Kültürlü insan kimdir

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 25 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Kültürlü insan kimdir konusu Kültürlü insan kimdir,
    Kültürlü insan kime denir yardımcı olur musunuz?
    Cevaplarını bekliyrum

    Cevap:

    KÜLTÜRLÜ İNSANIN ÖZELİKLERİ


    - Kültürlü insan; çevresindeki olaylara objektif yaklaşabilen, objektif araştırmalar yapabilen ve bunu çevresindeki insanlarla paylaşabilen insandır.


    - Kültürlü insan; yalnız kendi alanında değil farklı alanlarda da çalışmalar yapabilen, kendi alanında uzmanlaşmış, diğer alanlarda da bilgi sahibi olan insandır.


    - Kültürlü insan; geçmişini iyi bilen, içinde bulunduğu zamanı iyi doğru tespit edebilen insandır.


    - Kültürlü insan; toplum içerisinde medeni ilişkilerini en üst düzeyde geliştirmiş insandır.


    - Kültürlü insan; çok okuyan, bilgilerini bilgi düzeyinde bırakmayarak pratiğe dönüştürebilen kişidir. Bilgilerini bilgi düzeyinde bırakmayarak sentezleyebilen problemlerle ilgili çözümlere varabilen, çözümlerin ferdi olmasından ziyade toplumsal içerikli olmasına önem veren kişidir.


    - Kültürlü insan; bilgilerini hayata aktarabilen irfan sahibi kişidir.


    - Kültürlü insan; toplumu yönlendiren, önünü açan, sorunlara çözümler bulan, faydalı olan insandır.


    - Kültürlü insan; olaylara eleştirel bakabilen, yanlışlardan dönebilen insandır.


    - Kültürlü insan; geçmişine saygı duyan, kabul eden, geleceğe negatif yaklaşarak geçmişi ile uzlaştırabilen insandır.


    - Kültürlü insan; Evrensel değerleri de kendi ülkesindeki değerlerle uzlaştırabilen, sentezleyen kişidir.


    - Kültürlü insan; kendini (bilgi yelpazesi.net) fark ettirebilen kişidir.


    - Kültürlü insan; Bildikleriyle yetinmeyen kendini sürekli yenileyen insandır.


    - Kültürlü insan; sahip olduğu dili en iyi kullanan insandır. Bütün söylediklerimizi dil aracılığıyla topluma sunan insandır.
     
  2. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Terbiyeli adam, akıllı adam, marifetli adam, ilim ve irfan sahibi adam, fazıl ve kemal eshabından adam, dirayetli adam gibi tabirlere eskiden beri alışmışızdır. Bunlardan kastedilen manalar devirlere göre değişmiş, fakat kelimeler aşağı yukarı aynı şekilde kalmıştır. Medeni dünya ile münasebetimizin gerçekleşmeye başladığı bu çağlarda yeni bir tabir daha ortaya çıkmış bulunuyor. Her yeni söz gibi bu tabiri de pek çok kimseler kendi anlayışlarına göre izah ediyorlar. O halde biz de kendimize soralım:
    Kültürlü adam kime derler?
    Anlaşılması ve anlatılması güç olan mürekkep mefhumları tarif etmek için en pratik yol, iltibasa en çok müsaid olan tarafları silerek o mefhumların kendilerini meydana çıkarmaktır. Bunu yapmak için kimlerin kültürlü adam zannedildiği halde hakikatte bu vasfı almaya layık olmadıklarını söylemekten başlayalım.
    Şarkta ve Garpta öyle bir tip insan vardır ki bunların belli vasıfları çok bilişleridir. Bizde ayaklı kütüphane, Garpta ansiklopedik adam dedikleri bu zümre mensupları hiçbir noktada derinleşmeden ve bilgilerini iç ve dış hayatlarına katmadan dimağlarında bir otel müşterisi gibi saklarlar. Esaslı bir araştırma hamlesini doğuracak hayati bir meseleleri yoktur. Gelişigüzel öğrenmişlerdir; gelişigüzel yaşarlar. Her telden çalan bu adamları sakın kültürlü adam sanmayınız.
    Bundan başka bir de sözüm yabana ihtisas sahibi dedikleri yine muayyen bir sahada malumetlı, hatta muaffakıyetli sayılacak tipler vardır. Mesela bir kimyagerdir. Canlı cansız maddelerin terkibini, istihsal suretlerini, tahfillerini, miyarlarını, bütün girdi çıktılarını bilir. Fakat bu bilgi mevzuunun dışında her ne varsa duygularını onlara tamamıyla kapamış bir haldedirler. Gazete okumaz, umumî mevzulara taalluk eden hiçbir kitabı ellerine almaz, kimya ehemmiyetinde ilim olamayacağına inanmış ve kendilerini sadece ona vermiştirler. Böyle bir insan en ince noktalarına varıncaya kadar bildiği canlı cansız maddelerin, kendi yaşadığı devir içinde oynadığı iktisadi, rolleri, bunun milletler hayatına tesir şekil ve derecelerini, yakın ve uzak istikballerde, kendisinin yaptığı veya başkalarından öğrendiği yeni keşiflerin milletler hayatı üstünde ne gibi değişmeler yapacağını bilmesine imkan yoktur. O, muvazi duvarlar arasında yürütülen bir esir gibi nereden gelip nereye gittiğinden habersizdir. Böylesinin bilgisi bir noktada ne kadar derin olursa olsun kendisine kültürlü adam diyemeyiz.
    Bilgisi. sığ, fakat geniş; bilgisi bir noktada ihtisaslaşmış, derin fakat dar bu iki tip adamı hayalinizde şimdi anlatacağım şekilde birleştirdiğiniz zaman kültürlü adam tipini bulabilirsiniz. Kültürlü adam, kendi hayatinin muhtelif merhalelerinde edindiği bilgiler, tecrübeler ve intihalardan istifade ederek hayatın her safhasına zekasının iğnesini, çiçekler üstünde dolaşan arılar gibi batırabilmek kudretini kazanmış adamdır. Onun kafasında bilgiler, pasif bir fotoğraf camına çarpan hayaller değildir. Elde ettiği malumat, herhangi bir hayat vazifesini işleten bir muharriktir. Binlerce nebatın latince isimlerini hafızalar gibi sûre, sûre kafasında saklamaz. Tabiatın bu canlı yaratıklarını o büyük bütünün kendi gibi bir parçası olarak mütaela eder. Onun nasıl yaşadığını anlamak için çırpınan tecessüsünü doyurmak üzere kütüphanesinde, laboratuvarında ve nihayet dışarıdaki tabiat üstünde daimi bir araştırma ihtiyacıyla çalışır durur.
    Kültürlü adam, umumî bilgisinin temelleri üstüne çıktığı ihtisas binasının kulesinden dört bir tarafa baktığı zaman, zekasına yabancı olmayan bu hadisat mahşeri içerisinde şaşırıp kalmaz. Kendine aid olanları daha anlayışlı bir meleke ile seçip tetkik sahasının içine ayırabilir. Meşgul olduğu mevzu her ne ise ilmin yapmak zorundan kaldığı suni tecridler dışında o mevzuun alakadar olduğu hayat cephelerini daha iyi görür, böylece kendi mevzuunu daha salahiyetle kavramış bulunur.
    Son yarım asırdan beri eskiden riyazi ve edip, şimdi fenci ve edebiyatçı diye orta öğretim çağlarında gençlerimizin böyle iki istidat zümresine ayrılması, irfan hayatımız için çok zararlı olmuş ve hakikaten kültürlü adamların az yetişmelerinde bu ayrılık, en önemli sebeplerden birini teşkil etmiştir, idadinin son sınıflarında iken kurulan liselerde okuduğumuz zamanlar, bizim aramızda da bu sakat görüş hakimdi. Edebiyat derslerinin en muvaffak talebelerinden olduğumuz halde benimle beraber iki arkadaşın fen şubesine geçmemiz o zaman tuhaf görülmüştü. Bu iki arkadaşımın biri bugün çocuk hastanesinin dahiliye mütehassıslığını muvafakiyetle yapan doktor Rasim diğeri dimağ operatörü olarak Bakırköy birdirhanesinde mesleğinde mühim bir mevki kazanmış olan doktor Hami’dir.
    Misal olarak adlarını zikretmekle iftihar duyduğum bu iki değerli ilim adamının talebelik zamanlarını şimdi hatırıma getiriyorum da tarih, edebiyat ve felsefe gibi derslerde o devirdeki çalışmalarının ve muvaffak olmalarının bugünkü mesleklerinde tesadüf ettikleri güçlükleri yenmekte nasıl büyük bir yardım kaynağı olduğunu açıkça görüyorum. Umumî kültür esaslarını gençlere verme vesilesiyle mükellef olan liselerimizin kuvvetli olması için çok daha emekli çalışmalara ihtiyaç olduğunu söylemeye hacet yoktur. Burada belirtmek istediğim nokta, şimdiye kadar müsbet ilim terbiyesi almamış edebiyatçılar, klasik kültürden mahrum fencilerin tek cepheli görüşlerinden kurtarılmalarıdır.
    Medeniyet tarihi, içtimaiyat, metedoloji gibi mevzuları az veya çok öğrenmekte ilerde fenne veya edebiyata intisap etmenin ne tesiri vardır? İlerde riyaziyeci olacak bir genç devlet içtimaî müessesenin nasıl bir varlık olduğunu bilmemeli mi? Yahut bir edebiyat müdekkiki namzedi, diğer ilimler arasında kendi şubesinin nasıl bir mevkii olduğunu öğreten tatbiki mantık bilgilerinden el çekmeli mi?
    Bütün bu görüşlerimi, İstanbul Üniversitesinin, aralarında yüksek Alman fen adamları da bulunan müsbet ilimler profesörlerimizin bu mevzudaki bir raporlarından çıkardığım şu sözlerle tevsik edeceğim:
    “Üniversitede tahsil için muayyen bir ihtisas bilgisi icab etmez. Fakat talebenin umumî olmak üzere bir formasyon seviyesine yükselmiş olmaları lazımdır. Bilfarz jeoloji profesörü talebenin jeoloji üzerinde yüksek bilgisine kıymet vermez. Herşeyden evvel fikri olgunluğuna ve kavrama kabiliyetine ehemmiyet verir ki bunlar muhtelif suretlerde ancak mekteplerde temin olunabilir. Riyaziye tahsili için pek az riyaziye öğrenmiş olan, fakat gramer üzerinde esaslı bilgileri bulunan ve metodik bir mektep tahsili gören talebe daha çok kabiliyetlidir. AImanyada riyaziye ve tabiî ilimler zümrelerinin tahsili için gerek jimnazyum, gerek yüksek ihtisas mektebi olan ober real şuleden mezun talebe aynı suretle kabul edilmektedir. Halbuki bu mekteplerin tahsilleri birbirinden tamamıyla farklıdır. Jimnazyum mezunlarının daha az ihtisas bilgileri olmakla beraber eski lisanlara kuvvetle vukufları ve daha iyi bir şekilde fikrî yetişmeleri vardır.”
    Klasik kültürün ne kadar ehemmiyeti olduğunu bu sözlerle belirtenlerin hakiki ilim adamları ve fen mensupları bulundukların okuyucularımın unutmamalarını rica ederim. Sahiden kültürlü adam, bu fikirleri söyleyenler gibi olur.
    1 Mart 1937
    KÜLTÜRLÜ ADAM Hasan Ali Yücel – Pazartesi konuşmaları – 1998
     

Bu Sayfayı Paylaş