Küçük İskender'in Şiirleri

'Şairlerimiz Ve Şiirleri' forumunda gül_üm tarafından 21 Temmuz 2010 tarihinde açılan konu

  1. gül_üm

    gül_üm Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Küçük İskender'in Şiirleri konusu
    ARTIK KALBİM YOK

    artık kalbim yok ağladığımda sana
    düşündüğümde seni artık kalbim yok
    seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
    atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
    istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
    küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
    fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
    köpeğine
    suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
    ve bekledim batmasını
    bekledim batmasını yanan bir gemi
    nasıl ağlayarak denize dökülürse

    istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
    artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
    özlediğimde seni
    arta kalmış bir kalbim yok!
    YOK!..
     
  2. gül_üm

    gül_üm Üye

    Ay

    Yürek kemiğiyle lades tutuşuyor iki çocuk!

    misafir oyuncu bir terkediş biçimi
    ile ellerim vücudunun prömiyeri!

    Aynı ahır adına koşan acılarımız var bizim!

    amatör balıkçının leğeninde iki istavritiz seninle
    ölüme beş kala ölümle canlı telefon bağlantısı kuran!

    dibi senin aşkında gizlenen kırılgan bir aysberg bu tufan !
     
  3. gül_üm

    gül_üm Üye

    BİR MARTIYI AĞLATTIN SEN

    bir martıyı ağlattın işte
    bir çocuk garanti intihar eder artık
    kütür kütür küfrediyor gece imanıma
    bir yaprak kırılıp suya düşüyor
    su yaralanıyor su kanıyor şelale!

    ah nasıl titredim tensiz
    bir piyanist büküldü sanki
    kesişen ayrışık doğrular gibi
    çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
    öyle düzgün suna bir elyazısı
    yüzün yüzüme aksedince
    yüzün ayna alnımda
    yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

    bitmemiş bir ömrün yalanısın
    sen: kabuslarımın tabiri
    çocukluğumun arta kalanısın!
    öldüreceğim kendimi dudaklarınla
    dudakların etle, şehvetle seferber
    sen! bana inen son kutsal kitap
    son fakir yatır
    son aciz peygamber!

    bir martıyı ağlattın işte
    bir çocuk garanti intihar eder artık
     
  4. gül_üm

    gül_üm Üye

    BU GECE ŞAHESER İMPARATORU..

    beni bir pazar gecesi siyanürle vurun!
    gölgemi bir vapurun saadetine vermişken,
    zeki müren'den hicaz makamı şarkılar dinlediniz
    ama dönüp arkama bakabilmeliyim kaç kişisiniz
    nerden gelmişsiniz neler giymişsiniz
    elimde bir demet letafet çiçeği de,

    tavanı kırmızı, duvarları beyaz badanalı
    bir odada bir arada bir ara olmalıyız, hatırladınız
    bıçak sapı gibi gülümsememe de izin vermelisiniz
    - babam bana küstü, döv onu babaanne
    çıngıraklı yılanlar almıştın hani bana yaşgünümde -
    gerdanımda genç kızların çılgın tortusu ve soğuk su,
    oramda buramda buram buram ilkaşk kokusu,
    işte ben trenleri biraz da bu yüzden severim
    ne çok severim bilemezsiniz

    beni bir pazar gecesi siyanürle vurun!
    palyaço makyajı yapmış olayım, gülün önce
    amuda da kalkayım, telde de yürüyeyim filan
    size nadide karanfil kolleksiyonumu göstereyim
    kayısı gülü çocuklarımı, arılarımı da,
    tenezzüllerimi, biliyorum:
    zeki müren'den hiç şarkı dinlemediniz
    radyoda jean-sebastian bach çalıyor, bakınız
    cam pervazındaki baykuşun
    yok bir ayağı da
     
  5. gül_üm

    gül_üm Üye

    Ölümüde Kusacağım..



    çınar ağaçları ölüm orucunda
    hasarat ayaklarımla geldim geceye
    bu şehir şimdilik şurda unutulsun
    uzun bir bıçak vardı ya avucumda
    kendi kendini kanatırdı sessizce

    sevdiğim adamın adı: sokak adları
    sokak atları ve sokaksız yalnızlığım
    içimde tuzlu bir mağma taşırmışcasına
    yüzüme geldim yüzümde kuru çam yaprakları
    çamlar dediysem inanmanız da gerekmez
    pencerelerden sarkıtılan
    kaçık erkek çorapları... aaah! ölüm!
    zulmettikçe hicvedeceğim seni
    içeceğim anasını satayım
    kusacağım da! her yere bakan gözlerimle...
    tut elimden istanbul!
    tut elimden pis ******!
    tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
    tut ki elim bir an olsun sıcak
    bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
    imzasız kalsın!
     
  6. gül_üm

    gül_üm Üye

    Son Sen ..


    şiddetle ihtiyacım var beni öpmene
    dudakların dudaklarımı hacize gelsin
    dokun! dokun! dokun etime,
    etimle süslensin ardıç gözlerin
    akşam olup da delikanlılar siyah giydiler mi
    (dışavurumcu zifir ve seni seviyorum)
    turuncu soyundu mu (***)
    bir şelale çalarım en yakın vitrin camını kırıp
    ceplerimde bahar şiirleri ve ilkokul öğretmenleri
    en güzel sesleri çizip anahtarımın kenarıyla
    ağlarım! ağlarım ulan sana ne, sen
    soyun - mumları söndür - yatağına uzan!
    süte aşkı üfle!(*)

    bıyıklarımı kestim, kravatımı taktım, suyumu içtim
    gittim (**)
    gidiyorum (***)


    (*) sevda kafiyeleri arasındaki kıvamlı stoplazmik
    uzantılar değil miydi saçlarını kızartıp da seni
    gövdeni boşaltıp çekip uzaklaşmaya mecbur eden çekiç
    uğultusu ve kıl buketleri - ki benim şahmerdanım
    senin çocuk karanlığında yaşlı bir alice'di ve harikalar
    diyarında iskambil adamlara poker borcum, sen, nasıl,
    fakat
    (**) yağmur kadardın,
    (***) kan emdi
    mesut yaşayan meşhur yalnızlar ve meddah kronolojiler.
    Ağzında kanarya lekesi.
    (***) muradım yanıyor. Sen oyna hayatımı ey Robert De
    Niro. Sen söyle şarkımı ey hüzün: Newyork! Newyork!..
     
  7. gül_üm

    gül_üm Üye

    GECE KUKLALARI

    çelişkili kuvvete dönen yapışkan bir ölü var
    korkulan otobanın ortasında viraj yaratan.
    bir dedektif hissiyle yaklaşırken dünyaya ay
    toprak tutarken elini cetvelle çizilmiş suyun
    gözlerini düşürmüş bir genç kız gibi mağrur
    ve diken diken; arabanın bagajında bir ölü
    var
    direksiyondaki cesetle hayatı tartışan.
     
  8. gül_üm

    gül_üm Üye

    Çürük Kral Deposundan.

    Sırtını ova ova yarım bakraç balgam

    çıkarttık ejderin ciğerlerinden; ipek'ten
    değil
    baharat yolu'ndan gelen bir illet
    gibi, tertibi tastamam
    hepsi de alnının göbeğinden vurulmuş
    on beşinde gangster bozuntusu çocuk
    ağız kenarında bir sahil kasabası gibi duran gitanes
    yüzünde bir bıçak yarası gibi duran buz siyahı gözler
    esrarengiz, meraklı ve defans ağırlıklı hayatlara düşkün
    herşeyin durduğu yerde hareket halinde muzaffer
    ve intikam hırsıyla dolu şaheser hikayeler!

    O çocuklarla sabahlarken terkedilmiş bir senaryonun

    kötü adam karakterlerinde
    herkes seçtiği rolün repliğiyle boğuşurken
    kostümler bol gelirken, dar gelirken bedenlere
    kim "kamera!" dedi, kim "stop!" dedi bilinmezken
    binlerce bobin kutusu içinde ararken kendi karakutumuzu
    hepimizin bir asistanı var sonunda vurduğumuz
    aşk ile çekememezlik arasında hep ihtiyaç duyduğumuz!
     
  9. gül_üm

    gül_üm Üye

    Ben Ölürsem

    ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar
    ne bir ask zerafeti
    ne bir hayal tabiri.. küçücük ömrüm
    hep rüzgar gülleri kokacak !

    bir sinek cenazesinden dönmüsüm de sanki
    agzim burnum kanyak
    denizden yeni çikartmislar yagmurun ölüsünü
    mevsimlerden napalm günlerden ilkbahar

    hummali sabrimin glayöllü dag köyleri
    sana hasret sakimak mi yakisacak
    çok arayacak çocuklugum esas sirrini
    benim yüzüm bir kedi amipidir
    ben ölürsem o kendiliginden çogalacak !

    ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar
    ne bir buz yorgunlugu
    ne bir sinema perdesi yirtik.. küçücük kabrim

    bir çocuk kalbi gibi haylaz olacak !
     
  10. gül_üm

    gül_üm Üye

    Erkek Olanlarınız Bilirler

    erkek olanlarınız bilirler: Sarıdır
    pikabındaki plak takılı kendisi balkon
    da da durabilen kadının öldürdüğü erkekler:
    şüphesiz büyük saraları vardır ve bir
    teknenin açıldığı ama dönüşte bulamayacağı
    iskeleler;

    erkek olanlarınız bilirler: Yeşile geçmiştir
    uzaktan çığlıkları işitilen kendisi yan
    mış bir tekerlekli iskemleden sallanan
    sandalyeye doğru atlayan kedinin içindekiler:
    şüphesiz büyük yaraları vardır ve bir
    insanın ettiği ama aslında tutamayacağı
    son yeminler;

    erkek olanlarınız bilirler: Siyaha susamış
    ceylanın avcısıdır bir gece boyunca din
    lediğiniz o hiç bilmediğiniz hoş melodiler:
    şüphesiz büyük göndermeleri vardır ve bir
    şarkının istenmeden hatırlattığı amaunutulmuş
    amahepdüşünülen ah o eskiyememiş
    sevgililer;

    erkek olanlarınız bilirler: Griyi seçmiştir
    kayıp ülke çocuğu elleri kadifeden
    içi dökülü akşamlarda okuduğunuz küçük İskender:
    şüphesiz büyük yanlışları vardır ve bir
    gün bakarsınız o da bir yanlışa kurban
    gider;
    erkek olanlarınız bilirler
     
  11. gül_üm

    gül_üm Üye

    Kanlı masal

    aklım, haklıyım, et firarını!

    ovdun ve okşadın beni
    çıktı içimdeki cin;
    ondan ölümümü diledin.

    mayıstı.

    seni o yüzden bağışladım!
    ben en çok mayısta su içerim
    derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
    ben en çok mayısta öne eğerim başımı
    içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.

    avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
    mayısta öğrenmiştim;
    ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
    ve kim bilir
    mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
    tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
    rüzgarda ayakların çıplak
    öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak

    kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
    bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi
    eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan
    tam
    tam yaza girecekken
    yazın omzuna yüzünü dayayacakken
    çekip giden
    ayaklarının altından o son sığınak terası da
    acılarının veliahtı bach`ı da çekip
    gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir
    yani.. anlıyor musun.. mayıstı..

    seni o yüzden bağışladım!

    bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan
    biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
    cesaret işiydi, delikanlıcaydı,
    bu korkunç sevgide
    yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz
    el deymemiş yalnızlıklara kalkışmamız
    yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz

    bu evcilik oyununda bile duldum
    hatırla
    sana dizlerimi
    sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;
    çevirdikçe ruhunun radyo dalgalarında
    cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı
    b.ktu püsurdu
    hatırla, senin gözlerin çokulusluydu
    senin gözlerin ham kadınsızdı
    çamurdandı
    ağzımda getirdiğim karsuyunu
    kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni
    çıktı içimdeki cin
    yatağa döküldü
    yatağıma döküldün
    yatağına döküldüm
    ve bu sonsuz savruluşta
    o gece
    bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!

    senin oldum!

    ihanetinle pislenen küçük dolaşımımdaki kanla
    karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin
    senin mahşer atlısı dudaklarına
    en çok da dudaklarına sokuldum!
    üşüyordum,
    üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını
    bir tay sığınırcasına anasına
    bana ölünle uyudum! anlıyor musun.. işitiyor musun..
    cesedine yeni baştan hayat verebilmek için
    ihtiyarladım.. ihtiyarladım..
    ben zaten kendimi aşklarda
    hep kalkışılınmış müşiş intiharlarla yaraladım!
    koştum sürekli
    bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum

    bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
    telaşlanır, ağlar
    babasını sorar çevresindekilere
    öldüğünü bildiği halde
    adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
    bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
    bir dikilir bir çöker ya
    kalbine secde eden intikam
    tam
    tam yaza girecekken
    yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken
    sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı
    -geri döner.. döner değil mi.. diye
    birkaç kırık sözcük.. buruşuk..
    -öldürürüm o zaman, kurtulurum.. deyip sustuğun
    -kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın
    nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı
    gibi süzülürken mayıs, ah bach!

    ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiği yavrum!
    talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!

    nasıl yedirirdim ihanetini kendime
    o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
    herşey ama herşey elele mayıstı
    seni o yüzden bağışladım!

    uzanıp topraktan çıkardın beni
    tozumu sildin, hohladın, parlattın
    ovdun ve okşadın beni
    çıktı içimdeki cin;
    ondan
    -gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-
    affını diledin.

    mayıstı.mecburdum.
    seni o yüzden bağışladım!



     
  12. gül_üm

    gül_üm Üye

    Aşk Lazım Partisi

    van kedisi`ne


    karardı geceme sarkan

    o pırıltılı ay!
    ben yoktum!

    bir vakit yaratsam

    bir vakte düşsem çırılçıplak
    bir vaktin karaltısında kalsam öyle masum ve
    paramparça, darmadağın makam,
    kalbimdeki kasabanın şefi,
    mutlaka kaymış bir yıldız takardı yakasına!

    yürümezdi içimdeki haydut gölgenin dengeli uyuşturucusu

    parlatmazdı kalbimi bela
    eyy nerdesin sevgili sultan kıç kırığı cinayet tutkusu!
    biliyorum bundan sonrası
    yatağın yatağa omuz attığı
    papağanın papağana silah çektiği
    cesedin cesetle çılgınca raksettiği o uppuuzun cerahatle
    lal vakti! masmavi yemyeşil bir ihtilal vakti! bir ihtimal,
    ihtişam ve mutluluk sorgusu!
    çıkarıp attığım gözlerim kadar uzak bakışlarım
    bakışlarım, birbirini seven iki akşamın arasına girmiş
    gün gibi kıskanç, tıpkı o gün gibi flu suçlu!

    inan

    zavallı öğrencim!
    sevgilim!

    derin denizdeki vurgun

    uçsuz bucaksız yalınlıktaki muhteşem soygun
    gençlikle yaşlılık arasına giren o buz gibi nifak
    diriltmez artık çiçeklerin tanışıp tokalaştıkları iklimi!
    inan! bu bir nadas değil, bir veda birikimi!
    saat tam onikiyi vurduğunda
    terkederken herzamanki gibi o harikulade partiyi
    düşürdüm duru tenindeki parlak merdivende
    bütün taşları er olan satranç takımımı!

    ve anladım ki bir kez daha hatamı

    ve anladım ki bir kez daha talihsizliğimi:
    bulanık b.ktan bir sudur aşk
    insanın kendisini görmek için eğildiği!
     
  13. gül_üm

    gül_üm Üye


    De gülüm! De ki:
    ela bir günde geleceğim
    İstanbul darmadağın olacak, saçlarım
    darmadağın. Hepsi, darmadağın!
    üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
    ...ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
    hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!

    de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
    sevgi, bitmiştir güven!
    güven bana gülüm!
    sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
    hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!

    göreceksin gülüm! Bekle!
    hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
    hainlere, ezilmelere alışacak..
    göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki
    işte o vakit bana-doğrudur!-
    şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!

    bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
    sokaklar var, kediler!
    inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
    ölüm inananlar için sessizce
    kara kapli kitaplardan çıkartılacak..
    göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!
    artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
    bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak
     
  14. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Adrena-Line

    aldırılan çocukları örgütleyen uyarıcı rengi smo

    kinleriyle birşeye karşılık gelmeyen yabancı tesad
    üfler odanın deniz gören pencerelerinden en zor
    lusunun önünde bir
    kaç saniye anlamı olmayan bir ad gibi durup yüzüstü
    terkler ya da kendisinden geçmiş deli hiç'in
    kullanmadığı süre için sınıflandırılmış rakslara
    verili balolarda sezilen ölümün içyüzü; ders;
    kim geri gider orada sakınıp kutsanılmayan ve
    paramparçalanmış bir teklifsiz gözde hala aranılan kent
    kentler göze girince gözbebeği acıya kan ilham eder;
    yorumlanması güç yeryüzüyle aynı seviyede bir aşkı
    altına batırarak ihtirasın değerini yükseltmen, ah zafer!
    ah zaferlerle dönecek bir orduda tek ok çekmemiş asker
    gibi biraz mahcup, biraz utanmış, biraz kalender!
    ihtirası sesinde kilitli kalmış olanın sığındığı
    mecburi çilingir!
    denenen maymuncuk
    denenen yumuşak topraktan anahtarlar
    denenen, cinnet de denen makber
    sen misin o büyücü meleğin gaspettiği çaresiz misafir!
    bilmez gibisin
    çaresiz misafirler, konakladıkları gece,
    konakladıkları geceyle katledilirler!

    sen de içermişsindir

    hoş katliamlardaki yoksul hayvanları bir bir,
    onlar ki göğe, okyanuslara ve ihanete hep söz verirler!
    sen neredeydin? sen hangi çöküntüydün? ağlama.

    sen bunu o gövdeyle mi kanıtladın yüzeyde? yazık. bağışla.

    mesela sersemlemiş ruhların çarpıştığı yarım kurander
    kaybolmuş inançların ardından yeşil bir pardesü
    giymiş ve oturmuş bir orman gibi ansızın
    çıkagelen kiralık peygamber! sen tanrının
    ötdeliğinde bir siyah gelincik diye biten kıl,
    tıraşlandığı aksiseda cehennemler sürükleyen!
    ağzından yakalayıp ite kaka sürükleyen! önlem
    alınamayan o dökülüşün, o içgeçirmenin, nefessizliğin
    sınıra dayandığı muhteşem şölen! öl! işmdi sen öl! ve
    ilk sen ol ölürken arkasına bakıp da, Utanın!
    Utanın! diye seslenen!
     
  15. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Ağır Bir Parfüm Reveransı

    Senden Sonraydı..

    hayvansız kalmış bir orman
    gibi ağlamaklıydı kainat;
    Senden Sonraydı..

    hangi dağda ateş yansa
    o yana ağlardı atlar,
    ve bir kartal
    bir kartala dayıyorsa başını
    aşk
    çağrıldığı her randevuya
    geç kalmış demekti!

    Senden Sonraydı..
    gökyüzüne teslim oluyordu ayışığı
    ah onun zarif parmaklarına dolanmış kuğular,
    ve kalbi delik bir melek sabahlıyordu
    yeryüzünde,
    ümit: kurugül çocuk! ümit: aksigül çocuk!
    hayat! beni ılık ılık esir al!
    diye bağırıyordum çakal karasında
    hançer nefesinde!

    çünkü
    bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine
    aşağı gölde kıyıya vuran genç nilüfer
    ağzında bir başka genç nilüferle
    ölmekteyse, ve akşamüstü
    bir annenin çocuğunun üstünü örtüşü gibi
    örtüyorsa sancıyı ve ölümü,
    bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine!
    çünkü
    uyuyacak kurt soyunur
    üstünden dağları çıkartırdı!
    dağlar, kokarcalarına alevcesine sokulurdu
    dağlar, sularına alev içercesine dokunurdu
    dağlar, dağlarına dürüsttü
    dağların namluya sürülü
    kurşunu yoktu!
    dağların mor avı çoktu dağların zor avcısı çoktu
    dağlar, dağlara bir kez daldı mı
    kendi doruklarından mahşeri vurgunlar yerdi
    dağların grevi borandı, çıyandı, yabanıl ottu

    dağlara sinsi bulutlarla inen eşkıya baruta
    kuytu, postal niyetine haysiyet giydirirdi!

    hele mermi bir kez müstehzi bir ifadeyle
    savurduysa tunç buhardan yelelerini,
    atların toynaklarına kan gibi menzil
    bakışlarına menzil gibi kan otururdu!

    atlara dağ kaldırmışlığı karanlığın
    o şen nallarda rakseden yosma şavkın gerdanı
    altına batırılmış isyanın şakırtısıyla tutuşurdu!
    tutuş benim yağız yılanımı puşi gibi sarıp da
    tutuş benim delioğlan fırtınamı
    ağzında ağıt gibi yakıp da
    dumanıyla
    isiyle,
    dermanıyla
    iniyle,
    inlenen ismine nakış gibi işlenen kahpe fermanıyla
    kapına dayanan tanrı misafiri sevdam, aşkımla
    belalanan dağım! belalı dağlım!
    dağlara adak adamış bir toprağın yangınıyım ben de!

    bakma! dağını emziremedim
    siyah sütümde zehir şıngırdar!
    kızma! dağına bir taş da ben koyamadım
    kumumda tuz var!

    ama senin kulağına eğilip
    DAĞ diye fısıldayan bu dudak
    bir gün ya elinden ya ayağından
    ya eteğimden ya da alnından
    öfkelenme, öpmeyecek,
    sadece şehit düşmüş bir hayalet nehir gibi fışkırıp
    başka
    bambaşka dağlara at sırtında dörtnala kan olup akacak!
     

Bu Sayfayı Paylaş