Hz. Muhammedin Ümmetine Düşkünlüğü

'Peygamber Efendimiz (S.A.V)' forumunda NeslisH tarafından 3 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hz. Muhammedin Ümmetine Düşkünlüğü konusu
    'Ey insanlar, size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü'minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.' (1)

    Bu ayet, Peygamber Efendimiz (sav)in bizlere olan düşkünlüğünü, bizler için nasıl endişelendiğini, sıkıntılarımıza dayanamadığını, bunların kendisine pek ağır geldiğini, mü'minlere olan şefkatini ve merhametini çarpıcı bir şekilde ifade etmektedir.

    Bu derece şefkat ve merhamete insanlık tarihinde rastlamak mümkün değildir. Engin rahmeti öyle boyutlara ulaşmıştır ki inkâr edenlerin bile hidayete ermeleri için çabalamıştır. Allah-u Zülcelal Kur'an'da şöyle buyurmuştur: "Bu söze (Kur'an'a) inanmıyorlar diye, neredeyse kendini telef edip bitireceksin." (2)

    Ümmetini cehennem azabına götüren bir yola düşmemesi için bir baba şefkatinin ötesinde ikaz eden Allah Resûlü, bizlerin hep hayırlara, güzelliklere kavuşması hususunda hep ısrarlı olmuştur. Nitekim Şefkat Peygamberi ümmetine olan bu düşkünlüğünü şöyle ifade etmişti: "Hiç şüphesiz ben size bir babanın evlatlarına olan durumu gibiyim." (3)
    Onun düşkünlüğü sadece dönemindeki insanları değil, kıyamete kadar gelip geçecek bütün ümmetini de kapsamaktaydı. Bu düşkünlüğü onu her gece sabahlara kadar ümmeti için dualarla Rabbine yakarmasına neden olurdu. Bir gün, Peygamberimiz ellerini kaldırmış, "Allah'ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!" diye ağlayarak dua ederken, Yüce Allah, Cebrail'e buyurdu ki: "Ey Cebrail! Gerçi Rabbin her şeyi bilir; ama sen git , Muhammed'e niçin ağladığını sor." Cebrail geldiğinde, Peygamberimiz, ona, ümmeti için ağladığını söyledi. Cebrail Allah huzuruna dönüp durumu anlattı.
    Yüce Allah buyurdu ki: "Ey Cebrail, Muhammed'e git ve şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz."(4)

    Allah Resûlü, müminlere kendi nefislerinden daha yakın ve önceliklidir. İnananlara dünya ve ahirette hayırlarına olanı göstermiştir. Bir hadis-i şerifte; "Ben mü'minlere kendi öz canlarından daha yakınım." İsterseniz şu âyeti okuyun: "Allah Resûlü, müminlere kendi canlarından daha azizdir." (Ahzab, 33/6) buyurmuş ve sonra da sözüne şöyle devam etmiştir: "Kim bir mal bırakırsa o akrabalarınadır. Fakat kim de bir borç veya bakıma muhtaç kimse bırakarak giderse, borcunun ödenmesi ve geride kalanların bakımı bana aittir." (5)

    Yine harp meydanında dişi kırılıp yüzüne miğferinin bir parçası saplandığı ve yüzünden dökülen kan yere düşeceği esnada, hemen ellerini kaldırarak "Allah'ım kavmime hidayet et, çünkü onlar (beni) bilmiyorlar" (6) niyazıyla kâfirlerin başına gelmesi muhtemel bir belayı önlemişti. Miraç'ta bile ümmetini düşünen ve dönüp gelen Efendimiz (sav), ümmetine cennette ve Cenab-ı Hakk'ın cemalini müşahede etmede de rehberlik yapacaktır.

    Peygamber Efendimiz (sav), ashabına hitap ederek imkanı yerinde olanların hac yapmalarının farz olduğunu bildirmiş ve hac görevini yerine getirmelerini istemişti. Orada bulunanlardan biri "Her sene mi hac yapacağız? diye sormuş Allah Resûlü, sessiz kalmıştı. Bunun üzerine, soru soran kimse üç kere sorusunu tekrar eder. Sonunda, Peygamber Efendimiz: "Eğer evet deseydim her sene hac yapmanız farz olacaktı ve siz de buna güç yetiremeyecektiniz." Buyurarak, ümmetinin altından kalkamayacağı bir hükmün farz kılınmasını istememiştir. (7) "Eğer ümmetime zorluk vereceğimden çekinmeseydim, her namazın başında onlara misvak kullanmalarını emrederdim." buyurmuşlardı. (8)

    Bu ve benzeri pek çok örnek, Peygamber Efendimizin (sav) ümmetine zorluk gelmemesi için kolay olanı ümmeti adına tercih etmesinden gelmekteydi.

    Bir diğer hadis-i şerifte; "Rabbimin nezdinden bir melek geldi ve ümmetimin yarısını Cenab-ı Allah cennete koymak ile şefaat arasında bir tercih yapmamı istedi. Ben şefaati tercih ettim. Zira şefaat daha umumi ve kifayetlidir. Siz bu şefaatin ümmetimin müttakilerine mi olduğunu sanıyorsunuz. Hayır! O ümmetimin hata ve günah işlemiş, günahlarla kirlenmiş olanları içindir." (9) Her peygamber Allah Teâlâ'nın reddetmeyeceği duasını dünyada iken yapmış ve bu hakkını kullanmıştır. Sevgili Peygamberimiz ise reddedilmeyecek duasını, kıyamet gününde ümmetine şefaat etmek üzere âhirete saklamış ve böylece ümmetini ne kadar çok sevdiğini göstermiştir.

    Allah Resûlü (sav), ümmetinden bir kısmının cehenneme gireceğini duyduğu an mahşer meydanında secdeye kapanıp "Ümmetim! Ümmetim!" diye yakarışa geçecek, O'na "Artık başını kaldır! Şefaat et, şefaatin kabul edilecek!" deninceye kadar başını yerden kaldırmayacaktır. (10) Böylelikle iman edenler Allah'ın izniyle Peygamberimizin şefaatine nail olabileceklerdir.
    Bu hususta Peygamber Efendimiz'e kimlere şefaat edeceği sorulduğunda "Benim şefaatim, dili kalbini tasdik ederek yürekten kelime-i tevhidi getirenleredir." buyurarak samimi olarak "La ilahe illallah Muhammedun Resûlullah" diyenlerin şefaatten mahrum bırakılmayacaklarını bildirmiştir. (11) Bu ne büyük bir şeref ve üstünlüktür iman edenler için değil mi?
    Peki Peygamber Efendimizin (sav) bizlere olan düşkünlüğü bu boyutlarda iken bizler nasıl bir davranış içerisinde olmalıyız? Bizleri Peygamber Efendimizin sevgisinden alıkoyan nedir? Neden gereği gibi ona uyamıyoruz?

    Bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Beni nefsinizden (öz benliğinizden), anne babanızdan, eşinizden daha çok sevmedikçe kamil iman sahibi olamazsınız.” Demek ki nefsimiz bizi bırakmıyor. Sahabeler, Efendimizi çok fazla seviyor ve her hal ve davranışlarında kendisine mutabaat yapıyorlardı. Bu noktada, oturup nasıl daha iyi bir mümin olabilirim diye düşünmemiz gerekiyor. Bir mümin olarak bu kadar ilgi, özen ve düşkünlüğe karşılık Peygamberimize yaraşır bir ümmetin bireyi olarak, üzerimize düşen vazifelerimizi yerine getirmemiz şarttır.

    Kuran ve hadisler ışığı altında, yaşamımızı Peygamber Efendimizin (sav) açıkladığı İslam doğrultusunda planlamalı, eksiklerimizi araştırıp öğrenmeli ve gidermeye çalışmalıyız. Bilmediğimiz hususları da alimlerden ve Allah dostlarından öğrenmeliyiz. Peygamberimizin (sav) bizlere olan bu düşkünlüğünü unutmadan, salavatlarla onu anmalı ve Rabbimize böyle bir Peygambere ümmet olmayı nasip ettiği için şükretmeliyiz. Allah-u Zülcelal hepimize rahmet ve merhametiyle muamelede bulunarak Peygamber Efendimizin şefaatine nail kılsın. (Amin)

    Notlar: 1)Tevbe,128-129. 2)Kehf, 18/6; Şuarâ, 26/3. 3)Ebu Davud,Teharet,4, Beyhaki,Sünen-i Kübra,1/91. 4)Müslim, İman: 346. 5)Buharî, Tefsir, 33/1; Müslim, feraiz, 15. 6)Buhari, Enbiya, 54; Müslim, Cihad, 105; Kadı İyaz, Şifâ, 1/105. 7)Müslim, hacc, 412; Nesaî, menâsik, 1.
    8)Buhârî, Cum'a 8; Müslim, Tahare, 42. 9)İbn-i Mace, Zühd, 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/75. 10)Buhari, Tevhid, 36; Tefsirü'l-Kur'ân, 5; Müslim, İman, 326,327; Tirmizi, Kıyamet.
    11)Buhari, Rikak,50; Müslim, İman, 369.
     

Bu Sayfayı Paylaş