Işık Hızı, İzafiyet Teorisi ve Michelson-Morley Deneyleri

'Bilim & Teknoloji' forumunda Dine tarafından 4 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Işık Hızı, İzafiyet Teorisi ve Michelson-Morley Deneyleri konusu [​IMG] Işık Hızı, İzafiyet Teorisi ve Michelson-Morley Deneyleri

    Işık Hızı

    Işığın ve tüm diğer elektromanyetik dalgaların boşluktaki hızı 299.792.458 kilometresaniye dir. Latince celeritas (hız) ismine adden "c" ile ifâde edilir. Işığın hızı sadece vakum ortamdayken c 'ye eşittir. Herhangi bir maddenin içinden geçerken (örneğin su, cam vb.) hızı c 'den küçüktür. Işık hızının boşluk için formülü :

    [​IMG]

    ki burada,

    [​IMG] , boşluğun manyetik geçirgenliği ve

    [​IMG] , boşluğun elektrik geçirgenliği

    olarak alınır. Buradan boşluktaki ışık hızı hesaplanmış olunur. Diğer ortamlar için ışık hızı şu şekilde formüle edilmektedir:

    [​IMG]

    ki burada, μr ortamın bağıl manyetik geçirgenliği ve εr ortamın bağıl elektrik geçirgenliği olarak gösterilmiştir.[1]
    Işık Hızının Değişmezliği İlkesi

    Işık hızı, boşlukta her zaman aynı hızla ilerler. Bu hız saniyede tam olarak 299.792.458 metredir (yaklaşık 3x108 metre/saniye) ve c olarak gösterilir. 1887 yılında Albert Michelson ve Edward Morley adındaki iki fizikçi tarafından bir dizi deneyle Etherin dünyaya göre hızı ölçülmüş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu deneyler Michelson-Morley deneyleri olarak anılır. Michelson-Morley deneyleri ışık hızının değişkenliğini kanıtlamak üzere kurulmuştur. Deneylerin başarısızlığı, ışık hızının tüm başvuru çerçevelerine göre aynı olduğunu kanıtlar. Bu da Einstein'ın özel görelilik kuramının ikinci ilkesi olarak geçer.[2]
    Tarihte Işık Hızı Nasıl Ölçüldü?

    Fener Metodu: Tarihte ışık hızı çeşitli metotlarla ölçülmeye çalışılmıştır. Işığın hızını ilk ölçmeye kalkışanın Galileo olduğu söyleniyor. Galileo bir tepenin üstünde arkadaşı diğer tepenin üstünde, önce Galileo elindeki feneri yakıyor, arkadaşı fenerin ışığını görünce bu sefer o elindeki feneri yakıyor, Galileo arkadaşının fenerinin ışığını görünce geçen toplam zamanı ölçüyor. İki tepe arasındaki mesafeyi geçen zamana böldüklerinde ışığın hızını hesaplıyorlar. Fakat bu sağlam bir yol olmadığından ışığın hızını ölçemiyorlar.

    Jüpiterin Uydusu Metodu: Işığın hızını ilk defa başarılı bir şekilde 1675 yılında Roemer ölçmüştür. Roemer yaptığı uzun süreli ve sabırlı gökyüzü gözlemlerinde Jüpiter’in uydularından Io’nun tutulmasındaki gariplik dikkati çekmişti. Dünya ile Jüpiter birbirine yakınken Io’nun tutulması az, uzaklık artınca da çok sürüyordu. Roemer haklı olarak bunu Dünya ile Jüpiter arasındaki mesafe artınca ışığın daha fazla yol almasına bağladı.

    Jüpiter, Güneş etrafındaki bir dönüşünü 12 yılda tamamlar. Dünya, Güneş etrafında 180 derece dönünce Jüpiter sadece 15 derece dönüyor. Yani 6 ayda dünya yaklaşık olarak Jüpiter’den Dünya Güneş arası uzaklığın iki katı kadar uzaklaşıyor. Io’nun tutulma süresindeki artışı yaklaşık olarak 20 dakika ölçen Roemer ışığın hızını yaklaşık olarak 2,14.10 8 m/s olarak ölçtü.isikh3.jpg
    Yıldız Işığı Metodu: Rüzgârsız fakat yağmurlu bir havada yürürseniz ön tarafınız daha fazla ıslanır. Bunun sebebi normalde düşey yönde yağan yağmur yürüdüğünüzde, düşey ile bir açı yaparak yağar. Dairesel bir yörüngede dolanırsanız bu açı hep aynı olur. (parallaks) Bradley Dünyanın güneş etrafında dönmesinden dolayı yıldız ışıklarının da bir açı ile geleceklerini tahmin etti. Bradley bu açıyı başarılı bir şekilde ölçtü. Dünyanın Güneş etrafındaki hızını da bildiğinden ışığın hızını yaklaşık olarak 3,01.10 8 m/s olarak ölçtü.
    Dönen Dişli Metodu: 1849 yılında Fizeau dönen bir dişli kullanarak ışığın hızını 3,15.108 m/s olarak hesapladı. Fizeau hızlı dönen bir dişlinin iki dişi arasından ışığı geçirip 8 km ötede duran aynadan ışığın geri yansımasını sağladı. Fizeau dişliyi yeterince büyük bir hızla dönderip, aynadan yansıyan ışığın bir sonraki boşluktan geri gelmesini sağladı. Fizeau dişli ile ayna arasındaki mesafe ve dişlinin dönüş hızını bildiğinden ışığın hızını rahatlıkla hesapladı.
    Dönen Ayna Metodu: 1862 yılında Foucault dönen sekizgen bir ayna kullanarak ışığın hızını 2,98.108 m/s olarak hesapladı. Şekildeki düzeneği kullanarak dönen aynadan yansıttığı ışığı uzaktaki başka bir sabit aynadan tekrar dönen aynaya yansıttı. Sekizgen ayna uygun bir hızla döndüğünde, uzaktaki aynadan yansıyan ışığın gidip gelme süresinde, ardışık iki ayna yer değiştirirse gözlemci ışık kaynağını tekrar görür. Dişli yönteminde olduğu gibi ışığın gidip gelem süresi ve aynaların dönüş hızı bilindiğinde ışığın hızı ölçülebilir.[3]
    Michelson-Morley Deneyleri

    Michelson–Morley deneyi, fizik tarihinin en önemli ve ünlü deneylerinden biridir. 1887'de Albert Michelson ve Edward Morley tarafından Case Western Reserve University'de yapılan deney genel olarak eter teorisine karşı en büyük kanıt olarak düşünülür. Albert Michelson özellikle bu çalışması için 1907'de Nobel Fizik Ödülü'nü aldı.[4]
    Bilim adamları bütün uzayı dolduran esirin hareketsiz olduğunu düşünüyorlardı. Dünyamız evreni kaplayan esir içinde sanki su dolu bir kavanozdaki bir bilyeye benzetilebilir. Bilyemizi hareket ettirdiğimiz zaman suda bir dalgalanma olur. Aynı şekilde gök cisimlerinin hareketlerinden dolayı esirde dalgalanmalar olması gerekir. Bu dalgalanmalar yüzünden ışığın hızında değişmeler meydana gelmelidir. Fakat yapılan deneylerde ışığın hızı, daha önceleri bulunan hızla (300.000 km/s) aynı çıkıyor.

    Esirin varlığını deneysel olarak ispatlamak için yapılan deneylerin en çok ses getireni Michelson-Morley deneyi oldu. Albert Michelson ve Edward Morley 1887 yılında esirin varlığını ispatlamak için deneylerini gerçekleştirdiler. Düşünceleri ise şuydu: Denizde giden bir gemide elimizi denize soksak bir akıntı, direnç hissederiz. Aynı şekilde Güneş etrafındaki yörüngesinde ilerleyen dünyamız hareketsiz esirde bir akıma sebep olacaktır. Bu akımda dünyanın hareket yönünde gönderilen ışığı geciktirecektir. Bu gecikmenin tespit edilmesiyle esirin varlığı deneysel olarak kanıtlanmış olacaktı.

    İnterferometre adlı bir aygıtla gerçekleştirdikleri deneyde ışık kaynağından çıkan ışınlar,45 derecelik açıyla duran yarı gümüşlenmiş ayna tarafından ikiye ayrılıyor. Bu iki ışının biri dünyanın hareketi yönünde, diğeri bu doğrultuya dik bir yönde ilerliyor. Daha sonra bu iki ışın yarı gümüşlenmiş aynadan eşit uzaklıktaki Özdeş aynalardan yansıyarak geri dönüyorlar. Dünyamız güneş etrafında ortalama 30 km/s hızla yol aldığı için dünyanın hareket yönünde gönderilen ışığın hızı (300.000-30) 299.970 km/s olarak ölçülmesi gerekiyordu. Dik doğrultuda gönderilen ışın ise esir akımından etkilenmez. Sonuçta iki ışık ışınlarının hızlan arasında çok az bile olsa bir farkın olması gerekir. Fakat deney sonunda beklenen olmadı. Çok hassas aletler kullanıldığı halde bir fark tespit edilemedi. Deney tekrarlandı. Günün değişik saatlerinde, yılın farklı mevsimlerinde dâhi sonuç değişmedi. Işık hızında en ufak bir sapma gözlenemedi.

    Deneyin sonucuna göre: esirin varlığında şüphe edilmediğinde ya dünya hareket etmiyordu ya da esir dünya ile birlikte aynı hareketi yapıyordu. Tabii ki dünyanın hareketinden şüphe edilemezdi. Esirin, belirli bir gezegenin hareketini izlediğine inanmak da pek tatminkar değildi. Michelson esiri tespit etmek için araştırmalarını uzun yıllar sürdürdü.

    Michelson -Morley deneyinin beklenmeyen sonucu bilim adamlarını harekete geçirdi. Lorentz ve Fitzgerald, hareketli cisimlerin hızlarıyla doğru orantılı bir şekilde boylarının kısaldığını matematiksel olarak gösterdiler. Buna göre interferometre aygıtında dünyanın hareket yönünde ilerleyen ışığın aldığı yolun da kısalması gerekir. Bu kısalma hesaba katıldığında ise hızların birbirine eşit çıktığı görüldü. Böylece esir varolmamaktan kurtuldu. Ama bu seferde deneysel olarak ortaya konması imkansız hale geldi. Çünkü büzülme, bir sigorta görevi yapar gibi ışık hızının değişmesine izin vermiyor, sanki evren esirin belirlenmesini istemiyordu.[5]
    Maxwell'in 19. yüzyılın ikinci yarısında kurduğu Elektromagnetik Teori, elektrik ve magnetik olayların uygun ve ahenkli bir teorisi olup bütün elektromagnetik dalgaların ve bu arada, tabii, ışığın da yayılmasını matematik kanunlara bağlamaktadır. Klasik Fizikte hakim olan mekanikçi zihniyet, nasıl ses dalgalarını ve su yüzeyindeki dalgaların meydana gelişini mekanik bir görüşle, yâni bir ortamın esnek (elastikî) bozulumları (=pertürbasyonları) aracılığıyla, izah etmişse elektromagnetik 'dalgaların yayılmasının da, benzer şekilde, bir ortamın esnek bozulumlarının eseri olacağına kanaat getirmişti. Bu ortamın, denel olarak doğrudan doğruya ortaya konulamamakla beraber atomların içine varıncaya kadar evrenin her yerini doldurduğu farz edilmekteydi.

    Esîr adı verilen bu ortamın esnek bozulumları olarak ortaya çıkan ışık dalgalarının kutuplanmasını (polarizasyonunu) izah etmek için ışığın enine titreşimler yaptığı ve bunu temin edebilmek için de esîrin teorik olarak sonsuz, ve pratik olarak da en mukâvîm cisimlerden daha yüksek bir sertliğe hâiz olması gerektiği tespit edilmiştir. Böyle bir sertliğin esîrdeki bütün cisimlerin hareketine sonsuz bir direnç göstermesi yâni hiç bir hareketin mümkün olmaması icap ederdi. En basit gözlemin yalanladığı bu keyfiyet, esîr kavramındaki, derin çelişikliği açığa çıkarır niteliktedir. Esîr dalgaları olan ışığın boyuna titreşimler yapmadığını izah etmek için ya bu tip boyuna dalgaların sonsuz hızı haiz olduklarını, ya esîrin asla sıkıştırılamayan bir ortam olduğunu, ya da bu tip dalgaların yayılma hızlarının sıfır olduğunu kabul etmek gerekiyordu ki bu sonuncu özellik, esîrin.negatif (!) bir sıkıştırılma katsayısına haiz olmasına denkti.

    Diğer taraftan salt kavram olarak da esir kavramı sıhhatli bir kavram değildir. Gerçekten de mantıkta prensip petisyonu denen ve d�vay� delil olarak alma hat�s� demek olan bir tutumu esîrin tanımında açıkça görebiliriz, şöyle ki: esîrin varlığı hakkında elektromagnetik dalgalardan başka bir delil yoktur; oysaki esîr varsayımı zâten sırf elektromagnetik dalgaları izah etsin diye ortaya atılmıştır. Bu fasit daire ve esîrin herhangi bir teste tabî tutulamaması bunun çelişiksiz ve objektif bir kavram olmadığını göstermektedir. Diğer taraftan esîr adı verilen bu ortamın aynı zamanda NEWTON anlamındaki "mutlak uzay" kavramının da mücessem (somut) temsilcisi olduğuna inanılıyordu. Eğer bir cismin esîre göre mutlak hızı ölçülebilecek olursa, deneyin olumlu bir sonuca erişmesi hâlinde, esîrin varlığı da dolaylı bir şekilde gerçeklenmiş olacaktı.

    Öte yandan elektromagnetik teorinin temel denklemleri matematik bakımdan Galile d�n���mlerine göre invaryant değildirler. Şu. hâlde meselâ esîr ile esîre göre düzgün doğrusal bir hareket icra eden bir (S) referans sisteminde elektromagnetizma kanunları farklı olacaktır. Özellikle, meselâ ışığın boşlukta ve esîr içinde hızla yayıldığına dair olan kanun (S) ye göre artık geçerli olmayacaktır. Eğer elektromagnetizma kanunları her Galile sisteminde yâni birinden diğerine Galile dönüşümleriyle geçilen her sistemde invaryant olsalar da, sistemlerin birbirlerine göre izâfî hızları ne olursa olsun, ışık her sistem'de c hızıyla yayılacaktı.

    Yerin Güneş etrafındaki yörüngesi üzerinde yaklaşık olarak 30 km/ sec lik bir hızla dolandığı astronomik bir şekilde tahkîk edilmiş bir gerçektir. Çok kısa bir zaman süresi için Yerin bu yörünge üzerinde aldığı yolun bir doğru olduğu ve hızının da bu sürede sabit kaldığı kabul edilebilir. Şu hâlde bu süre zarfında Yerin esîre göre düzgün doğrusal bir hareket yapan bir Galile sistemi teşkil ettiğini söyleyebiliriz.

    Mademki ışığın yayılma kanunu, Galile sistemlerine göre invaryant kalma özelliğine haiz değildir; biz, Yer üzerinde bir kere Yerin hareket yönünde, bir kere aksi yönde ve bir kere de hareket yönüne dik bir yönde ışık yollasak; ışık, bu yönlerin hepsinde de ayrı ayrı hızları haiz olacaktır. Başka bir deyimle Yerin teşkil ettiği sistem ışığın yayılma 'hızı bakımından izotrop (eşyönlü) olmayacaktır (Uzay'ın ışık hızı bakımından eşyönsüzlüğü, anizotropluğu). Yalnız bu anizotropluktan yararlanıp hiç bir astronomik olaya başvurmadan, sâdece esîrin her yeri dolduran mutlak bir ortam olması özelliğini göz önünde tutarak, lâboratuarımızda Yerin esîre nazaran mutlak hızını ortaya koyabilirsek bu sûretle esîrin varlığı da denel olarak dolaylı bir şekilde gerçeklenmiş olacaktır.

    Bunu gerçekleştirecek olan deney düzeni Michelson ve Morley tarafından geliştirilmiş olup monokromatik bir kaynaktan çıkan ışığın yarı saydam bir ayna aracılığıyla biri Yerin hareket yönünde ve biri de ona dik iki kısma bölünüp eşit uzaklıklar kat ettirilerek aynalardan aksettirildikten sonra tekrar birleşip girişim saçakları meydana getirmeleri özüne dayanır (Bknz. şekil: ILI). Böylece meydana gelen girişim saçaklarının durumları tespit edildikten sonra "let 90" çevrilip saçaklarda ortaya çıkan kayma ölçülerek buradan Yer'in esîre göre mutlak hızını hesaplamak mümkün olacaktır. Bu hızın Yerin Güneş etrafındaki teğetsel hızı mertebesinde olması lâzım geldiği âşikârdır.

    [​IMG]

    Yerin v hızıyla hareket doğrultusu olan O A yönünde ışık esîre göre, Klasik Mekaniğin hızların bileşim kuralına binâen c+v ve bunun aksi yönünde de, y131ni AO boyunca da, c—v hızıyla yayılacaktır. Buna göre ışığın OA ve AO'yu kat etmesi için lüzûm gelen zaman;

    [​IMG]

    ve bu zamanda ışığın kat ettiği optik yol da

    [​IMG]

    ve buna tekâbül eden optik yol olarak da

    [​IMG]

    olur. Diğer taraftan ışığın OB ve BO yönlerinde^ hızı da hızların vektörel bileşiminden (Bknz. Şekil: II.2) kolayca elde edilir ve

    [​IMG]

    bulunur. Buna göre iki ışın aynı uzunlukları kat ettiklerinde aralarındaki optik yol farkı

    [​IMG]

    olur. Ancak İleti bir kere de pozitif yönde 90� döndürdüğümüzde O A kolu OB yerine ve OB de eski O A'nın aksi yönüne gelecek ve bu suretle de kolların rolleri aralarında değişmiş olacaklarından fark da aksi yönde olacak ve girişim saçaklarının kaymasına tekâbül eden optik yol farkı böylece iki misli olacaktır:

    [​IMG]

    n ile İtelenen girişim saçaklarının sayısı ve X ile de monokromatik ����m dalga boyunu göstermek üzere

    [​IMG]

    ya da

    [​IMG]

    ve buradan da Yerin esîre nazaran mutlak hızı olarak

    [​IMG]

    bulunur, c, X, D bellidir ; İtelenen girişim saçağı adedi olan n de deney sonucu tespit edilebilir. Böylece eğer esîr var ise Yerin esîre nazaran v mutlak hızı tespit edilmiş olur.

    Fakat deney sonucu, girişim saçaklarında hiç bir kayma tespit edilememiştir: n=0. Bu ise v = 0, yâni Yer esîre göre hareket etmiyor, ya da esîr diye bir ortam mevcut değildir demektir. Deneyin vardığı bu olumsuz sonuç, Yerin hareket ettiğinin başka kaynaklardan reddedilemez bir şekilde tespit edilmiş olması dolayısıyla, şüphesiz ki tatmin edici bir sonuç değildir.

    EİNSTEİN 1905'te Michelson-Morley deneyinin olumsuz sonucunun, her türlü art fikirden bağımsız olarak, bize 1) ışığın yayılması bakımından uzayın eşyönlü (izotrop) olmasından başka bir şeye delâlet etmediğini ve, 2) esîr diye bir ortamın mevcut olmadığını gösterdiğini savundu.

    Çift yıldızlardan yararlanarak ışığın hızının, kaynağının hareketi'nden bağımsız olduğu gösterilebilir. Şekil: II.3 de (a) daki yıldızdan Yere gelen ışık NEWTON mekaniği ilkelerine göre, t ile ����m yıldızı terk ettiği �n�, L ile yıldız-Yer uzaklığını ve T ile de yıldızın yörüngesi üzerindeki periyodunu göstermek suretiyle, sırasıyla

    [​IMG]

    anlarında ve (b) de bulunduğu zamanki ışığı da

    [​IMG]

    olsa, bu takdirde yıldızın aynı anda hem (a) ve 'hem de (b) de gözükmesi gerekirdi. Hâlbuki bu eşitliği gerçekleyecek şekilde bazı çift yıldızlar bilinmektedir. Fakat bunlar için yıldızın hem (a) da ve hem de aynı anda (b) de gözükmesi gizlenmemiştir. Bu sonuç, ışığın hızının kaynağına bağlı olduğu varsayımının doğru olmadığını göstermeye bir delildir.

    Işığın hızının kaynağından bağımsız olduğu doğrudan doğruya ve laboratuarda gerçekleştirilen deneylerle de, James ve Stenberg tarafından optik yolla (1963) ; Sadeh tarafından elektron-pozitron yok olmasında ortaya ��kan���nlarından yararlanarak (1963) ; Alranger, Nilsson ve Kjellman tarafından hareket hâlindeki 4,43 MeV lik uyartılmış atomlarının neşrettiği ışıklarıyla; Babcock ve Berman tarafından da optik yolla (1963) ortaya konmuş bulunmaktadır.

    Eğer ışık birbirlerine nazaran düzgün doğrusal hareket yapan sistemlerde kaynağın hareketinden bağımsız olarak aynı bir c hızıyla- eşyönlü olarak yayılıyorsa bunun en tabii sonucu:
    1. Esîrin ışığın yayılması için fuzûli ve varlığı hiçbir şekilde ortaya konamayan boş ve sübjektif bir varsayım olduğudur;
    2. Üstelik ışığın eşyönlü yayılması düzgün doğrusal hareket eden referans sistemlerinde elektromagnetizma kanunlarının gerçekten de invaryant olduklarını da îmâ eder.

    Bunlardan esinlenen EİNSTEİN, bu hususları iki ilke hâlinde vazederek sonuçlarını incelemiştir:

    1) Işığın eşyönlü (izotrop) yayılması ilkesi. Işık, uzayda, kaynağından bağımsız olarak her yönde aynı c hızıyla yayılır.

    2) "Özel Rölativite İlkesi", ister elektromagnetizma olsun, isterse mekanik olsun bütün fizik kanunlarının ifâdesi bakımından bütün eylemsizlik (Galile) sistemleri birbirlerine eşdeğer olmalıdırlar (yâni bütün fizik kanunları bu sistemlerde invaryant olmalıdırlar).[6]
    İzafiye Teorisi

    Özel Görelilik Kuramı (İzafiyet teorisi), Albert Einstein tarafından 1905'te, "Annalen der Physik" dergisinde, "Hareketli cisimlerin elektrodinamiği üzerine" adlı 2. makalesinde açıklanmış ve ardından 5. makalesi "Bir cismin atıllığı enerji içeriği ile bağlantılı olabilir mi?" başlıklı makalesiyle pekiştirilmiştir.

    Göreliliğin Özel Teoremi, 1905 yılında Albert Einstein tarafından "Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği Üzerine" isimli yayınında ortaya atılmıştır.Bu teoriyi ilk olarak El Kindî (Türk İslam bilim adamı) bulmuştur; fakat çoğu kişi Galilei Galileo'nun bulduğunu düşünür bu kesinlikle yanlıştır. Kindi, Einstein’dan asırlar önce, izafiyet teorisini ortaya koydu. Ona,göre, bütün varlıklar ve varlığın fiziki olayları izâfîdir. Zaman, mekan, hareket, birbirlerinden bağımsız değildirler. Aksine bunların hepsi birbirine bağlı izafi olaylardır. Cisim zamanla, zaman cisimle, mekan hareketle, hareket mekanla ve dolayısıyla hepsi birbiriyle bağımlıdır. Bunlardan hiçbiri müstakil değildir, Kendisi bu konuda şöyle demektedir: "Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur." Galileo'nun Görelilik Prensibi, zamanla değişmeyen hareketin göreceli olduğunu; mutlak ve tam olarak tanımlanmış bir hareketsiz halinin olamayacağını önermekteydi. Galileo'nun ortaya attığı fikre göre; dış gözlemci tarafından hareket ettiği söylenen bir gemi üzerindeki bir kimse geminin hareketsiz olduğunu söyleyebilir. Einstein'ın teorisi, Galileo'nun Görelilik Prensibi ile doğrusal ve değişmeyen hareketinin durumu ne olursa olsun tüm gözlemcilerin ışığın hızını her zaman aynı büyüklükte ölçeceği önermesini birleştirir.

    Bu teorem sezgisel olarak algılanamayacak, ancak deneysel olarak kanıtlanmış birçok ilginç sonuca varmamızı sağlar. Özel görelilik teoremi, uzaklığın ve zamanın gözlemciye bağlı olarak değişebileceğini ifade ederek Newton'un mutlak uzay zaman kavramını anlamsızlaştırır. Uzay ve zaman gözlemciye bağlı olarak farklı algılanabilir. Bu teorem, madde ile enerjinin ünlü E=mc2 formülü ile birbirine bağlı olduğunu da gösterir (c ışık hızıdır). Özel görelilik teoremi, tüm hızların ışık hızına oranla çok küçük olduğu uygulama alanlarında Newton mekaniği ile aynı sonuçları verir.

    Teoremin özel ifadesiyle anılmasının nedeni, görelilik ilkesinin yalnızca eylemsiz gözlem çerçevesine uygulanış şekli olmasından kaynaklanır. Einstein tüm gözlem çerçevelerine uygulanan ve yerçekimi kuvvetinin etkisinin de hesaba katıldığı Genel Görelilik Teoremini geliştirmiştir. Özel Görelilik yerçekim kuvvetini hesaba katmaz ancak ivmeli gözlemcilerin durumunu da inceler.

    Özel Görelilik, günlük yaşamımızda mutlak olarak algıladığımız, zaman gibi kavramların göreli olduğunu söylemesinin yanı sıra, sezgisel olarak göreceli olduğunu düşündüğümüz kavramların ise mutlak olduğunu ifade eder. Birbirlerine göre hareketi nasıl olursa olsun tüm gözlemciler için ışığın hızının aynı olduğunu söyler. Özel Görelilik, c katsayısının sadece belli bir doğa olayının -ışık- hızı olmasının çok ötesinde, uzay ile zamanın birbiriyle ilişkisinin temel özelliği olduğunu ortaya çıkarmıştır. Özel Görelilik ayrıca hiçbir maddenin ışığın hızına ulaşacak şekilde hızlandırılamayacağını söyler.[x6]
    Kaynaklar

    [1] tr.wikipedia.org/wiki/Işık_hızı
    [2] tr.wikipedia.org/wiki/Işık_hızının_sabitliği_ilkesi
    [3] http://www.fizikogretmeni.com/tariht...nasil-olculdu/
    [4] tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Michelson-Morley_deneyleri&action=edit&redlink=1
    [5] http://www.frmtr.com/fizik/1408092-m...ey-deneyi.html
    [6] http://www.fizik.us/kuantum-mekanigi...ey-deneyi.html
    [7] tr.wikipedia.org/wiki/Özel_görelilik_kuramı
     

Bu Sayfayı Paylaş