Islam'da eğitim

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda =FiRaRi tarafından 26 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Islam'da eğitim konusu Yazar : Bayraktar BAYRAKLI
    Yayınevi : M.Ü. İlahiyat Fakültesi
    Baskı : İstanbul / 1989 / 304 sayfa
    -----------------------------------------------------------------------
    Milli Eğitimimiz, bir bunalım devri geçirmekte; ilkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarında bir dejenerasyon havası esmektedir. Bütün müesseselerde eğitim iyice gevşemiş, öğretmenlerle öğrenciler çok yerde birbirinden kopmuş, hatta birbirine düşman olmuş, bazı okullarda eğitim görevi hiç yapılmaz hale gelmiştir. Tarihimizin hiçbir devrinde eğitimin bu kadar yozlaşmaya yüz tuttuğu görülmemiştir. Bu durumdan kurtulmamızın çaresi nedir? Eğitimcilerimizin çoğu çareyi Batı eğitim sistemlerinde aramakta; Avrupalı, Amerikalı pedagogların fikirlerini savunmaktadırlar. Yakın tarihimizde Batı eğitim sistemi istikametinde geçirdiğimiz tecrübelerden, giriştiğimiz uygulamalardan beklediğimiz müspet sonuç elde edilememiştir. Aksine, öğretmen-öğrenci çatışmaları, genç nesillerin birbirine düşman olmaları gibi eğitim tarihimizde hiç görülmemiş felaketler ortaya çıkmıştır. O halde, nazariyeyi değiştirmek, tarihimizi yapan fikir ve kültür sistemine, kendi eserimize, kendi benliğimize dönmek mecburiyetindeyiz.

    Bizim kültürümüzün, terbiye sistemimizin mayası İslamiyet’tir, İslamiyet’in getirdiği değerlerdir. Bütün dünyayı etkileyen eğitim sistemlerinde, eğitim nazariyelerinde ve eğitim felsefelerinde fazilet namına ne kadar müsbet ilke, fikir ve iddia varsa hepsi İslamiyet'in eğitimimize getirdiği değerlerde mevcuttur.

    İslam terbiyesi rasyonel bir işleyiştir. Bu terbiye dünya eğitimcilerini bir noktada toplayacak, birleştirecek ilmi gerçeklerle doludur.

    Terbiyede, hareket noktasını ve gelişme sürecini; terbiye ilminin stratejisini, mekanizmasını, ahlaki boyutlarını İslam eğitimcileri ortaya koymuşlardır. Gazali, Farabi, Burhaneddin Zernuci, İbn Sina, İbn Rüşd, Yusuf Has Hacib, Muhammed Kutub gibi filozof ve bilginler İslam terbiye sistemi içinde yetişmişler, hür düşünceyi ve ilmi müdafaa etmişlerdir.

    Dünya eğitimcileri terbiyenin nihai amacını “iyi vatandaş yetiştirmek” şeklinde ifade ederler. İslam’da terbiyenin nihai amacı iyi insan yetiştirmektir.

    İslami eğitim ilkelerinde kişiyi bütünüyle ve her yönüyle ele almak ve çoğunun fıtratına uygun bir eğitim usulü uygulamak öngörülmüştür. Çağdaş psikolojinin görüşü ve modern pedagojinin iddiası da bu istikamettedir.

    İslam terbiyecilerinin görüşlerine göre ruhi hayat zaman içinde değişken ve esnek bir özellik gösterir. İşte ruhun bu özelliğidir ki; eğitime imkan kazandırır. Eğitim dünyasında bu fikri benimsemeyen yoktur.

    İnsanı yalnız maddi yapısı, fizyolojik özellikleri ile niteleyenler eğitimin yarım kalmasına sebep olmuşlardır. Maddeci idealizmde de eğitim açısından yarım kalmış bir uygulama egemendir. “üretim için eğitim”,”Üretim içinde eğitim”,”Zihni mükemmeliyet yerine ekonomik verim” ilkelerini ileri sürenler aynı şekilde hataya düşmüşler, eğitimin kültürel ve ahlaki boyutlarını çiğnemişlerdir.

    İslam terbiyesi, bütün teferruatı ile müsbet bir bütünlük arzeder. İslam terbiyesinde boş zaman yoktur. İslam terbiye usulü, zamanı bedenin ve ruhun ihtiyaçlarına göre doldurmuş ve değerlendirmiştir. İslamiyet insanı yalnız ibadetle görevlendirmez; insan hayatında ibadet kadar işin, iş kadar dinlenmenin ve eğlenmenin de yeri vardır. İslam terbiyesindeki hedeflere göre, Allah adı ile yapılan her meşru iş, Allah yoluna götüren her hareket ve ahlaki davranış ibadettir.

    Allah’la, dinle ilgisi kesilmiş kimselerin ruhunda öyle bir ağırlaşma, soğuma ve taşlaşma olur ki, bu hal giderek kişiyi adi bir yaratık haline getirir ve intihar psikolojisinin içine sokar.

    İnsan ruh ve beden unsurlarından oluşan bir terkiptir. Bu terkip, kainatı temsil eden bir özelliğe ve dünyayı etkileyecek bir güce sahiptir.”İnsan kainatın en mükemmel sentezidir.” Zira: “İnsan en güzel surette yaratılmıştır.”

    Eşref-i mahlukattır. İslam, insana en yüksek değeri vermiştir ve insan sevgisini eğitimde prensip olarak vermiştir.

    İslam terbiyesinde faaliyet (aktiflik) esas alınmıştır. Hayatın devamı, gelişmesi ve yükselmesi faaliyet ve mücadele ile mümkündür. “Hayat mücadeleden ibarettir.”

    İnsan içinde yaşadığı dünyayı ve kainatı tanıyacak, öğrenecektir. Nimet ve hikmetlerden istifade edecektir. Eğitimin en muteber hedeflerinden biri de budur. Tembellik, uyuşukluk, zamanı boş geçirmek Allah’ın nimetlerine sırt çevirmektir. Kainatın kanunlarını ve sırlarını araştıran, tanıtan, hayat şartlarını kolaylaştıran ve yükselten kişiler, Allah’ın nimetlerini insanlığın istifadesine arzetmiş olmanın bahtiyarlığı içinde mesutturlar.

    Allah’ın insana verdiği ruh ve beden gücü öyle bir nimettir ki, insan bu nimet ve himmetle dünyayı idare etme ve yükselme payesini kazanmıştır.

    İslam eğitiminde itidal, ahenk ve denge hakimdir. Kişinin birbirine zıt çeşitli arzularıyla sosyal talep ve idealler arasında ilgiler bulması, yetişen nesillerin, yetişmekte olan nesillerle ve bütün devirlerle ilişki kurması, ahenk, itidal ve denge nizamının gereğidir.

    Toplum içinde birbiriyle çatışan fertler, gruplar ve nesiller, ahenk, itidal ve denge nizamından uzaklaşmanın huzursuzluğu içinde perişan olmaya mahkumdurlar.

    İslam terbiyesinde hareket noktası gerçeklerdir. Varış noktası, yani gaye ideallerdir. Gerçeklerden ideallerle yürüyen ve böylece hayatı sürdürerek yükselişe hazırlayan çok ileri ve şümullü bir sistemdir İslam terbiyesi…

    İslam terbiyesinde mahalli hususiyetlerin üstüne çıkılmış evrensel değerler öngörülmüştür. İslam terbiyesi ile yetişen insan, dünyanın her yerinde fazilet, şeref ve onurunu koruyacak bir şahsiyete, üstün bir davranış özelliğine sahiptir.

    İslam terbiyesinde insanı sonsuz gerçeğe, Allah’a bağlayan, yücelten ebedileştiren, fanilik hissinin karamsarlığını izale eden bir huzur motifi hakimdir.

    İslam terbiyesi, insanı tabiatın ve kainatın esrarını sezmeye çağırarak ve alıştırarak muammalar karşısında aklı tedirginlikten kurtarır.

    İslam terbiyesinin değişmez ilkeleri ve temel felsefesi; sevgi, şefkat, doğruluk, iyilik ve iyimserliktir. Af ve beşarettir. Allah’a, Resulü’ne ve emir sahiplerine itaattir.

    1.TARİFİ

    Toplumların ve insan zekasının gelişmesi ile ilimler de sayı ve hacim bakımından gelişmiştir. Sosyal ilimler, toplumların gelişmesi müsbet ilimler ise zeka gelişmesinin ürünleridir.

    Bütün bunların kaynaklandığı bir nokta vardır. Oda eğitimdir. Yirminci asırda, insanı geçmişteki gibi tesadüfi bir eğitime terketmek imkansızdır. Belli sistemler ve belli kurallar doğrultusunda onu, zamanın icaplarına göre yeniden eğitmek gereklidir.

    Din bir eğitim istemi olduğuna göre o bile toplumun ve insan şahsiyetinin gelişimine paralel olarak yenilenmiştir. İslam’a kadar bütün dinler, insanın çocukluk dönemindeki eğitimi andırır. İnsan olgunlaşınca artık kendi kendini eğitebilir. İnsan zekası ve aklı, gerideki İslam’ın ilkelerinden faydalanacak olgunluğa gelmiştir. Bunun için yeni bir dine ihtiyaç yoktur.

    Eğitim belli kurallar ve ebediyen değişmeyecek prensiplere ulaşmıştır. Ama, insan her zaman, biyolojik ve psikolojik yapısı gereği eğitime muhtaçtır. Eğer insan, hayvan gibi doğuştan bütün organ ve kabiliyetlerini kullanabilseydi, eğitime ihtiyaç olmayacaktı. Oysa ki; insan, doğuştan ne bedeni ne de manevi güçlerini kullanmaya müsait değildir. Eğitim, onun bu eksikliğini tamamlamaktadır.

    Bu bakımdan eğitim, bağımsız bir ilim olma yolunda büyük mesafeler almıştır. Çünkü o, yerini insan hayatında bulmuş, hammadde olarak insanı ele almış ve genel prensiplerine kavuşmuş durumdadır. Yani, artık eğitim kendi konu ve kanunlarını koyarak, ilimler arasında yerini almakta yeterince mesafe kaydetti.

    “İnsan hazır olmayan ham kabiliyetlerle dünyaya geldiği için, hayatın sonuna kadar bir öğrenci, bir çırak olarak kalıyor. Bunun için insanın eğitime, eğilmeye ihtiyacı vardır.”İnsan ancak eğitim sayesinde insan olabilir; insan eğitimin meydana getirdiğinden başka birşey değildir.

    İnsan kendi kabiliyetlerini kendi kendine geliştirme yeteneğine sahip değildir. Onların gelişmesi için eğitime muhtaçtır. Çünkü kabiliyetler öğrenimle gelişir. İnsan bu yönü ile başkalarının yardımına her zaman muhtaçtır. İşte eğitim bu ihtiyaçta temelini kurar. “O, öğrenmesinde daima bir çırak olarak kalır. Bunun için insan, hayatının sonuna kadar öğrenmek, kendisinin ve başkasının tecrübelerini toplamak, onları değerlendirmek onlardan faydalanmak zorunda olan bir varlıktır.”

    Oysa ki hayvanın; kendisinden yaşlı olanlarından birşeyler öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Kendisine has faaliyetleri yapmak için doğuştan yeteneklidir. Onun bir önceki neslinden alacağı bir kültür hazinesi olmadığı gibi kendinden sonrakine bırakacağı birşeyi de yoktur.

    İnsanın, yaratılış gayesini öğrenmesi, bu gayenin uğruna yola çıkması ve ona ulaşması için eğitime ihtiyacı vardır.

    Onun için, İmam Azam eğitimi, ”İnsan şahsiyetini yıkan ve yapan şeylerin bilinmesidir.” diye tanımlamaktadır.

    Eğitim, süreç bakımından da tanımlanır. Zira, eğitim bir anda gerçekleşemez. İnsan tabiatı buna müsait değildir. Öyle ise, eğitim, insan açısından bakıp tanımlanınca; ”Bir şeyi kademe kademe, tedric ile kemaline erişmektir.”

    Eğitim, karşılıklı etkileşim açısından da tanımlanabilir. Eğer cemiyetle insan, insanla insan, tabiatla insan arasında etkileşim olmasaydı eğitimden bahsedilemezdi.

    Adem(AS)’ın yaratılış vakasında, Allah’a şeytan arasında geçen konuşmaya “eğitim etkileşimi” yönünden bakarsak, dinlerin insanları kötü etkilerden kurtarmak için geldiğini görürüz: ”Ey Rabbim! O halde dirilecekleri güne kadar beni geri bırak”(Sad, 38/79) “Buyurdu: Haydi geri bırakılanlardansın, katımda belli olan kıyamet gününe kadar.”(Sad 38/80-81) “Öyle ise, izzet ve kudretine yemin ederim ki, onların hepsini azdıracağım. Ancak içlerinden ihlas sahibi kulların müstesna.”(Sad,38/82-83)

    Gerçekten eğitilmiş, şahsiyeti sağlam olan ihlaslı kişilere şeytanın bir etkisi olmamaktadır. Din, insanı, menfi yönden etkilenmez (veya çok az etkilenir) hale getirinceye kadar etkiler. Artık o insan, cemiyetin, diğer insanların ya da şeytanın elinde cansız oyuncak gibi değildir. Eğitimin etkileme faaliyetinin nihai gayesi, etkilenmeyen insanı yetiştirmektir. “Eğitim yaşayan bir organizmanın kendi normal çevresi ile karşılıklı etkileşimi denen tecrübeye muadildir.”

    “Eğitim hem gaye hem de vasıtadır. İnsanı geliştirmeyi hedef aldığı için gaye, bu geliştirmenin bir metodu olduğu için de vasıtadır.“ Eğitimin gayesi ameldir.”Eğitim gaye olarak ele alındığında pratik uygulama göz önünde bulundurulmalıdır.” Eğitim, nazari neticeleri gaye edinen bir faaliyettir. Kant ise ,”insanı insan yapan terbiyedir. İnsan terbiyenin meydana getirdiğinden başka birşey değildir.” demektedir.

    2. PSİKOLOJİ VE EĞİTİM

    Psikoloji bilgisi, hayatın her cephesini, kendimizi, diğer insanları, çocukları daha iyi anlamak ve durmadan değişen muhit şartlarına daha iyi uymak, diğer insanlarla olan münasebetlerimizden doğan güç ve çeşitli problemleri daha iyi çözebilmek için yardım eder.

    Psikolojik yönden eğitimin tanımını yaparsak: “Kontrol altına alınmış çevrede temelli olarak insanın gelişmesidir.” diyebiliriz.

    3. BİYOLOJİ VE EĞİTİM

    İnsanın psikolojik yapısı biyolojik yapısı ile aynı paralelde gelişmektedir. İnsanın biyolojik gelişimi, insanın psikolojik yapısının hangi noktasını etkiliyorsa, eğitimle biyoloji orada birleşmektedir. ”Madem ki ruh ve zihin gelişmesi esas itibariyle biyolojik kanunlara bağlıdır, şu halde pedagojinin ilmi temelini, biyoloji teşkil edebilir.”

    Öğrenimin, biyolojik büyüme ile yakinen alakası vardır. “Yusuf tam kemal çağına varınca, kendisine hikmet ve ilim verdik.”(Yusuf,12/22) “Musa, tam kemal çağına erip de dengini bulunca, biz ona peygamberlik ve ilim verdik.”(Kasas,28/14)

    İslam, insanın biyolojik büyümesi ile, zihni eğitim arasında menfi yönde bir irtibat da kurar. Yaşamanın insan hafızasındaki gerilemedeki bağını gösterir. “Bununla beraber, içinizden kimi öldürülüyor, kimi de önceki bilgisinden sonra, hiçbirşey bilmemek üzere, kuvvetten düşürülüp ihtiyarlık haline çevriliyor.”(Hac,22/5),”Kimin ömrünü uzatırsak onu yaratılış bakımından azaltırız.”(Yasin,36/68)

    Biyolojik büyüme öğretimi o kadar etkiler ki, belli bir yaşa kadar neyin ve nasıl öğretileceğini tayin eder. Peygamberimiz biyolojik gelişme ile eğitim arasındaki ilişkiyi gayet iyi görerek “Çocuklara yedi yaşında namaz kılmayı öğretin. On yaşında kılmazlarsa dövün.”(Ebu Davud) buyurmuşlardır.

    Biyolojik büyüme ile eğitim arasındaki bağı ilk teşhis eden İslamdır. Daha sonraları Batı dünyasında bu alanda çalışmalar görüldü. Amerika’da Stanly Hall, William James, H.S. Jennigs bu cereyanın mümessilidirler, İngiltere’de ise Perry Nunn’un pedagojisi, biyolojik görüşlerin tamamen tesirleri altındadır. Almanya’da Wilhelm Preyer, Hugo Goring, Ewald Hanfe, Arthur Schulz, A.W. Lay Herman Lietz gibi eğitimciler buna örnek olarak gösterilebilir.

    “Terbiyenin bir de münferit insan üzerinde cereyan eden şekli vardır. Doğumla başlayan ölümle biten her hayat muayyen gelişme ile safhalarına, kanunlarına malik olduğu için terbiye, bu gelişme ile yakından ilgilenmek onun kaide ve kanunlarına uymak zorundadır.”

    4. SOSYOLOJİ VE EĞİTİM

    Sosyoloji bir cemiyet ilmi olduğuna göre, eğitimle ilgilenmemesine imkan yoktur. Cemiyetin kendisi bir eğitimcidir. Biz farkına varmadan cemiyetin damgasını taşırız. Doğuşumuzla, örf, adet, lisan gibi kültür müesseselerini toplumda hazır buluruz. Konuşmamızdaki kelimeleri, toplumun bir hücresi olan aile bize öğretir. Sosyoloji, eğitimin amaçlarında yerine göre değişiklik olacağını ortaya koyar. Bununla beraber, sosyoloji eğitimin değişmeyen amaçlarını da göstermektedir. “Şüphesiz eğitim her yer ve zaman için değişmeyen amacı, toplumsal mirası bir kuşaktan diğerine iletmek olmuştur.“

    Eğitimin bir de eleme görevi vardır. Emanetin ehline verilmesi için, kabiliyetli ile kabiliyetsiz, bilenle bilmeyen ayrılmalıdır. “Eğitim sistemi bütün nüfus içinde, daha yetenekli kişilerin seçilip ayrılmasını sağlayan faaliyetin merkezidir.”

    Ayrıca, eğitimin ekonomik görevi de vardır. Vasıflı işçi yetiştirmek, eğitilmiş insan gücünü temin etmek, günümüzün ekonomik hayatı için geçerlidir. Eğitim bu görevi karşılamalıdır.

    “Eğitim genel veya mesleki bir yetiştirme ile bizi hayatımızı kazanacak bir duruma getirmelidir, bizi insanları ve kainatı tanıtmalıdır; tamamen gelişmiş fertler haline gelmemize bize yardım etmelidir. “

    Sosyolojik açıdan eğitimin saklı görevlerinden biri de dost edinmektir. İnsanların manevi kardeş olması, toplumun mutlu bir hayat yaşaması için gereklidir. Bütün dini meseleler bu kardeşliğin üzerine kurulur. İslam bir yönü ile eğitim sistemidir. Onun da en önemli vazifelerinden biri, eğittiği kişileri kardeş haline getirmektir. Kalplerin kaynaşması, kaynaşan kalplerin kardeş olması İslami eğitimin en önemli gayesini teşkil eder. “Eğer sana hile yapmak isterlerse, muhakkak Allah sana kafidir. O’dur seni yardımıyla ve mü’minlerle kuvvetlendiren.”(Enfal,8/62) “Ve kalplerin arasını sevgi ile birleştirdi. Yoksa yeryüzünde ne varsa harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat onların kalplerini sevgi ile birleştirdi..”(Enfal,8/63)”Mü’minler ancak kardeştirler. Onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin.”(Hucurat,49/10)

    Sosyolojik açıdan bakınca eğitim şöyle tarif edilir: “Tabiatın sosyal müesseselerin ve diğer insanların bizim zeka ve irademiz üzerine icra ettikleri tesirlerden ibarettir.”

    5.FENOMENOLOJİ VE EĞİTİM

    6. DEĞERLER İLMİ VE EĞİTİM

    7. AHLAK VE EĞİTİM

    Ahlak ilmi neyin iyi neyin kötü olduğunu ortaya koyar. İyi bize göre mi yoksa bizim dışımızdaki bir varlığa göre mi tesbit edilir? Evrensel ve mutlak bir iyi var mıdır? Hareketi yöneten nedir?

    Bu sorulara bakanlar, çeşitli cevaplar aramışlardır. Ahlak üzerindeki farklı görüşler eğitime de sıçramış, eğitim alanında da farklı uygulamalara sebep olmuştur. Mesela; ahlakın ilahi bir kaynağa dayanmadığını ileri sürenler, eğitimin de ilahi prensiplere göre yapılmasını kabul etmişlerdir.

    Görülüyor ki, eğitimle ahlak içiçedir. Ahlak, iyiyi ve yapılması gerekeni gösterir. Eğitim de bu yönde cereyan etmesine rağmen o aynı zamanda zihin eğitimi ile de meşgul olur. Yani eğitim daha geniş bir alanı içine alır. Ahlak bilgi ile uğraşmaz. Öğretim tamamen eğitimin bir cephesidir. Zihinle, ahlak değil eğitim uğraşır. Ahlak imanla da uğraşmaz. Kalbin eğitimi de eğitimin görevidir. Demek ki, ahlak, davranış, iyi ve kötünün ilmidir.

    “Eğitim geniş çapta bir ahlaki faaliyet olarak kabul edilir. Öğretmenler daima ne söylenmesi, ne yapılması gerektiği ve öğrencilerin nasıl davranacaklarına dikkat çekerler. Ahlak değerlerini aşılamak, ferdin ve sosyal davranışın gelişmesi ile ilgilenirler.”

    FELSEFE VE EĞİTİM

    “Genel felsefe, en genel ve sistematik tarzda realiteyi bir bütün olarak izah edip anlamaya teşebbüs ettiği gibi, eğitim felsefesi de, eğitimin gaye ve hareket tarzlarını seçmemize rehberlik eden genel kavramlar vasıtasıyla eğitimin bütünlüğünü yorumlayarak anlamaya çalışır. Genel felsefe, farklı bilimlerin buluşlarını tanzim ettiği gibi eğitim felsefesi de bu buluşların eğitimle alakaları nisbetinde yorumlarını yapar. Bilim nazariyelerinin eğitim istidlalleri ile direkt bir alakası yoktur. Onlar ilk önce felsefi bir deneyimden geçmeksizin eğitime uygulanamazlar.”

    Bu izahlardan sonra diyebiliriz ki; bir eğitim felsefesi vardır. Eğitimle felsefe, eğitim felsefesinde buluşmakta ve ortak meselelerini çözmektedirler. ”Eğitim felsefesi, eğitim meselelerinin genel felsefi nitelikte olduğu nisbette genel felsefeye dayanır. Mevcut eğitim hareket veya fikirlerini şu genel felsefi meseleleri tetkik etmediği müddetçe, yenileri ile kritize edemeyiz:

    1.Eğitimin önderlik etmesi gereken iyi hayatın niteliği,

    2.Eğittiğimiz insan olduğu için insanın kendi tabiatı,

    3.Eğitim bir içtimai ameliye olduğu için, toplumun tabiatı,

    4.Bütün ilimlerin anlamaya çalıştığı, nihai realitenin özelliği.

    1)Perennialism

    2)Essentialism

    3)Realist Eğitim

    4)Progressivizm

    5)İdealist Felsefe ve Eğitim

    “Faşist eğitim felsefesinin idealizmle bir alakası olduğu gibi, muhtemelen komünist felsefenin, realizmle daha yakın bir alakası vardır.“ Fakat komünist felsefenin de temelinde idealizm yatar. Hegel, Marx’ı ne kadar etkilemişse komünist felsefe de idealizme o nisbette dayanır. Fakat biz buna, maddeci idealizm diyoruz. Öyle ise, idealizm eğitiminin iki kısma ayrılması gereklidir.

    1)Maddeci İdealizm

    2)Mücerret İdealizm

    Komünist eğitim felsefesi idealizmden ne kadar kaçarsa, o kadar ona yaklaşıyor. “Komünizmin ilk teorisyeni olan Marx, kendi sistemindeki fikir tohumlarından dolayı, idealisti olan Hegel’e minnettardır. Fakat komünizmin bazı doktrinleri kesinlikle realistliktir.”

    6)Komünist Eğitim Felsefesi

    Komünizmin felsefesi, nasıl ki ekonomiyi merkeze alıp, diğer müesseseleri onun üzerine bina ediyorsa, başka bir deyimle, ekonomi alt yapıyı, din ahlak, hukuk, sanat ve eğitim gibi müesseseler üst yapıyı teşkil ediyor. Alt yapıda meydana gelen değişmeler üst yapıyı da etkiliyor. Böylece eğitim de ekonomiye göre şekil almaktadır.

    Fiziki çevrenin, öğrenciyi etkileyen en önemli yönü ekonomidir. Komünist felsefenin ana ilkesi, maddi üretim şekli, sosyal ve siyasi müesseselerin niteliğini tayin etme meselesidir. Eğer insan, kurduğu müesseselerin, saf aklın mahsulleri olduğuna inanırsa aldanır. Binaenaleyh, komünist, İyi şeylerin değeri onlara harcanan emekle ölçüleceğine inandığı gibi, emeğin eğitimde önemli rol oynaması gerektiğine de inanır.

    7)Maddeci İdealist Görüşün Eğitimdeki Temel Özellikleri

    8)İdealist Eğitim

    9)Mücerret İdealizm Eğitimi

    10)Reconstructionism(Yeniden İnşacı Eğitim)

    11)Faşizm

    12)Demokrasi

    İSLAM’DA EĞİTİM ANLAYIŞI

    A-İslam’da Eğitimin Hareket Noktası

    Felsefi sistemlerin anlayışlarında temel bazı ayrılıklar görülmektedir. Bu ayrılıkların en keskin nedeni, insan aklının bir eğitim görüşü kurmakta yetersiz kalışı, hatta dünyaya ve onun zübdesi olan insana belli bir açıdan bakıp bağımsız bir düşünceyle inceleyememiş olmasıdır. İnsanı insanla eğitiyoruz ama, insanı yine insanın fikirleri doğrultusunda eğitmek çok zor ve tehlikelidir.

    Batıda bu eğitim görüşlerinin doğması normaldir. Zira Hıristiyan ve Yahudiliğin esasta bir eğitim görüşü yoktur. Orada dinin dolduramadığı bu sahayı insanların fikirleri dolduracaktı. Neticede bu böyle oldu. Bazı eğitim görüşleri merkeze çocuğu, bazısı öğretmeni, bazısı da geçmişi almıştır. Manevi değerlere kulak asmayanları da vardır. Hangi açıdan ele alırlarsa alsınlar, eksiktirler.

    Yine onlar, düşündükleri fikirleri insana elbise gibi giydirdikleri takdirde onu eğiteceklerini sandılar. Yani, eğitmek demek başkasının düşündüğü tarzda insanı ele almak demektir. İnsanı, kendi psikolojik yapısına göre değil, başkasının istediği tarzda eğitmek istediler.

    Kendi metodlarımızla insan psikolojisini incelediğimizde onu bazı şartlar altında gözleyebiliyoruz. Bu metodla hiçbir etki altında kalmadan, insan şahsiyetindeki temel taşları tesbit etmemiz imkansızdır. En iyi tetkik veya gözlem, insan şahsiyeti fıtrat halinde iken onun özelliklerini tesbit etmektir. Çeşitli olay ve tutumlara karşı tavırlarıyla onun gerçek bilgisine ulaşamayız. Onu bizim elimizde değil, Allah’ın iradesinde tanımalıyız. İnsan psikolojisini coğrafi, sosyal ve iktisadi şartlar altında inceleme yerine, ilahi fıtrat düzeyinde incelememiz gerekir.

    En üst eğitici (“Rab” eğitici manasına gelir.) Allah olduğuna göre, insan psikolojisini de en iyi bilen O’dur. İnsan şahsiyetindeki temel özellikleri en iyi bilen O’dur. İnsanı neyin nasıl motive ettiğini en iyi bilen onu yaratandır. ”Andolsun Biz insanı yarattık ve nefsinin ona ne vermek istediğini de biliriz, biz ona şah damarından daha yakınız.”(Kaf,50/16)

    İnsanın eğitilebilmesi için nefsindeki özelliklerin anlaşılması zaruridir. Madem ki; eğitim, insan üzerinde bir tasarruftur. Öyleyse bu tasarruf, bilmeden yapılmaz. İnsan, insan elinde bir oyuncak olmaktan çıkması için onu iyi tanımalıyız. Onun şahsiyetindeki ilahi unsurları zedelemeden, birini diğerine kurban etmeden eğitebilmemiz için onu iyi bilmeliyiz.

    Görülüyor ki İslam, eğitimi insan fıtratı (tabiatı) üzerine bina etmektedir. Eğitim ilkelerini o fıtratın niteliğine göre koymaktadır: “Bir insanın iyisini kötüsünü bırakıp, onun şahsiyetinin aslına nüfuz etmek lazımdır ki, bakalım o kimsenin nasıl bir cevher ve özü vardır, anlaşılsın. İşte görmek ve bilmek böyle olur.” ( Mevlânâ - fihi mafih)

    İnsanın insana vereceği özelliklerin iğreti olduğunu, bu vasıfların aslî vasıflar olmadığını ileri süren Mevlânâ: “Birini iyice görmek ve her insanda iğreti olarak bulunan iyi ve kötü sıfatlardan geçerek özüne varmak ve iyiden iyiye görmek lazımdır. İnsanların birbirine verdikleri bu vasıflar onların alî vasıfları değildir.”

    İslam Eğitiminin Tarifi:
    İslamî eğitim, insan hayatında takip edeceği yolu, nazari olarak çizip hayata uygulamak, nasıl hareket edeceğini göstermektir. Bu manada ‘’Rab’’ yaratanın, yaratığına doğru yolu göstermesi (irşad, ihda) demektir: ‘’Firavun şöyle dedi: O halde sizin Rabbiniz kimdir; Ey Musa? Musa: Bizim Rabbimiz, herşeye suret ve şeklini veren, sonra da yolu gösterendir, dedi’’ (Tâhâ 20/49-50).

    Eğitimi, peygamber düzeyinde ele aldığımızda da, ’’tebliğ’’ etmek manasına gelir. Böylece öğretim de eğitim içine girmektedir. Tebliğ, hem eğitimi hem de öğretimi içine alır.

    Mâverdî, eğitimi ele alınca insanın aklıyla şahsiyetini düşünmektedir. “Eğitim bir direktir. Allah onunla akılları kuvvetlendirir. Bir süstür, nesebi kaybolmuş olanları Allah onunla süsler.” Bir taraftan insanın istidat ve kabiliyetlerini kuvvetlendiren, bir yönden de insanın pespayeliklerini örten bir süs olur.

    2.İslam Eğitiminin Hareket Noktası:

    Genel olarak İslam insanın doğuştan iyi olduğunu kabul eder. Bozulma sonradandır. “Biz, gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn - 95/4) Aslı güzel olan, insanı hayrete düşüren bir biyolojik yapı ve bu yapının içinde esrarengiz bir manevi ilme sahip insanın eğitime müsait olması, fıtratının gereğidir. Hristiyanların belirttiği gibi, insan doğuştan günahkar değildir. Bozulma insanda fıtri değil, arızidir. “Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tîn - 95/5) insan iyidir ki eğitilmeye müsaittir. Bu eğitimin gerçekleşmesi, için dinler gelmiştir. Eğer insan eğitilmeye müsait olmasaydı, peygamberler gibi eğiticilere ihtiyaç kalmayacaktı. İnsan yaratılışı gereği fiillerini, huylarını iyileştirmek, doğru olanı yanlış olandan ayırt etmek veya bunları bozmak, yeteneği ve kabiliyeti üzerine yaratılmıştır.

    3.İNSAN FITRATININ ÖZELLİKLERİ:

    Hakimiyet-bozmak-savaşmak
    Nankörlük
    Cahillik
    Zalimlik (yanlış yapma)
    Azgınlık (tepki gösterme)
    Kıskançlık (hırs, tamah)
    Zayıflık (acz)
    Cimrilik
    Sevgi
    Acelecilik
    Mücadele
    Korku
    Cinsel arzu
    İnanma
    B-İslam Eğitiminin Prensipleri

    İrsiyet prensibi
    Çevre prensibi
    Hürriyet prensibi
    Tekamül prensibi
    Batı eğitim sistemleri, onların maddeci felsefelerinden kaynaklandığı için eğitimi doğumdan sonra ele alırlar. İnsanın yaratılışını dikkate almazlar. Çünkü kafalarını yaratılışa çevirselerdi ilahi kudreti göreceklerdi. Şimdi İslamın dinlerin tekamülünü değerlendirmesine bir göz atalım. Çünkü dinler aynı zamanda bir eğitim sistemini kapsarlar. İnsanın yaratılışı gibi, kurduğu toplumlar da tekamül geçirmiştir. Toplumlar, kültür miraslarını nesilden nesile aktardığı için bir sonraki nesil bir önceki nesilden daha büyük imkanlarla karşılaştı. Bu imkanlar, yeteneklerini oldukça metodlu ve verimli kullanmasına yol açtı. Bir yandan, içtimai hayatı pekiştiriyor, bir yandan da yeteneklerinin ürünü çoğalıyordu.

    İlk dini bir aile eğitimine sonraki dinlerin bir topluluğun eğitim sistemine, islamın da bütün insanlığın eğitim sistemine benzetebiliriz. Demek ki dinler, aile eğitimi, toplum eğitimi ve insanlık eğitimi şeklinde gösterebilirler.

    “Ben ve diğer peygamberler, bir ev yapmaya başlayıp, onu tam ve mükemmel olarak tamamlayan adama benzeriz. Ancak o evin bir tuğlası eksiktir. İnsanlar o eve girince hayrete düşerek, ‘keşke şu eksik tuğla olmasaydı’ derler.” (Tirmizi) Bütün peygamberler, bir binanın tuğlaları gibidir. Peygamberimiz de o binayı tamamlayan en son tuğladır.

    İnsanın yeteneklerindeki gelişme ve bu gelişmenin yansıdığı toplum hayatındaki gelişmenin doğurduğu ihtiyaca göre Allah dinleri göndermiştir. Demek ki ilahi eğitim, insan ve onun toplumunun tekamülünü takip etmiştir.

    İnsan yaratılışında, onun ilahi eğitimindeki tekamül sistemi insanın hayatında da dikkate alınmalıdır. İslam, bir ferdin tekamülünü eğitim açısından şu merhalelerle ayırır:

    0-2 yaş/2-7 yaş/7-10 yaş/10-buluğ yaşı.

    Eğitim ve öğretim bu yaş kesimlerine göre ayrılır. İki yaşına kadar çocuk hürdür. Yaşına göre hiç kayıt altında değildir. Öğrendiklerini hiç şuursuz öğrenir. Mesela; yürüme, ilk konuşma gibi. Fakat süt kesimi onun şahsiyetinde önemli bir dönemdir. Çünkü dışarıdan zorla müdahale yapılır.

    7 yaşında da öğretim safhası başlar. Artık zihin tekamül etmiştir. Öğretime hazırdır. “Çocuklara yedi yaşında namaz kılmayı öğretin” hadisi bunu bize açıkça belirtmektedir. 10 yaş ise öğretilenlerin uygulanmaya başlatılacağı yaştır. “On yaşında kılmazlarsa dövün.” hadisi de bize bu çizgiyi belirlemektedir.

    Bu yaşa kadar çocuk psikolojisi, tasavvuf açısından bakanlar şöyle anlatmaktadırlar. Son mutasavvıflardan İbn Tufeyl, şu ifadeyi kullanıyor: “Veli olmak istersen, küçük çocukların bazı özelliklerini benimse. Çocukların beş psikolojik özelliği vardır. Bunlar bir yetişkinde bulunursa veli olur:

    a)Çocuklar kendi maişetlerini merak etmezler.

    b)Hastalandıklarında Yaratıcı’dan şikayette bulunmazlar.

    c)Yiyeceklerini diğerleriyle paylaşırlar.

    d)Münakaşa ettiklerinde kin beslemezler. Barışmak için can atarlar.

    e)Korktuklarında gözlerinden yaşlar akar.”

    Zaruret prensibi
    İslam eğitiminin diğer bir ilkesi de eğitimde uyulması gerekli olanı göstermektedir. Eğitimci ve eğitilen her an hür değillerdir. Her uygulamaları kendi başlarına yapamazlar. Bazı kayıtlar altındadırlar. İstese de istemese de bu kurallar doğrultusunda hareket etmek mecburiyetindedirler. Aslında zaruret prensibi diğer prensipleri içine alır. Mesela; eğitimci, irsiyet, çevre, hürriyet, tekamül, dengeleme, hidayet ve örnekleme ilkelerine uymak mecburiyetindedir. Bizi biz değil, fıtrat sınırlandırıyor. “Fıtrat bize şöyle yapmak mecburiyetindesin” diyor. “Benim müsaade etmediğim şeyi yapamazsın” çağrısında bulunuyor. Bunu derken, insan kabiliyet ve kapasitesini bilinmesini istiyor. Gerek insanın sosyal düzen içinde alacağı yer bakımından ve gerekse dini görevlerini yerine getirmek bakımından bu çağrıya uymak mecburidir. İnsan şahsiyetinin belli bir kapasite noktası ve yönü vardır. Ondan fazla yük yüklenirse şahsiyet çözülür. İyi bir netice almamız beklenirken zararlı neticelere varırız. İslam yeteneklerin ve onların çalışma yönünün bilinmesini ister.

    6. Muvazene (Dengeleme) prensibi

    Örnekleme prensibi
    Ceza prensibi
    Sevgi ve merhamet prensibi
    Hidayet Eğitim prensibi
    C-İslami Eğitim Metodları

    İslami eğitim metodları, bir bütün olarak insan şahsiyetine uygundur. Yani metodlar insan yapısına göre vaz edilir. Ölçü, insanın yapısıdır. Metod olarak lüzumsuz ve yüzeyde olan şeylerle uğraşmaz. Metodun esaslarını, insan davranışını idare eden merkezlere göre koyar.

    İslamın eğitim metodları, yalnız öğretim metodları değildir. O yalnız zihni doyurmak istemez. Çünkü yalnız zihni ele alarak yapılacak eğitim tek yönlü ve eksiktir. Bu yönüyle batı eğitim sisteminden ayrılır. Çünkü onlar eğitimi fayda ve maddeci yönde uygulamaktadırlar. Fayda ile madde arasındaki münasebeti dikkate alıyorlar. Oysa, faydanın bir de mana ile alakası vardır.

    4-ZİHİN EĞİTİMİ VE DAVRANIŞLAR

    İnsan davranışlarını yöneten merkezleri dikkate alınca, İslam eğitim metodlarını ilk planda üçe ayıracağız:

    I. Zihni Eğitim Metodları

    Bilginin kaynağı
    Bilginin sınırı
    Metodların uygulanması
    İç gözlem
    Dış gözlem
    Kıssa ile eğitme
    Sebep-sonuç ilişkisi
    Misal ve benzetmelerle bilgi verme
    Düşünceyi harekete getirecek zihni eğitme
    Tedrici eğitim
    İsticvab usulü
    Zihni eğitmede ilahi irade
    Ana lisanla öğretim
    II. Kalbin Eğitim Yolları

    Kalbi bilgiyle eğitme usulü
    Kalpteki inanma duygusunu eğitme usulü
    Korku ve ümit duygusunu eğiterek kalbi eğitme usulü
    Ekonomik usulde kalbi eğitme
    Kalbi uyanık tutarak eğitme usulü
    (Kalp eğitimi ve davranışlar)

    III.Nefsi Eğitme Yolları

    İç gözlem (nefsi bilme- tanıma)
    Kendi kusurlarını tesbit etmek
    Haya duygusunu çalıştırarak nefsi eğitme
    Ekonomik usulle nefsi eğitme
    Mücadele metoduyla nefsi eğitme
    Nefsin güçlerini mevcut ideallere yöneltme metodu
    Tezkiye ile nefsi eğitme
    D-İslam Eğitiminin Gayeleri

    İslam eğitiminin prensip ve usulleri belli hedeflere ulaşmak için uygulanır. Bu hedefler olmasaydı, eğitimciler planlama ve uygulama zahmetlerine katlanmazlardı. Eğitimin başlangıcında bu gayeler beklenti halindedir. Eğitimin tamamlanması ile bu hedeflere ulaşılır. Hedeflere ulaşılmış ise eğitimin konusu olan insan devamlı üreme halinde olduğu için eğitimde de bir devamlılık vardır.

    Kur’an-ı Kerim’e bakarsak, peygamberlerin dini eğitimlerini gerçekleştirmek için çektikleri zahmetler bu gayelere ulaşmak içindir. Allah, peygamberlerine bu zahmeti onların uğruna çektirmiştir. Demek ki, mücadeleler gayeleri ile büyürler. Bütün eğitim faaliyetleri beklentilerini gerçekleştirmek için büyük zahmetlere katlanırlar.

    I. İslam eğitiminin kısa vadeli gayeleri:

    İnsandaki gizli güçlerin ortaya çıkarılması
    Günlük ihtiyaçlarını giderme
    İyi insan yetiştirmek
    İnsanları istikamette tutmak
    Karanlıktan aydınlığa çıkarmak
    Sözle davranışı birleştirmek
    Taklidi kaldırmak
    Evrensel ahlak
    Tevhid
    II. İslam eğitiminin uzun vadeli gayesi

    SONUÇ

    Eğitim, mutlak bir değerdir. Dini ve milleti ne olursa olsun, bütün insanlık eğitimin mutlak bir değer olduğunu kabul etmektedir. Ancak eğitimde faydalanma yolları farklıdır. Eğitim hem gaye hem de vasıta olduğuna göre, onun gayeleri hususunda insanlar arasında farklılıklar görülür. Halbuki, eğitim insanların ömrü kadar uzun olmasına rağmen kişiler ona gayeler tayin etmektedirler.

    İnsan eğitiminin gayelerini anlamakla sorumludur. Hangi gayelerin doğrultusunda eğitim yapılacağını kendisi tesbit etmez. Çünkü insan çoğu zaman inanç ve fikirlerinin esiridir. Onlara göre şartlanmıştır. Zamanla değişen geçici fikirlerle eğitime gaye tayin edilmez. Çünkü eğitim tarih ve ideal alemine bağlı bir vakıadır. Yani bir yönüyle ezelden geliyor. Bir yönüyle de ebede doğru akmaktadır. Bu akıntı içerisinde, her devirde insan ondan nasibini almak için olanca gayretini sarfeder. Demek ki, insanın görevi, eğitimden nasibini almaktır, ona hedef tayin etmek değildir.

    Felsefi sistemler, eğitim gayelerini tayin etmeye çalışırken bu hatanın içinde bulunuyorlardı. Çünkü onların görevi eğitime gaye tayin etmek değil, ondan nasıl istifade edileceğini göstermektir. İşte bu hatadır ki, insanlar eğitime çok kısa vadeli suni gayeler gösterdiler. Kısa ve suni gayelere suni usullerle ulaşma hatasına da düşmekten kendilerini kurtaramadılar. İnsanın, suni vasıtalarla sonsuz gayelere ulaşması mümkün değildir.

    Batı dünyası insanın ortaya koyduğu metodlarla insanı eğitmek istediğinden, eğitimin hareket noktasını tesbit edememiştir. Eğitimin hareket noktası, insanın dışında değildir. Aksine, insanın yaratılışındadır. Yanı insan tabiatı eğitimin hareket noktası olarak alınır. İnsan tabiatının özellikleri dikkate alınmadan eğitime bir hareket noktası tayin edilemez. Bundan dolayı metodlar suni olarak tesbit ediliyor, insan tabiatı bu metodlara hapsedilerek eğitilmek isteniyordu. Halbuki metodlar insan tabiatına bakarak tesbit edilebilirdi.

    İslam “Muttaki” insanı yetiştirmeyi gaye alırken, iyi ile kötünün tesbit edilmesinde yeterli şahsiyetlerin tesbit edilmesini hedef almak ister.”Ey mü’minler…Allah’tan korkarsanız, O size Hak ile batılı ayırdedecek bir anlayış ve nur verir. “(Enfal,8/29)

    İslam eğitimine göre iyi ile kötüyü tesbit etmenin bir ucu da ilahi iradeye bağlıdır. Bu özellik içinde muttaki insanın yetiştirilmesi istenir.

    İnsanı ahlaklı yapmak isterken, ahlakın ilkelerine suni ve geçici temeller aramaktadırlar. Bir tarafta ahlakı yıkan davranışları serbest bırakıyor, bir taraftan da ahlaklı insan yetiştirmek istemektedir. İnsan sağlığını gaye alıyor, fakat sağlığı yıkan kötü alışkanlıkların neler olduğu meselesini eğitim de ele almaktadır.

    Beşeri eğitim sistemleri, insan tabiatını ihmal ediyor. Onun yalnız zihin yönünü ve toplumdaki ilişkilerini ele almaktadırlar. Müsbet ilimlerin ilkelerini en ince noktasına kadar öğretirken aklın manevi alanda hüküm yürütmesini engellemektedir.

    Eğer akla, manevi alanda nasıl yürüyeceği öğretilseydi, asırlardır batı alemi batıl inançta kalmayacaktı… Çünkü orada inanç akla değil, hakka karşı nefrete dayanmaktadır. Zihinden manevi gerçekleri gizlemek için ona daima ilmin bulgularını nihai gerçek olarak veriyorlar. Bir nevi uyanmasını istememektedirler. Batı eğitim sistemleri, maddi ilimlerde zihni alabildiğine serbest bırakırken manevi alanda taklitten ayrılmasını istememektedir. Zira, inançlarını aklın süzgecinden geçirip, tenkidini yapacak kişilerin yetişmesini istememektedir. Akla sınırlı bir alan verdiklerinden, onun tabiatına aykırı hareket etmektedirler.

    Zihin faaliyetlerinin bazısına böylesine bir ambargo koyarken, kalp ve nefis eğitimini de hemen hemen bütünüyle ihmal etmektedirler. Manevi alanda gezintisine dahi müsaade edilmeyen aklın ötesindeki kalpte iman ağacı nasıl yeşerir? İhya edilmemiş kalbin düşmanı nefis, nasıl temizlenip arındırılır? Aklın manevi alandaki radarından insan şahsiyetinin merkezleri olan kalp ve nefse bakmadıkça, ne onun hastalığını anlayacak ve ne de onların hastalığını tedavi edecek ilaçlara sahip olunacaktır.

    İşte o zaman eğitim, insan değil ölü yetiştirmektir. “Şüphesiz sen, ölü olanlara işittiremezsin ve arkalarını dönmüş kaçarlarken sağırlara hak çağrını duyuramazsın.”(Neml,27/80) “Bunun için sen arkalarını dönmüş giderlerken, o daveti ölülere duyuramazsın ve sağırlara da işittiremezsin.” (Rum, 30/52)

    Ölü dışarıdan duyu almaz. Ne işitir ne de akıl yürütür. Gerçek dine kulak vermeyenleri Allah ölüye benzetmektedir. İslam, insanın yaşayan ölü olmasını önlemek için bütün eğitim metodlarını seferber eder. Yola gelmeyenleri de eğitmek için fırsat tanımaz. Zira, yukarıdaki ayetler aynı zamanda kimlerin eğitilmeyeceğini de belirtmektedir.

     

Bu Sayfayı Paylaş