Kürt Meselesi

'Köşe Yazıları' forumunda Siraç tarafından 10 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kürt Meselesi konusu Kürt Meselesi

    Aynı karakolun bilmem kaçıncı kere uğradığı baskınla bu noktada verilen kayıp sayısı 43’e, 44’e çıkmış (henüz bu istatistiğe girmeyen iki kayıp daha var). Şimdi çoktan unuttuğumuz ilk baskında 22 ölü vermişiz. Onu unuttuğumuz gibi bunu da unuturuz.

    Şimdi tartışılacak (eskiden tartışılamazdı): tedbir niye alınmadı? İstihbarat yok muydu? Bu karakollar neye yarar? Bu durumda hesap sorulmamalı mı? Dağlıca soruşturulsa bu olur muydu?

    Bu sorular soruluyor, sorulacak, sorulmalı. Önümüzdeki günlerde ben de bu konulara girmek, bu soruları çoğaltmak istiyorum. Ama bugün ayrıntısı değil de, kendisi üstünde birkaç şey sormak ve söylemek istiyorum.

    Kürt sorununu ne yapacağız? Aktütün’de 43 kişi mi oldu, 45’e mi yükseldi değil. Türkiye’de kırk, elli bini ya buldu, ya bu yakınlarda bulacak. Ne yapacağız? “Bu sorunlar uzun vadeli sorunlardır. Terörle yaşamayı öğrenmeliyiz” diyenler var. Bu mu, sorunun cevabı?

    Şimdi, “uzun vadeli” de olsa, bu “vade”nin sonunda bir yere varılacağını duymak istiyor insan. Varılmayacaksa, niçin bununla yaşayalım?

    Varılacaksa, nasıl varılacak? O yere varmak için Türkiye ne yapıyor? Ne düşünüyor? Programı nedir?

    Bu sorun, “millî” bir sorun. Biz bu ülkede nasıl herkese “Türk milleti”nden olmanın anlam ve önemini öğretiyoruz, belletiyoruz, belki kısmen bundan da etkilenerek “Kürt milleti”nden olduklarının bilincine varan, sayıları da milyonları bulan yurttaşlarımız var. Uzun zaman onların böyle şeyler düşünmesini, öğrenmesini engellemeye çalıştık. Belki geciktirmeyi başardık ama o kadar. Sonunda öğrendiler ve bir kısmı şimdi yalnız bunu düşünüyor. Bir zaman, “Bu ülkede Kürt yoktur, herkes Türk’tür, Kürt olduğunu sananlar yanılıyor” dedik. Bunu kanıtlayan bir ton kitap yazdırdık. Bunu söylemekle kalmadık, aksini söyleyeni hapse attık. Kürtçe’yi de yasak ettik.

    Gene olmadı. İkna edemediğimiz gibi, bugün de lânet yağdırmaya devam ettiğimiz PKK bunları yaptığımız sırada ortaya çıktı.

    Bunlar çok yanlış politikalardı. Ama şunu da söyleyelim: “doğru” veya “yanlış” ayrı konu, bu bir “politika” idi. Adı “asimilasyon” politikasıydı; amacı Kürtler’i “Türklük” içinde özümlemekti.

    Şimdi siz bunu yaparken bir yandan da “Düşmanınız Kürt’tür, kimi vuracağınızı bilin” diye yayın yaparsanız, bunun bir “politika” olduğunu söylemek mümkün mü? “Mustafa Muğlalı” kışlasıyla asimilasyon olur mu?

    Bu ülkede yaşayan ve köken bakımından “Türk” olmayan insanları, ne yaptınız ettiniz, “Türk” olduklarına (veya öyle görünmenin kendileri için en iyi formül olduğuna) ikna ettiniz. Diyelim ki böyle bir şey mümkün oldu. Şimdi onların böyle olmaktan duyacakları mutluluğu büyütmek üzere bayrakları büyütün, İstiklâl Marşı’nı günde beş vakit çalın, kürsülere fırlayıp Türk’ün kahramanlığını, yüceliğini, cihan yıkılsa Türk’ün yılmayacağını, bütün bunları anlatın. Bu da “doğru”dur, veya “yanlış”tır, ama tutarlıdır, bir “politika”dır.

    Ama siz böyle bir politika için “vazgeçilmez” olan, “temel” olan, “ilk adım” olan şeyi yapmış değilsiniz, yani bu insanları “Türk” olduklarına ikna etmiş değilsiniz (böyle bir şeyin “mümkün” olup olmadığı, “mümkün”se bunun “iyi” olup olmadığı hep ayrı tartışma konuları). Bu durumda, yaptığınız her şey, bayrağınız, marşınız, nutkunuz, andınız vb. sizi varmak istediğiniz noktanın en uzağı neresiyse oraya götürecektir.

    Şu ana kadar götürmüş olduğu gibi.

    Peki, “politika”yı değiştiriyor musunuz şimdi? Bizim haberimiz olmadan (böyle şeyler “bize”, yani “Türkiye toplumu”na sorulmaz, danışılmaz zaten) “asimilasyon”u bıraktınız, “düşmanınız Kürt’tür” politikasına mı geçtiniz? Yargıtay davranışı falan gibi belirtiler de bunu gösteriyor. Peki, bu yeni “politika” ile ne sonuç almayı bekliyorsunuz? “Terör” dediğiniz şey böyle mi bitecek? Ya da, Ertuğrul Özkök öncülüğünde bir “liberal avı”na çıkmak gibi bir “politika” mı düşünürsünüz, Kürt sorununu çözmek için? Ne de olsa, “sorun var” diyenleri ortadan kaldırmak, “sorun”u da ortadan kaldırmış gibi görünebilir.

    Bu “sorun” tipi, Osmanlı”dan beri bildiğimiz bir şeydir, aslında. Sanırım, Osmanlı’nın kendi “millî mesele”lerine uyguladığı politikadan çok da farklı bir politikamız yok bugün. Bu hafta biraz bu konuları deşelim


    Murat Belge - 07.10.2008
     

Bu Sayfayı Paylaş