Küçük portakal yaprağı

'Çocuk ve İslamda Eğitim' forumunda maviboncuk tarafından 19 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. maviboncuk

    maviboncuk Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Küçük portakal yaprağı konusu
    [​IMG]
    şte bu ahşap evin arka bahçesinde dünyaya geldim ben. Küçücük bir yer burası. Birkaç dut ağacı, bir incir ağacı, genç bir çağla fidanı... Ha bir de annem. Bahçenin sahibi bugün bir köşeye maydonoz ekti. Konuşurlarken kulak misafiri oldum, gelecek hafta da dut ağacının dibine soğan ekeceklermiş.
    Sonbahardayız... Havalar gittikçe soğuyor. Bazen iliklerime kadar üşüyorum. Annem bu yıl kışın sert geçeceğini söylüyor. Biliyor musunuz ben daha önce hiç kış görmedim. Kışın bulutlardan su yağıyormuş. Öyle diyorlar. Ama ben gözlerimle görmeden inanmayacağım herhalde. Ah bir kış gelse. Belki biraz eğlenirim. Bugünlerde öyle canım sıkılıyor ki! Gezmek, dolaşmak istiyorum. Tıpkı dut yaprakları gibi. Evet, evet tıpkı onlar gibi. Yaz boyunca onlarla çok güzel vakit geçirmiştik. Şimdi ise hepsi birer birer dökülüyorlar. Sonra da rüzgar onları uçurup götürüyor. Anneme çok yalvardım beni de onlarla göndermesi için. Ama izin vermedi. Dut yaprakları sonbaharda dökülürlermiş, portakal yaprakları ise her zaman dallarında durmalıymış. Kurallar, kurallar. Ufff! Kimbilir dut yaprakları neler neler görüyordur. Bir yaprak hem meraklı, hem de inatçı olduğu zaman yapamayacağı şey yokmuş. Doğrusu ben de öyleydim ve birgün annem komşu ağaçlarla sohbete daldığı bir sırada bırakıverdim kendimi boşluğa. Ben gideceğim yerlerin, göreceğim şeylerin hayallerini kurarken birden pat diye yere düşmeyeyim mi! Gözlerimi annemin feryatlarıyla açtım. Diğer ağaçlar annemi teselli etmeye çalıştıkça annem daha fazla ağlıyor hem "- Yavrum! Yavrum ne olur ses ver!" Diye bana yalvarıyor, hem de "Lütfen yardım edin!" diye bağırıyordu. O kadar korkmuştum ki galiba ben de ağlamaya başlamıştım. Üstelik her yanım da sızlıyordu. Öyle çok pişman olmuştum ki! Ah Allah'ım! Bir dalıma dönsem bir daha annemin sözünden hiç çıkmayacaktım. Zavallıcık hala feryat edip duruyordu. Nihayet yaşlı bir serçe yetişti imdada. Gelip kondu genç çağla fidanına. Ne var, ne oldu? diye sordu. Çağla olanları anlattıkça bak şu yaramaza diye söyleniyordu serçe. Yanıma geldiğinde hiçbir şey söylemedi ama kızgın yüzü söylenecek bir söz bırakmamıştı zaten. Ben daha fazla ağlamaya başlayınca kızgınlığı geçiverdi. Kucakladı beni. "Tamam, haydi annene gidelim daha fazla üzülme artık" deyip küçük gövdemi gagasının arasına sıkıştırdı. Annem ağlayarak kucakladı beni. Kardeşlerim etrafımı sarmıştı. Bir daha sözünden hiç çıkmayacağım anneciğim, seni hiç üzmeyeceğim, ne olur affet diye yalvardım anneme.
    Evet! Belki her yaprak annesinin sözünü dinlemiyor, bazıları yaramazlık yapıyordu ama, sonuçta her anne yavrusunu affediyordu işte. Annelerin yüreğine şefkati yerleştiren merhamet sahibine hamdolsun�​
     

Bu Sayfayı Paylaş