Hz. Ebu Bekir Es-Sıddîk (r.a) (571-634)

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Fatma tarafından 22 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hz. Ebu Bekir Es-Sıddîk (r.a) (571-634) konusu Hz EBU BEKIR ES-SIDDÎK (ra) (571-634)

    Hz Muhammed (sas)'in Islâm'i teblige baslamasindan sonra ilk iman eden hür erkeklerin; rasit halifelerin, asere-i mübesserenin ilki Câmiu'l Kur'an, es-Siddîk, el-Atik lakaplariyla bilinen büyük sahabi
    Kur'ân-i Kerim'de hicret sirasinda Rasûlullah'la beraber olmasindan dolayi, "magarada bulunan iki kisiden biri" (et-Tevbe, 9/40) seklinde ondan bahsedilmektedir Asil adi Abdülkâbe olup, Islâm'dan sonra Rasûlullah (sas)'in ona Abdullah adini verdigi kaydedilir Azaptan azad edilmis mânâsina "atik"; dürüst, sadik, emin ve iffetli oldugundan dolayi da "siddik" lâkabiyla anilmistir "Deve yavrusunun babasi" manasina gelen Ebû Bekir adiyla meshur olmustur Teym ogullari kabilesinden olan Ebû Bekir'in nesebi Mürre b Kâ'b'da Rasûlullah'la birlesir Anasinin adi Ümmü'l-Hayr Selma, babasinin ki Ebû Kuhafe Osman'dir Künyesi Abdullah b Osman b Amir b Amir b Murra et-Teymî'dir Bedir savasina kadar müsrik kalan oglu Abdurrahman disinda bütün ailesi müslüman olmustur Babasi Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeligini ve ölümünü görmüstür Hz Ebû Bekir'in Rasûlullah (sas)'den bir veya üç yas küçük oldugu zikredilmistir Islâm'dan önce de saygin, dürüst, kisilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz Peygamber'den hiç ayrilmamistir Bütün servetini, kazancini Islâm için harcamis, kendisi sade bir sekilde yasamistir
    Hz Ebû Bekir, Fil yilindan iki sene birkaç ay sonra 571'de Mekke'de dünyaya gelmis, güzel hasletlerle taninmis ve iffetiyle söhret bulmustur içki içmek câhiliye döneminde çok yaygin bir âdet oldugu halde o hiç içmemistir O dönemde Mekke'nin ileri gelenlerinden olup Araplarin nesep ve ahbâr ilimlerinde meshur olmustur Kumas ve elbise ticaretiyle mesgul olurdu; sermayesi kirk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kismini Islâm için harcamistir Rasûlullah'a iman eden Ebû Bekir (ra) Islâm dâvetçiligine baslamis, Osman b Affân, Zübeyr b Avvâm, Abdurrahman b Avf, Sa'd b Ebî Vakkas ve Talha b Ubeydullah gibi Islâm'in yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanlarin bir çogu Islâm'i onun dâvetiyle kabul etmislerdir
    Hz Ebû Bekir hayati boyunca Rasûlullah'in yanindan ayrilmamis, çocuklugundan itibaren aralarinda büyük bir dostluk kurulmustur Rasûlullah birçok hususlarda onun görüsünü tercih ederdi Umûmî ve husûsî olan önemli islerde ashâbiyla müsavere eden Peygamber (sas) bazi hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danisirdi (Ibn Haldun, Mukaddime, 206) Araplar ona "Peygamber'in veziri" derlerdi
    Teymogullari kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti Ticaretle ugrasiyorlar, toplumsal temaslari ve genis kültürlülükleri ile taniniyorlardi Hz Ebû Bekir'in babasi Mekke esrafindandi Hz Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâki ile tâninan, sevilen bir kisi idi Mekke'de "esnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi islerinin yürütülmesiyle görevliydi Muhammed (sas) ile büyük bir dostluklari vardi Sik sik bulusur, Allah'in birligi, Mekke müsriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müsâvere ederlerdi ikisi de câhiliye kültürüne karsiydilar, siir yazmaz ve siiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi
    Islâm'i Benimsemesi
    Hz Ebû Bekir, Hira dagindan dönen Hz Muhammed ile karsilastiginda, Rasûlullah (sas) ona, "Allah'in elçisi" oldugunu söyleyip "Yaratan Rabbinin adiyla oku" (el-Alâk, 96/1) diye baslayan âyetleri bildirdigi zaman hemen ona: "Allah'in birligine ve senin O'nun rasûlü olduguna iman ettim" demistir Hz Hatice'den sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur Hz Peygamber (sas) Islâm'i tebliginin ilk zamanlarinda kiminle konustuysa en azindan bir tereddüt görmüs, ancak Ebû Bekir seksiz ve tereddütsüz bir sekilde kabul etmistir Hatta Hz Peygamber (sas), "Bütün insanlarin imani bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imani agir basardi " diye lâtif bir benzetme de yapmistir Mü'min Ebû Bekir, hayatinin sonuna kadar tüm varligini Islâm'a adamis, bütün hayirli islerde en basta gelmistir
    Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kisileri Islâm'a kazandirmaya çalisti, öte yandan müsriklerin iskencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satin alip azad etmekte kullandi Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandir Kendisi de Mescid-i Haram'da müsriklerin saldirisina ugramisti Ebû Bekir, iman ettikten sonra Islâm'i teblige gizli gizli devam ediyordu Annesi, karisi Ümmü Ruman ve kizi Esma da iman etmis, fakat ogullari Abdullah, Abdurrahman ve babasi Ebû Kuhafe henüz iman etmemislerdi Osman b Affan, Sa'd b Ebî Vakkas, Abdurrahman b Avf, Zübeyr b Avvâm, Talha b Ubeydullah gibi ilk müslümanlari Islâm'a dâvet eden odur Müsriklerin eziyetleri çogalip müslümanlara yapilan baskilar arttiktan sonra Hz Peygamber Hz Ebû Bekir'e de Habesistan'a göç etmesini söylemis ve Ebû Bekir yola çikmis; ancak Berkü'l-Gimâd'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden Ibn Dugunne ile karsilastiginda Ibn Dugunne onu himayesine aldigini ve Mekke'ye dönmesi gerektigini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüslerdir Ancak sartli olarak Ebû Bekir'i himayesine alan Ibn Dugunne, Ebû Bekir'in açiktan açiga ibadet etmesi ve inancini yaymaya devam etmesi sebebiyle sartlari yerine getirmedigini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasini söylediginde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyaci olmadigini, zaten kendisine söz de vermedigini ifade etmisti: "Senin himayeni sana iâde ediyorum Bana Allah'in himayesi yeter" Böylece onüç yil Mekke'de Rasûlullah'in yaninda kalan Hz Ebû Bekir, Hz Aise'nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alip Ebû Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten aglamaya baslamisti (Ibn Hisâm, es-Sire, II, 485)
    Hz Peygamber'in bir gecede Mekke'den Kudüs'e oradan Sidretü'l Münteha'ya gittigi isra ve Mirâc hâdisesini duyan müsrikler bunu Hz Ebû Bekir'e yetistirdikleri zaman; "O dediyse dogrudur" demistir Bu sözünden sonra Ebu Bekir'e; ihlâsli, asla yalan söylemeyen, özü dogru, itikadinda süphe olmayan anlaminda, "Siddik" lâkabi verildi Kur'an tâbiriyle, "O, ne iyi arkadasti " (en-Nisâ, 4/69) denilebilir
    Iste o "Siddîk" ile o "Emîn", o iki arkadas beraberce Sevr dagindaki magaraya hareket ederek hicret etmislerdir
    Hicreti
    Sevr magarasina ilk giren Hz Ebû Bekir, (ra) magarada kesif yaptiktan sonra Rasûlullah içeri girmistir Ebû Bekir'in kizi Esma yolda yemeleri için aziklarini hazirlamisti Onlar Mekke'den ayrilinca müsrikler her tarafa adamlarini yollayarak aramaya basladilar Kureys kabilesinin müsrikleri Ebû Cehil baskanliginda Esma'nin evini aradilar, hakaret edip dayak attilar Hz Ebû Bekir (ra) hicret yolculuguna çikarken yanina bütün parasini almisti Buna ragmen kizi Esma onun nerede oldugunu, nereye gittigini kâfirlere söylememistir iz süren Mekkeli müsrikler Sevr magarasina kadar geldiler Rasûlullah bu sirada Kur'ân'da anlatildigi biçimde söyle diyordu: "Üzülme, Allah bizimledir" (et-Tevbe, 104/40) Nitekim Allah ona güven vermis, göremedikleri askerleriyle onu desteklemistir; Allah güçlüdür, hakimdir Kâfirler tüm aramalara ragmen onlari bulamadilar Magarada üç gün kaldiktan sonra Medine'ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kuba'ya vardilar
    Ebû Bekir magarada kaldiklari günü söyle anlatir: "Rasûlullah (sas) ile beraber bir magarada bulundum Bir ara basimi kaldirip baktim O anda Kureys casuslarinin ayaklarini gördüm Bunun üzerine, 'Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçi gözünü asagi egse de baksa muhakkak bizi görür' dedim O, 'Sus ya Ebû Bekir iki yoldas ki, Allah onlarin üçüncüsü ola, endise edilir mi?' buyurdu Kuba'da üç gün kalan Rasûlullah ile Hz Ebû Bekir nihayet Medine'ye vardilar Medine'de Hz Ebû Bekir humma hastaligina tutuldu Hastalik ilerleyip yataga düstügünde Rasûlullah, "Allah'im Mekke'yi bize sevgili kildigin gibi Medine'yi de bize sevgili kil, hummayi bizden uzaklastir' diye dua ettigi zaman Hz Ebû Bekir ve hasta olan diger sahâbîler iyilestiler Bu aradâ Hz Âise ile Hz Muhammed (sâs)'in dügünleri yapildi Mescidi Nebî insâ edildi Masraflarin bir kismini Hz Ebû Bekir karsiladi Medine'de kardeslik tesis edildiginde Ebû Bekir'in kardesligi Harise b Zeyd oldu
    Hz Ebû Bekir Medine'de Mescidi Nebî'nin insasina katildi Rasûlullah Islâm'i yaymak ve düsmanlar hakkinda bilgi toplamak için seriyye denilen kesif kollarini Medine disina gönderiyor, bunlara bazen Hz Ebû Bekir de katiliyordu Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpistigi savaslarda (Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te) Ebû Bekir de yer aldi O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu Rasûlullah'in bizzat idare ettigi harplere gazve denir Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaslardan baska, otuzdan fazla gazveye katilmistir Çarpisma olmaksizin Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Useyre gazveleriyle de düsmanlar itaat altina alinmistir Bütün bu gazvelerde Hz Ebû Bekir, Rasûlullah'in en yakininda yer almis olup onun "veziri" gibi idi Bedir'de, oglu Abdurrahman müsrikler safinda yer aldiginda Ebû Bekir ogluyla çarpismistir Sadece o degil, Bedir'de birçok sahâbî, oglu, kardesi, babasi, dayisi ile çarpismisti Bedir savasi, müslümanlarin Islâm'i herseyden üstün tuttuklarini, Allah için en yakinlari olan müsrikleri kan bagi veya kabile taassubu içinde kalmadan, baska insanlardan ayirdetmeden öldürdüklerini göstermektedir Rasûlullah'in bir amcasi Hamza, Islâm ordusu safindayken öteki amcasi Abbas, düsman safindaydi Yegeni Ubeyde kendi yanindayken, öteki yegenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müsriklerle beraberdi Hattâ kizi Zeyneb'in esi Ebû'l-As da Rasûlullah'a karsi müsriklerle birlikte savasiyordu
    Hicretin 9 yilinda Medine'de büyük bir kitlik oldu Bu arada Bizans imparatoru, sam'da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazirladi Rasûlullah, bu orduya karsi Islâm ordusunu hazirlarken, kitlik sebebiyle zorluklarla karsilasti Ebû Bekir malinin hepsini bu ordunun hazirlanmasinda kullandi Onuncu yilda "Vedâ Hacci"nda bulunan Allah'in Rasûlü, onbirinci yilda hastalandi
    Hilâfeti
    Hicrî onbirinci yilda hastalanan Rasûlullah (sas) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti Onun vefâtini duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapildilar ve ilk anda ne yapmalari gerektigine karar veremediler Ama o da bir ölümlüydü Hz Ömer, onun Hz Musa gibi Rabbi ile bulusmaya gittigini, O'nun için "öldü" diyen olursa ellerini kesecegini söylüyordu Ebû Bekir, Rasûlullah'in iyi oldugu bir sirada ondan izin alarak kizinin yanina gitmisti Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah'i alnindan öptü ve "Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah Ölümünde de yasamindaki kadar güzelsin Senin ölümünle peygamberlik son bulmustur sânin ve serefin o kadar büyük ki, üzerinde aglamaktan münezzehsin Yâ Muhammed, Rabbinin katinda bizi unutma; hatirinda olalim " dedi Sonra disari çikip Ömer'i susturdu ve; "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan baska ilâh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir Allah apaçik hakikattir Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüstür Allah'a kulluk edenlere gelince, süphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir Size Allah'in su buyrugunu hatirlatirim: "Muhammed sadece bir elçidir Ondan önce de peygamberler gelip geçmistir Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez Allah sükredenleri mükâfatlandiracaktir" (Âl-u imrân, 3/144) Allah'in kitabi ve Rasûlullah'in sünnetine sarilan dogruyu bulur, o ikisinin arasini ayiran sapitir seytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasin, dininizden saptirmasin seytanin size ulasmasina firsat vermeyiniz" (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198)
    Hz Ebû Bekir bu konusmasiyla orada bulunanlari teskin ettikten sonra Rasûlullah'in teçhiziyle ugrasirken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhâde'yi Rasûlullah'tan sonra halife tayini için bir araya gelmislerdir Ebû Bekir, Hz Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler Orada Ensâr ile konusulduktan ve hilâfet hakkinda çesitli müzakereler yapildiktan sonra Hz Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasinda durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi O, kendisini halife olarak öne sürmedi Hz Ebû Bekir'in konusmasindan sonra Hz Ömer atilarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve, "Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah'in emriyle namaz kildirdin Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz" dedi Hz Ömer'in bu âni davranisi ile orada bulunanlarin hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî'de Hz Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi Rasûlullah'in defni sali günü gerçeklesirken, onun nereye defnedilecegi hakkinda da bir ihtilâf meydana geldiginde Hz Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve "Her peygamber öldügü yere defnedilir" hadisini ashaba hatirlatarak bu ihtilâfi giderdi Rasûlullah'in cenaze namazi imamsiz olarak gruplar halinde kilindi Bütün bunlar olurken, Hz Ali'nin Hz Fatima'nin evinde Hasimogullari ve yandaslari ile toplandigi ve bey'ata ilk zamanlar katilmadigi nakledilir Hz Ali rivâyetlere göre, el-Bey'atü'l-Kübrâ'ya bey'at edildigi haberini alir almaz, elbisesini yarim yamalak giydigi halde evden firlamis ve gidip Hz Ebû Bekir'e bey'at etmistir (Taberî, Târih, III, 207) Onun aylarca Hz Ebû Bekir'e bey'at etmedigi haberleri gerçege uygun olmasa gerektir Çünkü onun Ebû Bekir'in üstünlügünü bildigi, onun hakkinda yaptigi konusmalar ve tarihin akisi, diger rivâyetlere aykiridir
    Râsulullah'in en yakin ashâbi arasinda -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasinda- zaman zaman ihtilâflar, görüs ayriliklari meydana gelmisse de ilk iki halife zamaninda da görüldügü gibi dâima birliktelik devam ettirilmistir Anlasmazlik gibi görünen hâdiselerin birçogunda huy ve karakter farkliligi rol oynuyordu Meselâ Ebû Bekir yumusak ve sâkin davranirken, Ömer sertlik yanlisiydi Ama her zaman birlikte hareket ettiler Ebû Bekir'in yönetiminde, Hz Ali ve Zübeyr b Avvam Ridde savaslarinda kararlarin içinde, namazlarda Ebû Bekir'in arkasinda yer almislardir (Ibn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, V, 249) Hz Ali, Rasûlullah'in bir vasiyeti olsaydi ölünceye kadar onu yerine getirecegini söylemis (Taberî, age, IV, 236) ancak, Ibn Abbas'in Rasûlullah hastalandigi zaman ona gidip hilâfet isini sormak istemesini geri çevirmistir Yani Hz Ebû Bekir'in halifeligine karsi kimseden bir çikis olmamistir Zaten tabii, fitrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeligidir Hz Peygamber ölmeden önce yazili bir ahidname birakmamis, ancak Hz Ebû Bekir'in faziletine dair Mescid'de konusmus, hasta yatagindayken onu israrla çagirtmis ve yerine imam tâyin etmistir
    Hz Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah'in mirasindan pay almak için gelen Hz Fâtima'ya, "Rasûlullah'in yaptigi hiçbir seyi yapmaktan geri durmam" diyerek, Fâtima'nin peygamberin kizi olmasini dinin üstün tutulmasindan daha önemsiz görmüs ve Rasûlullah'in yanindayken ondan ne duymus, ne görmüsse onu tatbik etmistir (Taberî, III, 220) Sonralari Hz Ali'nin hilâfeti zamaninda Fâtima'ya -ki, Ebû Bekir'e gidip miras isterken onu savunmustu- mirastan hiçbir sey vermemesi de ashâbin Rasûlullah'in sünnetine nasil itaat ettiklerinin delilidir (Ibn Teymiye, Minhâc'üs-Sünne, III, 230) Hz Ebû Bekir "Rasûlullah'in Halifesi" seçildikten sonra Mescid'de yaptigi konusmada, "Sizin en hayirliniz degilim, ama basiniza geçtim; görevimi hakkiyle yaparsam bana yardim ediniz, yanilirsam dogru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü'ne itaat ettigim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez" demistir (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203)
    Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütühati
    Hz Ebû Bekir Rasûlullah'in halifesi olduktan sonra, onun vefâtiyla Arabistan'da Mekke ve Medine disindaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalanci peygamberlere, "namaz kilariz, ama zekât vermeyiz" diyenlere karsi savas açti Esvedu'l-Ansi, Müseylemetü'l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalanci peygamberlerle yapilan savaslarla bu zararli unsurlar yok edilmis, isyan bastirilmis, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü'l-Mal'e konulup dagitilmaya baslanmistir Rasûlullah'in hazirladigi, ancak vefâti sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün'e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarini bastirmistir içte isyancilarla mücâdele edilirken, dista da iki büyük imparatorlugun, iran ve Bizans'in ordulariyla karsilasilmistir Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaslarla Islâm diyarina katilmis, Irak fethedilmis, Suriye'nin de önemli kentleri ele geçirilmistir Yermük savasi devam ederken Hz Ebû Bekir vefât etmistir Onun ordusuna verdigi ögütlerde su ibareler vardir: "Kadin, çocuk ve yaslilara dokunmayin, yemis veren agaçlari kesmeyin, ma'mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi asmayin, korkmayin" Gerçekten Islâm ordusu fethettigi yerlerde kimseye zulmetmemis, adaletiyle düsmanlarin takdirini kazanmis, müslüman olmayip da cizye vererek Islâm'in himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yasamislardir
    Kur'ân-i Kerîm'in Toplanmasi, "Mushaf''in Meydana gelmesi
    Hz Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ'nin birçogunun sehid olmasi üzerine, Hz Ömer'in Kur'ân'in toplanmasi fikrine önce sicak bakmamissa da sonra ona hak vererek, Kur'ân âyetlerinin toplanmasini saglamistir Rasûlullah zamaninda peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taslara, enli hurma dallarina yazildigi gibi, ashâbin çogu da Kur'ân hâfizi idi Ancak, yazili olan âyetler daginikti, kurrâ da azalinca Kur'ân'in muhafazasi hususunda endise edildi Ebû Bekir, Zeyd b Sâbit'in baskanliginda bir heyet teskil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti Ayrica sâhitlerle âyetler dogrulaniyor, kurrâ' ile te'kid ediliyordu Böylece bütün âyetler toplandi ve "Mushaf" meydana getirildi Bu Mushaf Ebû Bekir'den Ömer'e, ondan da kizi Hafsa'ya geçti ve Hz Osman zamaninda çogaltilarak Dârü'l-islam'in bütün vilâyetlerine dagitildi
    Vefâti
    Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kisa bir müddet sürmesine ragmen Hz Ebû Bekir zamaninda Islâm devleti büyük bir gelisme göstermistir Hz Ebû Bekir Hicrî 13 yilda Cemâziyelâhir ayinin basinda hicretten sonra Medine'de yakalandigi hastaliginin ortaya çikmasi üzerine yataga düsünce yerine Ömer'in namaz kildirmasini istedi Ashâbla istisâre ederek Hz Ömer'i halifelige uygun gördügünü söyledi Hz Ömer'in sert ve kaba olusu gibi bazi itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz Osman'a yazdirdi Ebû Bekir (ra) de, çok sevdigi Rasûlullah gibi altmisüç yasinda vefât etti Vasiyeti geregi Rasûlullah'in yanina -omuz hizasinda olarak- defnedildi Böylece bu iki büyük insanin, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti
    Kisiligi ve Yönetimi
    Tâcir olarak genis bir kültüre sahip olan Hz Ebû Bekir, dürüstlügü ve takvâsi ile ashâb içinde ilk sirada yeralir Karakteri; yumusak huyluluk, çok düsünüp çok az konusmak, tevâzu ile belirgindi Hz Âise'nin rivâyetine göre, "gözü yasli, gönlü hüzünlü, sesi zayif" biri idi Câhiliye döneminde müsrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak islerinde onu hakem tanirlardi Rasûlullah'in en sadik dostu olan Ebû Bekir'in Mirâc olayinda sergiledigi sonsuz baglilik örnegi ona "es-Siddik" lâkabini kazandirmistir O bu olayda "O ne söylüyorsa dogrudur" demistir Cömertlikte ondan üstünü de yoktur Bütün malini mülkünü Islâm için harcamis, vefât ederken vasiyetinde, halifeligi müddetince aldigi maaslarin, topraklarinin satilarak iâde edilmesini istemis ve geride bir deve, bir köleden baska birsey birakmamistir Dört esinden alti çocugu olan Ebû Bekir, kizi Âise'yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmistir (Tabakat-i Ibn Sa'd, VI, 130 vd; Ibnu'l-Esir, II, 115 vd)
    Hicret sirasinda magarada iken ayagini bir yilan soktugunda ve ayagi acidiginda o sirada dizine yatip uyumus olan Peygamber'i uyandirmamak için sesini çikarmamasi, aglarken Hz Peygamber uyanip ne oldugunu sordugunda, "Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah" demesi olayi Ebû Bekir'in Rasûlullah'a olan bagliliginin örneklerinden sadece biridir Hz Ebû Bekir'in beyaz yüzlü, zayif, dogan burunlu, sakallarini kina ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam oldugu rivâyet edilir (Ibnü'l Esir, el-Kâmil fi't-Târih, II, 419-420) Rasûlullah'tan sonra bu ümmetin en hayirlisi Ebû Bekir'dir O, Hz Peygamber'in veziri, fetvâlarda en yakini idi Rasûlullah'in, "insanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir'i edinirdim" (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: Ibn Mâce, Mukaddime, II) ve "Herkeste iyiliklerimin karsiligi vardir, Ebû Bekir hariç" demesi ve son hutbesinde, "Allah, kullarindan birini dünya ile kendi katinda olan seyleri tercih hususunda serbest birakti; kul, Allah katinda olani tercih etti'' diye Ebû Bekir'i övmesi ve mescide açilan tüm kapilari kapattirip yalniz Hz Ebû Bekir'in kapisini açik birakmasi ona verdigi degeri göstermektedir Hz Ebû Bekir'in nasslara aykiri hiçbir görüsü bize ulasmamistir, çünkü böyle bir reyi yoktur Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah'i herkesten çok taniyordu Bu yüzden hilâfetinde kendisine karsi içte muhâlif bir hareket olmamis ve fitneler görülmemistir (Buhâri, Fedâilü'l-Ashâbi'n-Nebî, 3 ) ihtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid'atler onun devrinde yasanmamistir "Üzülme, Allah bizimle beraberdir" buyuran Rasûlullah'in haberi sanki lâfizda ve mânâda Hz Ebû Bekir'de zâhir olmustur (Ibn Teymiye, Külliyat Tercümesi, Istanbul 1988, IV, 329)
    Kaynaklarda onun, "Ben ancak Rasûlullah'a tâbiyim, birtakim esaslar koyucu degilim" diye kararlarinda çok titiz davrandigi zikredilir (Taberî, IV, 1845; Ibn Sa'd, III, 183) Bir meseleyi hallederken önce Kur'ân'a bakar, bulamazsa Sünnet'te arastirir, orda da bulamazsa ashâbla istisâre eder ve ictihad ederdi Ganimetin bölüsümü meselesinde Muhâcir-Ensâr esitligi'nin ihtilâfa yol açmasinda Ömer'in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasina ragmen ganimeti esit olarak bölüstürmüstür O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çikmadi Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâki bir talâk saymislar, bu daha sonra-birçok "maslahat geregi" diye yapilan degisiklik gibi- üç talâk sayilmistir Yani Ebû Bekir, Rasûlullah'in tüm uygulamalarini aynen tatbik etmek istemis; bazen -kalpleri Islâm'a isindirmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat geregi veya zamanin degismesiyle hükümlerin degismesini söyleyen ashâbina uymustur Müslümanlar henüz otuzsekiz kisiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da Islâm'i teblig eden ve müsriklerce dövülen Ebû Bekir'e hilâfetinde "Halifet-u Rasûlillah" denilmis, sonraki halifelere ise "Emîrü'l-Mü'minîn" denilmistir Mâlî islerini Ebû Ubeyde, kadilik ve kazâ islerini Hz Ömer, kâtipligini Zeyd b Sâbit ve Hz Ali, baskumandanligini Üsâme ve Halid b Velid yapmistir Medine Dârü'l-Islâm'in baskenti olmus, Mekke, Taif, San'a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilâyetlere ayrilmistir Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beste biri Beytü'l-Mal'de toplanmistir
    Hz Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayilir O, yanilip da yanlis birsey söylerim korkusuyla yalnizca yüz kirk iki hadis rivâyet etmis veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmistir Hutbe ve ögütlerinden bazilari söyledir:
    "Rasûlullah vahy ile korunuyordu Benim ise beni yalniz birakmayan bir seytanim vardir Hayir islerinde acele edin, çünkü arkanizdan acele gelen eceliniz var Allah için söylenmeyen bir sözde hayir yoktur Herhangi bir yericinin yermesinden korktugu için hakki söylemekten çekinen kimsede hayir yoktur Amelin sirri sabirdir Hiç kimseye imandan sonra sagliktan daha üstün bir nimet verilmemistir Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz (Ayr bk Ebû Nuaym, Hilye, l )

    Ahmet AGIRAKÇA & Sait KIZILIRMAK
     

Bu Sayfayı Paylaş