Isparta

'Isparta Tanıtımı' forumunda sleza tarafından 13 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Isparta konusu ISPARTA İLİ COĞRAFİ YAPI
    TARİHÇESİ
    Isparta’nın yerleşim tarihi, yazılı tarih öncesi bir dönem olan Üst Paleolitik Dönem ile başlamaktadır. M.Ö.2000’lerde ise Pisidya Bölgesi, Luvi ve Argova topluluklarının yerleşme alanıydı. Hititler siyasi bir güç olarak ortaya çıktıktan sonra yörede yüzyıllar süren çatışmalara karşılık Argova Ülkesinde kesin bir egemenlik kuramamışlardır. Yörede sırasıyla, frigler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar egemenlik kurmuşlardır. Isparta ve çevresi III. Kılıçarslan tarafından 1204 yılında Selçuklular, 1300 yılında Hamitoğullarına, 1390 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
    Osmanlı topraklarına katılan Isparta Merkezi yönetime, merkezi Kütahya olan Anadolu Eyaletinin bir sancağı olarak katıldı. Isparta ‘nın Hamitili Sancağının merkezi olarak önem kazanması Kanuni Sultan Süleyman devrinden itibaren başlamıştır. Sancağın ve şehrin asayişi 16.Yüzyılın sonlarından itibaren bozulmaya başlamış, 18.yüzyılın başlarında görülen “Celali İsyanları” ve bu ayaklanmaları izleyen “Büyük Kaçgunlar Devri’nde zarar görmüştür.
    Isparta Sevr Antlaşmasıyla İtilaf Devletleri tarafından bölüşülen Anadolu’da işgale uğramamış bölgelerimizden birisidir. Antalya, Burdur ve Konya üçgenini işgal eden İtalyanlar Isparta’ya girememiş, Yunan kuvvetlerini de Ispartalılardan oluşan Demiralay durdurmuştur. Cumhuriyet ilanı ile birlikte Vilayet olmuştur.

    KONUMU
    Isparta İli, Akdeniz Bölgesinin batı bölümünün iç kesiminde yer alır. “Göller Bölgesi’nin merkezi konumundadır. İl, 30° 20 dk. Ve 31° 33 dk. doğu boylamları ile, 37° 18 dk. Ve 38° 30 dk. Kuzey enlemleri arasındadır. Yüzölçümü 8933 km² dir.
    Isparta, doğuda Konya, kuzeyde Afyon, batıda Burdur, güney de ise Antalya İlleri ile komşudur.
    DOĞAL DURUM
    Isparta İli arazisi, III. Jeolojik zamanda teşekkül etmiş, beyaz tebeşir ve kalkerden meydana gelmiştir. İlin yüksek ve engebeli olan topraklarının, kuzeydoğuda ve doğuda Sultan Dağları, Beyşehir Gölü ve Dedegül Dağlarının güney uzantıları, güneyde Antalya Havzasının yüksek kesimleri, batıda ve güneybatıda Karakuş Dağları, Söğüt Dağları, Burdur Gölü, Ağlasun ve Bucak yaylaları ile doğal sınırları oluşmuştur. Isparta’nın yeryüzü şekillerinin % 68,4’ü dağlar, % 16,8’i ovalar ve % 14,8’i platolardan oluşmaktadır. İlin yüzölçümünün % 7,5’i göllerle kaplıdır.
    Merkez ilçenin rakımı 1050 m.dir. Sütçüler ilçesinin Çandır, Şeyhler, Melikler ve Yeşilyurt köylerinin rakımı 300 m. civarında olup buralarda Akdeniz ikliminde yetişebilen pamuk ve yerfıstığı gibi endüstri bitkileri yetiştirilmektedir.
    Isparta İlinde topraklar, genellikle kalkerli ana yapı üzerinde gelişmiştir. Meyil % 40’a kadar değişmektedir. Üst toprak 8-40 cm. arasında derinliğe sahip olup, genellikle killi-tınlı, kalkerli granüler ve dağılabilir durumdadır. Alt toprak üst toprakla aynı olmasına rağmen, daha kaba bünyeli ve killidir. Toprak seviyesi, bazı yerlerde taban suyu ile sınırlanmıştır.

    DOĞAL BİTKİ ÖRTÜSÜ
    Isparta’da bitki örtüsü, iklim değişikliklerine göre farklılıklar gösterir. Aksu vadisi boyunca Davraz Dağı eteklerine kadar Akdeniz sahillerinin tipik bitkilerinden olan zeytin, mersin, nar ve incir ağaçlarına rastlanır. Davraz dağının güney eteklerinde sedir ağaçları doğal bitki örtüsüne katılır.
    Isparta’da 1500 m. Yüksekliğe ulaşıncaya kadar, Akdeniz iklimine has maki türü ağaçlıklarla birlikte, meşenin egemen olduğu yapraklı ormanlar bulunur. Deniz seviyesinden yüksekliğin 2500 m.ye ulaştığı yerlere kadar kızılçam, karaçam, sedir ve ardıç gibi ibreli ağaçlardan oluşan iğne yapraklı ormanlar vardır. Özellikle Sütçüler yöresinde bu ormanlar koru niteliği gösterir.

    AKARSU VE GÖLLER
    İlin önemli akarsuları, Antalya Havzasında yer alan Aksu Deresi ve Köprü Suyu’ dur. Volkanik ve tektonik hareketlerle oluşan çukurların zaman içerisinde suyla dolmasıyla göller oluşmuştur. Bu yolla oluşan su birikintilerinin çok sayıda olmasından dolayı bölgeye “Göller Bölgesi” adı verilmiştir. Isparta’da bulunan en büyük ve en önemli göl Eğirdir Gölüdür. Diğer gölleri Kovada ve Gölcük krater gölüdür.
    EĞİRDİR GÖLÜ : Isparta İli sınırları içinde yer alan ve kuzey-güney uzanımlı büyük bir çöküntü alanının kuzey sınırında oluşmuş tektonik bir göl olan Eğirdir Gölü, 482 km²’lik yüzölçümü ile Türkiye’nin 4. Büyük gölüdür. Zengin balıkçılık potansiyelinin yanı sıra, sulama ve enerji üretimi bakımından da önem taşımaktadır. Kuzey-güney uzunluğu 50 km. olan gölün, doğu-batı genişliği 3-15 km. arasında değişmektedir.Deniz seviyesinden 917 m. Yükseklikte bulunan göl ortalama 14 m. Derinliğe sahiptir. Kuzeyde kalan ve daha küçük bir alanı kaplayan bölümüne Hoyran Gölü, güneyde kalan bölümüne Eğirdir Gölü denir. Her iki bölüm Hoyran Boğazı ile birleşir.


    KOVADA GÖLÜ : Eğirdir İlçesinde bulunan ve karstik çöküntülerden meydana gelen Kovada Gölü’ nün çevresi zengin bitki örtüsüne sahiptir. Çeşitli hayvanları da barındırmasından dolayı “Milli Park” niteliği almıştır. Eğirdir Gölü’nde bulunan fazla su Kovada Gölü’ne akar. Gölün uzunluğu 9 km., genişliği 2-3 km.dir. Manzarası çok güzel olan Kovada Gölü’ nün yüzölçümü 40 km², rakımı 900 m., derinliği ise 6-7 m.dir.
    GÖLCÜK : Isparta’nın 5 km. güneybatısında ve deniz yüzeyinden yüksekliği 1380 m. Olan krater çukurunun su ile dolmasından oluşmuş bir krater gölüdür.
    Gölcük, 150-300 m. Kadar yükselen ve volkanik küllerle kaplı tepelerle çevrilidir. 1,5 km² çapında daire biçiminde olup, derinliği 32 m.yi bulmaktadır.
    NÜFUS :
    Isparta İlinin nüfusu, 1997 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 461.645’tir. km²’ye düşen kişi sayısı 52’dir. Nüfusun % 42’si köylerde yaşamaktadır.
    YERLEŞİM :
    İlimizin ilçeleri sırasıyla Merkez, Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu, Yalvaç ve Yenişarbademli’dir. Isparta İli nüfus, yerleşim ve İdari birimler durumu Tabloda gösterilmiştir.
    ALT YAPI
    KÖY YOLLARI : 1998 yılı sonu itibariyle Isparta İli köy yolları toplamı 2047 km.dir. Bunun 1018 km.si asfalt, 366 km.si stabilize, 425 km.si tesviyeli, 238 km.si ham yol niteliğindedir. Köy yollarının ilçeler üzerinden dağılımı tabloda gösterilmiştir.

    ISPARTA


    Yüzölçümü: 8.933 km²
    Nüfus: 434.771 (1990)
    İl Trafik No: 32

    Ege, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgelerinin kesiştiği Göller Bölgesi denilen noktada yer alan Isparta ili, Eğirdir, Kovada ve Gölcük gölleri, Kovada ve Kızıldağı Milli Parkları ile zengin bir fauna ve floraya sahiptir.

    İnanç Turizminin merkezi Yalvaç ilçesi Anadolunun kültür zenginliğini tüm ihtişamı ile yansıtmaktadır.

    Kayak Merkezinin yeraldığı Davraz Dağı, doğa yürüyüşü ve nehir sporlarına elverişli kanyonlar, mağaralar ve dağları ile pek çok doğa sporlarının yapıldığı merkezdir.

    Isparta'nın turizm kapısı Eğirdir, alternatif turizm cennetidir. Dağcılık, trekking, rüzgarsörfü , yamaç paraşütü, kampçılık turizm çeşitlerinden birkaçıdır.

    İLÇELER: Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost , Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu,Yalvaç ve Yenişarbademli'dir.


    Müzeler ve Ören Yerleri

    Isparta Müzesi
    Uluborlu Müzesi
    Yalvaç Müzesi
    Antiocheia


    Gezilecek Yerler

    Men Kutsal Alanı
    Seleukeia Sidera (Bayat) Antik Kenti
    Timbria Antik Kolonisi
    Prostanna Antik Kenti
    Parlais Antik Kenti
    Fari (Binda) Harabeleri
    Aziz Paul Kilisesi ve Aya Payana Kilisesi
    Ertokuş ve Eğirdir Kervansarayı
    Isparta Kızıldağ Milli Parkı
    Isparta Kovada Gölü Milli Parkı
    Yazılı Kanyon Tabiat Parkı
    Zindan, İnönü ve Kuz Mağarası
    Eğirdir Gölü
    Kovada Gölü ve Milli Parkı


    Sportif Etkinlikler

    Kayak Merkezi: Isparta'ya 25 km uzaklıktaki Davraz Dağı bölgenin önemli kayak merkezlerindendir.

    Hava Sporları: Isparta, Hava sporlarının yapıldığı elverişli alanlara sahiptir.


    Ne Alınır ?

    Isparta modern alışveriş merkezlerinin yanında geleneksel ürünlerin bulunabileceği satış merkezlerine de sahiptir. Özellikle gül ürünleri ve el dokuma halıları her mevsim satın alınabilir. Ayrıca Yalvaç ilçesinde geleneksel el sanat ürünleri, deri eşya ve keçe, geleneksel işlevlerin yanısıra turistlik hediyelik eşya olarak da satılmaktadır.


    Ne Yenir ?

    Isparta'nın ünlü, geleneksel tandır kebabının tadına merkezde çeşitli restoranlarda da bakılabilir. Eğirdir her türlü su ürününü lezzetli bir şekilde hizmete sunan bir ilçemizdir. Burada yapılan Sazan Dolmasının tadına doyum olmaz.


    YAPMADAN DÖNME

    Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Ören yerini gezmeden,

    Kovada Milli Parkı ve göllerin kıyısında piknik yapıp fotoğraf çekmeden,

    Eğirdir ilçesinde göle nazır bir Sazan (çapak) dolması yenmeden,

    Isparta'dan gülyağı ve halı almadan,

    1-3 Haziran tarihleri arasında yapılan Uluslararası Gül, Halı, Kültür ve Turizm Festivali'ni görmeden,

    Davraz Dağında kayak, Eğirdir'de yamaç paraşütü, Çandır'da kanyoning yapmadan
     
  2. sleza

    sleza Üye

    Isparta güller diyarı..

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 795x600 ve 57KB ) Buraya Tıklayın[​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Not[​IMG]araşütlü olanlar S.Demirel Üniversitesi Havacılık Bölümüne aitdir

    ISPARTA

    GENEL COĞRAFİ DURUMU

    Isparta ili Akdeniz Bölgesinin batı bölümünde ve iç kesimde yer alır. “Göller Bölgesi” nin merkezi konumundadır. İl 30 derece 20 dakika ve 31 derece 33 dakika doğu boylamları İle, 37 derece 18 dakika ve 38 derece 30 dakika kuzey enlemleri arasındadır. Yüz ölçümü 8933 Km2 dir. Isparta doğudan Konya'nın Beyşehir ,Doğanhisar ve Akşehir ilçeleri, kuzeyden Afyonun Çay, Şuhut, Dinar ve Dazkırı ilçeleri, batıdan Burdurun merkez, Ağlasun ve Bucak ilçeleri, güneyden ise Antalya’nın Serik ve Manavgat ilçeleri ile komşudur. İlde merkez ilçe ile birlikte Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu, Yalvaç ve Yenişarbademli olmak üzere 13 ilçe vardır. Merkez ilçeden sonra gelen en büyük ilçe merkezi Yalvaçtır. En az nüfuslu ilçe ise Yenişarbademli'dir. İlin yüksek ve engebeli olan toprakları, kuzeydoğudan ve doğudan Sultan Dağları, Beyşehir Gölü ve Dedegöl Dağlarının güney uzantıları, güneyden Antalya havzasının yüksek kesimleri, batıda ve güneybatıda Karakuş Dağları, Söğüt Dağları, Burdur Gölü ve Ağlasun ve Bucak yaylaları gibi doğal sınırlarla kuşatılmıştır. Isparta ili toprakları genelde engebeli bir yapıya sahiptir. Yöredeki yüksekliği 3000 metreyi bulan dağlar yanında, ova ve vadi özelliğindeki düzlükler, değişik büyüklükteki tabii göller ilin doğal yapısını belirlemektedir. İlin rakımı 1050 m. Civarındadır.

    YÜZÖLÇÜMÜ: 8.933 km² NÜFUS: 434.771 (1990)

    İL TRAFİK NO: 32

    İLÇELER: Isparta (merkez), Aksu, Atabey, Eğridir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikarağaç, Uluborlu, Yalvaç, Yenişarbademli.

    İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Kovada Gölü ve Kızıldağ Milli Parkları, Isparta Gölcüğü, Çamyol ve Kuyucak Orman İçi Dinlenme Yerleri, Eğridir Kasnak Meşesi ve Sütçüler Sığla Ormanı Doğayı Koruma Alanları, Eğridir, Uluborlu ve Yalvaç Kaleleri, Pisidya Antiokheiası ve Apollonia İlkçağ Kentleri, Ertokuş ve Dündar Bey Medreseleri, Isparta Hızır Bey, Kutlu Bey, Firdevs Bey, İplik, Eğridir Hızır Bey, Barla Çaşnigir, Uluğbey Veli Baba Camileri, Firdevs Bey Bedesteni, Eğridir Kervansarayı, Ertokuş Hanı, Baba Sultan Türbesi, Isparta ve Yalvaç Müzeleri.

    ÖRENYERLERİ

    Isparta Müzesi Adada- Sütçüler / Sağrak Apollonia - Uluborlu / Merkez Asar Harabeleri - Sütçüler / Kesme Fori - Keçiborlu / Fori Caralis - Yenişarbademli Conana - Gönen Kapıkaya - Isparta / Güneyce Prostanna - Eğirdir / Sevirebey Tynada - Aksu / Terziler Seleukeia Sider - Atabey / Bayat Sülüklü Göl Harabe - Sütçüler Çandır Antiocheia - Yalvaç Men Kutsal Alanı - Yalvaç



    GENEL TARİH

    GİRİŞ : Isparta, Anadolu'nun batı yakasında, Torosları yararak kuzeyini, güneyine ileten önemli bir kavşak yeridir. Bu önemli kavşak yeri üzerinde kurulmuş oluşu, Isparta tarihinin, Anadolu Tarihi ile birlikte incelenmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Şimdiye kadar yapılmış olan arkeolojik kazı ve incelemeler, Anadolu’nun geçirdiği bütün tarihi olayların Isparta'da yapılmış olduğunu, bu dönemlere ait kültür izlerine rastlanıldığını göstermektedir. Bu durum, Türklerin Anadolu'ya girişlerini izleyen günlerden sonraki dönemlerde daha da göze batmaktadır.

    Isparta ili ile ilgili tarih öncesi ve tarih çağlarına ait bilgiler ve incelemeler, bugün tam anlamıyla yapılarak, açıklığa kavuşturulmuş değildir. Yakın tarihlerde, bu konuda olumlu çalışmalar yapılmıştır. Prof. H. Louis'in Gümüşgün ve çevresinde, bir İngiliz bilim heyetinin 1911 yıllarında Bayat ve çevresinde, Prof. W. M. Ramsey'in 1924-1925 yıllarında Yalvaç ve çevresinde, Türk Tarih Kurumunun 1944 yılında kurduğu bir bilim heyeti tarafından Gümüşgün, Gönen ve Kuleönü çevrelerinde yaptıkları incelemeler, bu olumlu çalışmaların örnekleridir.

    çevresinde, Türk Tarih Kurumunun 1944 yılında kurduğu bir bilim heyeti tarafından Gümüşgün, Gönen ve Kuleönü çevrelerinde yaptıkları incelemeler, bu olumlu çalışmaların örnekleridir.

    Osmanlı devrine ait kaynaklar ise; Katip Çelebi, Evliya Çelebi notları ile, İbni Batuta ve bazı batılı seyyahların eserleri ve Osmanlı Devleti'nin resmi belgeleridir. Son yıllarda monografik özellikler taşıyan incelemelere rastlanmıştır. Ancak bunların büyük bölümün bugünkü yazıya çevrilmemiş oluşu yararlanma imkanlarını kısıtlamaktadır.

    Isparta'nın tarih öncesi ve tarih çağlarının ilk dönemlerinde önemli yerleşme bölgelerinden olan Hacılar(Burdur), Sagalassus(Ağlasun) ve Antiocheia (Yalvaç) çemberi içinde oluşu, tarihinin daha açıklığa kavuşması için çevrede arkeolojik kazı incelemelerinin devamını gerektirmektedir. Bu incelemeler yoğunlaştığı an, Isparta ve çevresinin gerçek tarihi ortaya çıkacaktır.

    İLİN İKLİMİ

    Isparta ilinin Akdeniz iklimi ile Orta Anadolu iklimi arasındaki geçiş bölgesinde yer almaktadır. Bu sebeple il sınırları içinde her iki iklimin özellikleri de görülür. İlde ne Akdeniz’in yağışlı, ne de Orta Anadolu’nun kurak iklimi tam olarak gözükmez. İlin yaylalık kesimleri ovalık alanlara göre daha soğuktur. Meteorolojik araştırmalara göre, Isparta’nın iklim yapısı, soğuk-yarı kara iklim tipi olarak belirlenmiştir. İlin Akdeniz’e yakın olan güney bölgesinde Akdeniz ikliminin özelliği gözlenir. Yazları sıcak ve kurak, kışlar ilin kuzey bölümlerine göre ılık ve yağışlı geçer. Kuzeydoğuya gidildikçe karasal iklim özellikleri kendini gösterir. Kuzey bölgelerde kışlar daha soğuk geçer ve daha az yağış alır. İlin yıllık ortalama sıcaklığı (12.1 C) DİE. Yıllık ortalama donlu günler sayısı 69,5 gündür. Yıllık ortalama yağış 600,4 mm. Yağışlı günler sayısı ortalama 104, nispî nem %62, ortalama günlük güneşlenme müddeti 6,6 saattir. İlde açık günler sayısı ortalama 146,4 (bulutluluk ortalaması 2/10 dan az olan günler)dir.

    İLİN FLORASI VE FAUNASI

    Isparta ili, iklim, yükseklik ve toprak yapısı bakımından çok değişik bir durum arz eder. Bu nedenle il topraklarını örten bitki örtüsünde çok farklılık göstermektedir. Yılın her mevsiminde doğa farklı farklı bitki örtüsü ile değişik bir peyzaj sergilemektedir. Yörede görülen ağaç türleri, karaçam, kızılçam, katıran, ardıç, sedir ve meşedir. Ayrıca belli yüksekliklerde yabani zeytinlikler vardır. Her türlü hububat (buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır) sanayi bitkileri (şeker pancarı, anason, tütün, keten, kenevir, ayçiçeği, susam) hayvan yemleri (yonca, korunga, fiğ, burçak) sert ve yumuşak çekirdekli meyve ağaçları (elma, armut, kayısı, şeftali, erik, zerdali, kiraz, vişne, badem, ceviz,nar, zeytin, muşmula, üzüm) yaz ve kış aylarında yetiştirilen sebzeler (domates, biber,patlıcan, kabak, bamya, hıyar, börülce, taze fasulye, lahana, havuç, turp, pırasa, bakla, nohut, mercimek, kavun, karpuz, soğan, sarımsak, patates) geniş üzüm bağları, gül bahçeleri ile örtülüdür. İl dahilinde yaylalar Mart ayında başlayarak yaz ayları boyunca renk renk çiçeklerle, farklı görünüm ve kokudaki yabani otlarla kaplıdır. Isparta ilinde iklim, topografya ve bitki örtüsünün çeşitliliği ve elverişliliği yörede bir çok evcil ve yabani hayvan türlerinin yaşamasına ve yetiştirilmesine olanak vermektedir. Bu nedenle ilin florası kadar faunası da oldukça zengindir. Yaban domuzu, sansar, porsuk, tilki, tavşan sincap, kurt, karaca,, alageyik, dağ keçisi, pars, ayı, kuşlardan yaban ördeği, keklik, angut, çulluk, karakarga, saksağan, sülün ve kaz ilin yaban hayatını teşkil eder. Evcil hayvanlardan sığır, koyun, keçi, kümes hayvanlarının her türlüsü vardır. Ayrıca ildeki tatlı sularda levrek, sazan, kara yengeci gibi su ürünleri bulunmaktadır.

    İLİN NÜFUS YAPISI

    Isparta ilinin 1990 nüfus sayımına göre 434.771 nüfusa sahip olduğu tespit edilmiştir. Aynı yılda il merkezinin 112.117 nüfusu vardır. Bir önceki sayıma göre nüfus artışı binde 25.44 tür. İl genelinde Km2 ye 49 kişi düşerken Merkez ilçede bu rakam 227 kişiyi bulmaktadır. Toplam nüfusun %69 u kent merkezlerinde %31 i ise köylerde oturmaktadır. Halkın %55 i tarım, %45 i diğer sektörlerde istihdam edilmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü ve Devlet Planlama Teşkilatınca il nüfus artış oranı göz önünde tutularak yapılan tahminlere göre 2000 yılı tahmini nüfusu 550 bin olarak belirlenmiştir.

    ULAŞIM

    Isparta il arazisinin genelde olmasına rağmen ulaşım olanakları çok iyidir. İlde ulaşım birinci derecede karayolu ile yapılmaktadır. İlde demiryolu ulaşımından da yararlanma olanakları varsa da bu karayolu ile kıyaslandığında oldukça düşüktür. Isparta Hava Alanı da işletmeye yeniden açıldığında ile hava yolu ile de ulaşım mümkün olacaktır. Deniz yolu ulaşımından yararlanmak ancak komşu il Antalya üzerinden mümkün olmaktadır. Isparta İç Anadolu’yu Akdeniz Bölgesine bağlayan bir yerleşim merkezi konumundadır. İlin diğer illerle karayolu bağlantıları Afyonkarahisar, Konya, Antalya üzerinden olmaktadır. 1995 yılında Isparta-Antalya arasındaki Dereboğazı yolunun açılması iki il arasındaki mesafeyi 126 Km.ye indirmiştir. Böylece Antalya ilini diğer bir ifadeyle Akdeniz’i İç Anadolu’ya yakınlaştıran bu yol ulaşımı oldukça kolaylaştırmıştır. Demiryolu; İzmir-Aydın Demiryolunun bir uzantısı olan Isparta Demiryolunda tarifeye bağlı olarak Pamukkale Ekspresi, Göller Ekspresi, Posta Treni, Mototren çalışmaktadır. Yurdun her tarafına demiryolu ile ulaşım mümkündür.



    ISPARTA'NIN İLÇELERİ:



    AKSU

    Tarihçe

    Aksu ilçesinin içinde bulunduğu Anamas yöresinin, yörede yapılan kazılardan anlaşıldığına göre ilk çağlardan beri iskana açık olduğu görülmektedir. Anamas adının aslı Luwi dilinde Ana (Wa)-(u)ma, “Yamaç Halkı” öğelerinden türetilmiş olan Anama dır. Yörede Eğirdir Gölünün güneydoğusundaki Yılanlıovada bulunan bir yerleşme merkezinin tarihi Timbriada kenti olduğu W.M. Ramsay tarafından ortaya konmuştur. Timbriada bugünkü Mirahor mevkiinde lokalize edilmektedir. Yörede Helenistik çağa ait M.Ö.2. ve 1. Yüyyıldan kalma sikkelere rastlanmış olup koloninin Hadrianus döneminde (M.S. 117-138) yeniden kurulduğu ve Severus Alexander döneminde (M.S.222-235) kadar sikke bastığı bilinmektedir. Timbriadanın ismi Stabron, Hierocles ve kilise kayıtlarındada yer almaktadır. Aksu çevresi 1204 yılında Sultan 2. Kılıçarslan döneminde Selçukluların eline geçmiş, daha sonra Hamitoğulları egemenliğinde kalmış ve 1381 de Sultan 1. Murat döneminde barış yoluyla Osmanlı Devletine katılmıştır. Aksu 26 Ağustos 1988 yılında ilçe stasüsüne kavuşmuştur.

    Coğrafi Konum

    Aksu ilçesi, doğudan Şarkikaraağaç, Yenişarbademli, güneyden Sütçüler, batı ve kuzeyden de Eğirdir ilçesiyle komşudur. Yüzölçümü 426 Km2 dir Yaklaşık 1200 metre rakımda bulunan ilçe eski adı olan ANAMAS ı ilçe coğrafyasına hakim olan Anamas Dağından almaktadır. Bu dağın yüksekliği 2388m.dir. İklimi İç Anadolunun karasal iklimi hakimdir. Kışları uzun, yağışlı ve soğuk, yazları ise kısa ve ılımandır. İlçede metrekareye 1000-1200 kg yağış düşmektedir. İl Merkezine uzaklığı 65 Km.dir.

    Tarihi Değerler

    Timbriada Antik Kolonisi; Antik yazarlardan Strabon (XII, 570) da Pisidia şehri olarak geçer. Yılanlı ovası, Akçaşar Köyü yakınlarındaki bir tepe üzerinde kurulmuştur. Eurymedon (Köprüçay) nehri yakınındadır. Antik kentte bugün bazı bina temelleri görülebilir. Şehir Helenistik dönemden M.S. 238 yılına kadar sikke basmıştır.





    ATABEY

    TARİHÇE

    Agros, M.Ö. 1900-1200 tarihleri arasında Hititler, M.Ö. 1200-696 tarihleri arasında da Friglerin egemenliğinde kalmıştır. M.Ö.587 yılında kurulan Lidya, kral Alyot döneminde psidya’yı egemenliğine aldı. Ancak bu dönem de psidya özerk olarak kaldı. Lidya kralı Krezüs’ün Pers kralı Kurus’a yenilmesinden sonra bölge COĞRAFİ KONUMU:

    Türkiye'nin güneyinde Akdeniz kıyıları boyunca uzanan batı ve orta Torosları içerisine alan Akdeniz bölgesinin batı yarısını kaplayan Antalya bölümünün iç kesimi olan göller yöresinin iki büyük yer1eşme merkezinden biri olan Isparta ilinin ilçe merkezlerinden birisidir.

    İl merkezine 23 km. uzaklıkta bulunan ATABEY'in kuzeyinde SENİRKENT, doğusunda Eğirdir, batısında Gönen, ilçeleri ile güneyinde Isparta merkez ilçeye bağlı olan KULEÖNÜ ve BÜYÜKGÖKÇELİ kasabaları ile çevrilmiştir. Atabey 202 krn2 yüzölçümüne sahiptir





    EĞİRDİR

    İlçenin Tarihi

    Eğirdir ve çevresinin Arzava Krallığı (M. Ö. 2000-1200) döneminde yerleşime açılmış olduğu yöredeki buluntulardan ve kalıntılardan anlaşılmaktadır. Eğirdir kentinin Lidya'nın son hükümdarı Kroisos (M.Ö. 560-547) tarafından kurulduğu ve ilk adının da "Krozos" olduğu sanılmaktadır. Şehrin iç kalesinin de Lidyalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Eğirdir M.Ö. 540 yılında Pers imparatorluğu tarafından zapt edilmiştir. Yaklaşık 200 sene aynı imparatorluğun egemenliği altında kalmıştır. Daha sora Seleukosların eline geçmiş, daha sonrada M.Ö. 188 yılında Agemea (Dinar) antlaşması ile Romalılara bırakılmıştır. Bu dönemde kent "Prostanna" adıyla anılmıştır. Eğirdir ve çevresinin M.S. 395'te Bizans egemenliğine girmesinden sonra şehrin orta çağda "Akroterion" şeklinde isimlendirildiği görülmektedir. Bizans egemenliğinin son döneminde şehrin adı "Akrotiri" olarak geçmekte ve Bizans'ın Anatolikon Theması sınırına dahil bulunuyordu. Yörede ilk Türk yerleşimi 1071'den bir kaç yıl sonra gerçekleştiği sanılmaktadır. Anadolu Selçuklu Hükümdarı 3.Kılıç Arslan 1204 yılında çevredeki şehirlerle birlikte Eğirdir'i Selçuklu egemenliği altına almıştır. Selçukluların sayfiye şehri olarak kullandıkları Eğirdir'i o dönemde "Cennetabad" olarak isimlendirilmiştir. 1310 yılında Hamidoğullarının eline geçen Eğirdir uzun süre bu beyliğe başkentlik yapmıştır. Sultan 2. Murat zamanında Osmanlı topraklarına katılan Eğirdir Cumhuriyetin kurulmasından sonra da ilçe statüsünü korumuştur.

    İlçenin Coğrafi Konumu

    Eğirdir ilçesi kuzeyden Yalvaç ve Gelendost ilçeleri, doğudan Şarkikaraağaç ve Aksu ilçeleri, güneyden Sütçüler ilçesi, güneybatıdan Burdur İli, Batıdan Isparta Merkez ve Atabey İlçeleri ve kuzey batıdan Senirkent ilçeleri ile komşudur. İlçenin kuzey kesiminde oldukça geniş bir alanı kaplayan Eğirdir Gölü ile göl alanını Isparta Çöküntü alanından ayıran dağlar ilçenin yüzey şekillerinin esasını oluşturur. Yüzölçümü 1414 km2, denizden yüksekliği 918 m dir. İklimi, Akdeniz ve İç Anadolu iklimleri arasında bir geçiş alanında yer almaktadır. Bu iklim tipine bağlı olarak ilçede ne Akdenizin yağışlı, ne de iç Anadolu'nun kurak iklimi söz konusudur. Yıllık sıcaklık ortalaması 11 ,9 0C, ortalama yağış 705 mm. dolaylarındadır.







    GELENDOST

    DOĞAL YAPI

    Gelendost, Isparta il merkezinin kuzeyinde, Eğirdir Gölü'nün 10 kilometre içerisinde kurulmuş 624 kilometrekare yüzölçümlü küçük bir ilçedir.Deniz seviyesinden 940 metre yükseklikte olan ilçede belli bir akarsu yoktur. Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında geçit teşkil eden bir iklime sahiptir.İlçede Ormanlar yok denecek kadar azdır. Bitki örtüsü Pırnal ve Çalılıklardan ibarettir.

    TARİH

    Gelendost ilçesi, ilkçağlardan beri, Pisidya Ülkesi adı verilen Göller Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden biridir. M.Ö.3500 yıllarında "Mirya veya Miryo" adı ile Hitit'lerin bir kolu olan Anamurla (Anamilli) Miryalılar tarafından kurulmuştur.M.Ö. 547 yıllarında bu topraklar Pisidyalıları yenen Perslerin egemenliği altına girmiştir.Kumandanlı Boğazında 17 Eylül 1176'da yapılan bir kısmı da Gelendost ovasında geçen Myriokafalon Savaşı'nı Türklerin kazanması ile Selçuklu topraklarına katılmıştır. Gelendost daha sonra Hamidoğulları Beyliğinin egemenliği altına girmiştir.Gelendost tarih boyunca Ablada, Sabinae, Myrio, Miryona, Miryo, Myriokafalon, Kalanda, Gelindi, Geledikos, Gelende-Abad,_Gelendoz adlarıyla anılmıştır.Afşar, 1478-1051 döneminde nahiye, 1522'deki tahrir kaydında kaza, 1568 tarihli tahrir kaydında kaza, Katip Çelebi'nin "Cihannüma" sında kaza olarak gösterilmiştir.16. yüzyılda Afşar nahiyesine bağlı olan Gelendost, Cumhuriyet döneminde 1930 yılında Afşar'ın yerine nahiye olmuştur.Daha sonra 6 Mart 1954 tarih ve 6324 sayılı kanunla da ilçe olmuştur







    GÖNEN

    DOĞAL YAPI:

    Gönen ilçesi, Isparta ilinin 24 kilometre kuzeyinde olup, doğusunda Atabey, kuzeyinde Uluborlu, güneyinde Isparta Merkez, batısında Keçiborlu ilçeleri ile komşudur. Güneybatısında Burdur ili bulunmaktadır. Isparta-Burdur karayoluna 5 kilometre mesafededir. İlçenin yüzölçümü 356 kilometrekaredir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1020 metredir. Kuzeyde Tınaz Dağı ve Yaylası, Kale Dağı, güneyde Söbü Dağı ile çevrilidir. Geniş ve verimli ovası vardır. En önemli ormanı Manastır Koruluğudur. 1989 yılından itibaren ilçeyi çevreleyen dağların eteklerinde yeşil kuşak adı altında çam ve sedir ağacı dikimi yapılmaktadır. Kış aylarında dağlardan inen kar ve yağmur sularını taşıyan Döğer Çayı, Kızıldere, Kışderesi ve Kızılcık Çayı bulunmaktadır. Döğer Çayının önüne yapılan Bağaran Göleti ilçe tarım alanlarının sulama ihtiyacını karşılamaktadır. Kara iklimi özellikleri taşımaktadır.

    TARİH:

    Gönen, tarih boyunca Kaue, Kawana, İustinianopolis, Gonana, Konana, Könan ve Gönan adlarıyla anılmıştır. Roma İmparatoru Augustos'un Pisidia adı verilen bölgede kurduğu dört şehirden biridir. Daha sonraları Gönen şeklinde söylenmiş ve günümüze kadar bu adı taşımaktadır. Gönen'in tarihi M.Ö. 3. ve 4. yüzyıla kadar dayanır. Yapılan araştırmalara göre ilk yerleşim yeri Yuvacca, şimdiki yayla adıyla bilinen yerdir. Buraya ilk gelenler Yürekçi göçerleridir. O zamanlar Gönen'in bulunduğu yer ve ova göl halinde olduğu için yerleşim Yuvacca'da gerçekleşmiştir. Yürekçi Yörüklerinin önemli geçim kaynağı da hayvancılık olmuştur. Selçuklular ve daha sonra Hamitoğulları Beyliğinin egemenliği altında bulunmuştur. Hamitoğlu Hüseyin bey, topraklarının büyük bir bölümünü Osmanlı Sultanı L. Murad'a satmış ve Gönen'e çekilerek kalan topraklarını buradan idare etmiştir. Böylece Gönen, büyük ve köklü bir yerleşim yeri olma özelliğini kazanmış, çevresinde 16 köy kurulmuştur. Osmanlı Devrine ait kayıtlarda Gönen'in adı "Hamitelindeki Gönen" olarak geçmektedir. Selçuklulardan kalma tarihi hamamın taş kitabesinde ise, "Şehr-i Gönen Kasaba-i Isparta" ibaresi önemli bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Gönen'in 16. yüzyıl başlarında Nefs-i Gönen Pazar ve Yakaköy isimli mahallelerden müteşekkil olduğu görülmektedir. 1522 ve 1568 yıllarındaki tahrirlerde ise Pazar, Kadı, Dutluca, Yağıbasan, Yakaköy, Alaca, Mescid ve Cüneyd Mescidi isimli yedi mahallenin yer aldığı görülmektedir.





    KEÇİBORLU

    DOĞAL YAPI:

    Keçiborlu ilçesi, doğusunda Isparta Merkez ilçe, batısında Afyon ilinin Dinar, Dazkırı, Başmakçı ilçeleri, kuzeyinde Uluborlu ilçesi, güneyinde Burdur ili ve Burdur Gölü ile komşudur. Yüzölçümü 565 kilometrekaredir. İlçedeki dağlar Batı Toros Dağlarının kuzey uzantılarıdır. En yüksek zirvesi 1890 metre ile Akdağ'dır. Göktepe, Gözlektepe, Kemek Tepe ilçeyi çevreler. Güney ve doğu tarafından bulunan Kılıç, Senir, Gümüşgün düzlükleri ilçenin önemli ovalarıdır. Keçiborlu ilçesi doğal bitki örtüsü yönünden zengin değildir. Kış yağışları ile oluşan ve yazın kuruyan küçük derelerden başka akarsuyu yoktur. Burdur Gölü'nün 22 kilometrelik kıyı şeridi Keçiborlu ilçesi sınırları içerisinde kalmaktadır. Kara iklimine sahip olup, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçmektedir. Yağışlar kış ve bahar aylarında yoğun olup, yıllık yağış ortalaması metrekareye 615 milimetredir.

    TARİH:

    Keçiborlu ilçesinin tarihi gelişimi Isparta ilçe merkeziyle benzerlik göstermektedir. Baris şehir devletine bağlı olarak görülmektedir. Keçiborlu, tarih boyunca Eudoxiopolis, Keçik-Borlu, Kiçi-Borlu isimleriyle anılmıştır. Keçiborlu'nun 1478-1501 tahrir kayıtlarında nahiye, 1522 ve 1568 tarihlerinde kaza, Katip Çelebi'nin "Cihannüma" sında ise kaza olarak yer aldığı görülmektedir. Hitit, İyon, Lidya, Pers, Hellen, Roma, Bizans medeniyetlerini yaşadıktan sonra çevresi ile birlikte 1204 yılında Sultan Kılıçarslan tarafından Anadolu Selçuklu devletinin egemenliğine girmiştir. Daha sonra Hamitoğulları Beyliğinde Uluborlu ve Gönen'e bağlı bir kasaba olarak varlığını sürdürmüştür. Merkezi ilk önce Uluborlu olan beyliğin bünyesinde olan Keçiborlu nahiyesi Hamitoğlu İlyas Bey zamanında Gönen'e bağlanmıştır. Bu durum Gönen Kadısı İsa bin Hamza tarafından 1472 tarihinde Keçiborlu'da bulunan Şeyh Şikem zaviyesine Agros Müderrisinin onayıyla verilmiş Vakfiye senedinden anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti zamanında tutulan kayıtlara göre bölgede bazı köylerin boşaldığı görülmektedir. 17 parça yerleşim yeri görülürken bunlardan Kılıç ve Senir civarında Burunköy, Fari, Yağıbasan ve Danişment isimlerine daha sonraki kayıtlarda rastlanmamıştır. Yok olan Danişment ve Yağıbasan köylerinin bu civarda 1472-1567 tarihleri arasında hüküm süren Gazi Muhammed bin Danişment ve oğlu Yağıbasan Nizamettin zamanında kurulduğu isimlerini kurucularından aldıkları sanılmaktadır. Yağıbasan ismindeki "Yağı" düşman anlamına gelmektedir. Yağıbasan Köyü harabelerinde önemli mermer taşlar ve sütunlar görülmesi Aydoğmuş ve Eber'de de Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait tarihi eserler ve kayıtların bulunması önemli birer yerleşim merkezi olduklarını göstermektedir. Aydoğmuş isminin bir Türk Komutanına izafeten veya Ramazan ve Bayramlarda ayın en iyi gözlendiği yer anlamına verildiği sanılmaktadır. Kılıç Kasabası harap olan Yağıbasan köyünün yakınındadır. Bölgenin fatihi Selçuklu Sultanı I-II. Kılıçarslan'ın adını taşır. Keçiborlu adının, bölgenin küçük tepeciklerinden oluşmasına izafeten kiçi (küçük) Bor (taş) kelimelerinden oluştuğu sanılmaktadır.





    ŞARKİKARAAĞAÇ

    DOĞAL YAPI

    Şarkikaraağaç ilçesi, güneyde Beyşehir, kuzeyde Yalvaç, Akşehir, Doğanhisar, batıda Gelendost ve Eğirdir, doğuda Hüyük, kuzeybatıda ise Yenişarbademli ile çevrilidir. Yüzölçümü 1232 kilometrekaredir. İlçenin etrafında, kuzeydoğuda Sultan Dağları, batıda Anamas Dağları, güneyde orta Toroslar, Karadağ ve Kızıldağ bulunmaktadır. Şarkikaraağaç ilçesi verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Çiçekpınar, Göksöğüt ve bazı köyler en verimli ovalara sahiptir. Belirli bir adla anılan ova yoktur. Beyşehir Gölü'nün bir bölümü ilçe sınırları içerisindedir. Akdeniz iklimi ile kara iklimi arasında, kara iklimine daha yakın bir iklim yapısına sahiptir. Yazları sıcak ve kurak; kışları ise soğuk ve yağışlıdır.

    TARİH

    Karaağaç tarihi Anadolu tarihinin bir parçasıdır. Bu bölgede sırasıyla, Etiler, Frigyalılar, İyonlar ve Lidyalılar egemen oldular. Daha sonra İraniler, Makedonyalılar, Selefkoslar, Romalılar, Araplar, Selçuklular, Hamitoğulları ve Osmanlı Devleti bölgeye egemen olurken Şarkîkaraağac’a de egemen olmuşlardır. Şarkikaraağaç, tarih boyunca Khillarnion, Pedion, Anabura, Neapolis, Asikale, Karaağaç, Karaağaç-ı Yalvaç ve Karaağaç'ı Şarki adlarıyla anılmıştır. İlçeye "Karaağaç" isminin verilmesi ise, bölgeye ilk yerleşimin büyük bir karaağaç'ın çevresinde olmasına bağlanmaktadır. Başka yerlere de aynı isim verildiğinden karışmaması için "Şarki" kelimesi eklenmiştir. Karaağaç Bizans'a bağlı iken Türk akınlarına maruz kalmıştır. Karaağaç ve havalisi Selçuklulardan Rükneddin Süleyman Şah'ın oğlu lll. Kılıçarslan zamanında 1203 yılında Selçukluların eline geçmiştir. Kılıçarslan'ın katlinden sonra 1264 yılında lll. Gıyaseddin Keyhüsrev Sultan olmuş 1281'e kadar sultanlığı sürmüştür. Bu senelerde Karaağaç'a şimdi Camii kebir denilen Ulu Cami yaptırılmıştır. Caminin batı tarafındaki bir pencerenin üzerinde bulunan bir kitabeden Selçukluların o zamanki durumu anlatılmaktadır. Bu bilgilere göre caminin yapıldığı yıllarda Selçuklu ülkesi Gıyaseddin Keyhüsrev ve Gıyaseddin Mes'ud arasında ikiye bölünmüştür. Karaağaç, Hamitoğulları Beyliğinin İsauria kısmına düşmüştür. Hamitoğulları ikiye ayrılınca Karaağaç, Dündar Bey oğulları bölgesinde kalmıştır. Karaağaç coğrafi konumu itibarıyla Eşrefoğulları, Germiyanoğulları ve Karamanoğulları beyliklerinin etkisi ve egemenliği altında kalmıştır. İlyas Bey zamanında Karaağaç'ı Karamanoğullarından Alaaddin Bey de işgal etmiştir. İlyas Bey'in oğlu Kemalmeddin Hüseyin Bey de Karamanoğulları'nın tecavüzüne karşı 1380 senesinde Osmanlı Padişahı Murad Hüdavendigar ile yaptığı antlaşma sonucu, seksen bin altın karşılığında Isparta, Yalvaç, Akşehir, Beyşehir, Seydişehir ve Karaağaç'ı Osmanlılara vermiştir. Böylece bölgede Osmanlı hakimiyeti başlamıştır. Osmanlı Devleti zamanında Karaağaç bir kültür merkezi haline gelmiş, üç adet medrese ve değerli hocalarıyla bilim, siyaset ve sanat adamları yetiştirmiştir. Şarkîkaraağac’ın 13. yüzyılda "Saçıkara" isimli Türk Aşireti tarafından Türklere mesken olduğu anlaşılmaktadır. Belde Osmanlıların eline geçtikten sonra, halkın isteği üzerine Fatih Sultan Mehmed Han emriyle "Alcıklar Çeşmesi" yaptırılmış ve Ulu Camii tamir ettirilmiştir. Beldeye ismini veren Ulu Karaağaç'ın bugünkü Belediye Hamamı civarında bulunduğu bilinmektedir. Karaağaç, Milli Mücadeleye malıyla canıyla her şeyi ile katılmıştır. Sivas Kongresinden sonra alınan kararlar doğrultusunda, milli mücadelede önemli rol oynayan milli kuvvetlerin ilk tesis edildiği yerlerden birisi de Karaağaç'tır. Şarkikaraağaç, Yalvaç Karaağacı olarak Yalvaç'a bağlı bir nahiye iken 1863 yılında ilçe olmuştur. İlçe statüsü Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir





    SÜTÇÜLER

    DOĞAL YAPI:

    Sütçüler ilçesi, Isparta ilinin güneyinde yer almaktadır. Doğusunda Konya iline bağlı Beyşehir, Seydişehir ilçeleri; batısında ve kuzeyinde Eğirdir ilçesi; Güneyinde Antalya iline bağlı Serik ve Manavgat ilçeleri; Güneybatısında Burdur ilinin Bucak ilçesi ve kuzeydoğusunda Şarkikaraağaç ilçesi ile komşudur. Yüzölçümü 1287 kilometrekaredir. Denizden yüksekliği 250 m ile 2500 m arasında değişmektedir. Batı Torosların; güneybatı kuzeydoğu ve güneydoğu doğrultusunda sıkışarak birbiri içine girmesinden meydana gelen üçgen içinde yer alması Sütçüler'e tamamen dağlık bir coğrafya yapısı kazandırmıştır. Bu dağlar Alp sistemindeki genç dağlardır. lll. zaman Oligosen'de meydana gelmişlerdir. Miosen'de değişime uğramışlar, deniz menşeli kalkerler depo etmişlerdir. Oligosen ve Pileistosen'deki tektonik olaylar sonunda yükselmişler ve gençleşmişlerdir. Bu dönemden sonra iğne yapraklılar gelişme ortamı bularak bölgede geniş ormanlar oluşmuştur. Sütçüler'i Beyşehir ile Dedegöl (Dippoyraz) Dağı, Kuzeyde Eğirdir ile Anamas Dağı, Yılanlı Ovası, Kovada Gölü, güneyde Bucak ile Aksu Çayı ve Güneyde Serik ilçesiyle Sanlı yaylası ayırır. Tamamen engebeli bir arazide yer alan ilçede geniş düzlükler çok azdır. Dağlar arasında kalan küçük düzlükler yayla görünümünde olup, kullanılabilir arazi ilçe yüzölçümünün yüzde 20'sini geçmez. Yörenin en önemli dağları; Dedegöl (2980 m), Sarpdağ (2500 m), Anamas Dağı (2110 m), Kartoz-Dumanlı Dağ (2260 m), Bozburun Dağı (2504 m), Karadiken Dağı, Erenler Dağı, Karadağ, Türkmen Dağı, Akpınar Dağı, Ardıç Kepezi ve Meneviş Kepezidir. Bu dağların arasında yer alan küçük ovacıklar ise; Çandır Ovası, Çobanisa Ovası, Çimenova, Ayvalı Ovası, Kızılova, Gavurini, Zengi Yaylası, Kuyruktutan Yaylası ve Aliefendi Yaylasıdır. İlçe merkezi, çanak biçiminde dağlarla çevrili bir vadinin yamaç ve tabanında kurulmuştur. Bu yamaçlar bağ ve bahçelerle kaplıdır. Ayrıca, Katip Çelebi'nin dediği gibi, nefis dut pekmezleri yapılan dut ağaçları vardır. İlçe sınırları içinde akan iki akarsu mevcuttur. Bunlardan Köprüsu, Eğirdir sınırları içerisinden doğup, Yılanlı- Pazarköy ovasını geçtikten sonra Ayvalıpınar Kasabasında ilçe sınırları içerisine girer. Dippoyraz, Dumanlı dağları ve bu dağların paralelindeki Tota ve Sarpdağ arasındaki derin vadiden geçer, Kartoz suyunu da bünyesine alır, Serik'ten Antalya sınırlarına girerek Akdeniz'e dökülür. Diğer önemli akarsuyu da, ilk kaynağını Isparta suyundan alan Aksu Deresidir. Sütçüler merkezinden doğan Yeşilder, Çandır'daki Çandır çayı ile birleşerek Aksu'ya katılır. Aksu, üzerinde kurulan Karacaören l. ve ll. hidroelektrik santrallerini besleyerek Akdeniz'e dökülür. İlçede iki havza mevcut olup, buna bağlı olarak ta iki tür iklim vardır. Doğu-batı doğrultusunda ilçeyi ikiye ayıran Bozburun, Sarpdağ ve Tota dağları iklim bakımından iki havzayı ayırır. Çandır, Sığırlık, Şeyhler ve Melikler köyleri birinci havzada bulunur ve Akdeniz iklimi hüküm sürer ve Akdeniz bitki örtüsüne sahiptir. Yabani zeytin ve meneviş ağaçları doğal bitki örtüsüdür. İkinci havza, Köprüsuyu havzasıdır, dağlık bir araziye ve karasal bir iklime sahiptir. Bitki örtüsü iğne yapraklılardan oluşur, az miktarda yapraklılardan oluşur, az miktarda meşe ormanları da bulunur.

    TARİH:

    Sütçüler ilçesinin kuruluşunun M.Ö. 200 yıllarına kadar dayandığı bilinmektedir. Adada olarak adlandırılan bu antik kent, Pisidia bölgesinde; Pisidia il Pamphilin bölgeleri arasında yer almaktadır. Bu eski yerleşim yeri Helenistik dönemde en parlak yıllarını yaşamış, bugün hala ayakta kalabilen tapınaklar, meclis binaları, anfi tiyatrolar yapılmıştır. Adada'dan Alanya'ya kadar uzanan Kral Yolu bugün konumunu muhafaza etmektedir. Arkeoloji literatüründe Adada olara geçen kentin adının Pavlu olabileceği de iddialar arasındadır. Yörenin Türklerin eline geçmesinden sonra Pavlu ismi uzun süre kullanılmıştır. Bunun yanı sıra isba, Pavlikan adlarıyla da anılan yöre, 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonraki yıllarda zaman zaman Türklerin eline geçmişse de, kesin olarak Türklere geçiş tarihi 1224 Alaaddin Keykubat zamanına rastlar. Bu dönemde Atabey başta olmak üzere Isparta, Eğirdir Selçukluların elindedir. 1300 yıllarında Hamitoğulları Beyliği Eğirdir'de kurulana kadar Sütçüler Selçukluların elinde kalmıştır. Bu 70-80 yıllık dönemden günümüze Selçuklu Eseri olarak Sefer Ağa Camisi kalmıştır. Daha sonra Hamitoğlu Beyliğinin bütün toprakları ile birlikte Osmanlı egemenliğine girer. Osmanlılar zamanında bir süre Kara Bavlu olarak da anılmıştır. Türklerin Anadolu'ya gelmelerinden sonra, Batı Akdeniz yöresini yurt edinen Türk Boyları uzun süre göçer hayatı sürdürmüşlerdir. Horasan'dan gelen Kayı Boyu Türkmen aşiretlerinden biri de Alanya-Manavgat yöresini yurt edinmiş, Sütçüler ve havalisindeki geniş otlakları da kendilerine yazlık olarak seçmişlerdir. Konar göçerlerden bir bölümü, ormanları, otlakları ve serin sularıyla beğendikleri yöreye sürekli yerleşmişlerdir. Yıva (Bavlu), 1478-1501 tahrir kayıtlarında nahiye (zeamet), 1522 ve 1568 tahrir kayıtlarında kaza, Katip Çelebi'nin Cihannümasında ise kaza olarak görülmektedir. Bavulu şekline dönüşen isim, Cumhuriyet döneminde 1962 yılına kadar sürmüş, bu tarihte yerleşime dağ-dağlık anlamına gelen Cebel ismi verilmiştir. 1938 yılında, belde halkının büyük şehirlerde sütçülük yapmaları üzerine ismi Sütçüler olarak değiştirilmiş ve Eğirdir'e bağlı bir nahiye iken ilçe statüsü verilmiştir.





    ULUBORLU

    DOĞAL YAPI

    Uluborlu'nun güneyinde 2463 rakımlı Kapı Dağı ve bunun uzantısı olan Yuvaça yaylası, batıda 2097 rakımlı Şalgamlık Tepesi, kuzeyinde ise 1800 rakımlı Kılıçlayan Dağları bulunmaktadır. Doğusu açık olup Senirkent Ovasına uzanmaktadır. Güneybatıda bulunan Pupa Çayı, Güneydoğudan çıkan Şehir Çayı, Güney kısmında bulunan Şalgamlık Deresi, Halkalı Deresi ile Doğusunda Su Uçan Şelalesi, Akçay Şelalesi, Değirmen Deresi, Batısında İleydağı Çayı, Kuzeyinde Kızıldere ve Dereköy Çayı belli başlı akarsularıdır. Bunlardan Pupa Çayı üzerinde 1977 yılında kurulan Uluborlu Barajı sulama suyu olarak kullanılmaktadır. Uluborlu ilçesinin kuzeyinde Dinar, doğusunda Senirkent, güneyinde Atabey, Gönen ve batısında da Keçiborlu bulunmaktadır. Önceleri Toros kollarının uzantısı olan Kapı Dağı'nın eteğinde kurulmuş, 1950 yılından sonra da şimdiki bulunduğu Uluborlu ovasına taşınmıştır. Uluborlu ilçesi, coğrafya olarak Akdeniz Bölgesinde bulunmasına rağmen tam bir Akdeniz iklimi özelliklerini taşımamaktadır. Göller Bölgesi ikliminin karakteristik özelliklerinden olan, ilkbaharı kısa, sonbahar ve kışı diğer mevsimlere göre biraz daha uzun olan bir iklim özelliği taşır. Yazları sıcak ve kurak, kış ayları ise soğuk ve yağışlıdır. Kışın en soğuk günleri ortalamasının -15 C ve yazın en sıcak günlerinin ortalamasının ise +31 C derece olduğu tespit edilmiştir. Yağışlar en çok ilkbahar ayları başında ve Sonbahar aylarında yağmakta olup, ekseriyetle batı ve Güney kesiminden gelmektedir.

    TARİH

    Tarih öncesi devirlerden beri çeşitli milletlerin medeniyet kurduğu Uluborlu, üzerinde kurular medeniyetlerin izlerini hala taşımakta olan eski bir yerleşim merkezidir. 1800'lü yıllarda çeşitli Avrupa bilginlerin yapmış oldukları araştırmalar sonucu; Uluborlu'nun 4000 sene önce Hititler tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır. Hititlerin sosyal yapısı itibarıyla buraya bir ad verilmemiştir. Fakat Uluborlu'nun korunmaya elverişli bir bölge olması büyük bir yerleşim yeri olmasını sağlamıştır. Bu döneme ait çeşitli kalıntılar hala mevcuttur. Hititlerin Milattan Önce 1200 yılında yıkılmasından sonra hiçbir milletin egemenliği altına girmeyen Uluborlu, M.Ö. 800'lü yıllarda Frig Devletinin egemenliğine girmiştir. Uluborlu, Frigler döneminde yerleşimi konu olmuştur. Daha sonra sırasıyla Lidyalılar, Persler, Pisidyalılar, ,Galatlar, Romalılar tarafından idare edilmiş olup bu döneme ait pek çok medeniyet kalıntıları günümüze kadar gelmiştir. Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Bizanslıların eline geçmiştir. Şehit, Seleukoslar döneminde Apollonia adıyla anılmıştır. Bu döneme kadar Apollonia, Ayvalar Memleketi anlamına gelen Mordiaum, Zosimos isimli papazın ismine izafeten Sozopolis adını almıştır. Uluborlu, Türklerin fethi öncesinde Apollonia, Sozopolis, Mardion, Mardiyon, Margion, Mardiaion adlarıyla anılmıştır. 1070'li yıllarda Selçuklu Sultanı Süleyman Şah tarafından yapılan savaşta Bizans İmparatoru Ioannes Kommenos'den alınarak Türk egemenliğine girmiştir. Türk egemenliğinden sonra Uluborlu, Borgulu, Burgulu, Bur'ulu, Uluğborlu isimlerini almıştır. Kesin olarak Anadolu'nun Türklerin eline geçmesini sağlayan Miryakefalon Savaşı Uluborlu'ya çok yakın yerde, Kumdanlı Boğazında yapılmıştır. Bu savaşta askeri ve lojistik destek Uluborlu üzerinden sağlanmıştır. Savaşın kazanılmasından sonra önemli Türkmen Beyleri Uluborlu'ya yerleşmişlerdir. Şu anda ve yakın tarihte Uluborlu ve çevresinde çeşitli ırk ve dinlere rastlanmamaktadır. Halkın bu özelliği, Myriokephalon Savaşı'ndan sonraki yerleşime dayandırılmaktadır. Selçuklular döneminde Borgulu adını alan Uluborlu önemli bir merkez olmuş, 13 tane medrese açılmış çeşitli şehzadeler Uluborlu'da ikamet etmişlerdir. Etnik yapı bakımından darda kalan Türkmen idarecilerin sığınma yeri olmuştur. ll. Gıyaseddin Keyhüsrev bu konuda önemli bir örnektir. Ayrıca Selçuklu Şehzadesi Rükneddin Gey–Amers'in Uluborlu'da vefat edip ve buraya defnedildiği bilinmektedir. Mezarının yanında kendi ismiyle anılan bir medrese inşa edilmiştir. Alaaddin Keykubad'ın üvey annesi Melike Adile Hanım taht mücadelesinde karışıklık yarattığı için Uluborlu'da öldürülerek malı müsadere edilmiştir. Müsadere edilen maldan şimdiki Alaaddin Camii yaptırılmıştır. Kırşehir dolaylarında başlayan Babai isyanından kaçan Ahi'lerin bir kısmı Uluborlu'ya gelip yerleşmişlerdir. Bunlara ait türbeler ve Arpacık adıyla anılan bir çeşme günümüze kadar gelmiştir. Yunus Emre'nin hocası olan Taptuk Emre ve Ahi Evran, Babai isyanlarında öldürülmüş, ayrıca Moğol baskıları sonucunda Ahiler güvenlikleri için Anadolu'nun batısına doğru gelmişlerdir. Bu göçler sırasında büyük şair Yunus Emre'nin de bölgeye gelmiş olması tahmin edilmektedir. Halkın dilinde dolaşan menkıbelerin dışında Yunus Emre'nin Uluborlu'da yaşadığı ve mezarının bölgede olduğu hakkında bilimsel deliller vardır. Selçukluların zayıflamasından sonra burada kurulan Hamitoğulları Beyliğinin idaresine giren Uluborlu, on yıl kadar beyliğin başşehri olmuştur. Uluborlu daha sonra Osmanlı topraklarına katılmış, Konya Sancağına bağlı bir kaza olarak varlığını sürdürmüştür. Uluborlu, l. Sultan Selim devrinde düzenlenen Taksimat-ı Memalik-i Osmaniye'de Hamit İli'nin 21 kazasından beşincisi olarak gösterilmektedir. Osmanlı yönetiminde söz sahibi olmuş, çeşitli idareciler burada yetişmiştir. Milli Mücadele yıllarında ülkenin kurtuluşu için kurulan derneklerin şubeleri Uluborlu'da da açılmış, belde fiili olarak milli mücadeleye katılmıştır. Uluborlu'nun, tarih boyunca; Mordiaion, Mardion, Mardiyon, Margion, Apollonia, Sozopolis, Borgulu, Bur'ulu, Uluğborluk, Uluğborlu isimlerini aldığı bilinmektedir.





    YALVAÇ

    DOĞAL YAPI:

    Yalvaç ilçesi Akdeniz Bölgesi'nin batısında yer alır. Sultan Dağlarının güneybatı eteklerine yayılmıştır. Doğuda Konya ilinin Akşehir, batıda Senirkent ve Afyon ilinin Çay ilçesi, Kuzeyde Sultandağı, güneyde ise Şarkikaraağaç ve Gelendost ilçeleri ile sınırlıdır. Yüzölçümü 1415 kilometrekaredir. Denizden ortalama yüksekliği 1100 metredir. En yüksek noktası ise, 2531 metre il Yalvaç-Çay sınırında bulunan Gelincik Ana tepesidir. Akköprü ve Sel Çayları Sultan Dağlarından doğan yörenin önemli iki akarsuyudur. Yalvaç, Kumdanlı, Hüyüklü ve Yağcılar ovaları ilçe sınırlarında kalan başlıca düzlüklerdir. İlçenin batısındaki Hoyran Gölü ilçenin tek gölüdür. Yalvaç ilçesinin iklimi; Akdeniz iklimi ile kara iklimi arasında geçiş özelliği taşır. En yüksek sıcaklık 37 derece, en düşük sıcaklık -18 derece olarak tespit edilmiştir. İlçenin yıllık ortalama sıcaklığı 12 derecedir. Yıllık ortalama yağış 470 mm.'dir. En fazla yağış kış mevsiminde, en az yağış ise yaz aylarında görülür. Bölgede hakim esen rüzgar Poyrazdır. İklim özelliklerin bağlı olarak, "Step otu" topluluklarına benzeyen otluklar ile Akdeniz Bölgesinin tipik bitki örtüsü makilere benzer çalılıklar ile çam, ardıç ve meşeden oluşan ağaç toplulukları mevcuttur. Otluklardan da çok koyun, keçi gibi hayvanların beslenmesinde yararlanılır. Ağaç ve çalılıklar ise, Çetince, Bağkonak, Kuyucak, Gemen, Sücüllü, Kapıkara Orman ve Koruları şeklinde doğu-batı istikametinde sıralanmaktadır.



    TARİH:

    Tarih öncesi devirlerden başlayarak Yalvaç ve çevresinin önemli bir yerleşim merkezi olduğu görülür. Yalvaç'ta yapılan tarih öncesi araştırmalar sonucunda bir çok yerleşme yeri tespit edilmiştir. Bununla beraber Geç Neolitikten daha eskiye inen bir yerleşme merkezi henüz bulunmamıştı. Teknepınar ve Kuyucak Höyüklerinden elde edilen keramikler, obsidyen ve çakmak taşından yapılmış muhtelif aletler buralarda oldukça yoğun bir Geç Neolitik Çağ yerleşmesinin varlığına tanıklık eder. Yalvaç'ın Kalkolitik çağda iskan gördüğünü Yarıkkaya ve Kayadibi höyüklerinde göze çarpan pişmiş toprak buluntular kanıtlanmaktadır. Dr. Mehmet Taşlıalan'ın Yalvaç'ın Tarihçesi adlı araştırmasında verilen bilgiler Yalvaç'ın Tunç çağında da önemli bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Anadolu'da M.Ö. 3200-1200 yılları arasında tarihlenen Tunç Çağında, Anadolu'nun birçok yerinde ve göller bölgesinin hemen her kesiminde olduğu gibi, Yalvaç yöresinde de çok sayıda yerleşme yeri olduğu yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Elde edilen malzemelerin değerlendirilmesi sonucunda kırka yakın Tunç Çağı yerleşim merkezi tespit edilmiştir. Yalvaç yöresinde ilk ve orta Tunç Çağlarında yerleşme yerlerinin yoğun olmasına karşılık son Tunç Çağında yerleşmenin oldukça azalması dikkat çekmektedir. M.Ö. 546 yılında Lidya Kralı Kroissos'un Pers Kralı Kyros'a yenilmesinden sonra, tüm Anadolu toprakları gibi Pisidia'da Pers idaresi altına girmiştir. Ne var ki Pers işgalini gösteren herhangi bir kanıt, diğer Pisidia şehirlerinde olduğu gibi Yalvaç yöresinde de ele geçmemiştir. Ancak W. Ramsak, Kilikya'dan batıya hareket eden Pers Kralı Xerxes'in M.Ö. 481 yılında Suğla ile Beyşehir göllerinin doğusunda Antiocheia üzerinden geçerek Eğirdir Gölünün kuzeyinde Uluborlu ve Dinar'dan Sardes'e gittiğini yazmıştır. Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334'de başladığı Anadolu seferiyle Pers'lerin egemenliğine son verir. Yalvaç'ın o dönemdeki adı Pisidia Antiocheia olarak geçmektedir. Antiocheia'nın M.Ö. 300-280 yılları arasında l.Antiokhos tarafından Seleukos kolonisi olarak kurulduğu sanılmaktadır. Yalvaç'ın tarih boyunca Menar, Pisidia, Antiocheia, Colonia Caesarea, Tochia ol Antiochia, Colonia Caesarea Antiocheia isimleriyle anıldığı görülmektedir. l.Antiokhos'un ölümünden sonra Antiocheia, Bergama Kralı l.Attalos (M.Ö. 241-197) tarafından alındı. Bergama Krallığı Seleukos'larda sık sık çarpışmaya girdiler. Seleokos'ların eline tekrar geçen bölge M.Ö. 189 yılında Romalıların istilasına uğradı. Romalılar, Bergama Kralı lll. Antiokhos ile barış yaparak aldıkları toprakları Bergama Krallığına verdiler. M.Ö. 133 yılında Bergama Kralı toprakları tekrar Romalılara bıraktı. Bu olaydan sonra Romalılar, "Asya Teşkilatını" kurdular. İmparator Konstantin 311 yılında Hıristiyanlığı serbest bırakmış ve dinin yayılmasına yardımcı olmasıyla, Hıristiyanların büyük şehirlerde birer metropolitliği oluşturdu. Antiocheia’nın da 325-787 yılları arasında muhtelif yerlerde yapılan meclis veya konsüllere bir metropolit ile katıldığı biliniyor. Bu dönemde Antiocheia'ya metropolitlik olarak, Neopolis (Şarkikaraağaç) Sozopolis (Uluborlu) ve Nikopolis bağlı idiler. Hıristiyanlık tarihinin önemli bir olayı da 46 yılında St.Paul ve St.Barnabas'ın Antiocheia’ya gelerek dini yaymak istemeleridir. St. Paul'un Anadolu'ya yaptığı üç seyahatinde Antiocheia’ya uğraması kentin hristiyanlık alemi için oldukça önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Bu dönemde Hıristiyan Bizans'ın düşmanı Müslüman Araplar olmuştur. Araplar Anadolu'ya sayısız akın yapmışlardır. Antiocheia’ya yapılan akınların en şiddetlisi, Halife Velid devrinde oğlu Abbas tarafından 713 yılında yapılandır. Yakılan ve yıkılan şehirden binlerce esir alınarak geri dönülmüştür. 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu Akınlarına başlayan Selçuklu Türkleri zaman zaman bazı toprakları ele geçirmiş daha sonra bırakmak zorunda kalmışlardır. Antiocheia savunmaya elverişli bir merkez olduğundan, l. Haçlı orduları Selçuklu saldırılarına karşı buraya sığınmışlardır. 1101 yılında Bizans'a aittir. Yalvaç (Antiocheia) ve çevresinde devam eden Türk-Bizans mücadelesine rağmen 1176 yılına kadar taraflar birbirlerine kesin üstünlük kuramamışlardır. Önemli bir olayda ll. Haçlı seferleri sırasında olmuş, Fransız Kralı Louis ile Türkler arasında Antiocheia'da yapılan savaşta (1148) Bizanslılar geri çekilmek zorunda kalmalarıdır. 1176 yılında Sultan ll. Kılıçarslan ile Bizans İmparatoru Manuel Kommenos arasında Kumdanlı boğazından yapılan Myriokephalon Savaşı ile Yalvaç kesin olarak Türk egemenliğine girmiştir. Yalvaç bir Türk beyinin adıdır. Malazgirt Savaşından sonra Türklerin Batı Anadolu'ya yayılmaları sırasında, Oğuz boylarından Emir Boyu Yalvaç Bey önderliğinde, Antiocheia'ya yerleşmişler ve kent bundan sonra Yalvaç adını almıştır. 1243 Kösedağı savaşından sonra İlhanlıların kontrolüne giren Yalvaç, 1280 yıllarında kurulan Hamitoğulları Beyliği sınırları içinde kalmıştır. 1380'de l. Sultan Murad zamanında Osmanlı Devleti egemenliğine girmiştir. 1840 yılında kaza olarak Konya'ya bağlanmış, 1864 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. Yalvaç, Cumhuriyetin ilanından sonra Isparta'ya bağlanmış ve her geçen gün gelişen bir ilçe durumuna gelmiştir





    YENİŞARBADEMLİ

    TARİHÇESİ:

    Coğrafi şartların uygun olduğu Yenişarbademli, tarih boyunca birçok uygarlığa sahne olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, M.Ö. 4000 yıllarında Etiler (Hititler), M.Ö. 1500 yıllarında Frigyalılar, M.Ö. 800 yıllarında İyonlar, M.Ö. 600 yıllarında Lidyalılar, M.Ö. 446 yıllarında Persler, M.Ö. 190 yıllarında Romalılar, M.S. 395 yıllarında Bizanslar yörede egemen olmuşlardır. 1071 Malazgirt zaferinden sonra 1142 yıllarında Selçuklu topraklarına katılmış, 1810 yılında Konya vilayetine bağlı bir kaza olmuştur.

    Yenişarbademli, ilçe statüsüne 1990 yılında sahip olmuştur. İlçe ve yöresinde günümüze kadar ulaşan 25 civarında ören yeri bulunmaktadır. Ayrıca, tepeler üzerine kurulmuş çeşitli zamanlara ait kale kalıntıları bulunmaktadır.

    Bunların başlıcaları; Kestel (küçükkale), Kaledost (geledost), Doğdu, Çataltepe, Asar (kaletepe), Ortatepe, Mandras, Maltepesi, Aktepe (Gavur harmanı) dır. Ayrıca, vadilerde kurulan 12 yerleşimde ise sarnıçlar, kaleiçi ve yer altı evleri bulunmaktadır. Psidia bölgesine dahil olan Yenişarbademli’deki kalıntılar, Roma ve Bizans dönemlerindeki Gorgorum antik kenti olarak anılmaktadır.

    COĞRAFİ KONUMU:

    İlçe, Beyşehir Gölünün batısında Toros dağlarının kuzey uzantısı olan Anamas Dağları ile bütünleşir. Doğusunda Beyşehir, batısında Aksu ve kuzeyinde Şarkikaraağaç ilçeleri ile çevrilidir. İlçe denizden 1150 m yüksekliktedir. Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında kara iklime yakın bir iklimdedir. İl merkezine uzaklığı 177 Km olup, yüzölçümü 184 Km2 yüzölçümündedir.
     
  3. Google

    Google Özel Üye

    ısparta - ısparta resimleri - ısparta bilgileri - ısparta hakkında geniş bilgi
     

Bu Sayfayı Paylaş