Hz. Peygamber (SAV)’in anlattığı genç davetçi

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda Mavi_Sema tarafından 22 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hz. Peygamber (SAV)’in anlattığı genç davetçi konusu
    [​IMG]

    Burçlar sahibi olan göğe, o vaat olunan güne, şahitlik edene ve edilene yemin olsun. İçi yanan ateşlerle dolu o hendekleri kazanlara lanet olsun. Çünkü onlar, ateşin çevresine oturmuş, müminlere yaptıkları işkenceyi seyrediyorlardı. Onların müminlere kin tutmalarının tek sebebi, müminlerin her şeye galip, övülmeye layık, göklerin ve yerin sahibi olan Allaha iman etmeleridir. Allah her şeye şahittir.


    "Mümin erkek ve kadınlara, dinlerinden dönmeleri için işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Onlar için çok yakıcı bir azap vardır." [1]

    "Sizden önceki ümmetler..."

    Süheyb (-i Rûmî) radıyallâhü anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Sizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı. Bu sihirbaz yaşlanınca, padişaha: - "Ben yaşlandım, bana genç birini göndersen de ona sihirbazlığı öğretsem" dedi.

    Padişah da ona bir genç gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahip bulunmaktaydı. Genç ona uğradı, yanında oturdu ve konuşmalarını dinledi, beğendi. Sihirbaza her gittiğinde rahibe uğrar ve yanında bir süre kalırdı. Sihirbaz ona "niçin geç kaldın?" diye kızar ve döverdi. Delikanlı bu durumu rahibe şikâyet etti. O da şöyle dedi:

    Sihirbaz mı, yoksa rahip mi?..

    - Sihirbazdan korktuğunda, "evdekiler alıkoydular"de; ailenden çekindiğinde de "sihirbaz alıkoydu" de.

    Genç, durumu böylece idare edip giderken, bir gün yolda insanların gelip geçmesine engel olan büyük ve yırtıcı bir hayvana rastladı ve kendi kendine "Sihirbazın mı yoksa râhibin mi daha üstün olduğunu işte şimdi öğreneceğim" diyerek bir taş aldı ve "Ey Allah'ım, rahibin yaptıklarını sihirbazın yaptıklarından daha çok seviyorsan, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam etsinler" dedi. Ve taşı hayvana doğru fırlatıp onu öldürdü. Halk da geçip gitti. Daha sonra delikanlı rahibe gelip olayı anlattı.

    Bulunduğum yeri kimseye gösterme

    Rahip ona: - Delikanlı! Şimdi artık sen benden daha üstünsün. Zira sen bu gördüğüm mertebeye erişmişsin. Öyle sanıyorum ki, sen yakında bir belâya uğratılacaksın. Böyle bir şey olursa, sakın benim bulunduğum yeri kimseye gösterme! dedi.

    Delikanlı, körleri, alaca hastalığına tutulmuş olanları kurtarır ve diğer hastalıkları da tedavi ederdi. Padişahın o sıralarda kör olmuş bir yakını bunu duydu, değerli hediyelerle birlikte delikanlıya gitti ve: - Eğer beni tedavi edersen, bütün bunlar senin olacak dedi.

    Allah Teâlâ, ona şifa verdi

    Delikanlı: - Ben kendiliğimden kimseye şifa veremem. Şifayı ancak Allah Teâlâ verir. Eğer sen Yüce Allah'a inanırsan, ben ona dua ederim, o da (dilerse) sana şifa verir, dedi.

    Adam iman etti. Allah Teâlâ da ona şifa verdi. Adam eskiden olduğu gibi padişahın yanına gelip meclisteki yerini aldı.

    Padişah: - Senin gözünü kim iyi etti? diye sordu.

    O da: - Rabbim, dedi.

    Bu defa Padişah: - Senin benden başka rabbin mi var? diye gürledi.

    Adam: - Benim de senin de rabbin Allah Teâlâ'dır, dedi.

    "Ben kimseye şifa veremem. Şifa veren Allah Teâlâ'dır"

    Bunun üzerine sinirlenen padişah adamı tutuklattı ve gencin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Sonuçta adam gencin yerini söyledi. Delikanlı getirildi. Padişah ona: - Delikanlı, demek senin sihirbazlığın körleri ve alacaları iyi edecek dereceye ulaşmış. Duydum ki sen epeyce işler yapıyormuşsun, öyle mi? diye sordu.

    Delikanlı: - Hayır, ben kimseye şifa veremem. Şifa veren Allah Teâlâ'dır dedi.

    Padişah delikanlıyı tutuklattı ve rahibin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi.

    Neticede rahip getirildi ve kendisine "dininden dön!" denildi. Rahip bu teklife yanaşmadı. Bunun üzerine padişah bir testere getirtip başının tam ortasından rahibi ikiye biçtirdi. Rahibin parçalarının her biri bir yana düştü. Sonra Padişahın adamı getirildi ona da "dininden dön!" denildi. Ancak o da kabul etmedi. Padişah onu da parçalarının her biri bir tarafa düşünceye kadar testere ile başının ortasından ikiye biçtirdi. Daha sonra delikanlı getirildi ve "dininden dön (yoksa öleceksin)" diye tehdid edildi, fakat delikanlı direndi. Padişah delikanlıyı adamlarından bir gruba teslim etti ve onlara şu talimatı verdi: - Bunu şu dağın tepesine çıkarın, dininden dönerse ne âlâ, değilse, aşağıya yuvarlayın gitsin.

    Delikanlıyı götürdüler, dağın tepesine çıkardılar. Delikanlı: "Allah'ım, beni bunların elinden nasıl dilersen öylece kurtar!" diye dua etti. Bunun üzerine dağ sarsıldı ve onlar aşağı yuvarlandılar. Delikanlı sapasağlam yürüyerek padişahın yanına döndü.

    Padişah ona: - Yanındakiler ne oldu? dedi.

    Tehlikelerden bir bir kurtuluyor

    Delikanlı da: - Allah beni onların elinden kurtardı, dedi.

    Bunun üzerine padişah, delikanlıyı adamlarından bir başka gruba teslim etti ve: - Bunu Kurkur denilen bir gemiye bindirip denizin ortasına götürün. Dininden dönerse ne âlâ, değilse, denize atın gitsin, dedi.

    Delikanlıyı alıp götürdüler. O: "Allah'ım, beni bunların elinden dilediğin şekilde kurtar!" diye dua etti.

    Gemi içindekilerle beraber ala-bora oldu, hepsi boğuldu. Delikanlı sağ-salim padişahın yanına döndü.

    Padişah onu görünce: - Yanındakiler ne oldu? diye sordu.

    Delikanlı da: - Allah beni onların elinden kurtardı, dedi ve ilâve etti: - Benim sana söyleyeceklerimi yapmadıkça beni öldüremezsin.

    Padişah: - Neymiş onlar? dedi.

    Delikanlı: - Halkı geniş bir meydanda topla. Beni de bir hurma kütüğüne bağla. Okdanlığımdan bir ok al, yayın tam ortasına koy. Sonra da "Delikanlının rabbinin adıyla de ve at. İşte ancak bunu yaparsan beni öldürebilirsin" dedi.

    Padişah halkı geniş bir meydanda topladı. Delikanlıyı hurma kütüğüne bağladı. Sonra delikanlının sadağından bir ok aldı, yayına yerleştirdi. "Delikanlının rabbi olan Allah adıyla" deyip oku fırlattı. Ok, delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu ve oracıkta öldü.

    Bunun üzerine halk: - Biz, delikanlının rabbine iman ettik, dediler.

    Daha sonra durumu padişaha ileterek: - Gördün mü çekindiğin şey nihayet başına geldi; halk iman etti, dediler.

    Bunun üzerine padişah, sokak başlarına büyük hendekler kazılmasını emretti. Hendekler ateşle doldurulmuştu.

    Padişah:

    - Bu yeni dinden dönmeyen herkesi, zorla ateşe atın (yahut "onları ateşe girmeye zorlayın") dedi.

    Emri yerine getirdiler. En sonunda kucağında çocuğu ile bir kadın geldi, bir ara ateşe girmemek ister gibi yaptı, sendeledi. Çocuk:

    - "Anneciğim, sık dişini, sabret, çünkü sen hak din üzeresin!" de(mek suretiyle annesini cesaretlendir)di. [2]

    Şehadet başlı başına zaferdir!

    Gencin şehid olmasına gelince, şehadet başlı başına bir zafer, bir bereket ve diriliştir. Belki bir genç ölür ama onun ölümüne Rabbim bereket verir de binlerce insan dirilir. Bu kıssadaki gencin şehadeti mübarek bir fetih olmuş, onun sayesinde koca bir şehir Hakka iman etmiştir. Padişahın kuvveti,yaptığı işkenceler ve ölüm, gencin imanına teslim olmuştur. Küçücük bir bebek dahi dile gelmiş gencin davasına yanarak destek vermiştir.

    Şakağından vurulan genç, ateşe atılan kadın ve diğerleri bir filmin aktörleri değil, bugüne kadar gelmiş ve kıyamete kadar gidecek olan bir mücadelenin şanlı neferleridir. Onların başına gelenler bizim başımıza geldiğinde, onlar gibi dik duramadığımız takdirde cennete girebilmemiz mümkün değildir.

    Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlar zorluk ve musibetle öylesine sarsılmışlardı ki, Peygamber ve ona iman eden arkadaşları: Allahın yardımı ne zaman gelecek diye feryat ettiler. Dikkat ediniz! Elbette Allahın yardımı yakındır. [3]

    Allah yolunda hiçbir sıkıntıya göğüs germeyenler, uykusundan dahi fedakârlık etmeyenler, bu gencin, bu hikâyede anlatılan diğer kahramanların, hele ki Rabbim Allah'tır dediği için on üç yıl boyunca işkenceye uğrayan Efendimizin ve arkadaşlarının mücadelesini, uyumalarını kolaylaştıran bir masal gibi görmekten artık vazgeçmelidir.
     

Bu Sayfayı Paylaş