Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık nerelerde yapılır?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 27 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık nerelerde yapılır? konusu Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık nerelerde yapılır?
     
  2. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Büyükbaş Hayvancılık

    Türkiye, 11.789.000 baş sığır varlığı ile önemli bir potansiyele sahip olmakla birlikte hayvan başına verimin düşük olduğu da bilinen bir gerçektir. Bunun pek çok ve genelde birbirine bağlı nedenleri vardır. Başlıcaları sığır populasyonunun genelde düşük verimli yerli ırklardan oluşması, başta kaba yem olmak üzere yem üretiminin yetersizliği, yem fiyatları ile ürün fiyatları arasındaki dengesizlik, hastalık ve zararlılarla etkin bir mücadelenin yapılamaması, pazarlama zincirinin uzunluğu,üreticiler arasındaki örgütlenmenin yetersizliği, kredi ve teşviklerin yetersizliği şeklinde sıralanabilir.
    Türkiye sığır varlığı 1928 yılından 1984 yılına kadar sürekli bir artış göstermiş, fakat 1984 yılında yapılan ilk genel hayvan sayımı sonuçlarına göre ani bir azalma olmuştur. Söz konusu yıldan günümüze kadar ise, önemli bir değişiklik olmamasına rağmen, az da olsa bir düşüş gözlenmektedir. Bu durum Türkiye’de son yıllarda üretimi arttırmak için sığır sayısını arttırmak yerine, birim hayvan başına verimi arttırma çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
    Türkiye’de sığır ıslahı çalışmaları başlangıçta yerli ırkların seleksiyon yoluyla verimlerinin arttırılması şeklinde yürütülmüş; daha sonra bunun yetersiz olduğu anlaşılınca yurt dışından kültür ırkı sığır ithal edilmeye başlanmıştır. Ciddi anlamda ithallere 1925 yılında başlanmıştır. 1958 yılında ise Dünya Kliseler Birliği’nin hibesi ile Esmer, Siyah Alaca, Jersey, Aberdeen Angus ve Hereford sığırları ülkemize getirilmiştir. Bundan sonra da sığır ithali çalışmaları hız kazanmıştır. Sığır ithalleri 1987 yılına kadar az da olsa devam etmekle birlikte, bu yılda gerek devlet eliyle,gerekse özel sektör tarafından gebe düve ithalleri hız kazanmıştır. Türkiye’de sığırcılığın geliştirilmesi için mevcut sığır populasyonu içerisinde yüksek verimli kültür ırklarının oranlarının arttırtılması ve yerli sığırlarımızın yüksek verimli kültür ırkı sığırlarla melezlenmesi hedeflenmiştir. Ne var ki ithaller tüm hızıyla sürerken, ülkemizin coğrafi özellikleri ve hayvanların yetiştirilecekleri işletme şartları yeterince dikkate alınmadığından istenilen başarıya ulaşılamamıştır.
    Sığır ıslahı çalışmaları, kültür ırklarının ithali ile yeni bir boyut kazanmış ve yerli ırkların melezleme yolu ile ıslahı yanında, kültür ırklarının da saf olarak yetiştirilmesi amaçlanmıştır. Melezlemelerde doğal aşımın yanında,1925 yılından itibaren uygulanmaya başlanan yapay tohumlamanın da etkisi olmuştur. Ancak yapay tohumlamdan istenilen başarının elde edildiğini sölemek mümkün değildir.
    Genel hatlarıyla ele alınan ve mevcut durumu ortaya konulmaya çalışılan sığırcılığın ülke ihtiyaçlarına cevap verecek düzeye getirilmesi için belirtilen sorunların bir an önce ele alınıp çözüme kavuşturulması gereklidir.
    Bunun için;
    1) Halen tahminen 1997 yılı itibariyle %45’i yerli ırklardan oluşan sığır populasyonumuzun bir an önce ciddi bir melezleme programıyla ele alınarak melez genotiplerin sayısının arttırılması gereklidir.
    2) Yapay tohumlama uygulaması ülkemizde uzun yıllardan beri yapılmasına rağmen,yeterli etkinlikte değildir. Tarım ve Köyişleri Bakanlı’nın yeterli desteğinin sağlanması yanında, özel sektörün de bu konuya daha etkin katılımı sağlanmalıdır. Bununla birlikte,daha önce uygulanmış olan köylere boğa barınakları kurmak suretiyle tabii tohumlamanın da etkinliği arttırılmalıdır.
    3) Damızlık boğaların seçiminde bilimsel yöntemlere başvurulmalı ve ülkemizde döl kontrolü çalışmaları başlatılmalıdır. Bu konuda Tarım Bakanlığına bağlı üretim kuruluşlarının (TIGEM) potansiyelinden yararlanmak mümkündür.
    4) Damızlık dişi hayvan ithali durdurulmalı veya kontrollü şartlarda en az düzeyde yapılmalıdır. Bunun yerine,yerli sığırlarımızın tohumlanmasında kullanılmak üzere döl kontrolü yapılmış boğalardan elde edilen sperma veya embriyo ithali yapılmalıdır.
    5) Yeni kurulacak işletmelerin ihtiyaç duydukları damızlıkları yurt içi kaynaklardan temin etmeleri konusunda teşvikler uygulanmalıdır.
    6) Ülkemiz,coğrafi yapı ve iklim açısından oldukça farklı bölgelere sahip olduğundan,kültür ırklarının adaptasyon yetenekleri de dikkate alınarak melezleme programlarının bölgesel bazda ele alınması gereklidir.
    7) Ülke genelinde özel sektör entansif sığır yetiştiriciliğine teşvik edilmelidir.
    8) Kaba yem açığını gidermek amacıyla yem bitkileri üretimi desteklenmeli, silaj yapımı ve kullanımı konusunda yetiştiriciler bilinçlendirilmelidir. Kesif yeme,önce önceden olduğu gibi sübvansiyon uygulanmalıdır.
    9) Besiciliğe teşvik ve subvansiyon uygulanmalı, verilen kredilerin etkin denetimi yapılmalıdır.
    10) Yıllardır gündemde olan et ithalatına son verilmeli ve üreticiyi koruyacak tedbirler alınmalıdır. Ancak,üretim-tüketim dengesi sonucu tüketiciye ucuz et temini gerçekleştirilemiyorsa ve bu nedenle mutlaka hayvansal ürünler ithal etmek gerekiyorsa; canlı hayvan ithal edilerek,daha sağlıklı ve imalat sanayinin hammaddesini de sağlayacak bir ithalat rejimi ele alınmalıdır.
    11) Gerek et,gerek süt üreticilerine uygulanacak subvansıyonlar üretimi artırıcı yönde olmalı ve bu teşvikler miktar esasına göre değil, satış fiyatının belli bir oranı şeklinde olmalıdır.
    12) Aracıların ortadan kaldırılması amacıyla; üreticilerin, birlik ve kooperatifler vasıtasıyla örgütlenmesi teşvik edilmelidir.
    13) Hastalık ve zararlılara karşı etkin bir mücadele yapılmalı, bu amaçla ülkesel bazda ciddi programlar uygulanmalıdır.
    14) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İl ve İlçe örgütlerinin yetiştiricileri bilinçlendirmek amacıyla demonstrasyon çalışmalarına ağırlık vermesi gereklidir.
    15) Özellikle batı bölgelerimizde uygulanan ve bir özel ıslah ve üretim modeli olan ANAFI benzeri projelerin uygulamaya konulması gerekir.

    Konu başlıkları

    • Süt Sığırlarının Doğum, Buzağılama, Tohumlama ve Sürüden Ayrılma Kayıtları
    • Soykütüğü Belgesi
    • Islah Programı
    • Damızlık Süt Sığırlarında Soykütüğü Talimatı
    • Damızlık Olarak Kullanılan Boğa ve İneklerin Döl Verimi
    • Damızlık Değer Tahmini
    • Suni Tohumlama
    • Sığırların Süngerimsi Beyin Hastalığı
     
  3. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Küçükbaş Hayvancılık

    • Koyunculuk
    Son yıllarda hemen hemen tüm bölgelerimizde küçük baş hayvan varlığımız bir yandan azalmaya devam ederken, diğer yandan da türlerin oransal dağılımında koyunculuğun payı giderek azalmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında koyun varlığı, hayvan varlığımızın yaklaşık %53’ünü oluştururken, son yıllarda bu oran %80’lere çıkmış,daha sonra tekrar %50’lere düşmüştür. Yıllara göre koyun, kıl ve tiftik keçisi sayısındaki değişimler verilmiştir.
    Koyun varlığımızın büyük bir bölümünün verim yeteneği düşük olan yerli ırklardan oluşması,diğer verimlerin iyileştirilmesinde olduğu gibi, bunlara bağlı olarak kuzu verimi ile ilgili özelliklerin ıslahını gündeme getirmektedir. Bu amaçla, Cumhuriyetin ilk yıllarında Batı Anadolu ve Marmara Bölgelerinde Alman Et Merinoslarının Kıvırcıklarla melezlenmesi sonucu ile işe başlanmıştır, daha sonra ORta Anadolu'da ve Doğu Anadolu’da Akkaraman ve Morkaramanlar ile devam edilmiştir. Çevirme melezlemesi yöntemiyle yürütülen bu çalışmalardan, Batı Anadolu’da Türk Merinosu, Orta Anadolu’da Anadolu Merinosu tipleri elde edilmiştir. Ayrıca Malya Tarım İşletmesi'nde Malya Koyunu geliştirilmiştir. Ancak,Merinos tiplerinin çevre şartlarına duyarlılığı, yapağı destekleme politikasında istikrarsızlık ve çeşitli ekonomik faktörler nedeniyle güçlüklerle karşılaşılmıştır. Daha sonraki dönemlerde yeni melezleme denemeleri yapılmıştır. Bunlardan birisi Rambuoullet ile Dağlıç melezlenmesi sonucunda elde edilen Ramlıç, diğeri Tahirova ve İlle de France melezlemesi sonucunda elde edilen Menemen koyunudur. Bununla birlikte Batı Anadolu ve Trakya'da süt ve döl verimi yüksek ve kasaplık kuzu üretiminde ana soyu olarak kullanılmak amacıyla çeşitli tiplerin elde edilmesi çalışmaları yapılmıştır ve değişik bölgelerimizde benzeri çalışmalar yapılmaktadır.
    Koyunlarımızın yaklaşık %69’sının yerli ırklardan meydana geldiği düşünülürse, hayvan başına elde edilen verimin düşük olmasının nedeni anlaşılır. Ülkemizde koyunlardan elde edilen ürünler ve bunların toplam üretim içerisindeki payları verilmiştir.
    Koyunlardan elde edilen etin toplam et üretimindeki payının 1985 yılında %33.90’a çıktığı görülmektedir. Bunun sebebi,o yıllarda Arap ülkelerine yapılan et ihracatının artmasıdır. Ancak daha sonraki 10 yılda bu oran yaklaşık yarı yarıya azalarak %16.46’ya gerilemiştir. Süt üretiminde de benzer azalmalar olmuştur. Yapağı üretiminde 1985 yılında hayvan kesimlerinin en üst düzeye çıkarılmasıyla bir azalma,daha sonra artış gözlenmektedir. Bu rakamlardan açıkça görülmektedir ki, toplam et ve süt üretimi içerisinde koyunculuğun payı giderek azalmaktadır. Bu azalma 1985-1995 yılları arasında daha da belirginleşmiştir. Bunda koyun sayısının giderek azalması, tüketici baskısı ve tüketici alışkanlıklarının değişerek kırmızı et üretiminde büyükbaş hayvanların ön plana çıkması, Ortadoğu ülkelerine canlı hayvan ve et ihracatı, terör nedeniyle halkın Güneydoğu Anadolu Bölgesin’den kaçışı gibi nedenlerin etkili olduğu söylenebilir. Koyun yetiştiriciliğinde genel durum bu şekilde ortaya konulduktan sonra, mevcut problemler ve çözüm önerileri aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
    1) Entansif üretime müsait bölgelerimizde yerli ırklarımızın kültür ırklarıyla melezlenerek et ve süt verimi yüksek yeni tiplerin geliştirilmesi gereklidir.
    2) Maddi problemler nedeniyle,kuzuların erken yaşta kesime gönderen yetiştiricilere gerekli krediler verilerek bu materyalden azami ölçüde faydalanmalarına imkan tanınmalıdır.
    3) Besicilere önemli zararlar veren et ithalatının kesin olarak önüne geçilmelidir.
    4) Koyun yetiştiriciliğinin bilinçli ve karlı bir şekilde yapılabilmesi için üretici birliklerinin kurulması gereklidir.
    5) Hastalıklarla etkili mücadele yapılmalı ve koruyucu tedbirler yoğunlaştırılmalıdır.
    6) Koyun yetiştiriciliği ile ilgili araştırmalar yeterli değildir. Özellikle her bölgenin koyun ürünleri tüketme eğilimleri ve yurt içi talepler dikkate alınarak, yeni koyun tipleri oluşturmaya yönelik ıslah çalışmalarına ağırlık verilmelidir.
    7) Mer’alarımızın durumu gözden geçirilmeli, daha verimli bir şekilde kullanılmasıyla ilgili tedbirler alınmalıdır.
    8) Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde halkın ekonomik durumunun iyi olmaması nedeniyle koyunların bakımı ve beslenmesi yetersiz kalmaktadır. Bu problemin çözümü için gerekli destek sağlanmalıdır.
     
  4. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK


    KOYUN
    Bozkırların hayvanıdır. Hafif dalgalı düzlüklerde iyi yetişir. Türkiye'nin iklim şartları genelde koyun yetiştiriciliğine elverişlidir. Düşük sıcaklık sebebiyle Doğu Anadolu Bölgesinin doğusunda yetiştiriciliği gelişmemiştir. Ayrıca Doğu Karadeniz bölümünün kıyı kesiminde yüksek nem ve gür çayırlardan dolayı koyun yetiştirilmez. En fazla koyun yetiştiren bölgemiz İç Anadolu'dur. Bozkırların geniş alan kaplamasından dolayı. Doğu Anadolu Bölgesi (batısı) ve G.Doğu Anadolu Bölgeleri de koyun yetiştiriciliği gelişmiştir.
    Koyun kısa boylu otların geniş alanlarda yetiştiği bozkırlara uymuş bir hayvandır. Türkiye'nin birçok bölgelerinde ve özellikle yarı kurak olan step sahalarında başlıca yetişme yerini bulmuştur. Koyun, yürüyüşü ağır bir hayvan olduğundan, dik yamaçlı yerleri değil, düzce veya hafif dalgalı araziyi ister. Koyun. Anadolu'da eskiden beri ye­tiştirilmiş bir hayvandır. Yeşil otlakların bir süsü olmuş bulunan koyun, eti ve sütü, yünü ve derisi ile yaşantımızda önemli yer tut­muştur. Memleketimizdeki başlıca soyları kıvırcık, dağlıç, karaman (akkaraman, morkaraman), sakız ve merinostur. Kıvırcık koyunu Trak­ya ile Güney Marmara bölgesinde yetişir. Et kalitesi çok iyidir. Bu soy, bir yüksek yayla hayvanı olmayıp, iyi otlaklar ister ve soğuğa fazla dayanamaz. Bu nedenle yüksek yaylalar bu cins koyunun yayılma sınırını çizmiştir. Dağlıçlar ise, bütün batı Anadolu'da ve bu arada Ege böl­gesinin çok dağlık olmayan bölgelerinde yetişir. Ege bölgesinin bir başka koyun cinsi de sakızdır ki, ince ve az geniş kuyrukludur. Tür­kiye'nin öteki bütün bölgelerinde iri kuyruklu koyunlar yetişir. İç ve Doğu Anadolu'nun yaygın koyun soyu Karamandır' ki, bölgesine göre çeşitleri vardır. Bütün bu yerli koyunlarımızın yünleri çoğunca kalın ve kısadır. Bu nedenle, 50 yıl kadar önce yumuşak ve ince kumaş do­kumaya daha elverişli olan merinos koyunu yetiştirilmesi yoluna gidilmiştir. Bu arada yün dokuma fabrikalarımız için merinos yünü ithal edilmiştir. En fazla İspanya'da tutunmuş olan bu cins koyun, mem­leketimizde de Karacabey' deki ve Bandırma yakınlarındaki merinos is­tasyonlarında yetiştirilmiş, eski koyunlarımızla melez şekilleri de elde edilmiştir. Merinosların yünü ince ve uzun olup, et kalitesi yüksek de­ğildir. Bu nedenle türlü ülkelerde kasaplık koyunlarla birleştirilerek melez soylar üretilmiştir. Merinos soylarının en yaygın olduğu ülkeler Avusturalya, Güney Afrika ve Arjantin'dir.
    Et ve yün vasıfları farklı olan bütün bu koyunlarımızın sayısı 40 yıl kadar önce 13 milyon tahmin olunmuş, bu miktar günümüze kadar çoğalmış, 1970 de 36.500.000'i, 1982 de 50.000.000'0 bulmuştur. Buna göre, memleketimizde bugün nüfus başına bir koyun düşmektedir: Yün (yapağı) üretimi 57.000 tonu biraz geçmiştir. Yerli koyunlarımızın yün verimi az olup, ortalama olarak koyun başına 1,5 kilo kadardır. Me­rinos koyunlarının verimi ise 4 kiloyu bulmaktadır. Türkiye, dünyanın çok koyun yetiştiren ülkelerindendir.

    Koyun Türleri:
    Kıvırcık: Soğuğa dayanıklı değildir. Et verimi yüksektir.
    Marmara ve Ege Bölgelerinde yetiştirilir.
    Dağlıç: Ege ve İç Batı Anadolu'da yetiştirilir.
    Karaman: Ege, İç, Doğu ve G.Doğu Anadolu Bölgelerinde yetiştirilir.
    Sakız ve Merinos: G.Marmara Bölümünde yetiştirilir. Merinos yünü için yetiştirilmektedir.

    Koyun et, süt, yapağı, deri ve gübreleri ile insanlara ekonomik güç veren önemli bir hayvandır.
    Hem çiftçi hem de ülke ekonomisini kalkındırmak için koyunculuğun yaygınlaştırılması gereklidir. Ama bakım ve beslenme koşullarının iyileştirilmesi, öte yandan koyunların saf yetiştirme ve melezleme yolu ile ıslah edilerek verimliliğin artırılması şarttır.
    Öyleyse koyunculuğun doğal ve ekonomik koşulların gerektirdiği yönde gelişebilmesi için, mevcut yetiştirme tekniklerinin geliştirilmesi ve yetiştiricilerin yenilikleri bilmesi ve uygulaması gerekir.
    Koyunculuk yapmaya karar verdiğimiz takdirde öncelikle yaşadığımız bölgeyi iyi tanımamız ve ona göre uygun ırkla çalışma yapmalıyız.
    Genel olarak Anadolu’nun iç kısımlarında yağlı kuyruklular, denize yakın bölgelerde ince kuyruklular yaygındır.
    Yağlı kuyruklu koyunlar Morkaraman, Akkaraman, Dağlıç ve İvesi’dir. İnce kuyruklu koyun ırklarımız ise Kıvırcık, Sakız, Karayaka ve Merinostur.

    MORKARAMAN
    Genel olarak Doğu İllerimizde yetiştirilir. Vücut renkleri kızıldan mora kadar değişmekte baş, burun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Yağlı kuyrukludur.
    Anaçlarda canlı ağırlık 50-60 kg, süt verimi 50-60 Litre kirli yapağı verimi 2-2,5 kg. olup her 100 koyundan 95-105 kuzu alınmaktadır.
    Süt kesiminden sonra 3 aylık besleme ile 20-25 kg. karkas alınabilir.

    AKKARAMAN KOYUNU
    Batıda Eskişehir ve Kütahya’dan başlayarak Doğuda Sivas’a kadar, sahil bölgeleri dışında Orta Anadolu’da ve geçit bölgelerinde yetişir.
    Bunlarda vücut beyaz renkli yapağı ile örtülüdür. Ağız, burun, göz çevresi, kulak ve ayaklarda siyah lekelere rastlanır. Yağlı kuyrukludur.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 40-45 kg. süt verimi 50-60 Litre kirli yapağı verimi 1,5-2 kg.dır. 100 koyundan 100-110 kuzu alınır.
    Süt kesiminden sonra 3 aylık besleme ile 20-22 kg. karkas verebilir.

    DAĞLIÇ KUYUNU
    Sakarya nehrinden başlayıp Ege Bölgesinin kıyı İllerine kadar uzanır.
    Vücut beyaz renkli, kaba karışık yapağı ile örtülüdür. Ağız, burun, göz etrafları ve ayaklarda siyah lekeler görülür. Erkekler helezoni boynuzlu, dişiler boynuzsuzdur. Kuyruk yağlı olup kalp şeklindedir.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg., süt verimi 40-50 Litre, kirli yapağı verimi2-2,5 kg.dır. 100 koyundan 90-100 kuzu alınır.

    SAKIZ KOYUNU
    İzmir İlinde özellikle Çeşme İlçesinde yetişir. Vücut beyaz renkli, kaba-karışık yapağı ile örtülüdür. Baş ve bacaklarda siyah lekeler vardır. Erkeklerde kuvvetli, kıvrımlı boynuz bulunur. Dişiler boynuzsuzdur. Uzun yağsız kuyrukludurlar.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 40-45 kg., süt verimi 120-180 Litre dir. 100 koyundan 180-200 kuzu alınır. Bu yöre dışına çıkarıldığında bu verim alınamamıştır.

    KIVIRCIK KOYUN
    Trakya ve Marmara'nın Güneydoğusundaki İllerde Ege Bölgesinin Manisa, İzmir, Aydın İllerinde yetişir.
    Vücut beyaz renklidir. Erkeklerde beyaz renkli kıvrımlı boynuz olup, dişiler boynuzsuzdur. İnce uzun kuyruğu vardır.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 40-42 kg., süt verimi 60-90 Litre, kirli yapağı verimi 1,5 kg. dır. 100 koyundan 110-130 kuzu alınmaktadır. Et kaliteli olup, süt kesiminden sonra iki aylık besleme ile 17-18 kg. karkas verebilir.

    KARAYAKA KOYUNU
    Karadeniz kıyı şeridinde özellikle Sinop, Samsun, Ordu, Giresun ve Tokat İllerinde yetiştirilir.
    Vücut beyaz renkli kaba yapağı ile örtülüdür. Erkeklerde kalın kıvrımlı boynuzlar olup, dişilerde boynuz yoktur. Kuyruk yağsız ince ve uzundur.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg., süt verimi 40-45 Litre olup, kirli yapağı verimi 1,5-2 kg.dır.

    İVESİ KOYUNU
    Suriye sınır boyunda Şanlıurfa, Gaziantep ve Hatay İllerinde yetişir.
    Baş ve bacaklar kahverengi vücudu ise beyazdır. Yağlı kuyruklu koyunlardır. Erkekler boynuzlu, dişiler boynuzsuzdur.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 44-48 kg. süt verimi 90-155 Litre, kirli yapağı verimi 2-3 kg.dır.

    KARACABEY MERİNOSU
    Balıkesir, Bursa yörelerinde yetiştirilir. Anaç koyunlarda canlı ağırlık 55-70 kg., süt verimi 50-55 Litre, kirli yapağı verimi 3,5-4 kg.dır.
    100 koyundan 125-130 kuzu elde edilir. Vücut beyaz renkli kuyruk ince uzundur. Erkeklerin çok azında boynuz görülür, dişiler boynuzsuzdur.

    KONYA MERİNOSU
    Vücut beyaz renkli yapağı ile örtülüdür. Erkek ve dişiler boynuzsuzdur. Kuyruk yağsız ince ve uzundur.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 54-56 kg., süt verimi 40-50 Litre, kirli yapağı verimi 3,6-3,8 kg. olup, 100 koyundan 130-140 kuzu alınır.

    MALYA KOYUNU
    Vücut beyazdır. Baş ve bacaklarda siyah lekeler bulunabilir.
    Yarım yağlı kuyruklu koyunlardır. Ancak koyunlarda canlı ağırlık 45-50 kg.dır, kirli yapağı verimi 2,4-2,8 kg.dır.

    GÖKÇEADA KOYUNU
    Gökçeada ve Çanakkale çevresinde yetişir. Beyaz yapağılı ince uzun kuyruklu, küçük cüsseli bir ırktır. Erkekler boynuzlu, dişiler boynuzsuzdur.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg.dır, süt verimi 50-60 Litre, kirli yapağı verimi 2-2,5 kg.dır.

    TUJ KOYUNU
    Türkiye'nin Kuzeydoğu İlleri Kars, Ardahan ve Iğdır bölgelerinde yetiştirilir.
    Anaç koyunlarda canlı ağırlık 38-42 kg., süt verimi 55 Litre, koçlarda yapağı verimi 3-5 kg.dır.

    HERİK KOYUNU
    Sivas, Amasya, Sinop, Samsun, Trabzon ve Çorum İllerinde dağlık bölgelerde yetişir.
    Küçük cüsseli erkekler boynuzlu, kuyruk yağlıdır.

    HEMŞİN KOYUNU
    Karadeniz sahillerinde Artvin dolaylarında yetişir. Kahverengi olmalarına karşın siyahları da vardır. Et ve yapağı kalitesi düşüktür.

    TAHİROVA KOYUNU
    Ege ve Marmara Bölgesinde yetişir. Melezdir. Yavru ve süt verimi yüksektir.

    ÖDEMİŞ KOYUNU
    Batı Anadolu'da Ödemiş çevresinde yetişir.

    İnsan yaşamı ve koyunculuk
    Tarihin derinliklerine inildiği zaman, yaşama savaşı verilen ortamlarda çok eski yıllardan beri insanla hayvanın, yan yana ve karşı karşıya olduğu görülür. Önceleri ormanlarda vahşi hayvanları avlayarak geçinen, etleri ile karnını doyuran derilerinden giysiler yapan insanlar, daha sonraki dönemlerde bu hayvanları eli altında ve çevresinde bulundurarak yararlanmayı düşündüler. Asırlar boyu ya da binlerce yıllık çok uzun dönemlerde yabani hayvanların evcil duruma getirilmesi için sabırla ve inatla insanların çalıştıklarını ve sonunda bunu başardıklarını görüyoruz. Evcilleştirme ve evcil hayvan elde etme, insanoğlunun başarılarla dolu tarih sahifelerinden biri, belki de en parlak ve insanlık yararına olanıdır. Bugünün insanı, teknik olanaklar sayesinde makineleşmiş ve hızlı bir hayat temposu kazanmıştır. Az zamanda çok iş yapmak ve insan gücünden verimli şekilde yararlanmak yirminci yüzyılın başlıca karakteridir. Böylece çağımızın insanı yeni evcil hayvan elde edecek kadar zamana, sabır ve tahammüle sahip değildir. Eğer durum böyle olmasaydı, bugün bile yeni evcil hayvanlar elde etme olanağı bulunabilirdi. Atalarımız evcilleştirme olayını başarmak için inat ve sabırla çok uzun yıllar çalışmışlardır.
    Koyun insanın ilk evcilleştirdiği hayvanlardan biridir. Yabani hayattan uzaklaşıp evcil hayvan halinde insan eli altına giren koyun üzerinde uzun yıllar çalışan insan, büyük değişiklikler meydana getirdi. Belli verim yönlerinde koyunları seçime (seleksiyon) tabi tutarak ve bu işe uzun yıllar devam ederek birbirinden farklı koyun tipleri meydana getirildi. Bu farklı koyun tipleri, belli yaşama koşullarında uzun zamanlar yetiştirilerek ve sürekle seçilerek özelliklerini yavrularına geçirebilir koyun ırkları haline geldiler. Bugün dünya yüzünde iki yüzden fazla koyun ırkı vardır ve her gün yenilerini meydana getirmek üzere sayısız projeler dikkatle yürütülmektedir. Günün ekonomik gereksinmelerine göre bir koyun üzerinde arzulanan özellikleri toplayabilmek çabası sürekli olarak yeni tiplerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
    Göçebe hayatı yaşayan ilk insan topluluklarından bugün kadar, koyunlar daima insanın yanı başında bulunmuşlardır. Yabansal koyunu ormanlardan avlanmak suretiyle etinden karnını doyuran, derisini sırtına elbise diye geçirip yağmur ve soğuktan kendini koruyan insan, evcilleştirme olayından sonra bu değerli hayvanı kendi eli altında üretmeye başladı. Gerektiğinde tanrılara kurban etmek ve kesip yemek üzere insan meskenleri civarında koyun sürüleri bulunduruldu. Daha sonraları süt ve yapağı verimlerinden de yararlanmak suretiyle koyunlar çok verim yönlü ve ekonomik yarar sağlayan hayvanlar haline geldi. Milattan yaklaşık 4000 yıl önce Babillerin koyun yününden kumaşlar dokuduklarına dair tarihi vesikalar ele geçmiştir. İsviçre göl beldeleri kalıntılarından da yünlü dokuma artıklarına rastlanmıştır. Bu bilgilerin koyunun çok eski olan tarihini ortaya koymaktadır.
    Bakım ve beslemesinin kolay olması ve insanlara çok taraflı yararlar sağlaması ile koyun, diğer hayvanlara nazaran fazla çoğalarak dünyanın hemen bütün ülkelerine yayılma şansına sahip olmuştur. Az yeme kanaat eden, çok kere otlak ile yetinen, hastalıklara ve soğuğa dayanıklı hayvanlar olarak koyunlar az masrafla garantili üretim sağlama bakımından daima insanların ilgisini çekmiştir. Özellikle tarımı fazla gelişmemiş, bakım ve yemleme koşulları geri olan ülkelerde küçük işletmelerin ve aile işletmelerinin en güvenilir kaynağı olarak koyunculuk ön planda gelir. Özellikle yağışı az bölgelerde zayıf otlaklarda en kolay yetiştirilen hayvan koyundur. Herkesçe bilinen bir Türk Atasözü "Buğdayla koyun gerisi oyu" bu durumu çok güzel açıklamaktadır.
    Binlerce yıldan beri sütü, eti, yünü ve derisi ile insanların en önemli gereksinimlerini karşılayan koyunlar, yirminci asır insanlarının hayatında da büyük rol oynamaktadır. Koyun eti dünyanın birçok bölgelerinde sevilen ve aranan etlerden biri olarak kabul edilir. Koyun sütünden en değerli ve yüksek fiyatla satılan yiyecek maddeleri elde edilir. Dokuma endüstrisinde kullanılan en önemli ham madde yündür. Yünlülerin kendine has özellikleri nedeniyle birçok yapay dokumalara karşın yünlü kumaşlarla değerlerini ve üstünlüklerini koruyabilmektedirler. Özellikle orduların harp gücünü arttırma bakımından soğuktan koruyucu yünlü maddelerin önemi büyüktür. Kuzu postlarından elde edilen iç ve dış kürkler dünya ticaretinde büyük bir yer tutarlar. Koyun gübresi ile tarlaları gübreleme, tarımda önemli konulardan biridir. Bağırsağından boynuzuna kadar koyunun her şeyinden yararlanılır. Koyun yetiştiriciliği hemen tüm dünya ülkelerine yayılmış bulunmakta ve kimi yerlerde en başta gelen bir üretim kolu olarak dikkati çekmektedir. Gelecekte de koyun yetiştiriciliğinin bugünkü değer ve önemini kaybetmeyeceği söylenebilir. Hatta bugün geniş ölçüde koyun yetiştiren ve yapağı elde eden memleketlere egemen olma bakımından büyük devletler arasında bir yarışma vardır. Kimi memleketlerde koyunculuğun hızla geliştiği kimilerinde de gerileme olduğu bilinen bir gerçektir. Hiç şüphesiz bunun kimi nedenleri vardır. Tarım ekonomisi, teknik ve doğa koşulları sayılmalıdır. Belli koşullarda özellikle entansifleşen tarım içinde koyundan daha karlı hayvanlar yetiştirildiği takdirde koyunculuktan vazgeçileceği kolayca açıklanabilir. Daha değerli ve yüksek gelir sağlayan ürünlerin yetiştirilebileceği topraklar üzerinde koyun sürüleri dolaştırmak elbette ki savunulacak bir görüş değildir.

    Tarımsal üretim içinde koyunculuğun yeri
    Yurdumuzda ülke ekonomisi bölümleri içinde en önemli yer tarımındır. Nüfusumuzun en az % 55’i köy ve kasabalarda yaşar ve çeşitli tarımsal üretimle uğraşır. Halkın beslenmesinde olduğu kadar iç ve dış ticarette ve özellikle döviz sağlamada tarımsal üretimin yeri ve önemi çok büyüktür. Yurdumuzda küçük orta ve büyük olmak üzere hemen her tip tarım işletmesinde hayvancılık göze çarpar. Dünyanın çeşitli ülkelerinde tarımsal üretim içinde hayvancılıkta koyunun yeri ve önemi az ya da çok değişiklik gösterir. Doğal ve ekonomik etmenler bu bakımdan önemli rol oynar. Genel olarak hayvancılık tarım işletmesi içinde yer alır ve en önemli üretim kollarından birim oluşturur. Hayvancılığı tarım işletmesinin dışında düşünmek olası değildir. Bu nedenledir ki gelişmiş ülkelerde, tarımın bir kolu olan hayvancılık da gelişmiş durumdadır.
    Hayvancılık kolu içinde çeşitli hayvan yetiştiriciliği söz konusudur. Bunlardan bir tanesi de koyunculuktur. Genel olarak girişim ve gerçekleştirilmesi kolay olduğu için hemen her yerde koyunculuğa rastlanır. Ancak otlakları geniş kurak iklim koşullarına sahip bölgelerde koyunculuk daha geniş ölçüde yer alır. Avrupa ve Amerika’da düzenli tarım işletmeleri içinde koyunculuk önemli bir hayvansal üretim koludur. Sürüler genel olarak çiftlik yapısına bağlıdırlar. Bunun yanında sadece koyunculuk yapan geniş işletmeler ve çok büyük sürüler de vardır.
    Türkiye'de küçük ölçekte yapılan hayvancılık genellikle küçük işletme ve aile işletmesi içinde yürütülür. Kimi bölgelerimizde büyük sürüler halinde yapılan koyunculuk ve hele göçer koyunculuk, tarım işletmesinden kopmuş, ayrılmış gibidir. Böylece görülüyor ki koyun yetiştiriciliğinde çeşitli işletme biçimleri vardır. Gerek yabancı ülkelerde ve gerekse yurdumuzda bunların örneklerine rastlamaktayız.
    Tarımsal üretim içinde başarılı bir koyunculuk yürütmek için kimi koşullar vardır. Gerek doğa koşulları ve gerekse ekonomik koşullar koyunculuk için uygun ise, başarıya ulaşmak artık yetiştiricinin maddi gücüne ve teknik yeteneğine bağlı kalmaktadır. Başarılı ve karlı bir koyunculuk için yetiştiricide aranan özellikler şunlardır:

    • Hayvanları sevmek: Hayvanlara içten bir sevgi ile bağlanan onların ızdırap çekmesinden nefret eden insan ideal bir yetiştirici olabilir. Bu durumun ortaya çıkması için hayvanla ilgilenmek gereklidir. Uzun zaman koyunla uğraşmak onlarla beraber bulunmak bu sevginin doğmasını sağlar.
    • Dikkatli olmak ve her şeyi incelemek: Hayvanların hastalık ve rahatsızlıklarını dışarıdan dikkatle incelemek suretiyle farketmek olasıdır. Yetiştirici ve çoban sürüsünü sık sık gözden geçirmeli ağıla dönerken otlarken tek tek hayvanların durumunu incelemelidir. Böyle hareket edilirse sürüdeki hayvanların her hali önceden anlaşılmış ve önlem alınmış olur.
    • Hayvanlara bakmayı özel zevklerin üzerinde tutmak: Her ne kadar bir koyun yetiştiricisinin kendi sağlığını ve hayatını hayvanlar için feda etmesi gerekmezse de, hayvanlara kendisini vermesi, kimi zevk ve eğlencelerinden uzaklaşıp sürüsü ile ilgilenmesi gereklidir. İyi bir yetiştiricinin uzun süre tatil yapması, çiftliğinden uzaklaşması olası değildir.
    • Sabırlı olmak: Koyun sabırlı insan ister. Sabırsız ve aceleci yetiştirici ve çoban elinde koyunlar çok ızdırap çeker. Çünkü yaratılış bakımından koyunlar ağır hareket eden, fazla atak olmayan varlıklardır. Otlakta koyunların yürüyüşünü, ağır temposunu çobanın sadece izlemesi gerekir. Seri hareketlerden daima sakınmalıdır.
    • Güneş doğarken kalkmayı sevmek: Koyunlar doğal karakterleri nedeniyle erken kalkan ve sabah serinliğinde otlamayı seven hayvanlardır. Güneşin kızgın olduğu saatlerde koyunların otlatılması doğru değildir. Aslında böyle sıcak ve fazla güneşli saatlerde koyun meraya çıkarılsa bile fazla otlama arzusu göstermez, gölgelik ve serin yerlere kaçmaya çalışırlar. Güneş doğmadan sabahın ilk serin saatlerinde otlağa çıkan koyunlar büyük bir zevkle otlar ve karnını doyururlar. Bu nedenle yetiştirici ve çoban güneş doğarken yataktan kalkmayı zevk edinmelidir. Buna alışmayan insan iyi bir koyuncu olamaz.
    • Yapmadan önce iyi incelemek ve düşünmek: Koyunculukta başarılı olma ve kazanmaya aday iyi bir yetiştirici gözü kapalı ve yalnız duygularına kapılarak bu işe sürüklenmemelidir. “Bir arkadaş da bunu yapıyor”, ya da “bu iş benim hoşuma gidiyor” gibi duygularla koyunculuğa başlamak çok kere üzücü sonuçlar verir. Öncelikle doğa ve arazi varlığı bakımından, sonra ekonomik koşullar bakımından konu dikkatlice incelendikten sonra karar verilmelidir.
    İkinci olarak koyunculukta çeşitli yetiştirme tipleri vardır. Her koyunculuk biçiminin kendisine özgü özelliklerini bilmek ve kendi koşullarımıza hangisinin uygun geleceğini incelemek zorundayız. İyi bir yetiştirici önce düşünür inceler ondan sonra harekete geçer.

    Teknik bilgi
    Başarıyı etkileyen en önemli konuların biriside teknik bilgidir. Babadan, dededen kalma görenek ve yollarla koyunculuğu sürdürmek büyük kayıplara yol açar. Bilimin en son buluşlarını ve teknik olanaklarını kullanarak daha verimli ve daha kazançlı bir koyunculuk yapmak gerekir. Kendini iyi yetiştiren ve gereği şekilde hareket eden koyuncu bu mesleğe devam edebilir ve ailece bu iş aksatılmadan yürütülebilir. Koyun yetiştiricisi, okuyan inceleyen ve bu konuda yetişmiş uzmanları arayıp bulan tiple olmalı ve bu düşüncelere inanmalıdır.
    Tarım işletmesinin koyun yetiştiriciliğini yapısına alması hem işletmenin kara gitmesi ve hem de bu üretim kolunun gelişmesi için çok önemli bir konudur. Özellikle orta büyüklükte çiftlik sürüleri diye adlandırılan koyunculuk tarım işletmesine kazanç sağlama başka ürünlerin fena olduğu yıllarda yetiştiricinin maddi sıkıntısını hafifletme bakımından çok önemlidir. Diğer tarımsal üretim kollarından arta kalan kaba yemleri kıymetlendirme ve işletmenin ekime uygun gelmeyen arızalı, zayıf topraklı otlak karakterindeki alanlarını değerlendirme ve işletme topraklarını gübreleme bakımından koyunculuk dikkatle üzerinde durulacak bir konudur. Özellikle koyun gübresinin çok kuvvetli olması nedeniyle kimi Avrupa ülkelerinde sade bu yönden koyunculuk değer kazanmaktadır.
    İri yapıtı et tipi koyunlar ya da süt verimi başta gelen süt tipi koyunlar yetiştirildiğinde tarım işletmesi ile koyun yetiştiriciliği daha çok bir birine bağlanır. Bu gibi durumlarda geniş yem bitkileri tarımı, gübreleme, nöbetleme, koyun ürünlerini işleme gibi yeni konular ortaya çıkar ve tarım işletmesi entansif bir karakter almaya başlar. Bunun dışında sadece otlağa dayanan, az verimli geniş sürü koyunluğu ekstansif bir karakter gösterir. Türkiye’de koyunculuk genel olarak tarımsal üretim içinde ekstansif bir kol durumundadır. Bunun sonucu olarak koyunlarımızın canlı ağırlıkları çok az ve her türlü verimleri düşüktür. Bu tip yerle koyunlar memleketimizde entansif tanım içinde koyunculuk örneklerine son yıllarda yavaş yavaş tanık olmaktayız. Daha az arazi üzerinde daha az sayıda koyun yetiştiren ve buna karşılık çok gelir elde eden işletmeler son yıllarda belirgin şekilde artmaktadır.

    Ülke ekonomisinde koyunculuğun yeri
    Tüm dünya ülkelerinde ve Türkiye'de koyun ve koyun ürünleri ekonomik bakımdan büyük değer taşırlar. Her şeyden önce insan beslenmesi bakımından bu konu başta gelir. Kuzu eti, sevilen, aranan ve yüksek fiyatla satılan değerli bir maddedir. Koyun sütü, yoğurt ve peynir yapımı bakımından çok değerli ve her zaman alıcısı bulunan bir üründür. Koyun sütü, daima inek sütünün iki katı yüksek bir fiyatla satılır. Koyun sütünden yapılan beyaz peynir ve diğer tip peynirler en değerli besin maddeleridir. Bunların ticareti ile uğraşanlar hiçbir zaman ziyan etmez ve anormal fiyat düşüklüğü problemi ile karşılaşmazlar. Fransa’da koyun sütünden iki yüz çeşit peynir imal edilmekte ve konu ekonomik bakımdan büyük bir değer taşımaktadır. Türkiye’de koyunların süt verimleri düşük olmasına karşın, köylü işletmesinin ekonomik yapısında koyun sütü önemli bir dayanaktır. Turfanda kuzuculuk ve süt üretimi Türkiye’de ve birçok Akdeniz ülkelerinde küçük tarım işletmelerinin en önemli gelir kaynağıdır.
    Giyim bakımından yapağı çok önemli bir hammaddedir. Saklanması kolay alıcısı hazır ve fiyatı yeterli olan yapağı, garantili bir ticaret maddesidir. Giyimden başka yatak yorgan halı ve kilim imalatında geniş ölçüde yapağı kullanılır ve yapağının ekonomik hayatta geniş bir yeri vardır. Gerek iç ticarette ve gerekse dış ticarette bu konular daima memleket ölçüsünde bir önem taşır. Türkiye yapağıyı hem satan ve hem de alan bir memleket olarak biraz garip bir durumdadır. Ülke ekonomisinde koyunculuk söz konusu olduğunda bu sorunlar ve özellikle bir örnek yapağı gereksinimi herkesin dikkatini çeker.
    Koyunlardan elde edilen kürk, barsak vb. gibi diğer maddeler de çeşitli endüstri bakımından ayrı bir önem ve değere sahiptir. Üstün kaliteli dış kürkler kadar, düşük kaliteli iç kürkler de ekonomik bir değer taşır.
    Saf yünden yapılan kumaşlar ve her çeşit dokumalar üstün kaliteli olup fiyatları yüksektir. Bunca sentetik dokumaların yaygınlaşmasına rağmen yünlü giyim maddeleri üstünlüğünü korumaktadır. Özellikle giyimde rahatlık ve sağlık yönünden yönden yapılmış mamul maddeler tercih edilir.
    Hayvancılıkla uğraşan işletmelerde, kâr oranını doğrudan etkileyen faktörlerin başında damızlık seçimi gelir.
    Verimleri yüksek damızlıkların fazla bulunduğu sürülerde, benzer çevre koşullarına sahip diğer sürülere oranla, birim başına daha yüksek verim alındığı ve böylece işletmenin gelirinin arttığı bilinmektedir.
    Hayvan başına verimin artırılması için yapılan çalışmaları iki gurupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilki çevre şartlarının iyileştirilmesi, ikincisi ise sürüde verimi yüksek damızlıkların bulunmasıdır.
    Daha açık bir ifade ile süt ve et yönü ön planda tutulan bir koyun sürüsünde; işletmenin gelirinin artırılmasında; uygun bakım-besleme, meradan usulüne uygun yararlanma, koruyucu önlemlerin alınması gibi iyileştirilmiş çevresel şartların yanında, işletmede kullanılan damızlıkların isabetli seçilmesinin de büyük rolü vardır.
    Damızlık; gelecek yeni nesil döl gurubunda ebeveyn olma şansı tanınan hayvandır.
    İşletmenin kârlılığını etkileyen, kısaca çevre ve kalıtsal yapı olarak adlandırdığımız bu iki faktörden kalıtsal yapının daha önemli olduğu söylenebilir. Çünkü bakım-besleme başta olmak üzere, çevre koşullarının verim üzerine etkisi kısa zamanda ortaya çıkarken, sürüde kalıtsal yapının iyileştirilmesi daha uzun zaman alır.
    Ancak, olumlu çevrenin etkisi ile verimde sağlanan artış, hayvanın kalıtsal yapısı tarafından sınırlandırılır.
    Çevre koşulları ne kadar iyileştirilirse iyileştirilsin, örneğin İvesi cinsi koyundan, Merinosun yapağısına eşdeğer kalitede yapağı alınması mümkün değildir.
    Yalnızca çevre faktörlerinin olumlu etkisi nedeniyle yüksek verim gösteren bir İvesi koyununun sahip olduğu bu üstünlüğü döllerine aktarması söz konusu değildir. Ebeveyn vasıtasıyla, döllere aktarılan genlerdir. Herhangi bir özelliği doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen genlerin ortaya çıkardığı toplam değer, hayvanın kalıtsal yapısı yani genotipi olarak adlandırılabilir. Ancak kalıtsal yapının etkisinin tam olarak görülebilmesi de, o hayvana sağlanan çevre ile yakından ilişkilidir. Sürüde, kalıtsal yapı değeri yüksek bir koyunun, laktasyon döneminde, sahip olduğu verim özelliklerine uygun süt verebilmesi için ön koşul, bakım beslemenin iyi yapılmış olmasıdır.
    Çevre koşullarının iyileştirilmesine paralel olarak yürütülmesi gereken genotipik ıslah, damızlık seçilmesi ve bunların gelecek döl kuşağına katkıda bulunmalarının sağlanmasıyla gerçekleştirilir. Bu süreci 'Seleksiyon' yani damızlık seçimi olarak adlandırmak mümkündür. Kısaca hayvancılıkta kalıtsal yapı ıslahı, ancak damızlık seçimi ile sağlanabilir.
    Damızlık seçiminde başarı, üzerinde durulan özelliğin kalıtım derecesi, seçilenlerin üstünlüğü ve döllerinin sayısıyla yakından ilişkilidir.
    Seçimde doğrudan damızlıktan saptanan veriler kullanılabildiği gibi, hayvanın ebeveynlerine ait bilgilerden de yararlanmak mümkündür. Damızlık seçiminde sağlanacak ilerlemenin bir unsuru da seleksiyon üstünlüğü yani damızlığa ayrılanların sayısıdır. Birçok türde olduğu gibi koyunlarda da erkekler tarafından sağlanan seleksiyon üstünlüğü, dişiler tarafından sağlanana göre oldukça yüksektir. Bunun nedeni bir koyunun, yeni kuşakta bir ya da iki kuzusu olurken, bir koçun o kuşakta 25-80 dölü bulunabilir. Bu durum sürüde hemen hemen her kuşakta eşit sayıda olan erkek ve dişi kuzulardan farklı oranlarda damızlık seçilmesi anlamına gelir.
    Yeni kuşakta elde edilen dişi kuzuların hemen tamamı damızlık olarak ayrılırken, erkeklerden % 4-5'i damızlık olarak ayrılır.
    Yetiştiricinin, doğal olarak kendi koşullarında yüksek verimli hayvanlarının döllerinin sayısını artırarak, sürünün kalıtsal değerini, yükseltme çabasında olması beklenir.
    Bu çabanın başarılı olması, üzerinde durulan özelliklere ait değerlerin tespit edilmesine, hayvanların benzer şartlarda karşılaştırılarak damızlık değerlerinin isabetli tahminine bağlıdır ve elde edilen başarı da fenotipte yani hayvanın dış görünüşünde oluşan değişim ile ölçülür.
    İlk aşamada her hayvan için damızlık değerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Sürüde bireylerin damızlık değerlerinin belirlenmesinde, üzerinde durulan özelliğe ait dış görünüşü ve verim ile ilişkisi olduğu düşünülen çeşitli gözlemlerin, ölçümlerin tespit edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla, sürüde koç ve koyunların damızlık seçimine esas teşkil edecek olan soy kütüğü, şecere ve verime ilişkin kayıtların düzenli ve sağlıklı olarak tutulması zorunlu olmaktadır.
    Çoğunlukla sürü yönetiminin hakim olduğu ve belirtilen kayıtların tutulmadığı koyunculuk işletmelerinde, damızlık seçiminde dış yapı özellikleri ve gelişme durumuna bakılır. Ancak unutulmamalıdır ki, farklı kalıtsal yapıları, dış görünüşlere göre tespit etmek oldukça zordur. Hayvanın tespit edilen verimlere göre yapılan damızlık seçimi de, her zaman doğru değildir. Ama kayıt tutulmayan, ya da yeni kurulan sürülerde, başlangıçta iyi kalıtsal yapılı hayvanların tespit edilmesi amacıyla, hayvanlarda saptanan dış görünüş değerleri, sağlam dış yapı, sağlam meme ve tırnak, vücudun yapağı ile örtülme derecesi gibi fiziksel değerlendirmelere başvurmaktan başka çare yoktur.
    Koyunculukta, damızlık seçiminde en etkili yolun kayıtlı yetiştiriciliğin yapılması ve özellikle koçların yavru verimlerinin dikkate alınarak değerlendirilmesi olduğu kabul edilmelidir.
    Bununla birlikte damızlık seçiminde koyunlarda dış yapıya bakarak bazı hususlara dikkat etmek gerekir.
    -Sütçü Koyun ırklarında, yapının biraz daha küçük ve zarif olması istenmesine rağmen, genelde başın anormal büyük ya da küçük olması tercih edilmez. Çünkü kaba bir yapı ve büyükbaş düşük verime işarettir.
    - Boyunun üst çizgisi düz ve vücutla bağlantısı uygun olmalıdır. Koçlarda boyun biraz daha kısa ve kalındır.
    - Göğüsün ise genelde geniş ve derin olması istenir.
    - Sırt düz ve sağlam olmalıdır. Kas gelişimi iyi olmayan çukur sırt arzu edilmez. Sırt etçi koyunlarda dolgun, sütçülerde ise daha yüksek ve kemikli durumdadır.
    - Bel özellikle etçi koyunlarda düz kuvvetli ve bol etlidir.
    - Sağrı uzun geniş ve etli olmalıdır. Sağrının düşük olması arzu edilmez.
    - Karın aşırı sarkık olmamalı ve karın alt çizgisi düz olmalıdır.
    -Bacaklar düzgün duruşlu ve kuvvetli olmalıdır. Sütçü ırklarda bacak daha uzun ve kuru olur.
    -Cidago özellikle sütçü ırklarda dar ve yüksek durumdadır.
    -Kulak, kalın ve sıkı derili olmalıdır. Kulak sağlam yapıyı belirler. Uzun kulağın ise süt verimine işaret ettiği kabul edilir.
    - Derinin aşırı kalın ya da gevşek olmaması gerekir. Süt hayvanlarında kemik yapısının ince, memelerin hacimli ve bezeli meme yapısında olması istenir. Meme başı sayısının ikiden fazla olması süt verimine işaret etmez.
    Üreticilerin koyun sürülerinin verimlerini arttırmak için damızlık seçimine gereken özeni göstermeleri gerekir.

    Karakoyun
    [​IMG]

    Koyun
    [​IMG]


    Kuzu
    [​IMG]
     
  5. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK

    [​IMG]

    KEÇİ
    Keçiler geviş getiren diğer hayvanlara kıyasla elverişsiz çevre şartlarına daha dayanıklıdır. Meralardan çok iyi yararlanabilirler.

    İyi bir süt keçisi yaklaşık on ay sağılabilir ve günde ortalama 2 kg süt verebilir. Bu açıdan süt keçilerinin hiç yemlenmeden, sadece merada beslenmeleri düşünülemez. Çünkü istenilen süt ve döl veriminin elde edilmesi beslemeyle yakından ilişkilidir.
    Üreticilerin sahip oldukları, et ve süt verimleri düşük yerli ırk keçileri elden çıkararak, yerine yüksek verimli kültür ırkı hayvanları koymaları ekonomik olmayabilir.
    Bu nedenle süt keçiciliğinin geliştirilmesinin esası melezleme çalışmalarına dayanır. Ancak melezleme çalışmalarının başarılı olabilmesi için damızlıkların yüksek verimli hayvanlardan seçilmesine dikkat edilmelidir. Sonraki melezleme çalışmalarına elde edilen melez keçilerle devam edilebilir.
    Dünya'da keçi yetiştiriciliğinde yerli ırkların ıslah edilmesi amacıyla en çok Saanen ırkı keçiler kullanılır.
    Bunun nedeni Saanen Keçisinin farklı iklim ve çevre koşullarına kolayca uyabilmesidir Böylece birçok ülkede yerli keçilerin ıslahında Saanen Keçileri kullanılarak yüksek verimli yerli keçi tipleri elde edilmiştir. İyi bakım ve besleme koşullarında 2,5 yaşın üstündeki bir Saanen Keçisi bir sağım döneminde 280-300 gün sağılabilmekte ve toplam 700-900 kg süt verebilmektedir.
    Saanen Keçileri İsviçre kökenli süt ve döl verimi yüksek hayvanlardır. Saanen Keçisinin vücudu beyaz veya parlak krem rengi kısa kıllarla kaplıdır. Deri rengi pembemsidir. Omuz, sağrı ve sırt çizgisi üstündeki kıllar daha uzundur. Tekelerin sakal ve yelesinde uzun kıllar oluşmuştur. Tekelerin canlı ağırlığı 75 kğ'a kadar çıkabilmektedir.
    Dişilerin vücudu süt tipine uygun zayıf ve ince bir yapıya sahiptir ve canlı ağırlıkları 50 kg civarındadır.
    Bacakları düzgün ve sağlam yapılı yol yürümeye elverişlidir. Meme yapısı çok iyi gelişmiş ve vücuda bağlantısı geniş koltuk meme tipindedir. Döl verimleri yüksektir. Çoğunlukla ikiz veya üçüz oğlak verir.
    Saf olarak da yetiştirilen Saanen keçileri ülkemizde de yerli ırklarımızın ıslahında kullanılır. Özellikle Ege Bölgesinde kıl keçilerinin ıslahında Saanen Keçisi tekeleri başarı ile kullanılmaktadır.
    Saanen Keçisi ile kıl keçisi melezlerinin yerli ırklara göre süt verimi fazla, canlı ağırlıkları ve et kalitesi yüksektir. 300 başlık yerli kıl keçisi sürüsünden elde edilebilecek süt, 50-60 başlık melezlenmiş bir sürüden sağlanabilir.
    Melezlerde ikiz doğum oranı yerli ırklara göre daha yüksektir. Elde edilen bu melez keçiler, Saanen tekeleri ile tekrar çiftleştirilerek, daha ileri melezler elde etmek de mümkündür.

    Teke Katımı
    Teke katım zamanı bölgelere göre değişir. Aşım mevsimi öncesi keçilerin ve tekelerin özel bir yemlemeye alınması faydalıdır. Böylece kısırlık riski azalırken, ikiz ve üçüz doğumların artması mümkün olabilir.
    Keçilerde teke katma işlemi "serbest katım" ve "elden katım" olarak iki şekilde yapılabilir.

    Serbest Katım
    Serbest katım yönteminde 30-35 keçiye ergin bir teke hesabı ile katım yapılır. Eğer teke genç ise, 15 keçiye bir teke hesap edilir.

    Elden Katım
    Elden katım yönteminde, kayıt tutma imkanı olduğundan hangi dişinin hangi tekeye verileceği bilinir.
    Böylece sürünün verimce iyileştirilmesinin devamı sağlanabilir.
    Keçilerin gebelik süresi 145-155 gündür. Gebeliğin son 4-6'ıncı haftasında yavrunun gelişimi hızlı olduğu için anneye iyi bakım ve besleme uygulanmalıdır.
    Doğum yaklaştığında keçilerin ayrı bir bölmeye alınması tavsiye edilir. Bölme tabanına bol altlık serilir. Doğumdan sonraki 3-5 gün yavruya ağız sütü mutlaka verilmelidir. Oğlaklar ilk iki ay annelerini emer, fazla süt ise sağılır.
    Sağımda meme bakımına ve temizliğine gereken özen gösterilmelidir. Sağım sırasında temizlik kurallarına uyarak keçi sütünde istenmeyen kokuları azaltmak yetiştiricinin elindedir.
    Ülkemizde keçi sütleri inek ve koyun sütleri ile karıştırılarak işlenmektedir. Keçi sütü kuru madde ve yağ içeriği bakımından inek sütünden geri kalmaz.
    Keçilerin barınakları ise gereksinimlerini karşılayacak düzeyde ve mümkün olduğunca düşük maliyetli olmalıdır. Kapalı keçi ağılı yapımında gerekli standartlara uyulmalıdır. Ilıman bölgelerde sundurma tipi ağıllar tercih edilebilir.
    Bu konuda üretim yapmak isteyen yetiştiricilerimiz detaylı bilgi almak için Tarım il müdürlüklerine müracaat edebilirler.


    KIL KEÇİSİ
    Dağlık bölgelerin hayvanıdır. Ağaçların filizlerini yemek suretiyle beslenir. Ormanlara zarar verdiği için sayılarının azaltılması yoluna gidilmektedir. En fazla Akdeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgelerinde yetiştirilir.
    Kılkeçisi, koyuna göre daha dayanıklı, daha kolay beslenebilir bir hayvan olup, dik yamaçlı dağlık yerlerimizde yetiştirilir. Anadolu'nun birçok yerlerinde köy evlerinin çoğunda 1-2 keçi bulunur ve özellikle sütü için beslenirse de dağlık yerlerde sürüler halinde de beslenir ve üretilir. Memleketimizde 15 milyon kılkeçisi (I 982) vardır. Ormanlık ve fundalık yerlerde uzun süre beslenmiş bulunan kılkeçisinin, filizleri ve sürgünleri yemesi yüzünden ormanlarımız zarar görmüştür. Ormanlarım korumak isteyen Avrupa ülkeleri kılkeçisi sayısını azaltmışlardır (Yu­goslavya, İspanya gibi), Memleketimizde de orman korunması nedeniyle biraz azalma olmuş, hiç olmazsa artma olmamıştır (1956 da 19 milyon kılkeçisi vardı).

    TİFTİK KEÇİSİ
    Tiftiği için yetiştirilmektedir. Yurdumuzda Ankara-Konya çevresi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Siirt çevresinde yetiştirilmektedir. Sağılan ve kesilen hayvan sayısı az; üretilen süt ve et miktarı fazla ise orada Büyük baş hayvancılık (inek yetiştiriciliği) gelişmiştir. Sağılan ve kesilen hayvan sayısı fazla iken; üretilen et ve süt miktarı az ise Küçük baş hayvancılık gelişmiştir( Koyun yetişitiriciliği).
    Tiftik keçisinin bir adı da "Ankara keçisi" dir. Bu cins keçinin tüyleri ince, uzun ve ipek gibi parlaktır. Bu özelliği ile bazı hallerde iyi yünlerden de üstün tutulur. Bu keçinin başlıca yaşama alanları İç Anadolu'nun kuzey ve batı kenarları ile doğu kenarları ve aşağı Kızılırmak kesiminin batı yakasıdır. İç Anadolu'nun başka yerlerinde de seyrek olarak ve kılkeçisi ile birlikte bulunur. Uzun süre Anadolu'ya mahsus bir keçi soyu olmuş bulunan ve Batı ülkelerinde "Ankara keçisi" adı ile ta­nınan bu ekonomik değer, bundan 90 - 100 sene kadar önce (19. yüzyılın sonlarında), bu doğal şartların benzerinin bulunduğu Güney Afrika'ya ve Kuzey Amerika'nın batı bölgelerine götürülerek orada üretilmiş, zamanla o ülkelere uyan soylar oluşturulmuştur. Bugün memleketimizde 3,5 milyon tiftik keçisi vardır (1982). Bu miktar, 1959 da 6 milyondan çok idi. Günümüze kadar tiftik ürünümüz bir dış ticaret malı olmuş, memleket içinde bunun tüketimi fazla olmamıştır.


    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş