Köseler Köyü Gümüşhacıköy Amasya

'Amasya Tanıtımı' forumunda KaRDeLeN tarafından 25 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Köseler Köyü Gümüşhacıköy Amasya konusu köseler köyü resimleri - köseler köyü tanıtım - köseler köyü bilgileri



    Köseler, Amasya ilinin Gümüşhacıköy ilçesine bağlı bir köydür.


    Tarihi

    Köseler: Bu sözcük "köse"den gelir. Sözcüğün sonundaki"-ler" eki, topluluk, aile, sülale anlamı vermektedir. Yani Köseler diye bilinen bir sülalenin kurduğundan köy bu adı almış. Sözcükle ilgili olarak aşağıdaki bilgileri de verebiliriz.

    Köseli Yörük Türklerinde bir oymak adı olarak geçer. Köseli sözcüğünün Köselilerden Köselere dönüşme olasılığı Köselerin söyleyiş kolaylığından oldukça yüksektir. Köyde “Yör Abbas” lakabında bir kişi köyün nüfusuna kayıtlı ve bu sülale eskiden beri köyde oturmaktadır. “yör” takma adı, “Yörük”ten bozulmuş olma olasılığı da göz önünde bulundurulduğunda Köseler Köyü’nün Yörük Türkleri ile bir bağı olduğu kanaati güçlenmektedir; böylelikle Köseler’in kökenlerinde Amasya bölgesine gelen Ulu Yörükler’in olma olasılığı da güçlenmektedir. En azından köydekilerin bir kısmının kökeni yörüktür, savı ileri sürülebilir[1].

    Köyün, Osmanlı döneminden kalma 500 yıllık kayıtları da bulunmaktadır. Siyakat yazı tarzı ile yazılmış ve okunması oldukça zor olan bu beş yüz yıllık Osmanlı kaydında şöyle yazıya göre:

    Köseler Köyü’nün tamamının vakıf olduğu, bu vakıf olan köyün gelirlerinin Ahi Burak Tekkesi’ne ve Haliliye Medresesine verdiği anlaşılır. Devletin başı olan sultanca tekkelere ayrılan köylere, ya da araziye “vakıf tımar” adı takılır. Tımardan elde edilen gelirin tekkeyle ve medreseyle ilgili vakfa gelir sağladığı anlaşılmaktadır.

    Hasıl: Gelirin tamamı, 2584 imiş. (Akçe olarak olmalı.)
    Nefer: Köyde bulunan erkek nüfusu anlatır. Demek ki 1530’da 42 erkek nüfus varmış.(Askerlik çağındaki erkek nüfus olmalı.) Kadın ve çocuklarla birlikte köyün nüfusunun 200’den fazla olduğunu ileri sürülebilir. Hane: Köydeki ev sayısını belirtir. Köyde o tarihlerde 37 ev varmış. Her evde o devirlerde en az 5 ile 10 nüfus bulunsa köyün toplam nüfusu 200’ü geçer. Evlerin değişik bölgelerde olduğunu ileri sürebiliriz. Gaffar Dede, Dereciköy, Atavlun, Samanlığın Dere, Çatmamezer, Hanımın Yayla, Gurşen Dede, Karaağaç Dede ve bugünkü Sazak Deresi’nin başlangıç noktaları ile Ağca Dede’nin altlarında üçer beşer evden köyün 1530’lu yıllardaki 37 hanesini oluşturma olasılığı yüksektir. Bu yerleşim yerlerinin her biri ayrı bir boya veya aynı boyların emmi çocuklarına işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bu dağılım ailelerin üretim alanlarını da belirler durumdadır. Daha sonra ailelerin birbirlerinden evlilikleri veya Osmanlının yönetsel baskıları ile doğanın zorlayıcı koşulları bir yerde sülaleleri toplamış olmalı. Gümüş’teki Ağca Dede Mahallesi’yle Köseler’deki Ağca Dede’nin bir bağlantısı var mıdır? Yoksa bu bir isim benzerliğinden öte götürülmemeli midir? Fakat Köseler’in toprakları en başta Gümüş’teki Ahi Burak tekkesinin gözetimi altında. Ağca Dede de: Ahi Burak’ın Köseler’deki bir temsilcisi, vakıf topraklarının köydeki bir yöneticisi olabilir.
    Mahmül: Her halde köyün geliri ile ilgili bir ölçü olmalı. Yani yük demektir. 5 yük gidecek veya elde edilen bir gelir vardır. Hasıl-ı mülkane: Mülkhaneye düşen gelirin miktarıdır. O köyün sahibine malikane denir. Bu kayıttaki zaviye yani tekke Ahi Burak’a aittir. Bu tespitin yapıldığı tarihte Ahi Burak yaşamıyordu. Yukarıdaki belgenin tahlili sonucu şu bilgilere ulaşılır.

    Zaviyeyi Ahi Burak(Barak) ve Haliliye Medresesi: çünkü Köseler 1530 tarihli kayıtta, Ahi Burak Tekkesi ve Haliliye Medresesi’ne gelir sağlayan bir vakıf köyü olarak karşımıza çıkıyor.

    Ahi Burak ve Haliliye Medresesi tabi ki hemen 1530’da kurulmuş ve o devirlerde kamu hizmeti vermeye başlamış kurumlar değildi. Bu kurumların kuruluşu veya bu kişilerin yaşadığı tarihler, bu kayıttan önce ve farklı zamanlarda olmalı. İşte bu kişilerin yaşadığı tarihleri tespit ettiğimizde, en azından Köseler’in kuruluşunu 1530’lardan birkaç yüzyıl öncelere götürmek mümkün olacaktır. Çünkü Köseler karyesi Ahi Burak(Barak) Tekkesi’nin vakfı olduğu bağı herhalde Ahi Burak’ın yaşadığı yüzyılda ve zamanında başlamalı.

    Sonuç olarak: Köyün en azından 600 yıllık bir tarihi vardır ve köyün adının kaynağının da Yörük Türklerinin bir boyu olan "Köseli" boyundan "Köseliler"e sonra da Köseler'e dönüştüğünü ileri sürebilir.Köyün tarihinde Türkçe'den başka dil de kullanılmamıştır. Bunu köydeki yer isimleri kanıtlıyor. Şöyle ki: Atavlun,Dereciköy, Kozakçı, Çobançıralıset, Ekinalağı, Gürleyik,Şarlayuk, Evkaya, Doruk, Suçıkan,Kelçal, Kayabaşı, Dolayyol. Tümü Türkçe kurallara uygun daha yüzlercesi.
    Kültür

    Kendilerine özgü yemekleri vardır. Keşkek , Kara Baklalı Yaprak Dolması, Erişte ,Haşhaşlı Taşfırın Çöreği ve bayram sabahlarının vazgeçilmezi haşhaşlı çörek. Bayram sabahları misafir götürme geleneği vardır. Misafir ağırlamayı çok seven köy içilerinde herkesi barındırabilir.
    Ekmekler

    Ekmeğin tarihi uygarlığın tarihidir. Kaynaklardan yararlanarak Köseler’deki ekmek çeşitlerini ve ekmekle gelen kültürü dile getireceğim. Önce tanımına bakalım ekmeğin. Ekmek, türlü tahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda ya da tandırda pişirilmesiyle yapılan yiyeceğe denir. Bu yiyecek, mısır unundan ve çavdar unundan da yapılır. Köyde mısır ekmeği de çavdar ekmeği de tüketilmez. Fırında bu tür unların ekmeği şimdilerde pişirilmez. Rahmetli ebem, “Seferberlikte arpadan ekmek edip yedik oğul” derdi. Arkasından da “Allah o günleri bir daha göstermesin, arpa ekmeği tok tutmaz, hemen acıktırır adamı.” derdi. :Ekmek nimettir. Ayakaltına, yere ekmeği koymak, düşürmek düşmüş ekmeği almamak günahtır. :Köyde bir de “ekmeğini yedin mi “ deyimi vardır. “ekmek” bu deyimde yemek anlamında kullanılır. “Hadi gelin de akşam ekmeğini yiyelim” cümlesinde “ekmek” yemek anlamında kullanılmıştır.

    Köseler’de, saçta ve fırında yapılanı yaygındır, ekmeğin.

    Somun: Yunanca bir sözcük “yuvarlak ve şişkin bir ekmek.” Türkçe sözlükler böyle diyor. Bir, bir buçuk kilo ağırlığında, herhangi bir katkı maddesi bulunmayan bir ekmek çeşidi. Köseler’de evlerin vazgeçilmez, sofralara sürekli sunulan ekmeği fırında yapılır. On on beş gün bayatlamaz. Sertçe ve lezzetli bir ekmektir.

    Somun pişirilirken yüzüne dürtü sürülür. Bu dürtü somunun alaf çalmasını ve içinin iyi pişmesini sağlar. Dürtü: kavrulmuş ve sulandırılmış undur.

    Somun dilimlenerek sofraya konulur. Somunun dilimlenebilmesi için ekmek bıçağının keskin olması gerekir. Aç bir kişi, üç dört dilim ekmek ancak yiyebilir. Doyurucu bir ekmektir. Sobada gevretilip yağ sürüp yemesi ayrı bir tattır. Yumurtalı ekmek kızartması da yaygındır.

    Somun hamurunun hazırlanması ve pişirilmesi: Una tuz atılır, sulandırılıp yoğrulur. Hamurun mayası katılıp, beklemeye bırakılır. Bekleme anında hamurun üstü birlenir. Hamurun mayası gelince, yani hamur kabarınca fırının önüne götürülür.

    Fırın Çöreği: Az yağlı, kimi de şekerli ve yumurtalı, gevrekçe bir hamur işi Türkçe sözlük böyle diyor; fakat Köseler’in çöreği bu tanıma sığmıyor. Haşhaşlı ve haşhaşsız yapılır. Çörek deyince aklıma haşhaşlı çörek gelir. Haşhaşsız olanına külcük derler. Bir çörek 200–250 gram gelir. Ana ekmek somundur.

    Çörek de arada bir yapılır. Düğünlerde, adak günlerinde, cemlerde, helva bayramında ve bayramlarda mutlaka çörekler edilir.

    Çöreğin yapılışı şöyle anlatılır: “Hamuru yoğurup mayasını kat. Hamurun mayası gelince bir tahta sofra üzerinde aç. Açılan hamura karerince yağını ve dibekte dövülmüş haşhaşı sür. Malzemesi sürülmüş bu hamuru istediğin büyüklükte kes. Burmalı veya yuvarlak şekilde kesilen hamuru elinle şekillendir. Şekillendirdiğin hamurun yüzüne süt ve yumurta karışımını sür, pişir. Pişirme işi, güzüne sobasında veya fırında olabilir. Burmalı çörekleri kış mevsiminde genelde güzünelerde pişiririz. Çörek taze yenilmelidir; yenilmezse iki günde bayatlar. Çok edilmiş ve çörek bayatlamışsa buharda veya fırında ısıtılarak tazeleştirilebilir.”

    Pideler: Peynirli pide, soğanlı pide, yumurtalı, kıymalı, çökelekli, haşhaşlı pide, kavurmalı ve patatesli pideler yapılır. Pideler taze yenir. Bir iki günde tüketilmelidir.

    Sac Ekmekleri: Saçta pişirilen ekmek çeşitlerine geçmeden önce ekmek sacını, sacayağını ve süngüyü, oklavayı, ersünü, ekmek tahtasını kısaca tanıyalım. Sac: Sacdan yapılmış dış bükey pişirme aracı. Sacı Küllemek: Ekmek edilecek günden önce külle sıvamak. Sacayağı : Ateş üzerine oturtulan, üç ayaklı çember ya da üçgen biçiminde demir destek. Süngü: Ekmek çevirmek için yassı demir. :Oklava: Hamur açmak için silindir biçiminde uzunca değnek. Dimdik duranlara “oklava yutmuş” gibi derler. :Ersün: Hamur teknesini kazımak, hamuru yumaklık kadar kesmek için kullanılan çok keskince olan üçgen biçiminde olan saplı demir.

    Yukarıda sayılan aletler her evde bulunur. Bunlar, ekmek evinin araç-gereçleridir. Hamur teknesi hem fırın ekmeklerinde hem de sac ekmeklerinde kullanılır.

    Yufka: Köyde yufka sözcüğü pek kullanılmaz. Bunun yerine “sac ekmeği, yazma ekmeği” kullanılır. Yufka son zamanların lafıdır. Yokadan gelir. İnce ekmek demektir. Köseler’in sac ekmeği iyi olur. Gater gater yaparlar. Gater de katmer demektir. Sac ekmeği yapılacağı gün kadınlar komşuluk veya akrabalık durumlarına göre imece usulüne göre çalışırlar, yardımlaşırlar. O gün bir telaşa, bir karmaşa ekmek evini kaplar.

    Sacüstü: Haşhaşlı, birkaç katlı, yüzü al al kızarmış tadına doyum olmaz bir ekmek “Çörek” de denilir. Hamuru mayasız da olur.

    Yanuç: Sac ekmeği hamurundan çökelek konularak yapılır. Yüzüne bir şey sürülmez.

    Pıtıl, pezü, bazlama, cızlama… saçta yapılan ekmeklerdendir. Saçta yapılan ekmekler, saç ekmeği hariç, taze yenilir. Hemen hepsi yağlanır. Bu ekmeklerin hemen hepsi lezzetlidir.

    Burmalı Çörek: Kuzine sobaları çıkınca, kış günleri sıkça yapılır. Lezzetli bir çörektir.
    İsim isim Yiyecek ve İçecekler

    Turşular: Domates, biber, elma, armut, fasulye, havuç, salatalık, … gibi turşular yapılır.
    Yemekler: Bir kısmının tarifleri yazıldı.
    Ekmekler: Tarifleri yazıldı.
    Pilavlar: Bulgur, pirinç pilavı.
    Erişte: Mantı, kaypak, kesme aş.
    Salatalar: Çoban salatası, zeytinyağlı salata, piyaz,
    Çorbalar: Kitabın yemekler bölümünde bazı çorba tarifleri verilmiştir. Burada bilinen çorbaların isimlerini sayacağım. Kesme aş, çatal çorba, yavan aş, toyga çorbası, mercimek çorbası, katıklı çorba, sütlü çorba, tarhana çorbası, orak çorbası.
    Kavurmalar: Etlik, kesilip kavrulur ve teker haline getirilerek torbalarda saklanırmış, Bu eskiden bir kış hazırlığıymış. Pideler: Peynirli, çökelekli, ıspanaklı, kıymalı, kuşbaşılı, sebzeli, yumurtalı, soğanlı pideler yapılır. Evde Hazırlanan Kuru Yemişler: Çetene, mısır, bulgur kavurması, erik kurusu, ceviz, iğde, ayçiçeğinden çekirdek, kiren kurusu…
    İçecekler: Çalkama, ayran, ekşi, hoşaf suyu, çay, ıhlamur. Köyde çay ve ıhlamur yetişmez.
    Kurutulmuş Meyve ve Sebzeler: Bamya, bakla, fasulye, patlıcan, kabak, pancar, biber, soğan, kaklanmış meyveler, ayva, armut, elma, erik, kiren kurusu... Meyvelerin kurutulmuşuna hoşaf denir.
    Dil ve Yaşam, Hitaplar, Yaklaşımlar
    Köy sözlüğü

    Avayit: Hediye. Bir avayit, bir para, karşılığı kına tası oğlan annesine verilir. Daha çok düğünlerde verilen, takılan, atılan hediyedir. Bu sözcük “avutmak“ tan gelmiş olabilir. Çünkü avayit verilende bir avuntu, bir teselli olur. Avayit de avutacak şey: hediye demektir. Saçı da düğünlerde davetlilerce verilen atılan hediyedir. Fakat “avayit” saçı anlamını vermemektedir. Avayit, düğünlerde genellikle bir şeyi almak için, düğünde gerçekleştirilecek veya gerçekleştirilen bir iş, eylem karşılığı verilir. Bunun için işi, eylemi yapan veya yapılmasına engel durumu ortadan kıldırana avayit verilir. Örneğin gelin almaya giden taksi, minibüs ve traktörlere avayit bağlanır. Gelinin önüne durana avayit verilir. Dünürşülere kapıyı açmayana avayit verilir. Yanuççulara getirdikleri bavulu vermeleri için avayit verilir. Okuyuntulu düğünlerde odalardan avyitleri bir tepsiyle toplanır. Gelinin beline kuşağı bağlayan kardeşe küçük akrabaya avayit veriler. Gelin alma ve ceyizin getirilmesinde yastığı getirene avayit verilir. Kına tasını kız evinden almak için avayit verilir. Kınayı yiğitbaşı damada yakmak için avayit ister. Davulculara avayit verilir.

    Davulcu avayiti: bir pöşkür, bir basma, bir mendil, bir rakı … olabilir. Damadı donaltan hocaya avayit verilir. Görüldüğü gibi avayitlerin listesi genellikle düğünlerdeki bir takım iş ve eylemlere yönelik bir ödül, bir teselli, bir avuntu amacını taşır. Hediye, armağan içeriği de vardır. “Bu falancanın düğünden avayittir.” gibi ifadeler de dile girmiştir.

    Acuk: Dağlarda kendiliğinden biten ekşimtırak, elmaya benzer bir meyve. Acumuk: En çok buğdayların içinde bulunan ve delice, karamuk da denilen acı tohum.
    Coğrafya

    Amasya iline 90 km., Gümüşhacıköy ilçesine 20 km uzaklıktadır.
    İklim

    Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.
    Nüfus
    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2009 414
    2007 436
    2000 631
    1997 2526
    Ekonomi

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tütün ekilir.
    Muhtarlık

    Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

    Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:Köseler Köyü’nde Gelmiş Geçmiş Muhtarlar:

    Halil Akbaş, 1924 yılında köyün ilk mazbatalı muhtarı olmuştur. 1924–1928, 1931–1932, 1935–1939 ve 1943–1945 yıllarında tam dört devre muhtarlık yapmıştır.

    Hüseyin Türnüklü, 1929–1930 yıllarında muhtarlık yapmıştır.

    Veli Şahin, 1939 yılında 1 yıl muhtarlık yapmıştır.

    Bayram Aydın, 1940–1943 yıllarında muhtarlık yapmıştır.

    Mehmet Kurt, 1945–1948 yılları arasında muhtarlık yapar.

    Sadık Uygur, 1933–1934 ve 1949–1950 yılları arasında iki devre muhtarlık yapmıştır.

    Halil Türnüklü, 1950–1954 yılları arasında muhtarlık yapar.

    Aşur Cin, 1954–1963 yılları arasında muhtarlık yapar.

    Kemal Ceylan, 1963–1967 ve 1984–1989 yılları arasında iki dönem muhtarlık yapmıştır.

    İsmail Turan, 1968–1974 yılları arasında muhtarlık yapmıştır.

    Sadık Akbaş, 1974–1977 yılları arasında muhtarlık yapmıştır.

    İsmail İncekar, 1977 yılında muhtar seçilir. 1978'in temmuzunda vefat eder. Sekiz ay kadar muhtarlık yapmıştır.

    Sadık Türnüklü, 1978–1984 yılları arası muhtarlık yapmıştır.

    Kemal Ceylan,1984-1989 ikinci kez muhtar olur.(merhum)

    Rıfat Karaman, 1989–1999 yılları arası kesintisiz iki dönem muhtarlık yapmıştır.(merhum)

    Selman Aslan, 1999-2009 yılları arası kesintisiz iki dönem muhtarlık yapmıştır.

    Bahattin Semiz 29 Mart 2009'da muhtarlığa seçilir.
    Altyapı bilgileri

    Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

    Okul, köye doğru gelirken köy mezarlığının yanında yolun sağında kalır. Okulun yeri tarladan alınmadır. Bu tarlayı, Seneğin Halil’in annesinin bağışladığı söyleniyor. Bu yapı, tek katlıdır ve 1961-1962 yılında Aşur Cin’in muhtarlığında yapılmıştır. Okul zamanla yıprandığından eski binanın arka tarafına yeni bir okul 1996 yılında Rıfat(Ülfet) Karaman’ın muhtarlık döneminde yapılır. Yapının her tarafında pencereler vardır. Bahçenin yola cephe tarafında taş duvar bulunur. Bu eğitim kurumunun bahçesi dönemin öğretmeni Elvan Çelebi Köyü’nden Halil Biçer tarafından kavak ağaçları ve değişik türdeki meyve ağaçları ile ağaçlandırılmış. Bu ağaçlardan bazıları hala oralarda akşam poyrazlarında salınıp durur. Okulun ana binasının arkasında odunluk ve tuvaletler bulunur. Son zamanlarda da 1989’da Ülfet Karaman’ın muhtarlığında okulun yanına bir konut yaptırılmış. Bu konutta köyün öğretmenleri kalmaktadır. Okulun tarihi, ilk bina dönemin muhtarı Hüseyin Türnüklü zamanında 1929 yılında Çalınbaşı’na yapılır. Açılışından 1939’a kadar üç yıllık bir ilköğretim eğitimini köyün çocuklarına verir. İlk öğrenciler Kemal Ceylan’ın dönemini kapsar. 1939’dan sonra beş yıllık bir eğitim ve öğretim süresi uygulanmaya başlanır ve 1997 yılında da sekiz yıllık zorunlu eğitim süresine geçilir. Köyde iki okuldan söz edilir. İlk yapılan okul binası Çalınbaşı’nda Sıhhıye’nin evine yakın bir yerdedir. Bu okul 1960’lı yılların sonuna kadar yeni okulla birlikte bazı sınıflara hizmet vermiştir. Bu tarihlerden sonra da bu bina kullanım dışı kalarak köyün öğrencileri tamamen yeni okul binasında eğitim ve öğretimlerine devam etmiş.

    Okulun eğitim öğretime başlama yılı 1929’dur. Bu yıldan itibaren hizmet vermeye başlar. Bu, kesintisiz yetmiş sekiz yıllık bir eğitim hizmetidir.

    Köye Atanan İlk Öğretmen; Antalyalı Remzi Bey olduğu söyleniyor. Öğrenci mevcudu ve derslik durumuna göre tek öğretmenli yıllardan, iki, üç ve beş öğretmenli yıllara ve sekiz yıllık temel eğitim uygulaması ve öğrenci sayısının azalması nedeni ile de bir, iki öğretmenli yıllara tekrar dönmüştür. 1970’li yıllarda okula devam eden öğrenci sayısı 180–200 arasıdır.

    Okulun eğitim ve öğretime başladığı yıllarda Musa İncekar muhtar olduğu sanılıyor. Bu muhtar köyün aynı zamanda ilk muhtarıdır. Köy toprakları içinde bir zamanlar okula ait iki tarla olduğu söylenir. Bu tarlaların gelirinin okul ihtiyaçlarında kullanıldığı söylenmektedir. Bir zamanlar okulun ihtiyaçları için ayrılan bu tarlaların birinin Çalınardın’da birinin de Sazak Deresi’nde olduğu bilinir. Bu tarlalar daha sonra şahıslara satılmıştır.

    Kaynakça

    Köseler köyünün adı ve tarihinin kaynağı, Türk dili ve Edebiyetı öğretmeni, Milli Eğitim Şube Müdürü Seyfettin Ceylan'ın araştırmasından özetlenmiştir.

    [​IMG]
    [​IMG]
    kaynak
    yerel net
    vikipedi özgür ansiklopedi



    köyünüze ait bilgi ve resimleri bu konu altında paylaşabilirsiniz
     

Bu Sayfayı Paylaş