürelim
    Karagöz: Hakikaten senin kız hiç erkek görmedi mi?
    Hacıvat: Karagöz, yine beni kızdırıyorsun. Benim kızım senin karın gibi değil, yeryüzünde bir tanedir
    Karagöz: (gülerek hararın üstüne çıkar, tekmeler)
    Hacıvat: İn ordan aşağı hararımı kıracaksın (harardan aman boğuldum diye sesler gelir)
    Karagöz: Geber kerata
    Hacıvat: Harardan bir ses geliyor
    Karagöz: Güveler bağırıyor
    Hacıvat: Güvenin sesi çıkar mı?
    Karagöz: Bu güvelerin babasıdır bağırır, (kapağı açar) çık ulan dışarı!.. (çelebi çıkar)
    Hacıvat: Aman Karagözüm bu da kim?
    Karagöz: Sizin damat bey (çelebiye tokat atarak) defol kerata (çelebi gider)
    Hacıvat: Aman birader namusum pây-ı mâl oldu
    Karagöz: Buraya gel (küpün başına getirir) Şuradan bana kocaman bir taş getir
    Hacıvat: Taşı ne yapacaksın?
    Karagöz: Küpün içine atacağım (küpten aman atmayın diye ses gelir)
    Hacıvat: içerden ses geliyor bunlar da kim?
    Karagöz: Böcek böcek
    Hacıvat: Nasıl böcek bu?
    Karagöz: Sen şimdi görürsün nasıl böcek olduğunu (küpün içine seslenir) çık dışarı ulan (çelebi çıkar)
    Hacıvat: Aman birader bu da kim?
    Karagöz: Bu da bizim ortak efendi (tokat atarak) defol kerata (çelebi çıkar)
    Hacıvat: Aman Karagözüm bu ne iş?
    Karagöz: Buna gülme komşuna gelir başına derler. Ne senin kızında bir fenalık ne de benim karıda bir kötülük var. Bir zamanlar Kütahya Çeşmesi başında geçmiş bir olayı temsil ettik
    Hacıvat: Öyleyse Karagözüm geçmiş olsun
    Karagöz: Allah müstehakını versin (vurur)
    Hacıvat: Hooş olsun külhani, yıktın perdeyi eyledin viran varayım sahibine haber vereyim heman (gider)
    Karagöz: Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, Ey Hacı cav cav bir daha yakan elime geçerse vaaay haline vay (Temenna ederek çıkar, arkada ışığın sönmesiyle oyun biter)


    Not:Önemli olan oyunu yazılı olduğu şekliyle ezberleyip oynatmak değildir. Önemli olan karagöz oyunlarının en temel özelliği olan doğaçlama geleneğini kullanarak oyunun temel örgüsünü bozmadan uygun yerlerine güncel espriler ve motifler ekleyerek ilgi çeker bir hale getirmektir. Bu metinde örnek olarak kullanılmış olan müzikler de değiştirilip seyircinin ilgisini çekebilecek güncel müzikler kullanılabilir, ancak kullanılacak müziğin ilgili tiplemelerin genel karakteristiğine uygun olması gerekir.

    Karagözün Kütahya çeşmesi oyunu Mehmet Muhittin Sevilen (Hayâlî Küçük Ali) tarafından yazılan Milli Eğitim basımevi tarafından 1969 yılında basılan KARAGÖZ adlı kitaptan alınmıştır.
     

Bu Sayfayı Paylaş