Iğdır şiirleri - Iğdır ile ilgili şiirler

'Iğdır Tanıtımı' forumunda Mavi_Sema tarafından 20 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Iğdır şiirleri - Iğdır ile ilgili şiirler konusu Iğdırla ilgili şiirler
    En güzel Iğdır şiirleri
    Iğdır hakkında şiirler

    Güzel Iğdır'ım
    Yemyeşil ovan cennet bahçelerin
    Her adımda selam hoş sohbetlerin
    Hele akşamsefaların dondurma keyfin
    Hasretimsin sen güzel Iğdır’ım

    Yüzlerdeki tebessümü vücut diline
    Sıcak güneşin narin tenine
    Sana olan hasreti gönül telime
    Yansıtan toprağım güzel Iğdır’ım

    Tertemiz havan eşsiz güzelliğin
    Konuştuğun lehçen örf ananen
    Toy seslerin o güzel oyunların
    Burnumda tütüyor güzel Iğdır’ım

    Iğdır’dan bakınca Ağrı Dağı’na
    Bir gelin edasıyla başında tacı
    Yokluğun içimde tatlı bir sancı
    Göz bebeklerimde kalıyorsun güzel Iğdır’ım

    Döneri lavaşı hele boz başı
    Aşuredir hiç değişmez tatlısı
    Canımsın yüreğimsin her şeyimsin
    Sana hasret kaldım güzel Iğdır’ım
    Cafer Akyol

    Baba Ocağı (Iğdır'a Özlem)
    Saatimin zilinde her sabah
    Küllüğün efendisi
    Kara çilli horozumuz ötüyor.
    Baba ocağı gözlerimde tütüyor.
    ……
    Zemheri zamanı kışın,
    Çile zamanı;
    Eve dolmuş,
    Tezek yanan sobamızın dumanı.
    Bacasından değil, borusundan tütüyor
    Hasret beni sürükleyip
    O güne götürüyor.

    Soğuktan ellerim mosmor
    Su doluyor,
    Delik çizmelerimden ayaklarıma
    Kalın kunduramda şimdi
    Üşüyen parmaklarım
    Ters geliyor aklıma.

    Üfleye üfleye yaktığımız ocakta
    İsli kazan kaynamakta.
    Bir kap yemekle yollanıyorum komşuya
    Akşam olmuş, çıraları yanmakta.

    Karanlığın karaya boyadığı bahçelerde
    Kurbağalar koro tutmuş ötüyor
    Geceleri gizlendiğim gölgeler
    Gözlerimde tütüyor.
    Saatimin zilinde her sabah
    Kara çilli horozumuz ötüyor.

    Yokluk yoksulluktu çocuk çağımız
    Pancardan iki teker,
    Bir öküz arabası
    Oyuncağımız…

    Taşları kaldırıp kına aramak
    Yada kör keserle bir çivi çakmak
    -Kör olasın keser!
    -Bilmem hala var mısın?
    Demirin paslansın, çoğalsın derdin!
    Sen ki; çivi çakmaz,
    Çivi tutan parmağımı ezerdin.

    ‘’Zamane-i Yokluk’’ idi.
    Çok ağladık, az güldük.
    Ezik tırnak, kesik parmak ile
    Kardeş büyüdük.

    Yoksulluğu tuz gibi basıp yarama
    Parmağımı emerdim.
    Acım geçti zannederdim.
    Yanılmışım.
    Geçmemiş.
    O acı içimde her yere dolmuş.
    Yıllardır büyümüş, ‘’BEN’’ kadar olmuş.
    Bedenim doymuş ona
    Kanmış yüreğim.
    Artık susamıyorum.
    Boğazıma atıp bir parmak
    Onu ordan çıkarmak
    İstiyorum.
    Kusamıyorum.

    Sanki gurbet zehri
    İçimde öğütüyor.
    Memleket burnumda tütüyor.
    ……
    Burası şehir.
    Her şey var. Tadı yok.
    Alışamadım.
    Ben o yoksul ocağımda
    Mutluluğu yaşamıştım.
    Meğer ne tatlıymış, orda çilemiz? !
    Şimdi tatlı tasında
    Zehir tadan biz…

    Şehir seni sevemedim.
    Yüze gülen çok
    Yüreği gülen yok.
    Ölsen bile kim kime
    Sinmiyorsun içime.
    …..
    Öyle bildik babadan;
    En büyük devlet,
    Sadık dost elbet.
    Dost kardeşten önce gerek.
    Bana göre değil
    Bu iklimde büyümek.
    Burda yaşantıdan tad alamazsın.
    Orda sırt örtecek yamalı bir post,
    Burda sırt dönecek dost bulamazsın.
    Nereye dönersen apayrı bir dert
    Burası hasret…
    Bir büyük şehir.
    Şehir ki; her solukta
    Solunan zehir.
    Renkleri karışmış biribirine
    Düşünceler kirli
    Fikirler sis-pus
    Duru değil niyetler
    Dumanlı,
    Boğuk.
    Büyüdüğüm yerde kışın ayazı,
    Burda insanların yüreği soğuk.
    Beni ürkütüyor.
    Kara-çilli her sabah
    Saatimin zilinde ötüyor.

    Mustafa AKASLAN
    (Terekeme Türküsü)
     

Bu Sayfayı Paylaş