Körfez Savaşı - Pierre SALİNGER-Eric LAURENT(Kitap Ozeti)

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda NeslisH tarafından 29 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Körfez Savaşı - Pierre SALİNGER-Eric LAURENT(Kitap Ozeti) konusu Körfez Savaşı / Pierre SALİNGER-Eric LAURENT

    KİTABIN ADI Körfez Savaşı
    KİTABIN YAZARI Pierre SALİNGER-Eric LAURENT
    YAYINEVİ VE ADRESİ E Yayıncılık Çemberlitaş / İSTANBUL
    BASIM TARİHİ Ocak 1991
    KİTABIN YAYIM MAKSADI Irak’ın 2 Ağustos’ta Kuveyt’i İşgali İle Başlayan Sürecin Öncesi Ve Sonrasına Abd İstihbaratının Gizli Kaynaklarına Dayanarak Işık Tutmak.


    KİTABIN ÖZETİ :
    İran-Irak savaşı 8 Ağustos 1988 tarihinde sona erdi. Hiç kimse, bu tarihin aynı zamanda Körfez Krizinin başlangıcını işaret ettiğini hissetmedi.
    Yalnızca ve yalnızca ateşkesi ilk öneren Tahran olduğu için, Irak, 8 yıl içinde 1 milyona yakın ölüme yol açan bir çatışmanın galibi olarak görülüyordu. Geçekte, Bağdat bu savaştan hem çok güçlü hem de çok kan kaybetmiş olarak çıktı. 1980’de 10 tümene karşılık 55 tümen, sağlam bir biçimde kadrolaşmış ve savaşmaya hazır 1 milyon insan, 500 uçak ve 5500 tank (Birleşik Devletler ve Federal Almanya’nın toplam sahip olduklarından fazla). Mali yıkım da bir o kadar ölçüsüz oldu. Savaşın başlangıcında Irak’ın 30 milyarlık dolarlık rezervi vardı. 8 yıl sonra, ülkenin borçları 100 milyar dolara ulaşıyordu. Saddam Hüseyin 8 yıl boyunca “Arap kardeşlerini Pers tehdidine karşı koruyan gerçek bir kalkan” olduğunu ve bunların “en zenginlerinden Suudi Arabistan’dan, Arap Emirliklerinden ve Kuveyt’ten, bütün borçlarının ödenmesinde yardım etmeleri gerektiğini sürekli yineliyordu.
    Ateşkesin hemen ertesi günü, 9 Ağustos 1988’de Kuveyt, OPEC bünyesinde imzalanmış olan anlaşmaları çiğneyerek, petrol üretimini özellikle de ezelden beri Irak’ın talepleri bulunan ve tartışmalara konu olan bir sınır bölgesinde yer alan Ramallah kuyularını daha çok işleterek arttırma kararı aldı.
    Irak ve Kuveyt, Birinci Dünya Savaşına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun parçasıydı. Gerçekte Kuveyt, Irak’ın Basra vilayetine bağlıydı. 1913’te Avrupa’da savaş uğultuları yükselirken İngilizler ve Türkler bir antlaşma imzalayarak Kuveyt’i özerk bir bölge haline getirdiler. Savaşın ortasında Osmanlılar Almanların yanında dövüşürken, Londra, Emirliği ve sınırlarını Türk İmparatorluğundan tümüyle bağımsız bir ülke olarak kabul etti. Britanyalılara stratejik bir müttefik ve dayanak sağlayan bu ayrım çizgisi, Körfeze çıkışının yasaklanmasıyla ve kendi gözünde hiçbir zaman bağımsız bir varlığı olmamış olan bir bölgenin elinden alınmasıyla kayba uğrayan Irak tarafından hiçbir zaman kabul edilmedi.
    Zengin Arap ülkelerinin antlaşmalara uymayarak çok fazla petrol çıkarmaları Irak’ı zor durumda bırakıyordu. Varil fiyatındaki her 1 dolarlık düşüş, Irak’a yılda 1 milyar dolar kaybettiriyordu. Saddam Hüseyin bu durumu ülkesine karşı gerçek bir savaş olarak algılıyordu.
    Kuveyt’in dünyanın her tarafında elinde tuttuğu aktiflerin dökümü 100 milyar doları aşıyordu. Sınırların çizilmesi kaydıyla Irak’ın borçlarını 3 yıla yayarak ödemesini Kuveyt kabul ediyordu.
    Amerika’nın nabız yoklamalarına Saddam “Irak’a füzeler ve uçaklarla gelebilirsiniz, ama bizi, her türlü tedbirden vazgeçecek noktaya getirmemeye dikkat edin bizim gururumuzu kırmaya ve Irak’lıları, yüksek bir yaşam düzeyi elde etme şansından uzak bırakmaya çalıştığınızı hissedersek, o noktada tedbirli olmaktan vazgeçerek ölümü seçeriz. Ateşleyeceğimiz her füzeye karşılık yüz füze atsanız bile tedbirli olmayı düşünmeyeceğiz. Çünkü, öz saygısız bir yaşamın hiç değeri yoktur. Biz birinin dostluğunu istediğimizde, onur, özgürlük ve seçme hakkı da isteriz.” diyerek kararlılığını bildiriyordu. Saddam’ın endişesi Irak ordusunun potansiyelinin azalması halinde İran’ın yeniden saldıracağı ve o defasında başarılı olacağı hatta aynı tehdidin İsrail tarafından gelebileceği yönündeydi.
    26 Temmuzda Saddam otuz binden fazla Iraklı’yı Kuveyt sınırına yığdı. 27’sinde CIA, Beyaz Saray’a uydudan çekilmiş ve gitgide artan yığın halinde insan malzeme yoğunluğunu gösteren fotoğraflar iletti. Washington Kuveyt’i, Mısır’ı ve Suudi Arabistan’ı uyardı. Ancak Arap yöneticileri Amerikalı yetkililere verdikleri yanıtlarda, bir işgal varsayımını kenara iterek, Körfezde yer alan iki Kuveyt adasının ve tartışmalı bir petrol alanının ele geçirilmesine yönelik bir “ Irak Şantajı”ndan söz ettiler. Dış İşleri Bakanlığı ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi bu çözümlemeyi paylaştılar.
    Fakat hiç kimsenin ihtimal vermediği olay gerçekleşti ve Saddam Kuveyt’e girmeye başladı. Yine bütün tahminlerin tersine olsa bile bölgesel nitelikte olacağı değerlendirilen işgal girişimi tüm Kuveyt’i kapsamıştı.
    Saddam Hüseyin birkaç saat içinde güçler oranını değiştirmişti. Kendini Kuveyt petrol alanlarının sahibi yaparak, bundan böyle bütün dünyada üretilen petrolün beşte birini kontrol eder hale gelmişti. Üstelik, Emirliğin yatırımları ona devasa bir savaş ganimeti ve Batı ekonomileri üzerinde güçlü bir baskı aracı sağlıyordu.
    Sabahın dört buçuğunda Irak kriziyle ilgili ilk karar olan 660 sayılı karar onaylanıyordu. Kararda Bağdat, Kuveyt’ten hemen ve koşulsuz çekilmeye ve statükoyu yeniden kurmaya çağrılıyordu. Yalnızca Yemen oy vermeyi reddederken, SSCB, Çin hatta Küba, Birleşik Devletler, Fransa ve Büyük Britanya’ya katıldılar.
    Alınan kararlardan en fazla sıkıntıya düşen NATO üyesi ülkelerden birisi olan Türkiye, Irak petrol ihracatının yarısını oluşturan 1.6 milyon varilin transit geçtiği ülkeydi. ,Bu transit geçiş Türkiye Ekonomisine her yıl 300 milyon dolar getiriyor ve Bağdat, aynı zamanda Türkiye’nin enerji gereksiniminin üçte ikisini karşılıyordu. Suudi Arabistan Bağdat petrol ihracatının diğer yarısının transit geçtiği ikinci petrol sınırıydı.
    Suudi Arabistan’ın da işgal edilebileceği artık tüm ülkelerin yetkili makamları arasında açıktan açığa konuşulmaya başlanmıştı. Bu durum iki alternatif ortaya çıkarmıştı; bir yanda ya en yüksek çıkarları koruyacak (Araplar için) bir Arap gücü oluşturmak ya da Arapların, üzerinde ne hakkı ne de denetimi olacak bir yabancı müdahale.
    Uzun süren müzakereler sonunda müttefik kuvvetlerin Suudi Arabistan topraklarında konuşlandırılması Suudiler tarafından kabul edildi. Diğer taraftan Türkiye hava üssü talebini zararlarının karşılanması kaydıyla kabul etti. İkili oynadığından şüphe edilen SSCB’nin de onayı ve desteği alındı.
    29 Kasım 1990’da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kuveyt’in boşaltılması için Saddam Hüseyin’e 15 Ocak 1991’e kadar süre veren ve bundan sonra Irak’a karşı kuvvet kullanımına izin veren bir kararı kabul etti. Bu, savaşın 1991’in Ocak sonu ya da Şubat başından önce başlatılamayacağı anlamına geliyordu. Elbette, savaşın daha önce başlaması için Saddam Hüseyin’in bir askeri provokasyona girişmesi yeterliydi.
    İşte tam o sırada belenmedik bir gelişme oldu. Kararın oylanmasının hemen ertesi günü George Bush, Irak’la görüşmelerin başlatılmasını, Tarık Aziz’in Washington’a gelmesini ve Baker’in Bağdat’a gitmesini önerdi. Saddam Hüseyin’in bu açıklamaya tepki göstermesi ve olumlu yanıt vermesi için 24 saat gerekti. Savaş tehlikesi hala bertaraf edilmemişti; nitekim ABD başkanı bu girişiminde iki koza sahipti; BM’deki oylama, askeri bir davranış gösterme konusunda onu serbest bırakıyor ve aynı zamanda olası görüşmelere aciz kaldığı için girmediğini kanıtlamasına olanak veriyordu.
    Artık Bush hem silahları şakırdatabilir, hem de zeytin dalı uzatabilirdi.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 29 Kasım 2008

Bu Sayfayı Paylaş