Isparta'da Kültür ve Sanat

'Akdeniz Bölgesi' forumunda NeslisH tarafından 30 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Isparta'da Kültür ve Sanat konusu ADET,GELENEK VE GÖRENEKLER:
    Adet ya da gelenek ve görenekler, nesilden nesile geçerek sürüp gelen yaşayışlardır. İyi, güzel adetler olduğu gibi, batıl olan, hurafeye kaçan gelenek ve görenekler de vardır. Bunların bir bölümü halk arasında kendiliğinden yaşamakta, bazıları da resmi hüviyet altında yapılmaktadır.
    Isparta ve Uluborlu'da yapılan "Kiraz bayramları", yine Isparta'da ki "Halı ve Gül Festivali" resmi hüviyete bürünen geleneklerdir.
    Isparta'daki Kiraz Bayramı, kiraz, ceviz ve kestane ağaçlarının içinde bir yaylayı andıran Dere ve Yenice Mahallesinde kutlanır. Haziran ayının ikinci pazarı başlar, üç hafta süre ile her pazar yapılır. Mahalle sakinleri, yakın akraba ve dostlarını davet eder. Akşama kadar kiraz bahçelerinde süren eğlenceler, oyunlar, sokaklarda akın akın gelen giden gruplar bölgeyi hareketlendirir. Ayrıca bu gezintiler ve eğlenceler kız beğenmede etkin bir rol oynar.
    Ispartalı, dini, örf ve adetlerine çok bağlıdır. Bilhassa üç ayların girişiyle normal yaşayışının da değiştiği görülür. Hayır, hasânet işleri artar. Mübarek günlerde topluca mahalle camiini, minareyi, cami meydanlarını "Tırtıl" adı verilen renkli kağıtlarla süslerler. Bunların bir başka mahallenin gençleri tarafından çalınmaması için, yaşlısı, genci nöbet tutar. Bir saldırı anında, topyekün müdafaaya geçilir. Rivayet olunur ki, geçmiş yıllarda böylesine bir müdafaa anında cinayet bile işlenmiştir. Çünkü tırtılın muhafazası, mahallenin namusunun muhafazası ile eşdeğerde tutulur.
    Esnaf arasında, "Ahi Evran Geleneği"nin halâ sürdürülmekte olduğu nâdir illerimizden birisi de Isparta'dır. Aynı zanaat ve ticaret erbabı, dün ARASTA'larda toplanırdı; bugün ise SİTE'lerde toplanmaktadır. Dünkü AYAKKABICILAR ARASTASI, bugün AYAKKABICILAR SİTESİ; dünkü TUHAFİYELER ARASTASI, bugün TUHAFİYECİLER SİTESİ olarak ad değiştirmektedir.
    Eski örf ve adetler, bugün varlığını ARASTA'larda sürdürmektedir. Dükkanı kilitlemeyip, kapıya bir sandalye koyup gitme gibi... Kandillerde (Regaip, Miraç, Mevlid) ARASTA'yı "tırtırlar"la süsleme ve pişi, pide, helva yâni "ISCAK DAĞITMA" gibi...
    Atabey'de, Ramazan Bayramlarında, her mahallenin zenginlerinden bir veya birkaç kişi "Okucu" adı verilen davetçiler çıkararak mahalledeki erkekleri yemeğe davet eder.
    Bayram namazı kılındıktan sonra, topluca mezarlığa gidilerek geçmişlerin ruhuna fatihalar okunur. Sonra yine topluca "Bayram Yemeği" için davet edildikleri eve giderek yemeklerini yerler.
    Isparta ve çevresinde doğum ve çocuk görme, diş çıkarma ve ölüm âdetleri aşağı yukarı benzerlik gösterir.
    Çocuk doğunca hısım akraba o eve çocuk görmeye giderler. Bunun zamanı belli değildir. Çocuk görme 3 günlükten 7 ay'a kadar yapılır. 8 aylıktan sonra çocuğu görmeye giden olmaz. Yakın akrabalar aralarında kararlaştırıp çocuk görmeye giderler. Hazırladıkları hediyeleri, öğle yemeğinden sonra alıp çocuk evine gidilir. Hediyeler uygun bir şekilde verilir.
    Çocuk bir, birbuçuk yaşına geldiği ve diş çıkarmaya başladığı zaman dişin zahmet vermeden çıkması için "Gölle" adı verilen nohutlu-buğday haşlaması ile çeşitli yemişler, akraba, dostlar ve yakın komşular huzurunda çocuğun başından dökülür. Huzurundakiler bu gölleyi ceviz, badem, fıstık ve diğer yemişlerle beraber yiyip sohbet ederler.
    Aileden bir kişi ölünce dini vecibeler yerine getirilir. Şayet ölenin yakınları uzakta iseler ölü gömülmez, bekletilir. Bütün aile yakınları ve akrabaları tarafından "katmer" edilir. Başsağlığına gelenlere ikram edilir. Ölüm gününü takip eden bir hafta veya on gün çeşitli yemeklerle birlikte akşam yemeğini yemeğe gelirler. Getirdikleri yemeklerini onlarla birlikte yerler ve ailenin acısını paylaşırlar. Onları yalnız bırakmazlar.
    Ölenin 7. günü pişi (bir çeşit hamur işi) yapılır, dağıtılır. 52. günü de yemek verilir ve Mevlid-i Şerif okutulur.
    Diğer geleneklerin bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:
    Cuma günü mübarek olduğu için işe gidilmez. Salı günü yeni bir işe başlanmaz. Başlanan iş "sallanır", sonu gelmezmiş. Hamile olan kadına noksan vücutlu çocuk gösterilmez, gösterilirse onun çocuğunun da noksan olacağına inanılır. Geceleyin evin üzerinde ve yakınında baykuş öterse, o evden yakında bir ölü çıkacağına işaret sayılır. Küçük çocuklar geceleyin aynaya bakıtılırsa bahtının kapanacağına inanılır. Gece sakız çiğnenirse, ölü eti çiğnendiğine hükmedilir.
    Yalvaç'ta ve pazar kurulan bazı yerlerde "Pazar Duası" yapılmadan hiç kimse alışveriş yapmaz. İmam Efendi tarafından yapılan dua belediye hoparlörü vasıtasıyla duyurulur ve alışveriş başlar. Pazar duası metnini aşağıya alıyoruz:
    "Hamdü sena âlemlerin Rabbi olan yüce Allah'a, salâtü selâm Hz. Muhammed aleyhisselâm efrad ve ailesine, ashab ve ümmetine ve büyük milletimize olsun. Bize bizden daha yakın olan yüce Rabbimiz. İşlerimizi kolaylaştır, rızkımızı bollaştır, haramdan uzaklaştır, helâline yaklaştır, bizi hoşnutluğuna ulaştır. Her türlü zorluktan, varlık içinde darlıktan, kibir ile mağrurluktan, aldanmak ve aldatmaktan, sonunda pişmanlıktan sen bizleri koru yüce Rabbimiz.
    Biz yalnız sana kulluk eder, her türlü yardımı da senden isteriz. Elimizi boş çevirme, bizleri doğru yoluna ilet. Azıp sapmışlardan ya da gazabına uğramış olanlardan eyleme bizleri yüce Rabbimiz. Alışverişlerimizi hareketli, ticaret ve kazançlarımızı bereketli, sıhhat ve afiyetimizi devamlı, tuttuğumuz işlerimizde sabırlı, cesaretli ve metanetli, ahlâk ve faziletli, sözümüz ve işlerimizde doğrulukta daim eyle yüce Rabbimiz.
    İslâm ülkelerini ve güzel yurdumuzu, faziletli, asil milletimizi ve ordularımızı, bizi sana ulaştıran her şeyimizi; yerden ve gökten, dıştan ve içten gelebilecek bütün kötülüklerden ve musibetlerden, belâ ve afatlardan, işgal ve istilalardan, sevgililerinin hürmetine sen bizleri koru yüce Rabbimiz. Amin. Vel-hamdülillahi-Rabbil-alemin el fatiha."

    DÜĞÜNLER
    Türk sosyal yapısının en önemli kuruluşu olan ailenin, kuruluşu ve işlerliğinin sağlanması, üzerinde önemle durulan konulardan biri olmuştur. İlimizde evlenmelerde özellikle yaş, sosyal ve ekonomik denklikler gözetilirdi. Evlenmelerde kız anaları, gelinlik çağına yaklaşan kızına, hayatta eş olacak, yakışacak damadı beklerken, oğlan anaları da oğluna hayat arkadaşı olabilecek serpilmiş kızları araştırırlardı.
    "Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır" atalar sözüne uyarak ergenlik çağına giren kız ve erkekler küçük yaşta evlendirilirler. Evlenmelerde erkeğin ve kızın fikrine bakılır. Ailelerin görüşüne göre evlenmeler düşünülür ve rızalarıyla gerçekleştirildi. "Kızı keyfine bırakırsan zurnacıya, oğlanı kendi haline bırakırsan bir yosmaya gönül verir" atalar sözünden hareket edilerek, ana ve babanın kararı haricinde hareket saygısızlık sayılırdı.
    Evlenme yaşına gelen erkekler, düşüncelerini ya aracılar tarafından ailelerine bildirir, ya da babasının ayakkabısını hanaya çiviyle çakmak, gündüz lambayı yakmak, zamansız ezan okumak, kaşığı pilava saplamak gibi hareketlerle bu isteği ailesine ulaştırmak isterler.
    Kız ve erkeğin seçiminde soy ve sülalenin araştırılmasına özen gösterilirdi. "Anasına bak, kızını al, kenarına bak bezini al", "Kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğul babadan görür sohbet gezmeyi" sözleri, bunun belirtisidir.
    Yakın akraba evliliklerine bazan, süt kardeşlerin evliliklerine ise asla izin verilmezdi. Bazı aileler geçimsizlik olur gerekçesiyle akraba evliliklerine rıza göstermezken, bazı aileler de mallarının dışa çıkmasını önlemek için akraba evliliğine "evet" derlerdi. Tek kızı olan ailelerin bir bölümünde "iç güveyi" alma özelliği vardı. Yaşı geçen kızların evlenmeleri ile ilgili "baht açma", "kızın bahtını satma" gibi inançlara başvurulurdu.

    GÖRÜCÜLÜĞE GİTME KIZ SEÇİMİ:
    Oğlan anasının çevrede yaptığı araştırmaları, akraba ve tanıdıkların tavsiyeleri, evlenme çağına gelmiş oğlanın ağzının yoklanması sonucu yapılan araştırmalarla tesbit edilen kızların evine görücüler, kendi aralarında kararlaştırılan bir günde, haber vermeden giderlerdi. Hiç görmedikleri bu yabancı konukların ziyaret sebeplerini anlayan ev sahibi, konuklarına gereken saygıyı gösterirse de, kızlarını birdenbire verecek izlenimini yaratacak davranışlardan kaçınırlardı. Bu nedenle konukların başörtüleri alınmaz, onlara kahve ikram edilmezdi.
    Görücülerin her biri, kızın özelliklerini anlamak için, evin düzeni, temizliği, el becerilerini gözden geçirirler, kızı yakından görebilmek için su vb. ihtiyaçlarını isterlerdi.
    Eve dönen görücüler, görebildiklerini ortaya atar ve kızı ile ailesi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karara varılırdı. Sonuç baba ve en yakın akrabalarla görüşüldükten sonra bir aracı ile oğlana söylenirdi. Kız oğlana gösterildikten sonra kesin sonuca varılırdı. Bu süre zarfında kız evi de, oğlan hakkında gizli araştırmalarını yapardı.
    KIZ İSTEME:
    Kızın seçiminden sonra sıra kız isteme işine gelirdi. Kız isteme işi hem kadınlar, hem erkekler tarafından yapılır, önce oğlan tarafının yakın akrabalarından bir grup, istemek için tekrar kız evine giderlerdi. Kısa bir sohbetten sonra önceleri "Sizin tutmaç keseni, bizim kalem tutana uygun ve münasip gördük", daha sonraları ise "Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle kızınızı, oğlumuza münasip bulduk. Siz ne dersiniz?.." denilerek kız istenilir ve oğlanın hüner ve meziyetleri sıralanırdı. Kız evi ise "İyi geldiniz, hoş geldiniz ama kızımız küçük, borçluyuz, evimiz pek yalnız, çocuk da giderse elimiz ayağımız kuruyup kalacak" cevabını verirlerdi. Kızı isteyen taraf da, "Biz sizi sıkmayız. Hepsinin kolayı bulunur. Kızın yeri iyidir. Kaçırmayınız" gibi gönül alıcı sözler sarfederlerdi. Eğer kız tarafı verimkâr ise "Allah nasip etmiş ise ne diyelim!" ya da "Bir kaç gün sonra cevap verelim" derlerdi. Oğlan evi, kızın verilip verilmeyeceğini kendilerine yapılan ikramdan, ayakkabılarının çevrilmesinden, uğurlanmalarından anlamaya çalışırlardı. Kız evi olumsuz cevap vermek istiyorsa, kızlarının henüz gelinlik çağına gelmediğini, başka bir tarafa sözü olduğunu, henüz düğün edemeyeceklerini ileri sürerek hatır kırmamaya çalışırlardı. Oğlan evinin, kız evine ikinci ve üçüncü gidişlerinden sonra "Birliğimiz tamdır. Bir kere de babasından istenilmesi muvafık olur" denilerek kesin cevap erkeklere bırakılırdı. Daha sonra da erkekler bir yerde toplanarak isteme işi tamamlanırdı. Söz kesimini nişan izlerdi. Söz kesilmede bunun belirtisi olan küçük hediyeler verilirdi.Sözgelimi, "mendil alma" gibi.
    NİŞAN TÖRENİ:
    Oğlan evinin uygun bulduğu bir günde nişan töreni yapılacağı önceden kız evine bildirilirdi. O gün kız evinde misafirlere yemek verilir, masrafları oğlan evi tarafından karşılanırdı. Oğlan evinin sosyal ve ekonomik durumuna göre takılması gereken takılar gönderilirdi. O gün öğleden önce misafirler kız evinde toplanır, kızın arkadaşları özel olarak çağrılırdı. Kız ve oğlan evinin misafirleri, ayrı odalarda bulunurdu. Kızın yürüyeceği yerlere kıymetli kumaşlar serilir ve bir top kumaş kızın başına örtülürdü. Oğlanın en yakın yenge ve ablası, gelinin kolundan tutarak oğlan evinin bulunduğu odaya götürür, kocası ölmemiş ve başı bozulmadık bir kadın tarafından yüzüğü sağ eline; daha sonra da önce sağ, sonra sol kulağına küpesi takılırdı. Bunu altın, elmas gibi takılar izlerdi. Gelinin nişandan sonra önce oğlan evinin büyüklerinden başlanarak el öpülür, daha sonra akrabalarının takıları takılırdı.
    Bunu şerbet içme töreni ve eğlentiler izlerdi. Bu eğlentiler yemekle son bulurdu.
    SİNİ HEDİYESİ:
    Nişandan bir kaç gün sonra, kız evinden oğlan evine "sini hediyesi" gönderilirdi. Sinide güvey için hazırlanan iç giysi, yakınları için de küçük armağanlar bulunurdu. Nişanla düğün arasında kızın çeyiz hazırlamasına yetecek bir süre bırakılırdı. Bu sürenin uzamamasına özen gösterilirdi. Çeyiz; gelin ve güveyin iç çamaşırları, kimi dış giysileri, güveyin yakınlarına verilecek armağanlar ve gelinin yatak odası takımlarından oluşurdu. Oda takımına yörede "düzen" denilirdi. Çeyiz hazırlığına çocuk küçükken başlanırdı. Ancak, son yıllarda el işlemeleri dışındaki eşya çarşıdan alınmaktadır. Düğünden bir hafta on gün önce "elbise kesimi" yapılırdı. Seçimi kız yanı yapar, giderleri oğlan yanı karşılardı.
    Bu hazırlıklardan sonra "okucu" (okuyucu) çıkarılarak düğün günü duyurulurdu. Konuklar çağrılırdı. Okucu çıkan kişi, tatlılık getirmesi, uğurlu olması için ilk karşılaştıklarına katmer, helva ve pide verirdi. Erkek okucularsa, bir top kumaş ve şekerle çağrıya çıkardı. Çağrılıların pazar günü yük yığmaya, pazartesi tel hamamına, çarşamba gelin hamamına ve kınaya, perşembe gelin çıkarmaya ya da karşılamaya beklendikleri duyurulurdu. Uğursuz olacağı inancıyla salı boş bırakılırdı.
    Yük Yığma: Oğlan evinin aldığı sandık, yaygı, giysi, takı gibi armağanlar, pazar günü davetlilere sergilenirdi. Bunlardan geline ilişkin olanlar akşam gelin sandığına, öbürleri de başka sandıklara konarak kız evine gönderilirdi. "Yük yığma" denilen bu sandıkları getirenlere kız evinin büyükleri çeşitli armağanlar verirdi.
    Tel Hamamı: Oğlan evi pazartesi sabahı, yakındaki hamamlardan birini kiralardı. Konuklar kapıda karşılanır, gelenlere uygun yerler gösterilir, sabun ve kına verilirdi. Gelin gelince def ve dümbeleklerle yıkanma yerine geçilirdi. Gelin yıkandıktan sonra saçı örülür, zülüf kesilirdi. Pide, meyve, çerez sunulur ve konuklara akşam kınaya beklendikleri bildirilirdi. Kına gecesi Yalvaç yöresinde "gelin okşama" diye adlandırılırdı (Anadolu'daki gelin ağlatma karşılığı). Kına yakılmasından sonra "çekici" denen kadın gelinin yakınlarından birini kaldırarak oyunu açardı. Gelin ve güvey anaları, oynayanlara bahşiş verirdi.
    Gelin Hamamı: Çarşamba günü öğleden akşama kadar sürerdi. İki tarafın konukları katılırdı. Kimi yerlerde kına gecesi, gelin hamamının yapıldığı akşam düzenlenir ve kına helvası hazırlanırdı. Ancak, gelinin kınası, konuklar dağıldıktan sonra yakılırdı. Bu sırada yalnız çok yakın akrabalar gelinin yanında bulunur, el ve ayaklarına kına yakarlardı. Kimi yörelerde de evlendiğinin anlaşılması için güveyin avuç içine de kına yakılırdı. Oğlan evinde düzenlenen kına gecesi yörede "şamalı gecesi" diye adlandırılırdı. Uluborlu yöresinde gelin hamamına "saç çözme hamamı", kına gecesine "kına basma" denirdi.
    Gelin Çıkarma: Oğlan evinin büyükleri önde, öbür davetliler arkada olmak üzere (kimi yörelerde güveyi de yanlarına alarak) perşembe sabahı kız evine gidilirdi. Arkadaşları düğün alayı gelinceye kadar gelini hazırlar, çeşitli eğlencelerle (gelin okşama) üzüntüsünü gidermeye çalışır, kimi yörelerde de güveyin arkadaşları perşembe sabahı "güvey hamamı" düzenler, ondan sonra gelin çıkarmaya gidilirdi.
    Kız evine gelindiğinde "cezayir" denen hava çalınırdı. Gelin ata -günümüzde gelin arabasına- bindirilip oğlan evine gelindiğinde de karşılama töreni ve eğlenceleri yapılırdı. Gelin önde, güvey arkada eve girilir, güvey bir süre sonra konukların yanına çıkardı. Kadınlarsa gelinin yanına gider, eğlencelerini sürdürürlerdi. Gelinin duvağı gerdeğe kadar açılmazdı.
    Gelin Ertesi: Gerdekten sonraki 3 gün yörede "gelin ertesi" diye adlandırılır. Dost ve akrabalar gelini ziyaret eder, kutlarlar. Gelin bu süre içinde konukları gelinliği içinde karşılar, gelenlerin elini öper, onlara şeker ve şerbet sunar.
    Köylerde ve kasabalarda kimi değişimlerle varlığını sürdüren bu gelenekler, merkezlerde büyük ölçüde bırakılmıştır. Çağrılar "okucu" yerine davetiyelerle yapılmakta, nişan ve düğün törenleri salonlarda düzenlenmektedir. Varlığını koruyan geleneklerden kına gecesi ve samaha hemen her yerde rastlanırken, hamam törenleri çok dar bir çevrede sürdürülmektedir.
    SÜNNET DÜĞÜNLERİ:
    Hali vakti yerinde olanlar, erkek çocukları için sünnet düğünü yaparlar. Ekonomik gücü olmayanların çocukları da ya yardım kurumları tarafından, ya da ekonomik gücü yerinde olanların çocuklarıyla sünnet ettirilir Sünnet genellikle iki ile oniki yaş arasında yapılır, düğün öncesinde, oku dağıtılır ve sünnetle ilgili hazırlıklar sürdürülür. Düğün genellikle iki gün olarak düşünülür. Ancak bu konuda şehir merkezi ile ilçeler arasında farklılıklar vardır. Şehirde ilk gün sünnet olacak çocuk ya da çocuklar çalgı ile gezdirildikten sonra dini bir törenle sünnet ettirilir. Akşam sünnet olan çocuğun acısını unutturacak çeşitli eğlenceler düzenlenir. İkinci gün genellikle 8.30 -13.00 arası erkeklere, 13.00'den sonra da kadınlara yemek dökülür. Yemekler Kabune, Helva, Fasulye ya da bütün et şeklinde yapılır. Zaman zaman helvanın yerini zerde alır. İlçelerde uygulama bundan farklıdır. Düğün bir gün olarak düşünülür. Önce genellikle çorbayla başlayan ve yörelere göre değişen yemek verilir. Daha sonra yemeğin verildiği gün yemeğin bitiminden sonra, çocuklar gezdirilerek sünnet edilir.
     

Bu Sayfayı Paylaş