Kündekari ve Teknikleri

'Tarihi Eserler Antikalar' forumunda sleza tarafından 26 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kündekari ve Teknikleri konusu
    Kündekari ve Teknikleri



    [​IMG]


    KÜNDEKÂR: Kündekâri sanaatını yapan kişiye verilen ad.

    KÜNDE: Anadolu’da Selçuklu döneminde gelişmiş, kendine özgü bir şekil almıştır. Selçuklu, dönemi ağaç eserleri daha çok mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari elamanlar olup gerçekten çok üstün işçilik göstermektedir.

    Kündekari Farsça’dan dilimize geçmiş, asıl hali kendekâri olan bir kelimedir. Fakat İran’da şimdi buna “mütenebihe” Araplar ise “ta’şik” adını veriyorlar. “Kündekari” kelimesini yalnız biz Türkler kullanıyoruz. Elbette en güzel örnekleri de bizde. Bu sanatımızı yıllarca ihmal ettiğimiz için gerçek kündekarinin ne olduğunu bilmiyoruz. Kündekaride yalancı ya da sahte kündekari yoktur. Bir eserin yalancısı yapılmış olanı taklit edilerek elde edilir. Erken dönem kündekari vardır ki burada ahşap yüzeyine geometrik desenler çizilir ve o ahşap üzerinde oyma yapılarak geometrik desenlere bir boyut kazandırılır. Aslında bu yanyana gelerek oluşturulan monoblok ahşaptır. Yanyana gelen bu bloklar zaman içerisinde birbirinden ayrılır, aralarında birkaç santimetrelik boşluklar oluşur. Selçuklu erken dönem eserlerinde bu açıklıkları görebilirsiniz. Sanatkarlar buna mani olmak ve daha iyi eserler elde edebilmek için, kontrast teşkil edecek renkteki ahşap malzemeleri bir araya getirerek, gerçek kündekari sanatını oluşturdular.

    Bizim mazimizde Avrupa’daki gibi bir burjuvazi olmadığı için kültürümüzde sanat cemiyete yönelik eserlerde uygulanmıştır. Avrupa’da Meici ailesi bugünkü Fransa’daki, Floransa’daki, İtalya’daki pek çok eserin varisi ve hamisidir. Avrupa’da servet yüzyıllardır aynı ailede devretmektedir. Türk kültüründe para ancak abide eserlere; camilere, kervansaraylara, anıt yapılara harcanmıştır. Biz de ilk vakfiye örnekleri 1050 yılına aittir. Bu dönemde ceviz ağacının yanına şimşir koyarak veya sedir ağacının yanına ceviz koyarak kontrast teşkil ederek eserler oluşturulmuştur. Gerçek kündekaride daha önce çizilen şekil tam anlamıyla üç boyutlu hale getirerek, zıvanalarla aralarında hiç boşluk bırakılmayacak şekilde birleştirilerek bir araya getiriliyor

    Osmanlı dönemi ahşap işçiliğinde sadelik hakim olmuş, çeşitli teknikler daha çok cami kapısı, minber, vaaz kürsüsü, dolap kapakları, pencere kapakları ve bunlara benzer bir çok mimari ögelerde uygulanmıştır.


    [​IMG]


    Kündenin hazırlanış teknikleri

    Yıldız (Gökyüzü yıldızları ve sonsuzluğu ifade eder), sekizgen, ongen, baklava, klasik parke ve birçok geometri desenleriyle uygulanmıştır.

    Hazırlanan suyu düzgün küçük ağaç parçalarının, önceleri bu iş için ağızları kordon bıçağı şekli verilmiş rendelerle (el pılanyası) ile kordon profilleri çekilmiş ağaçların, ince ve hassas bir şekilde işlenerek geçme (zıvana) tekniği ile geometrik bir bezeme oluşturacak şekilde bir çok parçanın ana kirişlere bağlanması sonucu bir araya getirilmektedir.

    Aralarına farklı tür ve renklerde küçük ahşap tablalar konarak bazı örneklerde oyma işçiliği, sedef, baga, fildişi kakma (ğömme) işçiliği uygulanıp, çivi ve tutkal kullanılmadan seren ve kayıtların zıvanalara geçirilip sıkıştırılmasıyla toplanır.

    Künde’nin en önemli özelliği değişen mevsim şartlarında ısı ve nem oranının değişmesinden etkilenerek ağacın çalışmamasını sağlamak.

    [​IMG]

    KULLANILAN MALZEMELER

    İç mekan:

    Ceviz, şimşir, armut, kiraz, sapelli (maun) gibi ağaçlar kullanılıp, bezemelerde abanoz, tik, yılan ağacı, wenğe, peleseng, sapelli (maun), altın varak, bağa (kaplumbağa dış kabuğu, deniz kaplumbağası), gümüş, fildişi, sedef, yakut ve zümrüt gibi degerli malzemeler kullanılır.

    Dış mekan:

    Meşe, sapelli (maun), ireko, tik, dişbudak gibi sert hava şartlarına dayanıklı agaçlar kullanılır.


    [​IMG]


    Bir derya ki kündekâri...

    Yaşayan son kündekâri ustası Mevlüt Çiller bir zamanlar işini iyi yapmaya çalışan bir marangozmuş. Bir ara (1981) onu Mevlana Müzesinden çağırmış ve bazı parçaları çürüyüp dağılan bir kündekâri kapıyı toplayıp toplayamayacağını sormuşlar.

    İç içe geçmiş tahtalar, dişiler, tablalar, kayıtlar, zıvanalar...

    Mevlüt Çiller bilmeceyi çözmeye çalışırken Ustası Çorak Ali “sen yaparsın” deyivermiş ve işi almışlar.

    Ali usta sık sık “zengin ölür, para kemeri / merkep ölür, yük semeri / sanatkâr ölür, eseri kalır” dermiş. Mevlüt Çiller’de kalıcı bir eser bırakma hevesi ile işe girişmiş. Derinliğine dalınca kündekarinin dipsiz kuyu olduğunu farketmiş.


    [​IMG]Bu Resim ufaltılmıştır. Buraya tıklayarak orjinal boyutuna çevirebilirsiniz. Orjinal Boyut 2848x2048 .[​IMG]


    Rakamdaki şifre

    Dilerseniz mevzuya onun ağzından ve onun ifadeleriyle devam edelim: “Bilirsiniz adam yumurtaya nal çakmış, perçin yapmış. Fildişinden küre oymuş, içinde bir küre daha, onun içinde 17 ayrı küre daha... Düşünün bu işe ömrünü vermiş. Kündekâri de öyle bir şey işte. Aslında künde farsça tutmak, kavramak, yakalamak demek. Ancak kündekari ustaları çivi, mıh ve tutkala ellerini sürmüyorlar. Bu işe ilk heveslendiğimiz dönemlerde motif kadar rakamlara da kafa yormuştum. 16 kollu iki yıldızla 32 farzı, üç motif birarada ve tablalarıyla birlikte Allahü tealanın 99 güzel ismini yakalamaya çalışmıştım. Meğer düşündüğüm ne varsa ecdad yapmış, hatta ebced hesabıyla tarih ve isim düşürmüş, işe daha bir mânâ katmış. Kündekâri ile uğraştıkça dedelerimizin geometriye ne kadar aşina olduklarını anladım. Zıvanalar deliklere, tablalar kiniş sitemi ile birbirine oturuyor, bütün bunları iki dış seren ayakta tutuyor. Binlerce parça yapıyorsunuz, doldurup çuvala gidiyor, mekanında kuruyorsunuz. Bunların hepsi birbirine benzerse de hepsi birbirine oturmaz. Bunun için altına numaralar yazıyor, vardığımız yerde kolayca topluyoruz. Görenler hayret ediyor, delinin pösteki saydığı gibi yayıyor, peşpeşe saplıyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki bunca zahmete ne gerek var? Efendim tahtalar metallerin aksine yazın büzülüyor, kışın genişliyorlar. Bunlar rapt edilirse bel veriyor, ya da yarılıyorlar. Ancak kündekaride bütün parçalar serbest ve rahatlıkla oynuyor. Desen ne büzülünce değişiyor, ne genişleyince bozuluyor. Eğer zelzele, yangın ve aşırı rutubet gibi menfi tesirlerden korursanız rahatlıkla 7-8 asır dayanabiliyor.


    [​IMG]Bu Resim ufaltılmıştır. Buraya tıklayarak orjinal boyutuna çevirebilirsiniz. Orjinal Boyut 2272x1704 .[​IMG]


    Mayası sabır

    Bu işi sabırsız biri asla yapamaz, başlangıçta milimlik kaymaları dikkate almazsanız, kontrol elinizden çıkar ve kündekariyi toplayamazsınız. Şaka maka 25 yıldır bu işle uğraşıyorum ve kendi gayretlerimle bir çok bilgiye ulaştım. Bunların zayi olmasını istemiyorum, ancak 8 yıllık ilk öğretim çıraklığı bitirdi. Ağaç yaş iken eğilir, 17-18 yaşında bir çocuğu bu dükkanda tutamazsın. Bazen üniveritelerden kız öğrenciler geliyor, ödevlerine yardımcı olmamı istiyorlar. Bildiklerimi anlatıyorum ama bütün bunlar havaya yazmaya benziyor. Halbuki bu işe gönül veren, eli destere tutan bir genç yetiştirsek de tecrübelerimiz zayii olmasa. İsim meraklısı değilim ama öyle arzu edilince, eskimez yazıyla ‘Amele Mevlüd Çiller el Konevi’ imzasını atmaya başladım” diyor.


    İrfan Özfatura
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için teşekkürlerr...
     

Bu Sayfayı Paylaş